Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Bu mu “iyi yönetim”?


22.02.2020 - Bu Yazı 62 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  “Oyun Kurucu olmak… Büyük Oyuncu olmak… Dünya Lideri olmak…” Bu sözleri son yıllarda ne çok işittik değil mi? İnsanoğlu efsane üretmeyi seviyor. Üstünlük iştahı fıtratında mevcut. Terbiye edilemezse, böbürlenmeye, kibire bulanmaya çok uygun biçilmiş kumaşımız…

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu duruma soğukkanlılıkla bir bakalım. Ne görüyoruz? Ekonomik krizi, hukukun trajik çöküşünü, medya felâketini, ağzına kadar dolu cezaevlerini geçelim. Dünya ve bölge içinde nerede duruyoruz? Ne durumdayız? Bunu düşünelim.

İşler iyi gidiyor diyebilecek bir tek Allahın kulu bulabilir misiniz? Bunu ilk önce bu ülkeyi yönetenlerin söyleyebilmesi gerekir, değil mi? Peki, işler iyi gidiyorsa neden biz son senelerde gittikçe artan tonda bir “beka korkusu” yaşıyoruz? Neden, yönetenler bir “varlık yokluk sorunu”ndan daha çok bahseder oldu? İyi yönetilen bir ülkede beka korkusunun olması biraz tuhaf değil mi? Bir tek Türkiye mi, ulus-devletlerin zaten kaderi olan çıkar çatışmalarını yaşıyor? Kendi refahını arttırmaya, küresel zenginlik içindeki payını büyütmeye çalışan tek ülke biz miyiz? Sadece Türkiye’de mi, farklı inanç toplulukları, farklı etnik kimlikler, gelir eşitsizlikleri, birbirinden farklı siyasi düşüncelere sahip sosyolojiler var? Şunu da sorayım: Ortadoğu’ya yeni mi taşındık; bu ülke yirminci yüzyıl boyunca başka bir coğrafyada mıydı?

“İşler çok iyi gidiyor, şahane yönetiliyoruz, bakın nihayet varlık yokluk ikilemiyle karşı karşıyayız…” Bu, ancak bir stand-up cümlesi olabilir.

“Bütün dünya, liderimize gıcık kaptığı için üstümüze geliyor…” Şahane bir açıklama.

Bütün dünya neden liderimize gıcık kapsın? “Çünkü O bizim çıkarlarımız için mücadele ediyor…” Bu da başka bir şahane açıklama. Peki, (sadece) “bizim çıkarlarımız” ile “bütün dünyanın çıkarları” mı çelişmekte?  “ABD, Fransa, Almanya, Hollanda, Yunanistan, Suriye, Mısır, İsrail, Suudi Arabistan ve nihayet İran, daha da kötüsü Rusya ile çıkar çatışmamız var.” Bu çıkar çatışması yaşadığımız söylenen ülkelerin kendi aralarında çıkar çatışmaları yok mu? “Var tabii…” Onlar neden “beka sorunu” yaşamıyor? Neden hiç birisi bizim kadar sıkışık, bizim kadar yalnız, bizim kadar ittifaksız ve geleceği belirsiz değil?

“Oyun kurucu” olduğumuz için mi? Çok iyi yönetildiğimiz, en doğru stratejik tercihlerde bulunduğumuz, güç-çıkar dengesini en gerçekçi terazilerde tarttığımız, gerekli zamanlarda en hayati manevraları yapabildiğimiz için mi, biz ve sırf biz, varlık/yokluk endişesine sürüklendik?

Bu durumumuzu, bir “dünya liderliği”ne sahip olmanın başarısı olarak mı okuyacağız?

Bırakalım bu büyük lâfları. Mütevazı olalım. Kurucu babalardan bu yana kendini aktararak süren ve giderek kanlı bir trajediye dönüşen Kürt sorununu kucağında bulmuş, bir ara çözmeye yönelse de nefesi ve kalibresi yetmemiş bir yönetim yüzünden, biz buradayız. Belki tek neden bu değil. Fakat listenin birinci sırasını hak ediyor.  Milliyetçiliği ayaklar altına aldık iddiasıyla yola koyulan, ama Haziran 2015’de MHP’nin yüzde 16, HDP’nin yüzde 13 oyu karşılığında iktidardan düşme tehlikesi yaşayınca, çareyi ezdim-ezeceğim dediği milliyetçiliğe dümen kırmakta bulan bir yönetimle geldik, bu “beka” söylemli günlere.

Sözü hemen PKK’nın totalitarizmine, hainliğine, terör yöntemlerine getirip konuyu kapatmak; “durun şu işi daha sakin düşünelim” diyeni linç edip susturmak, alışkanlık haline geldi.

Kürt politikasının tartışılması PKK terörizmi üzerinden baskı altına alınmamalı. Çünkü bu mesele Türkiye’nin bütün bölge politikasını rehin almış; ülkeyi büyük güçlerle karşı karşıya getiren bir sürüklenişe yol açmış bulunuyor. 

