Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz


24.5.2017 - Bu Yazı 1482 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Almodovar’ın filmlerinden fışkırmış evler vardır. Metropollerin orta sınıflara ayrılmış semtlerinin ağaçlı temiz ara sokaklarında, yaşlı apartmanların teraslarında ya da bahçe katlarında yer bulurlar kendilerine. Duyarlı, incelikli, çoğu kere yaralı kadınların ördükleri kozalardır onlar. Her sayfası reklamlarla boğulmuş “sweet home” mecmuaların “modellerine” yüz vermeden; avuç dolusu paralar dökülmeden; görmemişliğin rekabetlerine uğramadan; sadece iç sesinin izini sürerek adım adım örülmüş özgün kozalar. Bütün “özgünlükleriyle” birbirlerini andırırlar…

“Koltuk takımları”, “oturma grupları”, “vitrinler”, “kadife perdeler”, “kristal avizeler”… Ev taşınmalarının kâbusu bu demode ağır ev silahları, adımını atamaz bu evlere. Eski kiracılarla birlikte  hayattan çekilmişlerdir artık. Üç çocuklu, kaynatalı ailelerin sırtında yeni peydahlanan semtlerin yolunu tutmuşlardır.

Şimdi, yalnızların mabedidir burası. Şık abajurların loş ışıkları, hasır yer halıları, her biri tek tek seçilmiş koltuk ve kanepesiyle; gün ışığını kendi rengine boyayan pastel perdeleri, örülmüş tülleri, yemek masası yerine de kullanılan geniş, basık, masif sehpasıyla ve elbette bir işçilik harikası olan kitaplığıyla yeni bir dünya kurulmuştur. Klimt’in reprodüksiyonları duvarlara yerleşmiş; dünyanın dört bir köşesinden magnetler buzdolabını kapatmış; ağaçtan oyma heykeller, her biri Avrupa şehirlerinde seçkin dükkânlardan toplanmış cıvıl cıvıl objeler, küçük gümüş ya da deri çerçevelere yerleştirilmiş sıra dışı fotoğraflar özenli bir koreografiyle salona dağılmış; fısıltılı derin sohbetlere, uzun susuşlara ev sahipliği yapmaktadırlar.

Şarap içilen evlerdir bunlar. Geniş ağızlı, yüksek ayaklı bardakların birbirine vurulduğu; handmade çerez çanaklarından meyve kuruları ve cevizlerin atıştırıldığı; gece ilerledikçe ellerin tekila shotlarına uzandığı, dedikodunun “hayat analizi” şıklığında yaşandığı, elit kuytular…

İsmet Özel’den bir mısra okuyabilir her an bir misafir. Meraklısına bir müzik dolaşır salonda. Caz ya da World… Belki az bilinen bir Gipsy… Fakat araya ansızın Sezen Aksu’nun “Gel kıyma özledin mi” si girebilir. Girer ve orada her kim varsa hepsine aslında kim olduklarını hatırlatıverir. Onlar da bütün ruhlarıyla bırakırlar kendilerini; direnmezler…

Bu evler sahte değildir. Benimsenmiş, sindirilmiş, yerleşik hayatların sahneleridirler. Arkalarında yıllar içinde biriktirilmiş beğeniler, detaylara dair seçimler, ince ince adım adım kurulmuş kimlikler vardır. Çoğu, üniversite solculuğunun hamlığından, feminizme, çevreciliğe, minimalizme doğru yol almış; bazısı vejetaryen olmuş; Hindistan’la tanışmış; Nepal’e gitmiş; Doğu’nun büyüsünü tatmış ama kendi doğululuğu karşısında oryantalist kalmış naif insanlardır.

Hayatları her şeyden çok aşk aramakla, bulmakla ve acısını yaşamakla geçmiştir.

Loser değillerdir. Meslekleri, işleri vardır. Dürüst çalışırlar, akıllıdırlar… Ama kırılgandırlar. Hayatta aradıklarını bulamadıkları duygusu yakalarını bırakmaz. Çünkü gerçekten aradıklarını bulamamışlardır. Ne işte, ne aşkta ve hatta ne de dostlukta…

Bu evlere “iş kazası”, “şehit haberi” gibi kötülükler uğramaz.

Ama hüzün de pek eksik olmaz…

Bir de Zeki Demirkubuz’un filmlerinden tanıdığımız evler vardır.

Sertliğin, yoksulluğun, umutsuzluğun, ahlaksızlığın kol gezdiği evler. Çirkin badanalı duvarlar, kaba divanlar, hırpalanmış soluk halılar, yükseklere yapıştırılmış posterler, kornişli perdeler…   

 Eskiden floresanlar aydınlatırdı o evleri. Şimdi spiral ekonomik ampuller olanca parlaklıklarıyla çıplak asılı duruyorlar.

Alaturka tuvaletleri, can alan şofbenleri, sigara kokulu salonlarıyla; küfürlerin eksik olmadığı rakı masalarıyla; ödenemeyen kiraları, komşu kavgaları, çamurlu sokaklarıyla… En alttakilerin dünyasındayız şimdi. Burada da şarap olabilir; en ucuzundan ve su bardaklarında. Ama tekila asla…

Çatlak aynaları, perdeli duşları, plastik sandalyeleriyle çoğunluk dünyası. Kadın, çocuk ve adam; herkesin derece derece şiddeti paylaştığı umutsuz hayatların köhne sığınakları.

Bu evler de sahte değildir. Mağlup başlamış, çırpınmış ya da boş vermiş hayatlar vardır ardında. Mahalle ilkokulundan sonra gördüğü ilk devlet binası polis karakolu olan çok çocuklu sokaklarda kafa göz yara yara yaşanmış ergenlik; belki bir çıraklık ama çoğu kere aylaklığın ardından askerlik ve ardından büyük çaresizlik.

Kötü haberler bu evler içindir daha çok. Hayat buralarda acıdır, ekşidir, eksiktir… 

*                            *                             *

Almodovar evlerinde yaşayanlar, Demirkubuz evlerinde yaşayanların maruz kaldıkları yoksulluğa, adaletsizliğe, ezilmişliğe duyarlıdırlar. Eski zamanlarda, Demirkubuz mahallesinin düzeni değiştireceğine; eşitlerin, özgürlerin dünyasını kuracağına dair bir inanç da beslerlerdi. Şimdi artık bunlar konuşulmuyor.

O zamanlar evler ve insanlar bu kadar farklılaşmamıştı belki de. Belki de bakmasını bilmediğimiz için bize öyle geliyordu.

Ama artık “Hayat tarzı” diye bir şey var. Ve hayat tarzı, hiç de özgürce seçtiğimiz bir şey değil. İçine doğduğumuz çevre, bizden önce örülmüş duvarlar, ulaşabileceğimiz kapılar ve belki de talihin bize göstereceği yüzüyle belirlenen bir oyun alanı “hayat tarzı”dediğimiz şey.

Kendimize ait zannettiğimiz “tarz”; içine yerleştiğimiz ekonomik kültürel kimliğin içselleştirilmiş, kişiselleştirilmiş bir versiyonundan başka bir şey değil.

Galiba, hiçbir şey evlerimizden daha fazla anlatamaz onu.

Ve aramızdaki uçurumu…

.

Facebook Yorumları

reklam
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı