Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Hakan Aksay

T24



Bookmark and Share

İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...


15.7.2018 - Bu Yazı 54 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de çalışma hayatının anlamı çoğu kez “ekmek parası”olarak özetleniyor.

Yani insanlar para için çalışıyor.

Doğru ama eksik. Meselenin sadece ikinci yarısını yansıtıyor. 

“Bir işi mümkün olan en kaliteli biçimde yapma karşılığında para kazanmak” diyen pek yok.

Bindiğiniz takside sürücünün tek amacı var: Sizin paranızı alarak kendindekileri arttırmak.

Ve başka müşteriler bularak onların da paralarını almaya çalışmak.

Sizi olabildiğince rahatsız etmeden, mümkün olduğunda memnun ederek bir yerden başka yere götürme amacının olduğunu savunmak zor.

Daha fazla “ekmek parası” için bazen hız yapıyor, kurallara uymuyor, sizden sözüm ona izin alarak sigara içiyor (“nezaketen”dışarda tuttuğu elindeki sigaranın dumanını mutlaka size isabet ettiriyor), radyoyu kendi keyfine göre ayarlıyor, ter kokuyor vs.

Bazen sohbet ediyor ama o da galiba çoğunlukla kendini eğlendirmek için.

Genellikle sizi doğal ve yasal hakları olan bir insan yerine koymuyor.

Tek amaç, sizin cebinizdeki bir miktar paranın, yolculuk sonrası onun cebine girebilmesi.

Taksi sürücülüğü hizmetinin kalitesi gibi bir mesele ortada yok.

Bakkallıktan müteahhitliğe, memurluktan gazeteciliğe kadar bütün meslekleri bu açıdan ele alabilirsiniz; “profesyonellik”,“mesleki ahlak”, “müşteri hakları”, “hizmet kalitesi” gibi ölçütleri önemseyen çok az insan bulursunuz bu topraklarda.

*       *       *

Kalite, genel olarak Türkiye’de dert edilen bir konu değil.

Çocuk yapmak nedense hemen herkesin en önemli ve “doğal” amaçları arasında.

Ama çocuk demek “eğitim” demek.

Kim, hangi eğitimi, nasıl verebilir?

Kaç kişi bunu umursuyor acaba?

Çocukla ilgili sorumluluk, onun karnını doyurmak ve üstünü giydirmekten mi ibaret?

Ha, bir de “kuralları” (“yasakları”) öğrenmesini sağlamak...

Eğitim...

Türkiye’nin çok uzun süredir en temel konularından biri.

Her açıdan.

Ülkemiz insanının aldığı “eğitim”in süresi, ortalama dört yıl.

“Eğitim sistemi” denilen şey, çocuklara, gençlere ne verebiliyor? Nasıl insanlar oluyoruz içine girdiğimiz “eğitim” binalarında karşılaştığımız süreçlerde?

BM’e bağlı UNICEF’in orta ve yüksek düzeyine sahip 41 ülke arasında yaptığı araştırmaya göre, Türkiye “çocukların yaşam koşulları” bakımından 36’ıncı, “eğitim kalitesi” açısından ise sonuncu.

Genel olarak “kalite” kelimesinin geçtiği yerlerde can havliyle en uzağa kaçıyor gibiyiz.

Türkiye, OECD’nin “Daha Kaliteli Yaşam Endeksi”nde 38 ülke arasında sonuncu.

*       *       *

İnsanlığın milyonlarca yıllık tarihi içinde her birimiz çok kısa bir süre yaşayıp göçüyoruz. Türkiye’de ortalama insan ömrü 78 yıl.

Bu kısa sürenin mümkün olduğu kadar kaliteli şartlarda (ekonomi, eğitim, güvenlik, sağlık, iş ve çeşitli sosyal konular) geçmesi olmalı temel amaç.

Dolayısıyla kendi hayatıyla yetinmeyip başkalarınınkini de etkilemeyi, yönetmeyi hedefleyenlerin, yani bütün iktidarların görevi bunu sağlamak olmalı.

Devletin ve ülkenin başına geçenlerin sorumluluğu, 81 milyonun yaşam kalitesinin güvence altına alınması ve bunun sürekli geliştirilmesidir.