Kendinizi ne kadar haklı görürseniz görün, sonuç odaklı olmak, bütün ülke için en iyisini sağlayacak gerçekçi yollar bulmak zorundasınız. İşler haksız gördüğünüz tarafın kazançlı çıktığı, sizin ise kendinizi haklı bulurken zarara uğradığınız bir yere gelmişse, bunun sorumluluğundan kaçamazsınız. İyi yönetememişsiniz demektir süreci.

Nitekim Türkiye’nin ne yazık ki iyi yönetilemediği apaçık ortada.

Mevcut iktidar, Kürt millî siyasallaşmasını, Suriye iç savaşının Kürt coğrafyasına etkisini, Batı dünyasıyla çıkar dengesini gözeten ama istikrarlı bir işbirliğini sürdürmenin önemini doğru değerlendiremedi. PKK’nın “halk ayaklanması” trajedisinin yarattığı çok zorlu açmazların da, Batı’nın çifte standartlı politikalarının da farkında olan bir insan olarak, kişisel kanaatim budur. Zaten her aktörün haklı olduğu, bu hakların birbirine uyum gösterdiği, bütün güçleri bağlayan etkin bir ahlâkın işlediği bir dünyada yaşıyor olsaydık, belki siyaset sektörüne de gerek kalmazdı. Ama siyaset, işte bu karmaşa içinde zararlardan, yıkımlardan kaçınma, yarar elde etmenin yollarını bulma faaliyetidir. Siyasetçiyi papazdan veya imamdan ayıran budur. O, ahlâkî vaazlar için değil, sorumluluğunu yüklendiği toplumun berbat bir dünyada hasar görmeden yol alabilmesine rehberlik etmek için vardır.

Asıl büyük kaybımız ise, konuşamayan, tartışamayan bir topluma dönüşmekte oluşumuzdur.

Biz, linç ve ceza korkusu yaşamadan, birbirimizi hain ilân etmeden, Kürt meselesinin nasıl çözülebileceğine ilişkin hiçbir anlamlı soru soramaz olduk. Meselâ “Evet, o hendekler rezaletti; evet, ayaklanma siyaseti Kürtlere de ihanetti. Fakat o hendekler kapatılırken başka neler oldu? Başka yolu yok muydu?” gibi soruları soramıyoruz. Kendi milliyetçiliğimizle yüzleşemiyoruz. Kendimize her türlü manevra hakkını tanıyor; Kürt milliyetçiliğinin büyük güçlerle ittifak arayışını ise sadece “terör ve ihanet” kalıpları içinde değerlendiriyoruz.

Bu ülkenin çoğunluğu Türkler ile Kürtler arasındaki bu eşitsiz hak dağılımını makul ve ahlâkî bulabilir. Bulan bulsun, yapacak bir şey yok. Milliyetçilik, zaten bunu meşru bulma ideolojisi. Fakat bu yaklaşım ahlâk sınırını aşıp siyaseti belirleyen motivasyona dönüştüğünde, başımıza işte bugün gelenler geliyor. Önce “Kürt koridoru”na, sonra daha da ürpertici bir isimle “terör koridoru”na izin vermem diye ordumuzla bölgeye abanıyoruz. Kürt milliyetçi hareketi biraz geri çekiliyor, toprak kaybediyor. Ama gücü ve ittifakları bozulmayıp aynı kalıyor. Türkiye ise alabildiğine yalnız, alabildiğine sıkışmış, Fırat’ın doğusunda ABD ve batısında Rusya’yla kafa kafaya geliyor. 

“Gömleğin yanlış bağlanmış ilk düğmesi” metaforunu hatırlatıp kapatıyorum burada.

Kötü yönetilme örnekleriyle devam edeceğim.        

.

Facebook Yorumları

Emlak8
22.02.2020
Bu mu “iyi yönetim”?
16.02.2020
Bırakın bu (siyasi) ayakları
16.01.2020
Alkışlamadan önce düşünmek
9.01.2020
Bu değişimi aslında değişmemiş olmamıza mı borçluyuz?
13.10.2019
Savaş çözüm mü (*)
5.08.2019
Kötü haber
2.07.2019
Kutupları terk etmek
26.06.2019
“Vermezler/gitmezler”ci apolitizm
19.06.2019
Irkçılık ve aynaya bakma cesareti
26.05.2019
Bu bir aşk değil gasp hikayesi
22.05.2019
Tartışmayan toplum olmanın bedeli
13.4.2019
Seçimleri kaybeden gider kazanan gelir kural budur
9.4.2019
Kaybedilen sadece Büyük Şehirler mi
4.4.2019
Umut nerede
31.3.2019
Erdoğan'ın Türkiye toplumuna “katkısı”
15.3.2019
Seçimler imajlar ve gerçekler
4.3.2019
İnsan doğası ve seçme özgürlüğü
24.2.2019
Askerlik, erkeklik ve şiddet
18.2.2019
Kültür değil kazanan değişiyor
12.2.2019
Erkeklik halleri
5.2.2019
Anekdotlar
27.1.2019
Berberin gözünden
21.1.2019
Ataerkil kültür
14.1.2019
Kültür üzerine
31.12.2018
Borçlanalım eğlenelim... mi?
24.12.2018
İyilik ve kötülük üzerine
17.12.2018
Yalanlarımız
10.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
4.12.2018
Adanmışlık
17.11.2018
Müslüm Baba
1.7.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive