Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?


20.9.2018 - Bu Yazı 347 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye pek çok ekonomik kriz yaşamıştır. Bu ekonomik krizler bazı açılardan birbirine benzer başka açılardan da ayrışılırlar.

Ancak olaya Türk devlet geleneği açısından bakarsak pek çok krizde karşımıza temel bir neden çıkmaktadır: Devlet, ekonomik alan ile rasyonel yani iktisadi faaliyetin lehine kalıcı bir ilişki kuramamaktadır.

Türk devlet geleneğinin ekonomi konusunda tarihsel bir sorunu vardır. İstisnai zamanlar dışında devlet, ekonomik aktörlere otonomi vermez.

O nedenle piyasanın en parlak çalıştığı dönemlerde bile Türkiye’de sermaye aktörleri ile devlet arasında üstü örtülü bağımlılık vardır.

Bu bağlamda, Batı’da piyasa ekonomisini var eden burjuvazi gibi sınıfların da Türkiye’de olmaması devletin işine gelir. Büyük burjuvazi başta olmak üzere pek çok piyasa aktörü esasen devletin sayesinde faaliyetlerine devam eder.

Anadolu ahalisinin büyük ölçüde köylü, kasabalı yahut yeni şehirli kodlarda kalması Türkiye’de burjuvazi ve işçi sınıfı gibi kavramların gelişmemesine yol açmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de devleti zorlayacak ne bir sendika ne de burjuvazi vardır.

Yani ekonomi münhasıran devletin doğrudan yahut dolaylı belirlediği bir alandır. Örneğin, bugün bağımsızlığını tartıştığımız Merkez Bankası, Gerard Vissering ve Leon Morf gibi Batılıların önerileriyle kurulmuştur yani işin özünde Batılılaşma ile Türkiye’nin tanıştığı bir kurumdur ancak son tahlilde tepeden inme gelmiştir.

Ekonomik alanın belirlenmesinin bu şekilde sosyolojik ve kurumsal derinlikten mahrum olması ekonomiyi devletin insafına bırakmaktadır.

Nitekim, içinde bulunduğumuz büyük krizde de aynı sorunu yaşıyoruz: Gücünü konsolide eden AKP, devlet ve ekonomik alan arasındaki rasyonel ilişkiyi bozmuştur.

AKP kontrolündeki devlet artık ekonomik alan iktisadi faaliyetin lehine bir ilişki kuramamaktadır.

Bunun sonucu devletin aşırı büyümesi ve çok para harcamasıdır.

Türkiye’de bugün lüks kalkınma modeli vardır: Her kasabaya bir hastane, her şehre bir havalimanı... Para harcama kuralını Ankara belirlediği için herkes başka şehirde gördüğünü “biz de istiyoruz” diyerek yapmaya kalkmakta ve devletten para almaktadır.

“Parlak fikirler ile” kasabalarını yöneten belediye başkanları, gezdikleri yerlerde gördükleri tramvay, teleferik, yapay şelale gibi her şeyi “neden bizim kentimizde olmasın” diye çocukça bir hevesle inşa etmektedirler.

Türkiye’nin pek çok kenti küçüklüğündeki hayallerini gerçekleştirmek için aşırı kamu parası harcayan fantastik yöneticilerin deneme tahtası haline gelmiştir.

Anadolu’da bir tur yaparsanız İstanbul’da Formula Pisti, Kütahya’da Zafer Havalimanı gibi devletin keyfi para harcayarak meydana getirdiği anıtsal fiyaskoları görebilirsiniz.

Devlet de parayı ekonomik gerçeklerle göre değil büyük ölçüde politik ilişkilere göre harcamaya başlamıştır.

Ürkütücü olan devletin aşırı para harcamasının dışında piyasanın kurallarını yok etmesidir. Bu ise devletle işi olmayan piyasa şartlarında her şeye rağmen üreten ve ihracat yapan firmalara da zarar vermektedir.

Dolayısıyla bu gün AKP örneğinde iki temel sorun yaşıyoruz: Devlet hem bir israf mekanizmasına dönmüştür hem de piyasa kurallarını yıkmaktadır.

Bugün piyasa aktörleri açıkça korkmaktadırlar. Devletin anlamadığı şudur: İktisadi faaliyet salt emek yoğun bir iş değil aynı zamanda entelektüel bir iştir.

Bu nedenle iktisadi faaliyet hukuk ve otonomi ister. Bir benzetme ile bir üretici yahut tüccar, tıpkı bir akademisyen, hakim yahut gazeteci gibi hukuk ve özerklik olmadan iş yapamaz.

Otonomi ortadan devlet tarafından kaldırılınca yetenekli adamlar ülkeden kaçmakta, insanlar da parasını dolara yatırmaktadır.

Ne kadar yazık ki Türkiye’de devlet geleneğinin yerel, idari, ekonomik, akademik velhasıl her türlü otonomiye karşı bir alerjisi vardır.

AKP ile özellikle son dönemde devlet ekonomik hayat üzerinde o kadar etkisini arttırmıştır ki bir adım sonrası sanırım iş adamlarını maaşa bağlayıp devlet kadrosuna almaktır. Tabii bu durumda sandığımızdan çok iş adamı “yaşasın yeşil pasaport alabileceğiz” diye mutlu olursa şaşırmamak gerekir.

AKP’nin yönettiği devletin bir israf mekanizmasına dönmesi ve piyasa kurallarını yıkmasının altını çizdikten sonra şu soruyu sormak gerekiyor: AKP buradan geri dönebilir mi?

Bu soruya dört nedenden dolayı “hayır” diye cevap vermek gerekir.

Birincisi, bunu yapmak için Erdoğan’ın “kriz var iflas ettik” demesi ve toplumu gerçek ile yüzleştirmesi gerekiyor. Halbuki, bugün devlet topluma Türkiye’nin altın çağına gittiğini anlatıyor.

İkincisi, devletin parasını harcayanların çoğu iktidara yakın kişilerdir ve burada çok sayıda insanı ilgilendiren bir ilişkiler ağı kurulmuştur. O nedenle bu büyük ağın kendi ayağına kurşun sıkacağını beklememek gerekiyor. Bu o kadar büyük bir ağ ki, Ankara’da alınabilecek bazı doğru kararları boğabilir.

Üçüncüsü, reel ekonomi aslında çökmüş ve ekonomik büyüme (hatta faaliyet) münhasıran devletin para harcamasıyla gerçekleştiği için, AKP bu devletçilikten artık kurtulamaz. Bir benzetme ile anlatırsak kan kaybından ölmemek için AKP, bedenine saplanmış bıçakla yaşamaya razı bir adamın durumuna andırıyor.

Dördüncüsü, devlet ve ekonomi arasındaki ilişkiyi bozan temel bir faktör Türkiye’nin otoriter bir hale gelmiş olmasıdır. AKP’nin bu konuda da geri adım atması imkansızdır.

Nihayet, AKP’nin devleti bu kadar merkeze alması ve büyütmesi İslamcı ideolojisi ile ilgilidir. AKP şöyle yahut böyle bir İslamcı partidir ve bu ideoloji son tahlilde radikal veya popülist bir devletçiliğe evrilir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8