Ferhat KENTEL

ferhatkentel@gmail.com



Bookmark and Share

Yeni Zelanda ya da hepimiz 'ne'yiz?


13.4.2019 - Bu Yazı 650 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 "Hani şu “biz” ve “onlar” karşılaştırmaları vardır ya… Bunun en basit düzeyi herhalde aileler arası karşılaştırmalardır… “Bak adam karısına neler alıyor”, “bak, karısı ne güzel yemekler yapıyor”, “evleri ne güzel”, “evleri ne pis”, “bak elâlemin çocuğu senin gibi haytalık yapıyor mu?”, “gördün mü, karşı komşuyu, balkona çamaşır asmışlar güya; leş gibi” benzeri olumlu ya da olumsuz tespitler yapılır bu karşılaştırmalarda…

Ya da bir takım memleketlerle bizimkini karşılaştırıp, kâh gurur duyarız, kâh kendimizi eksik görüp hayıflanırız. “Bizde böyle, onlarda böyle” diyerek… Bazen aşağılık kompleksinden içimiz içimizi kemirir, bazen de başkalarını nasıl aşağılayacağımızı bilemeyiz.

Beğensek de beğenmesek de, her ailenin, her ülkenin kendi koşulları ve dinamikleri karşılaştırma yapmayı zorlaştırsa da, her ülkeyi kendi içinde değerlendirmek varken, böylesine karşılaştırmalar çok anlamlı olmasa da bu tür karşılaştırmalardan kaçınmak çok kolay değildir.

Kendi hesabıma, evet, tabii ben de karşılaştırırım, ama üstünlük ve aşağılanma duygusunu pek yaşamam. Yaşadığım memleketin huzurlu ve güzel yaşanan bir memleket olmasını, başkaları öyle olduğu için değil, bizzat doğru dürüst bir yerde yaşamak istediğim için isterim.

Ancak, Yeni Zelanda’daki ırkçı katliam sonrası, ülkenin gencecik (38 yaşında) başbakanı ve siyasi yöneticilerinin, aynı zamanda sokaktaki vatandaşın göstermiş olduğu sağduyu ve feraset karşısında yaşadığım ülke açısından içim acımadı desem yalan olur.

Öncelikle şunu tespit edelim; her ülkede, her insan topluluğunda Yeni Zelanda’daki aşağılık birtakım eylemleri yapabilecek tıynette ve ideolojide insanlar bulunabilir. Bu insanların oranı tabii ki değişebilir ama bu yüzden herhangi bir ülkeyi zihnimizde toptan çöpe atmanın ya da göklere çıkarmanın pek bir âlemi yoktur.

Mühim olan o tıynette olmayan insanların ne yaptığıdır; mühim olan o tıynetteki insanlar karşısında o ülkenin yöneticilerinin yani o ülkeyi temsil eden insanların ne yaptığıdır; mühim olan o ülkeyi “temsil eden” yöneticilerin, o aşağılık eyleme maruz kalan insanların ruhlarına iyi gelecek, onları biraz olsun iyileştirecek tutum ve tavırları gösterip göstermediğidir…

İşte Yeni Zelanda’nın Başbakanı, 50 üyesini korkunç bir katliama kurban vermiş Müslüman cemaatinin yasına ortak olmak için yaptığı konuşma ve aldığı tavırla, sadece Müslüman ülkelerde değil, bütün dünyada adeta bir kahraman oldu.

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, yüzüne sinmiş olan acı ve örttüğü başörtüsü ile her şeyden önce, Yeni Zelanda’da katliam sonrasında kendilerini alabildiğine kırılganlaşmış hisseden, tedirgin ve korkmuş Müslüman azınlığa tarifsiz bir dayanışma göstermiş oldu.

Bilgisayar oyunlarından fırlamış bir görsellik ve mizansene ilave olarak, sanki böylesine bir eylemin ucuna takıştırdığı bir “manifesto” eşliğinde, mühim ve herhalde kahraman olma hayalindeki adamın adını ağzına almadı Ardern… O “teröristin” ismi yerine, hayatını kaybeden Müslümanların adlarını hatırlamaya çağırdı insanları.

