Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI


16.4.2017 - Bu Yazı 642 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Taraf gazetesiyle başlayan, serbestiyet.com, Yeni Yüzyıl ve Karar gazeteleriyle sürerek bugüne gelen yazarlık maceramda kendi performansımı değerlendirmeye kalksam, en gönül rahatlığıyla söyleyebileceğim cümle “açık sözlü” bir yazar olduğumdur. Dolayımlara, imalara, light yönlendirmelere, ağız içi baklalara yatkın değilim. Bunu da övünülecek bir üstünlük olarak görmüyorum. “Ağızda bakla” metaforunu araya sıkıştırdığıma bakarak, sözünü daha sakınmalı, daha örtük söyleyenleri eleştirdiğim sanılmasın. Bütün içtenliğimle belirtmeliyim; belki de o tutum daha işlevsel, daha anlamlıdır. Ulaşılmak istenen kesimlere daha uygun, onların duygularını daha iyi yakalayan, özdeşlik kurma ihtiyaçlarına daha iyi cevap veren bir üslup olabilir sözü imalar üzerinden kurmak. Açık sözlülüğün göze batan bir çiğ ışığı vardır ve kutuplar üstü durmaya çalışanlardan daha çok fanatik yandaşlığın yöntemidir belki. Bunları gerçekten bilmiyorum.

Anayasa tartışmasında da üst üste yazılar kaleme aldım. İlki 13 Ocak tarihinde “Muhafazakarların sınavı: Anayasa Taslağı” başlığını taşıyor. Onu takip eden 9 yazının da tamamı anayasa tartışması üzerine ve hepsi neden “Hayır”ın tercih edilmesini istediğimin gerekçeleriyle yüklü. Yani açık bir “hayır”cıyım…

Bu yazının konusu “neden hayır” ı tartışmak değil. Onu yazacağım kadar yazdım kendimce. Bu yazının konusu, bir “Hayırcı” penceresinden memleketin manzarası ve adalet duygusu üzerine kısa bir sorgulama.

Kendimce, en göze batanından başlayayım.

Ben bu derece vıcık vıcık popülizme batmış bir kampanyaya bugüne kadar tanık olmadım. İslam kimliği, şehitlik, milliyetçilik, Batı düşmanlığı … Bunca malzeme bu kadar üst üste yığılarak çiğ bir hamasetle istismar edilmemişti hiç.

Popülizm sadece kızgınlıkları, yüz yıldır birikmiş eziklik, yetersizlik duygularını kaşımaktan ibaret de kalmadı. Ekonomik kararlara da yansıdı. Tam bir rüşvet siyaseti girdi devreye. Muhtarların SGK primlerinin ödenmesinden, güzellik uzmanlarının insan bedeniyle ilgili işlemleri yapmasının önündeki engelleri kaldıran kararnameye; bazı mallardan ÖTV alınmasını Nisan sonuna kadar kaldıran kararın Ekim sonuna uzatılmasından,vergi ve sigorta borçlarının yapılandırılmasının da yeniden yapılandırılmasına; sağlık güvencesi kapsamında olmayanların gelir testinin kaldırılmasıyla aylık 53 liraya güvenceye kavuşturulmasına, bu parayı da ödeyemeyecek olanlarınkini devletin ödemesine; istihdam seferberliği adı altında 700.000’i aşkın insana iş sağlanmasından, torun bakan babaannelere maaş ödenmesine kadar irili ufaklı “müjdeler” yağdı üstümüze… Muhakkak unuttuklarım da vardır. Bu açıdan bakınca, halkımız için oldukça bereketli bir kampanya yaşandı!

Bunlar eskilerde kaldı zannediyorduk. Öyle değilmiş… Eskilerde kaldığını umduğumuz diğer pek çok şey gibi.

Mesela, cumhurbaşkanlığının parti başkanı olarak yürütüldüğü (Atatürk ve İnönü) dönemler tek parti rejiminde kaldı ve Ak Parti hareketi bu geleneği yıkmak için yola çıktı zannedenler şimdi o rejimlerin yeni anayasanın savunulmasında referans gösterilmesine tanık oluyorlar.

Bunlar işin bir yanı. Diğer yanında da ölçüsü kaçmış bir “haksız rekabet” var. Kamu kurumları seferber. Her yerde “açılış törenleri” … Türkiye yeniden açıldı desek yeridir. Haber kanallarını izleyenlerdenim. Bir tek gün geçmedi ki o gün, iki bazen üç kere Binali Yıldırım’ın, Tayyip Erdoğan’ın en yüksek perdeden seslerini duymamış olayım. İstanbul’da dört gün geçirdim. Avuç içi kadar uygun bir yer var da afişlenmemiş olsun… Fakat daha kör gözüm parmağına bir adaletsizlik yaşandı farkındaysanız. Televizyon şirketlerini tarafların propagandalarına eşit yer vermeye zorunlu kılan düzenleme, Olağanüstü Hal Kararnamesi ile kaldırıldı.Böyle bir konunun OHAL Kararnamesi ile düzenlenmesinin hukuki ve ahlaki dayanaklarını söyleyebilecek bir tek kişi çıkar mı acaba? Sonuçta tüm medyada, karşılaştırılması imkânsız bir “evet” propagandası ağırlığı oluşturuldu.

Meclis’teki bir partinin bütün seçilmiş etkili isimlerinin cezaevinde, belediyelerinin ise kayyım elinde olmasından bahsetmiyorum bile.

Bu sahne bile kendi başına, bütün gücün tek elde toplandığı bir devlet yönetiminin bize ne vadettiğini anlatıyor.

Uzatmayacağım.

Kısa bir hatırlatmayla bitiyorum.

Olabildiğince medyayı; önemsediğim yazarları izlemeye çalıştım. Bir listem var. Bu listede benim gibi “hayır” diyeceğini açık biçimde deklare eden Ali Bayramoğlu, EtyenMahçupyan, Fırat Erez gibi isimlerin yanında, yazılarından çıkarttığım sonuç yanlış değilse; Alper Görmüş, Oral Çalışlar, Cennet Uslu, Vahap Coşkun gibi isimler yer alıyor… Atladıklarım vardır belki…

Bu isimlerin şöyle ortak bir yanları var ve bu bence kayda değer: Saydıklarımın tamamı Ak Parti’nin 2002 yılında hükümeti kurmasından sonra… 1) Askeri vesayetle giriştiği mücadelede kayıtsız koşulsuz ve tereddütsüz hükümetin yanında yer aldılar. Yıllara yayılan bu süreçte, “Cumhuriyet Mitingleri”nden, e- muhtıraya; Cumhurbaşkanlığı seçiminden, Ak Parti’yi kapatma davasına kadar her önemli çatışmada Ak Parti yanında durdular. Ergenekon- Balyoz davalarında belki de zaman zaman “kullanışlı aptallar” durumuna da düşerek seçilmiş hükümete darbe planladığını düşündükleriyle mücadele ettiler.2) Kürt sorununun çözümü yönünde Erdoğan’ın barış politikalarına yönelişinde, bütün statü güçlerinin (CHP, MHP, Askeri/sivil bürokrasi) saldırıları karşısında ona tereddütsüz, açık bir destek verdiler. 3) Gezi patladığında süreci nesnel değerlendirmeyi önemsediler. Büyük bir seküler gövdeyi hızla Ak Parti karşıtlığına sürükleyen bu süreçte Erdoğan siyasetine eleştiri ve uyarıları oldu. Fakat, iktidarın meşruiyetini ve eylemlerin aldığı yönün kabul edilemezliğini göz ardı etmediler.Devirmeci siyasete karşı tavır aldılar. 4) 7 Şubat 2012’de açıkça rengini belli eden, 17-25 Aralık’ta çok sert ve iddialı bir hamle yapan; sonunda da 15 Temmuz’da silaha sarılan Gülenist çetenin her hamlesinde yine tereddütsüz, apaçık Hükümet’in yanında yer aldılar; “yolsuzluk, hırsızlık”vs üzerinden darbeyi görmezlikten gelen çevrelerle; aslında içinden geldikleri mahalleyle kavga ettiler.

Bu isimler bunları neden yaptı? Cevap basit. Onlar hiç İslamofobik olmadılar. Onların kapısını Kemalist ideoloji çalmadı. Onlar kimlik siyasetinin tuzağına düşmediler. Şiddete karşı meşruiyetçi oldular. Politik süreçleri demokrasi bağlamında anlamlandırmayı, taraf olurken demokrasiye yönelmeyi önceledikleri için böyle davrandılar.

Şimdi bu isimleri birleştiren bir kırılma noktasından daha geçiyoruz.

Bu anayasaya “Hayır” diyorlar… Küçücük, kısacık bir liste… Ama, kanımca boyundan büyük bir şey anlatıyor bize.

Bu da tarihe düşülmüş bir kayıt olsun…

.

Facebook Yorumları

reklam
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı