Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı


11.8.2018 - Bu Yazı 561 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Aklıselim olma adına yaptırımlara karşı çıkanlar, iki tarafın da şahinlerine geçmişin iyi tarafına tutunmayı salık veriyor. Yıllardır takip ettiğim ve Amerikan tedrisatından geçmiş İranlılar da yaptırımların 80 milyonluk İran halkını cezalandırmaktan ve radikalleri güçlendirmekten başka bir şeye yaramayacağını vurguluyor. 

İranlılar 40 yıldır cuma namazları dahil her toplumsal olayda “Kahrolsun Amerika” demekten, Amerikalılar da rejim değiştirme oyunlarından vazgeçmedi. Soğukkanlı duranlar ise ilişkilerin üzerinde nasır tutmuş düşmanlık kabuğunu delip altındaki ‘tatlı geçmişi’ hatırlatarak yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu düşünüyor.

Ne var ki ABD Başkanı Donald Trump nefret damarından gidenlerin önünü öylesine açtı ki bunun dünyayı nereye götüreceğini kestirmek imkânsız hale geldi.

2015’de imzalanan nükleer anlaşmadan çekilip cezalandırma siyasetine dönen Trump otomobil sektörü ile altın ve değerli maden ticaretini hedef alan ilk aşama yaptırımları 6 Ağustos itibariyle yürürlüğe soktu. Kasımdan itibaren petrol, doğalgaz ve bankacılık alanlarında işbirliğini yasaklayan ikinci aşamaya geçilecek. Hedefin Türkçe çevirisi şu: Ekonomik krizi derinleştirip İran’ı Suriye ve Irak’tan çekilmeye, Lübnan’da Hizbullah’ın ipini çekmeye, Filistinli örgütlere desteği kesmeye, İsrail’e düşmanca siyaseti terk etmeye, 2003 Irak işgali ve Suriye’deki savaştan beri artan bölgesel nüfuzunu kesmeye, nükleer ve balistik füze programlarını terk etmeye mecbur etmek. Olmazsa rejimi yıkmaya dönük ortamı kızıştırmak. Yani ekonomik baskıyla halkı isyana teşvik etmek. Bu minvalde Amerikan medyasında köpük saçan yorumculardan geçilmiyor. İddia hayli büyük. Trump kendinden o kadar emin ki, “İran dağılıyor. Bütün ülkede daha önce olmadığı kadar büyük gösteriler var. Bütün bunlar ben anlaşmayı sonlandırdıktan sonra yaşanıyor” diye böbürlenmiş. Halbuki durum öncekilerden farklı olsa da İran 2009’den beri altıncı gösteri dalgasına sahne oluyor.

***

İran-Amerikan gerilimi küresel gündemin merkezine oturmuşken, “Aslında biz birbirimizi severdik” diyen bir hatırlatma, The Conversation’da “Unutulan Dostluk” başlığıyla Daniel Thomas Potts’dan geldi. 19. yüzyılda Amerikalı misyonerlerin eğitim, sağlık ve finans alanlarındaki katkılarını, dostluğun başlangıç noktası sayanların nazarında, İran’ın asıl iki büyük düşmanı Ruslar ve İngilizlerdir. İkisi ‘Şeytan-e Bozorg’ yani ‘Büyük Şeytan’dır. Potts da bu bakış açısının dayandığı bazı bilgiler aktarıyor.

Tarihte geniş coğrafyalara hükmetmiş Persler topraklarının önemli bir kısmını 1804-1813 ve 1826-1828 savaşlarıyla Çarlık Rusya’sına kaptırıyor. 1856-1857 savaşıyla bu kez İngilizler musallat oluyor. Ekonomik sömürü düzeni kuruluyor. Tütünden telgraf hatlarına kadar her şey İngilizlerin tekeline geçiyor. Nihayetinde petrol imtiyazı İngiliz-Pers (İran) Petrol Şirketi’ne bırakılıyor. İngilizler ve Ruslar 1907’de İran’ı paylaşan anlaşmaya imza atıyor.

İran’ın İngiliz ve Rusların imparatorluk hevesleriyle cendereye alındığı dönemde Amerikalı presbiteryenler insani bir yüzle geliyor. Onların okul ve hastane hizmetleriyle kazandıkları güven Amerikalı teknokratlara da kapıları açıyor.

Protestan misyonerlerin İran’a çiviyi çaktığı yıl 1834. Amerikalıların Pers devletiyle diplomatik ilişki tesis ettiği 1883’e gelinceye kadar 50 yıllık bir ‘hükümet dışı’ ilişkiler tarihi yazılıyor. İran’ın ilk tıp okulunu 1879’da Urumiye’de kuran Amerikalı doktor Joseph Plumb Cochran öldüğünde cenazesine 10 bin kişi katılıyor. 1895’e gelindiğinde Urumiye civarındaki misyoner okullarının sayısı 117’yi buluyor. Daha sonra presbiteryenler faaliyetlerini Tahran’dan Meşhed’e kadar tüm kuzey İran’a yayıyor. Misyonun Tahran’daki hastanesi John G. Wishard öncülüğünde 1893’de açılıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yeni okullarla eğitim ağı genişletiliyor.

İlişkiler bununla sınırlı kalmıyor. İranlılar geçen yüzyılın başında ekonomik darboğaz karşısında çareyi Amerikalı uzmanlarda görüyor.

