İdlib zehirlenmesi


9.9.2018 - Bu Yazı 553 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, terör örgütlerini kapsam dışı bırakan bir ateşkese dayanan ve ‘gerilimi düşürme’ esprisiyle işleyen Astana Mutabakatı’nın çerçevesi ortadayken dün herkes için ateşkes önerdi. Reddedileceği kesin bir öneri üstelik canlı yayında dile getirildi. Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’e feci şekilde gol atma fırsatı verildi.

Türkiye, İdlib sanki Suriye’nin bir kenti değilmiş gibi “Rejimin amacı İdlib’i ele geçirmektir… Bu felaket olur” uyarılarıyla Tahran’a gitti. Ha bire katlanan temelsiz rakamlarla olası mülteci akını da hatırlatıldı: ‘4.5 milyon sığınmacı besleyen ülkeye 2 milyon sığınmacı daha gelebilir.’

İdlib’de Türkiye ile aynı çizgide buluşan ABD Başkanı Donald Trump da yeni bir tehdit türüyle ortamı terörize etmeyi yeltendi: “Katliam olursa, ABD çok kızacak.”

Avrupa da ABD’ye eşlik etti: “Kimyasal saldırı olursa Suriye’yi vururuz.”

Kimyasal tezgâha dikkat çeken Rusya ise Tahran zirvesini beklemeden yanıtı sahada verdi: Akdeniz’e savaş gemilerini yığarak ve İdlib’in güney çeperlerini vurarak neyi pazarlık konusu edip neyi etmeyeceğini gösterdi.

“Ortaklık biter mi, bitmez mi” derken nihayetinde Astana üçlüsü Rusya, Türkiye ve İran dün yeni yol haritası için Tahran’da buluştu. Zirvenin neticesi, Suriye krizinin daha çok su kaldıracağını bir kez daha hatırlattı. Belli yakınlaşmalara rağmen askeri operasyon konusunda anlaşamayan taraflar Astana masasını devirmeyi göze alamadı. Terörle mücadele kararlılığının yanı sıra Suriye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğünün sağlanması konusundaki mutabakat tekrarlandı.

İdlib’in merkezini de kapsayan büyük operasyon belki biraz ötelenecek ama bu sırada Rusya kendi yol haritasına uygun olarak cerrahi operasyonlara devam edecek. Savaştaki son perdeyi geciktiren Türkiye de sızlana sızlana Astana sayesinde açılan kanallarda etkisini korumaya ve kendi koşullarını dayatmaya çalışacak.

***

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, terör örgütlerini kapsam dışı bırakan bir ateşkese dayanan ve ‘gerilimi düşürme’ esprisiyle işleyen Astana Mutabakatı’nın çerçevesi ortadayken dün herkes için ateşkes önerdi. Reddedileceği kesin bir öneri üstelik canlı yayında dile getirildi. Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’e feci şekilde gol atma fırsatı verildi. Rus lider lafı ‘Gel en iyisi sen El Kaide ve IŞİD adına taahhütte bulunma’ demeye getirdi:

“Burada silahlı muhaliflerin temsilcileri ya da Nusra Cephesi ile IŞİD’in temsilcileri yok. Onlar adına konuşamayız. El Nusracılar ya da IŞİD’ciler adına, ateş etmeyi bırakacakları ya da bomba yüklü insansız hava araçları kullanmayı bırakacaklarının sözünü veremeyiz.”

Rusya’nın operasyonları sürdürme kararlılığı, El Kaide ve IŞİD bağlantılı örgütler hedefe konulmak suretiyle ortak bildiriye yansıdı. Bildiride BM Güvenlik Konseyi’nin terörist olarak tanımladığı Nusra Cephesi (Heyet Tahrir el Şam) ve IŞİD’in yanı sıra El Kaide ve IŞİD bağlantılı birey, grup ve teşebbüsleri ortadan kaldırmaya yönelik işbirliğinin devam edeceği vurgulandı. Türkiye’nin Heyet Tahrir el Şam’ı daha birkaç gün önce terör örgütleri listesine aldığı düşünülürse hedef tanımı, Rusya ile Türkiye arasında kısmi ve zoraki bir mutabakata delalet ediyor. Bu sayede Rusya bu grupların ağırlıklı olduğu Cisr el Şuğur gibi yerlerde operasyonları sürdürürken Astana ruhundan sapmadığını söyleyebilecek.

***

Beri tarafta ateşkese katılan gruplarla teröristleri ayırma gibi bir misyonla Türkiye’nin çözüm planına fırsat tanındı. Bunu zaman kazanma stratejisi olarak okumak da mümkün. Mutlak sonu geciktirmekten bahsederken parantezin açıldığı yer burası. Bu esnek yaklaşımla Türkiye’yi masada tutan Rusya böylece Ankara’nın olası olumlu katkılarına yatırım yapmış oluyor.