Yaşının özellikle altını çizelim; “38 yaşındaki” Başbakan, katliamdan sonra Meclis’teki açılış konuşmasına “Es selamün aleyküm” diye başladı… Nice ihtiyarlara, ihtiyar ruhlulara ve soğuk savaş artığı siyasetçilere inat, olgunluk dersi verdi. Laf olsun diye değildi bu “selamün aleyküm”… Hani anlamını bilmeyiz ama kimliği göstermenin bir yoludur, cemaatimizin kimlik işaretidir; biraz alışkanlıktır ya bu Arapça selam; işte Ardern’in selamı öyle değildi, “Barış üzerinize olsun, barış hepimizin üzerine olsun” diyerek tercümesini de yaptı verdiği selamın.

Yeni Zelanda Başbakanı, kriz zamanlarında bir ülkeye nasıl mesaj verileceğinin dersini verdi. Azınlık vatandaşlarıyla “birlikte toplum” olmanın dersini verdi; Müslüman ya da Hıristiyan Yeni Zelanda’nın tüm vatandaşları nezdinde değeri bir kat daha arttı.

Jacinda Ardern başörtüsünü örterken, ülkenin birçok bölgesinde, Müslüman olmayan kadınlar da, her türlü nefret ve kin karşısında Müslüman cemaatle dayanışmalarını sergilemek için başlarını örttüler. Hatta polisler bile… Camilere gittiler, Müslüman komşularını ziyaret ettiler, onlara çiçekler, hediyeler, dayanışma mesajları götürdüler… Müslümanların acısına, yasına ortak olarak…

Müslümanlar, kendi ifadeleriyle, bu saygı ve sevgi karşısında yaslarını paylaştılar ve azalttılar. Yeni Zelanda’nın Müslüman olmayan vatandaşlarının bu davranışı ne demektir, ne anlama gelir, farkındayız değil mi? Bu davranış, “hepimiz Müslümanız” demektir…

***

Hani Hrant öldürüldüğü zaman, onun cenazesine katılan yüzbinlerce insanın, bağırmadan ama derin bir acıyla ve sessizce “Hepimiz Ermeniyiz” diye haykırması gibi bir şeydir.

Hani toplumun milliyetçi ve de derin muhafazakâr kesimine bir türlü anlatılamamıştı ya… Bir ara Solingen’de evleri yakılan Türklerin arkasından Almanlar “hepimiz Türk’üz” diye sloganlar atmıştı ve bu örnek de pek işe yaramamıştı. İşte o anlatılamayan şeyi bu sefer Yeni Zelandalılar çok daha çarpıcı bir şekilde anlattılar.

Almanların “hepimiz Türk’üz” ya da Yeni Zelandalıların “hepimiz Müslümanız” şeklinde anlattıkları acı paylaşımını bizim ülkemizde birileri çok gördü; “hepimiz Ermeniyiz” diyenlere karşı “Siz Ermeni piçisiniz; biz hepimiz Türk’üz” diyerek öfke kustular…

Biraz ayrıntılandıralım; Yeni Zelandalılar, başörtü takarak ya da “selamün aleyküm” diyerek Müslüman olmadılar… “Dönmediler” yani… Bazılarının “hidayete erecekleri” beklentilerinin tersine…

Bu vesileyle, “hepimiz Ermeniyiz” deyince Ermeni olmaktan korkmakla, başkalarının da başörtü takınca Müslüman olacağından umutlanmanın aynı zihniyetin ürünü olduğunu anlamak çok zor değil. Yani aslında kendisini sorgulamayı bir türlü beceremeyen, cemaatleşmiş bir toplumun gayet simetrik olarak hissettiği bir duygu hali de bu vesileyle karşımıza çıkıyor. Böyle bir cemaatçi yapı için tabii ki esas mesele “bizim cemaat ile öteki cemaat arasında maç kaç kaç bitecek?” meselesinden daha öte bir şey değil…

Karşılaştırma başladı, devam edeyim… Hani Hrant’ı öldüren katile dönüştürülmüş çocukla, bayraklı fotoğraflar çektirmişti bir takım devlet elemanları… İnternete beyaz bereli katil adaylarının şarkıları ve videoları düşmüştü; Hrant’ı öldürenlere övgüler düzen videolar falan…