Ama Türkiye’de iktidarın yapılanması ve toplumla ilişkisi geçmişten beri epeyce sıkıntılıdır ve kim başa geçerse geçsin halka tepeden bakma ve zorlandığında baskıcı yöntemlere başvurma eğilimindedir.

Son yıllarda siyasal, sosyal, kültürel, ahlaksal konularda kaliteepeyce zayıfladı. Hatta iktidarın pekiştirilmesi, biraz da bu “kalitesizliğin” yaygınlaşması yolundan sağlandı.

Sonuçta geldiğimiz yer, koca ülkenin her konuda tek bir kişinin kararlarına bağlanması gibi çetrefilli bir şema oldu. İktidarın güvenlik kaygıları ve her şeyi denetleme isteğiyle oluşturduğu bu “sistem”, toplumun refah düzeyini arttıramayacağı gibi, yönetim işini de eskisine göre epeyce zorlaştıracağa benziyor.

*       *       *

Kuşkusuz, bu şartlarda topluma farklı bir alternatif sunabilecek muhalif güçlerin önemi büyük.

Ama bizde böyle bir alternatif görmek pek kolay değil.

Ne kendi içinde demokrasinin gereklerini herkese örnek olabilecek şekilde uygulayan; ne de ekonomiye, eğitime, toplumsal barışa yönelik güvenilir perspektifler çizebilen bir güç var ortada.

Daha düne kadar sürdürdükleri işbirliğini seçim yenilgisiyle karşılaşır karşılaşmaz alelacele reddetmek, iktidara sinyaller yakmak, farklı bir siyaset yaratma yerine “kazanan siyasilere benzeme” çabaları içinde olmak... Yeni politikalar üretmek yerine kendini kimlik çıkmazına iyice sıkıştırmak... Acınacak durumlar...

En büyük muhalif parti kendi içinde koltuk kavgası veriyor. Ama biz bu kavganın sonucunun toplumun daha kaliteli bir yaşama kavuşması açısından ne demek olduğunu bilmiyoruz.

Her zamanki kişisel hırslar, siyasi ayak oyunları...

“Muhalefetin iktidarı” çevresinde zahmetsiz ve avantajlı köşeleri tutma (parlamentodan yerel yönetimlere kadar) ve gününü gün etme havasındaki zavallı “aparat elemanları”...

Bunlardan biri geçenlerde kaybolup sonradan ölü bulunan bir çocuk için sosyal medyadan, koluna bir hafta kurdele takarak protesto etme yöntemini öneriyordu.

Ne kadar “zeki”, “yaratıcı” ve “zorlu” bir mücadele yöntemi değil mi? Türkiye’yi bu “uyanık hamleler” ile kurtaracaklar!

Siyasetimizin kalitesi de  – iktidarıyla ve muhalefetiyle – bu düzeyde.

Hayatımız böyle!

Küf kokulu, kasvetli bir hava gırtlağımızdaki pençesini ağır ağır daraltıyor. Soluk almamız gitgide güçleşiyor.

Ama sanki her şey normalmiş gibi tüm bu kalitesizliği olağanlaştırarak yaşamaya devam ediyoruz.

Gören de yedeğimizde ikinci bir hayatımız olduğunu sanır.

.