Peki, Türkiye’nin ısrar ettiği yol haritası nedir? Yol haritası ‘terörist örgütleri diğerlerinden ayırma’, ‘bunları silahsızlandırıp bir tampon bölgeye taşıma’, ‘buna direnenleri tasfiye etme’, ‘İdlib’in kontrolünü Türkiye’nin eğittiği gruplara bırakma’ ve ‘yabancı savaşçıları isterlerse ülkelerine gönderme’ önerisi üzerine kurulu. Planda Afrin’deki modeli İdlib’e taşıma hevesi yatıyor.

Erdoğan temmuzdan beri bunun pazarlığını yapıyor. El Kaide ve IŞİD bağlantılı 20’ye yakın örgüt bir yana MİT’in yönlendirmesiyle Ulusal Kurtuluş Cephesi çatısı altında buluşan silahlı gruplar ‘savaşa devam’ kararı aldığı halde Tahran’a da bu planla gidildi. Bu yol haritasının süreci götüreceği yer çıkmaz sokak ya da bataklık. Rusya basit bir mantıkla bu imkânsız göreve prim veriyor: Bu şekilde Türkiye’nin işbirliği içinde kalmasını sağlıyor, operasyonun risklerini azaltıyor ve Suriye’deki silahlı isyanın finansörlerinin ‘bozucu faktör’ olarak yeniden devreye girmesini zorlaştırıyor.

Fakat bu misyonun Türkiye’ye müstakbel maliyeti gözardı ediliyor. Bu çabalar Türkiye’yi etiket değiştirse de özünde cihadi-selefi örgütlerin hamisi ve sözcüsü durumuna sokuyor. Haliyle Türkiye, Suriye’deki sorunun asıl parçası ve muhatabı haline geliyor.

***

Rusya açısından İdlib’de Türkiye ile mutlak bir tezatlık, Batı-Körfez ittifakına, bu bölge üzerinden Suriye’yi yeniden ateş çemberine alma şansı verebilir. Ki Türkiye, İdlib’i Avrupa limanına tutunmak için bir çapa olarak da kullanabileceği izlenimi veriyor. Avrupa’da iç siyasi dengeleri değiştirecek kadar güçlü bir faktör haline gelen sığınmacı korkusunu kullanıyor. Bu korkuya şimdi yabancı savaşçıların Türkiye üzerinden ülkelerine gönderilmesi ihtimali eklendi. Ankara bu korkuları kullanarak, ‘Saray Kriterleri’ne göre şekillenmiş yeni Türkiye realitesini dayatıyor.

İdlib, fırtınaya yakalanan Ankara-Washington hattını sabitlemeye yarayacak küçük bir kanca gibi de duruyor. Tabii şu an eski denkleme dönmenin koşulları yok. ABD’nin Suriye’deki varlığını sürdürme planı bir bahane ve bir hedefe bağlandı: Bahane IŞİD’in hâlâ bitirilmemiş olması, hedef ise İran’ın geriletilmesi. Türkiye, İran ve Rusya ile ortaklığını derinleştirirken Amerikan stratejisiyle arasını epey açmış oldu.

Üstelik Astana ortakları, Fırat’ın doğusunda Kürtlerle işbirliği yapan Amerikan askeri varlığına karşı ortak vurguyu daha da belirgin hale getirdi. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani “ABD’yi Fırat’ın doğusundan çıkmaya zorlayalım” derken bu tartışma bildiride şöyle karşılık buldu:

“Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişim reddedildi. Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılığı ifade edildi.”

Erdoğan’ın “Türkiye, özellikle Suriye’nin siyasi, coğrafi gerçek bütünlüğü sağlanana kadar bölgedeki varlığını korumakta kararlıdır” sözünde de ABD’ye gönderme var.

***

Bu söz, aynı zamanda Erdoğan’ın İdlib’in ötesinde pazarlık çıtasını hayli yükseğe koyduğunu ve Suriye ile ilgili heveslerinden kolayca vazgeçmediğini gösteriyor. Erdoğan, Suriye’de istediğini alıncaya kadar silahlı grupların elimine edilmesini ve yasal güçlerin sınırlara kadar kontrolü yeniden ele almasını istemiyor. Bunu ABD ve Avrupalı aktörler de istemiyor. Suriye’yi çökertme planı başarısız olduğu halde bu ülkenin istikrarını olabildiğince pahalıya getirmek niyetindeler. Erdoğan ayak diredikçe onlar da faturayı nasıl artıracaklarının hesabını yapıyor. Kimyasal tezgah da hesap dahilinde. Bu minvalde İdlib’de fırtınanın tersine dönme ihtimali Rusya açısından Astana masasını hâlâ değerli kılıyor. Bu da belli yerlerde Türkiye’nin suyuna gitmeyi gerektiriyor. Türkiye ise bu dehşet denge üzerinden kazandığı manevra alanında zihinsel zehirlenme yaşıyor. En vahimi, tehlikeli örgütlerin kullanışlı kartlar olabileceği ve bu oyunu sonsuza kadar sürdürebileceği vehmidir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI



Kod8