1911’de parlamentonun davetiyle William Morgan Shuster ‘genel hazinedar’ sıfatıyla Pers maliyesine el atıyor. Dört kişilik ekiple gelen Shuster, İngiliz ve Rusların çevirdiği dümenler yüzünden başarısız oluyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rıza Şah’ın davetiyle Pers maliyesi 1922’de yine ABD’den Arthur C. Millspaugh’a emanet ediliyor. İran basını Millspaugh’u “Ölüm döşeğindeki hastayı kurtaracak son doktor” olarak niteliyor. Şah da o vakit ‘Amerikan Mali Misyonu’nu “Pers’in son umudu” olarak görüyor. Ruslar ve İngilizler İranlıların gözünde şeytanileşirken Amerikalılar ‘kurtarıcı’ postuna yerleşiyor. Amerikan konsolosu Robert Imbrie’nin 1924’te Bahai olduğu gerekçesiyle fanatik İslamcılar tarafından öldürülmesiyle olumlu imaj sarsılıyor. Şah bunun bedelini tüm muhaliflere ödetiyor. Amerikalılarla ilgili “İYİ ADAM” şablonu CIA’in İngilizlerle birlikte Başbakan Muhammed Musaddık’a yapılan darbeyi organize etmesiyle yıkılıyor. Bu darbenin nedeni Musaddık’ın İngiliz-İran Petrol Şirketi’ni millileştirmesiydi.

***

Musaddık’ın devrilmesi İranlılar arasında Amerikan karşıtlığını beslese de 1979’daki İslam Devrimi’ne kadar ilişkiler dostluk minvalinde devam etti. Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği Ortadoğu’daki en büyük casusluk şebekesine dönüşmüştü. İran’dan boşalan rol, Camp David Anlaşması’yla İsrail’i tanıyan Mısır’a verildi. Tahran Büyükelçiliği’nde 444 gün süren rehine krizi, Saddam Hüseyin’in ABD ve Körfez’den destek gördüğü 8 yıllık İran-Irak Savaşı, Amerikan ve İran donanmalarının Hürmüz’deki takışmaları, 1988’de ABD’nin iki füzeyle İran uçağını 290 yolcusuyla birlikte düşürmesi, İran içinden silahlı isyan denemeleri ve dayatılan yaptırımlar bu düşmanlığı daha da ileri noktalara taşıdı. Buna karşılık İran da bölgede nüfuzunu artırarak ve asimetrik savaş kapasitesini geliştirerek ABD’nin hesaplarını bozacak noktaya ulaştı.

Bu düşmanlığa rağmen aşk-nefret ilişkisi korundu. Mesela ABD’de okumak İranlı öğrencilerin rüyası olmaya devam etti. 1970’lerde dışarıda okumuş öğrencilerin üçte biri Amerikan üniversitelerinden mezundu. 1979 itibariyle ABD diploması sahibi İranlı öğrencilerin sayısı 51 bin 310’a ulaşmıştı. Birinci sıradaki İranlılar Amerika’daki yabancı öğrencilerin yüzde 17’sine denk geliyordu. Bugün bu rakam çok düşse de ABD’deki İranlı öğrencilerin sayısı hâlâ 12 binin üzerinde.

***

Aklıselim olma adına yaptırımlara karşı çıkanlar, iki tarafın da şahinlerine geçmişin iyi tarafına tutunmayı salık veriyor. Yıllardır takip ettiğim ve Amerikan tedrisatından geçmiş İranlılar da yaptırımların 80 milyonluk İran halkını cezalandırmaktan ve radikalleri güçlendirmekten başka bir şeye yaramayacağını vurguluyor.

Olası yakınlaşmayı dinamitleyen en temel unsur İsrail ve İsrail’le ilintili konularda iki tarafın taban tabana zıt pozisyonları.

İsrailliler yıllardır İran’a müdahale için Amerikan yönetimini güdülemenin yanı sıra Tahran karşıtı bir Arap cephesi oluşturmanın hesaplarını yapıyordu. Tahran’ın kuşku çeken nükleer programı özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez ülkelerinin sepete girmesini kolaylaştırdı. Çok geçmeden Körfez’in emirleri Washington’a “Yılanın başı küçükken ezilmeli” telkininde bulunacak kadar İsrail’in istediği kıvama geldiler. Bu ülkeler İran’la nükleer anlaşmaya imza attığı için de Obama yönetimine bozuk çaldılar. İsrail, Trump yönetimiyle ABD’den aradığı sertliği bulmuş oldu.

Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile yaptığı gibi Hasan Ruhani ile masaya oturup “bastır-al” taktiğiyle bir yere varabileceğini sanıyor. Gel gör ki İran Kuzey Kore, Ruhani de bir Kim değil. İranlılar pazarlıktan kaçan değil çok sıkı pazarlık yapan bir millet. Umman aracılığıyla Amerikalılarla dolaylı pazarlıklar sürüyor. Ancak bir netice beklenmiyor. Yaptırımlar en sert haliyle dayatılırken Trump’ın Ruhani’yle görüşme talebinin karşılık bulması da zor.

***

Tahran’dan tanıdığım ve siyasetin nabzını iyi tutan iki kişiye öngörülerini sordum. Mevcut durum ve muhtemel senaryolara dair görüşleri şöyle:

.

Facebook Yorumları

Kod8
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8