Facebook Yorumları

Kod8
15.7.2018
İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...
8.7.2018
Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup
1.7.2018
‘Her şeyin bittiği yer'de (?) kötümserlik ve iyimserlik üzerine
24.6.2018
Kelebekler, hayat, ölüm ve ‘kelebek etkisi'
17.6.2018
Seçim sonucu tahminleri ve 25 Haziran'da Erdoğan, Bahçeli, İnce, Akşener...
10.6.2018
İyi başlayan İnce iyi bitirebilir mi? Cumhurbaşkanı seçilemezse CHP lideri olur mu?
3.6.2018
Adaletsiz şartlarda mücadele ve her şeye rağmen giderek büyüyen ‘sürpriz' ihtimali
27.5.2018
‘İkinci sınıf aday' İnce, CNN Türk'te ‘cici gasteciler'in tadını kaçırdı
20.5.2018
Seçim süreci Kürt düşmanlığı virüsünden kurtulmak için bir fırsattır
13.5.2018
Tabii kazanırsınız da... Diyelim ki olmadı... Erdoğan'dan sonra ne yapacaksınız beyler?
6.5.2018
Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir
29.4.2018
Sayın Gül, aynı anda hem cesaret hem de ürkeklik sergilemeyi başardınız
22.4.2018
Seçim sürecinin tembelleri, karamsarları, mızmızları ve ürkekleri üzerine
15.4.2018
Trump'ın tuhaf saldırısı, Esad'ın mutluluğu ve Erdoğan'ın riskleri
9.4.2018
Ünlü bir sanatçının ölümü
1.4.2018
‘Komünistler Moskova'ya!' sloganından bu yana değişenler ve değişmeyenler
25.3.2018
Hedef 20 milyon tirajlı Hürriyet olmalı!
19.3.2018
İstiklal Marşı'nın bestesi için önerim, Orhan Gencebay'ın Batsın Bu Dünya şarkısıdır
11.3.2018
İnternetten boşuna gelen mesajlar ve bir türlü gelmeyen mektuplar
4.3.2018
Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı
25.2.2018
Asansördü, yorgandı, damacanaydı derken: Allah erkeklere yardımcı olsun
18.2.2018
Ya soyağacınızın dallarına sevmediğiniz uluslar tünemişse?
11.2.2018
Biz seninle böyle anlaşmamıştık, Nabi Bey!..
4.2.2018
Memleket isterim...
28.1.2018
Erkekler için aşk, oyun ve iktidar
21.1.2018
Rusya, Türkiye'nin askerî harekâtından gerçekten rahatsız
14.1.2018
Diktatörün 'sağ kolu' olmak
7.1.2018
Rusya medyasında Türkiye’ye yönelik önemli iddialar
24.12.2017
Kemal Bey 2019’da yüzde 60’la Yunanlıları yenecek
17.12.2017
Gülümse, hadi gülümse, bulutlar gitsin
10.12.2017
ABD: Bırakın kavga etmeyi, siz kardeşsiniz!..
4.12.2017
Ne de olsa aynı gemide miyiz? Sizinle mi? Daha neler!..
26.11.2017
Erdoğan ile Putin’in ‘dostluğu’ bozulursa ne olur?
19.11.2017
Depremlerde Kürtlerden başka kimlerin gebermesini isterdiniz?
12.11.2017
Atatürkçülük meselesi ve yalan makinesi
22.10.2017
Şarkı dinlemek tehlikelidir bazen
8.10.2017
Tek bir cümle için…
1.10.2017
Erdoğan-Putin zirvesi: ‘Eski dostum Esad’ ile barışmaya doğru
24.9.2017
Sıkıysa vazgeçin iktidardan, siyasi güçten, paradan puldan da görelim!
11.9.2017
Enseste karşı adalet mitingine var mısınız, Kemal Bey?
3.9.2017
Macron’un kabalığı, Erdoğan’ın kibarlığı, Fransız ve Türk raconları..
27.8.2017
Kefenleri giymeye hazır mıyız?
20.8.2017
Kaçınız katilsiniz? Kaçınız sapık? Kaçınız hırsızsınız? Kaçınız âşık?
6.8.2017
‘Made in USA’ hazır devlet başkanı, ihtiyacı olan buyursun!
10.7.2017
Adalet Yürüyüşü iktidarın 2019 hesaplarını bozdu
26.6.2017
Dindar mı, yoksa sapık mı?
11.6.2017
Eyvah, TKP bölünmüş; ne yapacağız biz şimdi?..
4.6.2017
Kusura bakma Nâzım, sana gelemedim, ama mazeretim vardı!
28.5.2017
Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?
21.5.2017
Türkiye-Rusya: Barıştık, ilişkiler düzeldi, demekle her şey hallolur mu?
7.5.2017
Susun artık, Sayın Baykal, bırakın lütfen, gidin!
11.4.2017
Ya Putin de referandumda hayır oyu kullanırsa?
9.4.2017
ABD’nin Suriye saldırısının Ankara’da bu kadar coşku uyandırması ürkütücü
26.3.2017
Referandum hesapları uğruna Rusya da feda edilebilir mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8