Hani Malatya’da savunmasız Protestanlar katledilirken, bizim ülkemizin Hıristiyan vatandaşlarının ruhunu serinletmek üzere kimsenin kılı kıpırdamamıştı… O Protestanların adı “misyonerler” kalmıştı… Öldürülmelerinde “biraz da kendi kabahatleri” olduğunun altını çizer gibi sanki…

Yeni Zelanda’da siyasetçiler ve vatandaşlar, “hepimiz Müslümanız” diyerek, bilgece tavır sergilerken, bizim toprakların yetkilileri, savaşa döndürdükleri “yerel” seçimler için bu fırsattan malzeme derliyorlar… Bir yandan döndüre döndüre katliamın görüntülerini gösterirken, diğer yandan Çanakkale savaşından en korkunç ölüm mesajlarını üretmekte beis görmüyorlar.

 “Terörün milliyeti falan yoktur” derken, terörün başka memleketlerde yarattığı korkunç sonuçlar hiçbir zaman bizim buralarda, gerçekten “barış üzerinize olsun, barış hepimizin üzerine olsun” kıvamında bir mesaj eşliğinde karşılanmadı.

Charlie Hebdo’ya saldırdı bir takım “Müslümanlar”… Yeni Zelanda’da Christchurch kentindeki camilere saldıran “Hıristiyan” ile çok benzer bir performans sergileyerek… Hatırlayalım; bizim memlekette bir takım insanlar bu cinayetlerin niçin “anlaşılması” gerektiğine ikna etmeye çalıştılar bizi.

Not edelim; Yeni Zelanda’da benzer bir gerekçelendirme yapmaya çalışan bir ırkçının kafasına gencecik bir adam yumurta yapıştırdı.

Avrupa kentlerinde kamyonlarla kalabalıkların ortasına dalan IŞİD’çi elemanların katlettiği insanlar için de çok fazla bir empati üretmedik bizim buralarda…

Mesela Fransa’nın Nice şehrinde, 14 Temmuz 2016’da, kamyonla kalabalığa dalan bir “terörist”, aralarına 10 tane çocuğun da bulunduğu 86 kişiyi öldürüp 400 kişiyi yaralarken, bizim buralarda en fazla “gerçek İslam bu değil” demekle yetindi etkili yetkililer…

Yeni Zelanda’da kaç tane kadın başörtü taktı? Nüfusa oranı neydi bu insanların? Bu konuda istatistiki bilgim yok; ancak Yeni Zelanda halkı, bizzat kendisi ve onu temsil eden en yetkili ağızdan olağanüstü bir mesaj verdi. “Ulvi” olduğuna inandırmaya çalıştıkları çıkarları için dünyayı her anlamda şiddetleriyle yakmayı göze alan sağcı popülist Trumpgil devlet ve siyaset adamlarının yaydığı kötümser havaya karşı bir umut ışığı yaktılar.

Yeni Zelandalılar sadece kendilerini kurtarmadılar; on binlerce kilometre uzaklardan dünyanın dört bir yanındaki insanlara –ve bize de- kendimizi kurtarmamız için muhteşem bir mesaj gönderdiler."

Bu yazı Jineps Gazetesi'nden alınmıştır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
13.4.2019
Yeni Zelanda ya da hepimiz 'ne'yiz?
18.12.2018
Filtresiz zamanlar
13.9.2018
Sıfırıncı yıl ve küresel otoritarizm
18.8.2015
Tampon bölgenin savaşı
10.8.2015
Şerefliler
5.8.2015
Savaş için kamuoyu oluşturmak
7.7.2015
“Sınırımızın ötesinde oluşum” fobisi
23.6.2015
Mafyalaşan devlet
16.6.2015
Görünüşe göre…
2.6.2015
Piyasanın payandası kimlik
26.5.2015
Erkeklikle üreyen kimlikler
19.5.2015
“Reel” Müslümanlık II
13.5.2015
“Reel” Müslümanlar
7.5.2015
Kamp Armen
30.4.2015
Soykırımı düşünmek
26.4.2015
Oyum neden HDP'ye?
22.4.2015
Zincirleme ‘ağır ağbi’ tamlaması
14.4.2015
Yeni Türkiye’de vesayet
11.4.2015
HDP'nin tanımladığı 'Yeni Yaşam' ve 'Yeni Sol'
31.03.2015
Barışın önündeki paralel engeller
24.03.2015
Soğuk savaş şirketi
17.03.2015
“Kod adı totaliter”
10.03.2015
Barışı silaha dönüştürmek
04.03.2015
Sınırlar ötesi
25.02.2015
Makbul vatandaşlığın terörü
18.02.2015
“Dahili ve harici bedhahlar”
11.02.2015
Türkiye kalkınıyor!
04.02.2015
Herkesin bildiği sır
27.01.2015
Doğu ve Batı’nın sınırında
20.01.2015
İkişer ikişer memleketler
13.01.2015
Ergenekoncu bir ruh var havada
06.01.2015
Voltaire kopyası yerliciler
31.12.2014
Sıradan faşizm
23.12.2014
Aşağısı ve yukarısı
16.12.2014
Barışa bakarken…
10.12.2014
Baraj ya da kimin oyu makbul?
02.12.2014
“Keşfetmek”, “yenmek” ya da utanç
25.11.2014
Dersim’in ve Ermenilerin yasını tutmak
20.11.2014
"Yeni Türkiye"
11.11.2014
Örselenmiş kimlik, “Ak Saray” adlı bir bina yapıldı Ankara’ya
05.11.2014
Yerinden ederek sınıf tahakkümü
29.10.2014
Sınırın ötesiyle titreşim hali
22.10.2014
“Milli irade” barışa yetmiyor mu?
17.10.2014
Kobanê ve ırkçılık
30.09.2014
Kalplerde seçicilik
24.09.2014
Katalunya’da bayraklar
16.09.2014
Pek seçkinler ve atık insanlar
10.09.2014
Bir metafor olarak “Nesin Matematik Köyü”
02.09.2014
Mimiklerden akan kibir
28.08.2014
Totaliter anafor
21.08.2014
Vesayet 2007’de bitmemiş miydi?
12.08.2014
HDP’nin Türkiyelileşme projesi başarılı oldu
03.08.2014
Selo!
30.07.2014
Güçlüden yana olmak
26.07.2014
Yeni toplumsal dilin adayı: Demirtaş
22.07.2014
Toplu linçlerimiz
17.07.2014
Goller, Gazze, ölüm, hayat
08.07.2014
“Bağımsız” Kürdistan
02.07.2014
Monşerler ve “muhafazakar” korkuları
25.06.2014
IŞİD’in arkasında kim var?
20.06.2014
Dinin ütopyasını bitirmek
11.06.2014
MDD’ci sağcıların devrimi
03.06.2014
Post-devrimci retorik: “Yeni Türkiye”
28.05.2014
Soma travması
24.05.2014
Erdoğancılığa devam...
15.05.2014
“Erdoğancılık”
08.05.2014
1915’te Ermenileşmiş Türkler nerede?
30.04.2014
Düzene karşıyken düzen olmak
17.03.2014
Yeryüzündeki savaş tanrılarına teslim olmamak
12.03.2014
Sahne yeniden senin Ergenekon!
27.02.2014
Biz, ‘Cemaat’in taşeronları’ ya da cemaate karşı cemaat
20.01.2014
Hrant’ın dili kazanacak!
11.01.2014
Vurmak serbest–ötekiler hain, hem de iğrenç (‘Ekseriyetle kaka’ya devam)
08.01.2014
“Yurttaşlık bilgisi” dersinin devleti ve ekseriyetle kaka… (1)
26.12.2013
Kardeşlerini yerken biten “devrim”
10.12.2013
Gezi’ye çakmanın dayanılmaz hafifliği ya da paparazzilik
28.11.2013
Farkında mısınız, hepiniz Kemalistsiniz…
