Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Savaş ve romantizm


29.1.2018 - Bu Yazı 2663 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 16 Nisan referandumu öncesinde yazdıklarımdan bu yana, siyaset üzerine yazmayı bırakmıştım. Bıkkınlık, isteksizlik sorunu; başka bir şey değil.

Bu Afrin harekâtıyla birlikte yükselen tartışma (da pek sayılmaz, zira neredeyse tek sesli bir coşma hali) ortamında bir sataşılmışlık duygusunu yaşıyorum. Hayır; düşüncelerimi kimseyle karşılıklı oturup konuştuğum için değil; okuyup dinlediklerim beni (ve benim gibi düşünenleri) değişik dozlarda ötekileştirdiği için.

Köpürte köpürte savaş güzellemeleri yapan; kendileri gibi düşünmeyen herkesi hain ve düşman gören neo-Pantürkistlere söyleyecek bir sözüm yok. Ayrıca onlar ne kadar coşsalar anlarım. Çünkü iktidar en çok onların ağzına yakışan kavramlarla meşrulaştırılmaya yatkın bir hamle yapmış bulunuyor.

Benim sözüm, ayrımcılığı reddeden, insan haklarına saygılı, özgürlüklerin savunucusu olduğundan kuşku duymadığım kimi seslere. Zira bu çevrelerden de savaşın haklı ve doğru bir karar olduğunu; tehdidin savuşturulması için başka bir seçeneğin bulunmadığını; savaşı yanlış bulanların romantik ve hattâ sorumsuz bir tutumu temsil ettiğini söyleyenler oldu.

Bu tür sıcak savaş ortamlarında tartışmanın; akla seslenen sorular sormanın ne kadar güç olduğunu bilmiyor değilim. Hele hak hukuk üzerine söz söylemenin iyiden iyiye imkânsız olduğunun çok farkındayım. Olağan durumlarda bile karşısındakini dinlemeye, farklı fikirlere tahammül göstermeye kapalı bir asabiyemiz var. O nedenle, anadilde eğitim veya kendi kaderini tayin gibi bazı hak kategorilerine hiç girmeyeceğim. Sadece bu savaşın, yani çözüm sürecinin bitmesinden sonra Türkiye’nin izlediği siyaset hattının, gerçekten realist ve milli çıkarlarımıza en uygun yol olup olmadığına ilişkin kimi sorular soracağım. Belki böylelikle, savaşı yanlış bulanların mı, yoksa savaşı haklı ve kaçınılmaz görenlerin mi daha romantik ve/ya daha sorumsuz olduğunu sorgulama fırsatımız olacak.

Yani mevcut politikalarla, aziz vatanımız ve onun üzerinde yaşayan bizlerin geleceği için gerçekten en iyi yoldan mı yürümekteyiz? Milli çıkarlarımıza başka bir perspektiften bakmak gerçekten çok mu ahmakça; çok mu romantik ve hattâ çok mu sorumsuz?

Afrin harekâtının bir tehdit algısına dayandığından kuşku yok. Sınırlarımızın hemen yanında PKK/PYD’nin yönettiği bir Kürt bölgesinin varlığı, sınırlarımızın içinde de bir egemenlik riski üretecek. Bu değerlendirmeye ben de katılıyorum.

Benim, cevabından savaş yanlıları kadar emin olmadığım soru şu: Kürt ulusallaşma sürecine PKK/PYD ile savaşarak engel olmaya çalışmanın mı, yoksa onları savaştan vazgeçirip Türkiye Cumhuriyeti devleti ile dost ve müttefik yapacak derecede taleplerini tatmin etmenin mi, daha büyük maddi ve manevi bedeli olacak?

Gördüğünüz gibi haktan hukuktan söz etmiyorum. O çok daha zor, çok daha olgunluk gerektiren bir tartışma. Ben hepimizin günlük hayatına yansıyabilecek basit bir öngörü sorusu soruyorum. Savaşarak mı, yoksa pazarlık ve müzakere yoluyla onları bir ölçüde tatmin edip bölgede yanımıza çekecek bir siyasetle mi daha faydalı sonuçlar elde ederiz? Bir ölçüde diyorum, çünkü maksimum tatmin de söz konusu olamaz. Onlar da terazinin bir kefesine kısmî edinimleri, diğer kefesine savaşa devamın bedelini koymak; yani onlar da savaşın bedeli ile barışın bedelini karşılıklı tartmak zorundalar. Fakat sonuçta, öyle şeyler var ki, çözüm sürecinde masaya oturduğumuz fakat şimdi karşılıklı silâhlara sarıldığımız tarafa Esad da, Rusya da, ABD de veremez. Sadece Türkiye verebilir. Bunlardan söz ediyorum.

Buralara kadar esneyebilen bir devlet politikası, bu coğrafyada yaşayan bizlere ne kazandırır, ne kaybettirir? Elbette, devletin geleneksel işleyişinden bir “eksilme” olur. Bir açıdan bakıldığında, bir bedeldir kuşkusuz. Ama o halde alternatif bedelle karşılaştırılmalıdır. Yani savaşın bedeliyle.

Savaşın bedeli dediğimiz zaman da, yeni öngörü ve değerlendirmelere ihtiyacımız olduğunu görürüz. İlk ve en önemli soru da şudur: 1984 tarihinden bu yana devam eden ve gelinen noktada ordumuzu sınır ötesine de gönderme mecburiyeti yaratan bu savaş, daha ne kadar sürer? Geçen yıllar içinde, “Kürt milli kimliği” diyebileceğimiz zihniyetin yaygınlaştığına mı tanık olduk, gerileyip sönümlendiğine mi? Peki, bu sürecin maalesef merkezinde yer alan PKK hareketi zayıflayıp, yalnızlaşıp erimeye mi yüz tuttu, yoksa sınırları, ittifakları ve savaş gücü büyüdü ve gelişti mi?

Hangi cevap daha romantik, daha sorumsuz?

Cevap 1: Şehitler ölmez vatan bölünmez. Son teröristi de yok edene kadar savaşacağız. Bugüne kadar düşmanı yok edemedik ama artık çok güçlüyüz, kararlı bir iktidar var. PKK ister ABD’yle, ister Rusya’yla ittifak yapsın; isterse şimdiye kadar olmadığı ölçüde silahlanma imkânına kavuşsun; isterse Avrupa ülkelerinde serbestçe çalışmalarına devam etsin; isterse kurdurduğu partiler seçimlerde üçüncü olacak kadar oy toplasın, Türkün gücü karşısında yok olup gidecektir.

Cevap 2: Otuz yılı aşkın savaş tecrübesi gösteriyor ki, ne kadar terör örgütü de olsa; ne kadar totaliter bir yapısı da olsa; ne kadar korkunç sonuçları olan yanlış siyasetler de izlese, PKK giderek yalnızlaşan, yok olan bir örgüt değil. Önünde sonunda bir Kürt devleti kurabilir mi, bilinmez. Ama daha uzun yıllar boyunca büyük güçlerin fırsat alanında yer alması ve savaşma gücünü koruması, bölgenin Kürt nüfusu içinde temsil yeteneğini sürdürmesi asla yabana atılamayacak bir ihtimal. Bu varlığıyla da Türkiye’ye karşı kurulacak planların kullanışlı bir unsuru olmaya devam edecek. Çünkü kendisiyle savaşmayı daha doğru bir politika sayan Türkiye’den talepleri var; onları elde etmek için Türkiye karşıtlarıyla ittifak yapacak.

Bu cevapları akılcılık-romantizm terazisinde karşılaştırdıktan sonra temel sorumuza yeniden dönebiliriz.

Bu süresi belirsiz savaş bize neye mal oluyor? Öncelikle korkunç bir can kaybına. Şimdi unutulmaya terk edilen sayısız annenin gözyaşlarına. Akıl almaz bir kaynak harcanmasına (trilyonlarca dolardan bahsediliyordu bundan birkaç sene önce). Üstünde yaşadığımız coğrafyada ölme ve öldürme üzerine yükselen yıkıcı bir kültürün güçlenmesine.

Peki bu kadar mı? Hayır, değil. Kürt milliyetçiliğine hiç tâviz vermemek ve Kürtlerle hiçbir şeyi paylaşmamak adına sürekli savaşmayı seçmek, belki daha tehlikeli bağlanmalara, yakınlaşmalara yol açabilir. Misal, kendi halkını katleden Esad’a bakış değişebilir. Değişti ve değişiyor zaten. Şu ana kadar doğrudan temas kurulmamasının nedeni, Esad’ın içerideki imajı ve ona karşı iç savaştan (2011’den) beri kullanılan üslup. Bundan açıkça dönmek zor olduğu için, Esad Rusya üzerinden ikna ediliyor. Bu ise bölge politikalarında Rusya’dan ne kadar bağımsız davranabileceğimiz; onu kızdıracak bir adımı atıp atamayacağımız sorusunu davet ediyor. Bazı şeyleri bir tarafla paylaşamamak, başka bir tarafla paylaşma zaruretini dayatıyor. Çünkü ittifaksız siyaset yapılamıyor. Özellikle savaş, asla yalnızlık kabul etmiyor.

Bu yazıyı okunamayacak kadar uzatmak istemediğim için burada kesiyorum.

Ancak şu teklifimi yineliyorum: “Afrin mecburi ve haklı bir adımdır, tehdidi bu yoldan savuşturuyoruz, savaşa karşı çıkarak ayakları havada romantik barışçılık oyunları oynamayalım” demeden önce, bu tehdidin savaş yerine barışla ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağını, duygusal barikatlarımızı aşarak aklımıza bir soralım.

Bakalım cevabımız ne olacak?    

.

Facebook Yorumları

reklam
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı