Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası


22.6.2018 - Bu Yazı 214 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kutsal kitaplarda anlatıldığına göre Tanrı, insanlara gökyüzünden helva yağdırmıştı.

İhtiyaçların gökten yağdığı bir dünya bir ütopyaydı.

Kutsal kitaplarda anlatılan ütopyayı hatırlatan biçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan, insanlara 24 saat ücretsiz kek dağıtılacak bir ülke vaat etti.

Türkiye’de ortalama insanın en büyük hayali devletten maaş alınan bir işe sahip olmaktır.

O nedenle Erdoğan’ın vaat ettikleri ortalama Türklerin yüzyıllardır hayal ettiği ütopyanın bir müjdesi olarak görülmeli: İnsanların çok çalışmak zorunda olmadığı ve devletin bütün ihtiyaçlarını gördüğü bir düzen.

Burada bazı noktaların altını çizmek gerekiyor:

Hem seküler hem İslami gelenek ekonominin otonom bir kavram olduğunu hiç bir zaman anlamadı. Kemalistler için olduğu gibi İslamcılar için de birincil olan siyasettir, bürokrasidir yani devlettir.

Ancak bu durumun kökleri tarihte: Türk devlet geleneğinde kurucu babalar genelde “memurlardır”. Örneğin Batı da ise devlet oluşumunda burjuvazi gibi sosyal sınıflar rol oynamıştır.

Aynı geleneğin evlatları olarak hem sekülerler hem İslamcılar, ekonomik alanın devlete göre şekil almasını beklemişlerdir. Halbuki, üretim ve ticaret salt emek yoğun alanlar değil aynı zamanda entelektüel eylemlerdir.

Hal böyle olunca örneğin gazetecilerin özgürlüğünü kısıtlamanın ülkede toplam özgürlüğe zarar verdiğini ve bunun da aynı zamanda ekonomik aktörleri yok etmek olduğunu görebilecek bir ferasete Türk siyasetinde pek rastlanmaz.

Türk devlet geleneğinde ekonomi ile özgürlük arasındaki varoluşsal bağ kabul edilmez.

Örneğin Kemalist dönemde ortalama bir savcı karşısındaki vatandaştan ilk olarak “acaba komünist mi?” yahut “acaba şeriatçı mı?” diye şüphelenirdi.

İslamcılar döneminde de ortalama bir savcı karşısındakini önce “Kürtçü mü? Gezici mi? Cemaatçi mi?” diye sorguluyor.

Türk tarihinde karşısındaki kişiyi önce “acaba vergi kaçırıyor mu?” diye sorgulayacak bir savcı profili henüz çıkmamıştır.

Tipik bir Türk savcısı devletin vergi kaçırmakla yıkılacağına inanmaz.

O nedenle Türkiye’de en büyük ayıp vergi kaçırmak, iflas etmek, rüşvet vermek değildir. Türkiye’de en büyük ayıp devlet büyüklerine hakaret etmektir.

Fuzuli’nin “Selam verdim rüşvet değil diye almadılar” dizesini Osmanlıların altın çağı olarak hatırlanan Kanuni devrinde yazdığını hatırlamak gerekiyor.

Cumhuriyet Türkiye’si de selefleri Selçuklular ve Osmanlılar gibi ekonominin devlete biat ettiği bir anlayışı devam ettirdi.

Bu gelenekte devlet asla ekonomik bir kavramı bağımsız haklara sahip olarak tanımlamaz. Sözgelimi, Türk devlet geleneğinde mülkiyet hakkı dokunulmaz değildir.

Örneğin, Osmanlı Devleti 1839 Tanzimat Fermanı ile halka şöyle bir söz vermiştir:

"Birinin töhmet ve kabâhati vukû’unda onun mirasçıları o töhmet ve kabahatten masum olacaklarından onun malını müsâdere ile veresesi haklarından mahrum kılınmamalıdır.”

Halbuki bu verdiği söze ne Osmanlı devleti ne bugün onun takipçisi olmayı kimseye bırakmayan İslamcı elitler uymuşlardır.

2018 yılında Türkiye’de insanların mallarına el konulmaktadır.

Mülkiyet hakkının üstelik 2018 yılında yok sayıldığı bir düzenin şapkasından çıkaracağı en büyük ekonomik başarı, küresel sistemin tasarruflarını faiz ile kullanarak küresel pazarın alt segment ürünlerini üretebilmektir.

Daha önemlisi şudur: Türk devlet geleneğinin ekonominin gerçekliğini adeta yok sayan yaklaşımını halkın önemli bir kısmı da benimsemiştir.

Hatta bu yaklaşımı Türkçe’de başka kavram olmadığı için mecburen tüccar, yatırımcı dediğimiz zümre de benimser. O nedenle Türk “tüccarı” yahut “sanayicisi” devlet kendisine “ne istiyorsun? Konuş bakalım” deyince hemen ve daima “teşvik” der mesela hiç “özgürlük” demez.

En büyük hayali “devlet memuru” olmaktan ibaret kalabalık bir kitle ise ekonominin devletten ayrı bir alan olduğunu bilmemekte ve salt devletin ekonomik bölüşümü sağladığına inanmaktadır. Yani, bu kalabalık kitle için “ekmeğin” kaynağı vergi verenler, esnaflar, işçiler, tüccarlar değil devlettir.

İşte bu bizi Erdoğan’ın bedava kek vaadine götürüyor.

Bir örnek üzerinden tartışmayı devam ettirelim: Kasım 2015 seçimlerinde Bayburt’ta AKP’nin oyu %60 idi. 2017 referandumunda ise burada EVET oyları %82 ile ülkenin en yüksek oranı olarak gerçekleşti.

Şimdi bazı ekonomik rakamlara bakalım: Bayburt Postası’nın haberine göre 2016 yılının son 4 ayında bu ilden hiç ihracat yapılmadı. Bayburt Sıla gazetesine göre ise Bayburt bütün ülkede “elektriği en az tüketen ve en az ihracat yapan” ildir.

Ancak yine aynı yerel gazetenin haberine göre Bayburt, en mutlu iller sıralamasında üçüncüdür.

En az elektrik kullanarak, hiç ihracat yapmayarak ülkenin en mutlu üçüncü kenti olmanın anahtar kelimesi ekonomi değil devlettir. Aslında Bayburt gerçekleşmiş bir ütopyadır.

Peki, Bayburt’ta AKP’ye destek azalır mı?

Devletin yarattığı neredeyse ütopik bir paylaşımın içindeki seçmenlerin tercihinin hızla ve büyük ölçüde bizim öngördüğümüz biçimde değişeceğini beklemek yanıltıcı olabilir. Çünkü bu seçmenlerin çoğu maddi refahı ekonominin değil devletin bir türevi olarak görüyorlar.

Peki bu nasıl mümkün oluyor? Bu sorunun cevabı da devlete sahip olan zümrenin kendi taraftarlarının lehine kurduğu ganimet sisteminde yatıyor ki biz buna Türk devlet geleneği diyoruz.

Özünde bir tür ganimet mantığı olan bu düzende paylaşımdan mutlu olanların ekonomik gelişmelere tepkisi bizim beklediğimiz gibi olmayabilir. Çünkü bu mutlu insanlar için öncelikle önemli olan piyasada olup bitenler değil devletin paylaşımı devam ettirip ettirmeyeceğidir.

O nedenle belirli sayıda yurttaş için asıl sorun kime oy verileceği değil Türk ütopyasının nihai mertebesinin ayrıntısıyla ilgilidir: Kek üzümlü mü olacak çikolatalı mı?

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8