11.11.2013
Üçüncü “kutup”
13.08.2013
Taksim-Gezi’de bir tiyatro performansı
05.05.2013
Kutuplu siyasal kültürün Taraf günleri
27.04.2013
Vekâleten kahramanlık
13.04.2013
Sakiller karşısında tarz
13.04.2013
Sakiller karşısında tarz
30.03.2013
Milleti ayaklarına çağıranlar
23.03.2013
Newroz/ Nevruz gibi günler!
16.03.2013
Tiksinme
09.03.2013
Dalton takıntılılar
02.03.2013
Yarı-bilgilerin savaşı
23.02.2013
Barışa ve korkaklıklara dair...
16.02.2013
‘Küçük’ hikâyeler
09.02.2013
Anti-terörizm: küresel güvenlikçi dil
26.01.2013
Hrant’ın ve Pınar’ın heyecanı
19.01.2013
Bir Hrant mektubu
12.01.2013
Buradayız Ahparig! Buradayız Sireli Yeğpayrıs!
05.01.2013
Betoncuların dini
29.12.2012
Anaforlar zamanında sessizce barış
22.12.2012
Bir açık cemaat olarak Taraf
15.12.2012
Kabuk ve ırkçılık
08.12.2012
Onlar ‘köpek’, biz ‘cici’
24.11.2012
İnadına anayasa
17.11.2012
Maraton, Weber, Marx
10.11.2012
Açlık grevleri: vicdana çağrı
03.11.2012
Bir milyon kişi
27.10.2012
‘İnsaniyetimiz kalkacak!’
19.10.2012
İslamcılık: Hareket, düzen ve parçalanma
13.10.2012
Kimler ‘insan’ olarak kabul edilebilir
06.10.2012
Ne memleket be!
23.09.2012
‘Sizin eseriniz’
15.09.2012
Türk kalkınmacılığının savaş dili
08.09.2012
Onur ve gurur arasında
01.09.2012
Taşları bağlı köyde ‘nefret suçu’
18.08.2012
‘Sen körsün, ne tercih edeceğini ben bilirim!’
11.08.2012
Kem söz sahibine aittir
04.08.2012
İnancın rengi
28.07.2012
İzan, insaf, hayâ, edep...
14.07.2012
Bir “malzeme” olarak insan
07.07.2012
Müslüman mahallesinde Ergenekonculuk yapmak
23.06.2012
Hormon, atık ve vebal
16.06.2012
Seçkinliğin yeni hâli
02.06.2012
Ulus-devletlerin ahlâksız kardeşliği
26.05.2012
Hoşgörü... inadına...
12.05.2012
Duvarlarımız
21.04.2012
24 Nisan ya da birlikte insan olmak
14.04.2012
72 millet ‘var’ ve konuşuyor
07.04.2012
En hakiki ‘biz’ ve ‘yabancılar’
31.03.2012
Türk çocuğunun değeri= 8-4+4+4-12=0
17.03.2012
‘Yoktan var edilen vatan’
10.03.2012
‘İyi sosyoloji’
03.03.2012
Cennet ve cehennem
25.02.2012
Hepimiz Hocalılıyız
18.02.2012
‘Devlet, benim!’
14.02.2012
Cehenneme özenmiş bir motel
04.02.2012
‘Dindar nesiller’
28.01.2012
Uludere’ye, Yakup Köse’ye dönüş
21.01.2012
Davayı bitirdiler ama
14.01.2012
Buğz zamanı
31.12.2011
Mazot, sofra, boya kalemi vs...
24.12.2011
‘Milli birlik ve beraberlik’
17.12.2011
Anayasa ya da kibir ve tevazu
10.12.2011
Halının altında yer kalmadı
26.11.2011
Şablon
19.11.2011
‘Schismogenesis’
05.11.2011
AKP devriminin ‘Thermidor’u
29.10.2011
Kötülük açığa çıktı... İyilik de...
22.10.2011
Ölüm ayini
15.10.2011
İnsafa çağrı!
08.10.2011
Dağda ve ovada savaş
01.10.2011
Sıradan hayatı öldürmek...
17.09.2011
Hrant 57 yaşında
10.09.2011
Tabii, herkes ‘kendi işine’ bakacak
03.09.2011
Beton milliyetçilik – milliyetçi beton
27.08.2011
Kâbus senaryosuna karşı...
20.08.2011
Altın madeninin dili, savaşın dili
13.08.2011
Farklı ‘ikna odaları’
06.08.2011
‘Tehlikenin farkında’ olan bir Norveçli
23.07.2011
Hâlâ yere çakılmadık!
16.07.2011
‘Büyük’ savaşın dayanılmaz heyecanı
09.07.2011
Abdullah Demirbaş ve insanlara dair...
02.07.2011
Yakup Köse, Ö.S. ve yargıda yorum
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive