Hakan Aksay

T24



Bookmark and Share

Gazetecilik, yazarlık ve parasızlık üzerine


26.11.2018 - Bu Yazı 341 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Trenle seyahatin keyfini yaşamak için yolumu saatlerce uzattığıma hiç pişman değilim. Tren camından bir film şeridi gibi akıp giden doğa, kentler, kasabalar ve köyler, insanlar ve hayvanlar bazen eşsiz tablolar, bazen de gizemli öyküler sunuyor.

Bu tabloların ve öykülerin karşısında kendi kendimle gevezelik etmekten yorulduğum zamanlarda susup elimdeki kitabı okuyorum.

Kendi hayatını anlatan yazarların içtenlik sınavı beni her zaman daha fazla etkiliyor. Elimdeki kitabın yazarı Norveçli Knut Hamsun, Açlık adını verdiği eserinde inanılmaz bir yoksulluk içinde sadece ve sadece bir yazar olarak hayatını kazanma mücadelesini anlatıyor.

Bazı sayfalarda tüylerim diken diken oluyor, bazen gözlerim doluyor. Kitaba ara verip yüzümü trenin camına çeviriyorum. Bir süre dışarda olup bitenleri hiç görmeden boş boş bakıyorum. Yüreğim acıyor. Bir insanın hayatını kalemiyle kazanması neden bu kadar zor!..

*    *   *

Gazetecilik ve köşe yazarlığı yapmak için medya kurumlarına başvuranların bir bölümünün para almadan çalışmaya hazır olduğunu biliyor muydunuz?

Bu gerçeğe epeydir alışık olmamızdan dolayı böylesi örnekleri artık pek fark etmez, üzerinde konuşmaz olmamız ise daha da katmerlendiriyor bu hüznü...

Düşünün; saatlerini, günlerini, belki hayatının önemli bölümünü, profesyonel becerilerinin yanı sıra duygularını ve enerjisini ortaya koyan insan, emeğinin karşılığını almıyor. Hiç almıyor veya “hiç”e yakın düzeyde bir şeyler alıyor.

Ve bu, hayatımızın, mesleğimizin “normal”i oluyor.

Hatta bazen bundan bahsetmek bile – “para canlısı” izlenimi yaratabileceğinden dolayı - sanki “ayıp kaçıyor”.

Bu yazıda amacım, işveren tarafının imkânlarını, tutumunu, ahlaki ve hukuki sorumluluğunu ele almak değil. “Bedavaya” veya “sudan ucuza” çalışmaya hazır olanlardan söz etmek.

Siz hiç birilerini para almadan bir inşaatta çalışmaya ikna edebilir misiniz? Ya da tarlada ırgatlık etmeye? Veya pazarda satıcılık yapmaya?..

Ama gazetecilik, yorumculuk, yazarlık yapıp da beş para istemeyecek, dahası bir de mutlu olacak bir sürü insan var.

Onlar ne olursa olsun entelektüel üretim sürecinden, medya ve edebiyat dünyasının aydınlığından uzaklaşmamak için her türlü zorluğa göğüs germeye hazırlar. Çoğu kez bu süreçte ve o dünyalara açılan kapılarda ışıltılardan çok karanlık gölgeler oynaşsa bile...

Bir var olma savaşıdır çünkü bu genellikle; bir direniştir, idealdir, hayaldir...

*    *   *

Yazı yazmayı iş saydığım için başka iş yapmamaya karar vermiştim. Şimdi haftada iki lira şu yazımdan alıyorum. İlerde, kim bilir başka gazetelere de yazar, geçinirim. Daha birkaç sene dişimi sıkacağım. Yalnız yazımla geçinmek kararını kafamdan kimse sökemez. Ayda kırk beş lira ile bir gazeteye kapılanmak bile mümkün değil. Muallimlik yapamam. Kendim bir şey bilmiyorum ki başkalarına öğreteyim. Bundan üç sene evvel ticaret yapayım dedim... Olmayacak. Böyle giderse, babadan miras birkaç parçayı da tüketeceğim.”

Bu cümlelerin sahibi, yıllarca “dişini sıkmak” zorunda kalan kişi, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Sait Faik Abasıyanık. O, belki Norveçli meslektaşı gibi kendi kendine şakalar yaptıktan veya felsefi bir yazı yazmaya karar verdikten hemen sonra açlıktan baygınlık geçirmedi ya da bir kemiği dişleyerek midesini aldatmaya çalışmadı. Ama mücadele, aynı mücadeleydi.

Elimdeki Açlık adlı kitabın çevirmeni olan ünlü şair Behçet Necatigil, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Zonguldak'taki genç edebiyatçılar Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun hocası ve en büyük yardımcısı olmuştur aynı zamanda. Kelebeğin Rüyası filminde, veremden ölen bu iki şairin kederli ve inatçı direnişini izlemiş miydiniz?

Yukarıda adları yazılı herkesin yazmanın dışında bir şeyler yaparak geçinme imkânı vardı herhalde. Daha doğrusu... yoktu. Hayatlarını kaleme bağlamışlardı bir kere.

Yazmak zorundaydılar. Yazıyorlardı, çünkü “yazmamak mümkün değildi” onlar için. Belki de “Yazmanın tek bir gerekçesi olabilir, o da insanların birbirlerini anlamasına yardım etmek” diyen John Steinbeck ile aynı görüşteydiler.

Honore de Balzac, Hans Christian Andersen, Fyodor Dostoyevski, Franz Kafka, Edgar Allan, Alexandre Dumas, Mark Twain, Jack London, Mehmet Âkif Ersoy, Peyami Sefa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Veli ve daha pek çokları nice yoksulluklara katlandılar kaderlerini kalemle yazdıkları için... Bestecilerden ressamlara kadar sanat dünyasının birçok ismi de benzer sınavlardan geçti.

*    *   *

Jean Jacques Rousseau'nun bir sözü var: “Eldeki para hürriyetin aletidir; fakat peşinden koşulan para, tam tersine kölelik aletidir.”

Bu lanet olası para madem yaşamak için gerekli, madem onu kazanmak için bazen yürümek bazen de koşmak gerekiyor, bu cümlenin anlamını nerede arayacağız, diye sorarsanız, doğrusu size verecek akıllı bir cevabım yok. Bilmiyorum. Bilmiyorum, ama sadece hissediyorum.

Bunu hissetmeye çalışırken de günümüz Türkiyesi'nde medyada “bir yerlere gelme” çabası harcayan ya da o “derin yüksekliğe” ulaştıktan sonra, önce adım adım, ardından herkesi şaşırtacak kadar kıvrak bir fırıldak cesaretiyle mesleki ve ahlaki ilkeleri bir kenara savurarak iktidarın korunaklı ve bereketli kucağında kendi mabadına yer açanlardan hayat dersleri alıyorum.

Tüm bunlar aklımdan geçerken tren, ineceğim istasyona yaklaşıyor. Saat epeyce ilerlemiş. Uçakla gelmek de vardı aslında. Ama bazen o kadar hızlı ve kolay yoldan gitmemek daha iyidir...

.

Facebook Yorumları

Kod8
9.12.2018
Seks iyi hoş da, erkekler pek zavallı...
26.11.2018
Gazetecilik, yazarlık ve parasızlık üzerine
19.11.2018
Tanya'ya mektup: Bugün senin ölümünün dokuzuncu günü...
11.11.2018
Çocukları çok mu seviyorsunuz, milliyetçi bayım? Hangilerini?..
4.11.2018
'Sıla'yı savunmak' veya 'çarpıcı' bir Türk erkeğinin ikiyüzlü öfkesi
28.10.2018
Cesaret üzerine sorular
25.10.2018
Bekir Ağırdır: ‘Gün Olur' yeni MC iktidarı kurulur...
21.10.2018
Güzel ve talihsiz bir ülke ve ona benzeyen bir kadın...
14.10.2018
Kabasınız, kaygısızsınız, saygısızsınız, densizsiniz, özensizsiniz; hayat size güzel...
7.10.2018
‘Çok cahilsin, keşke ölsen! Ama madem çok güçlüsün, o halde ben de...'
30.9.2018
7 soruda Rusya'nın Suriye'deki üç yılı
23.9.2018
Ruhumun acelesi var, an'ı yaşamak istiyorum...
16.9.2018
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?..
3.9.2018
Seçim bugün olsa sandığa gitmem. Ne yani, Kemal Bey, sizce ben AKP'li miyim?
27.8.2018
Yazacak bir şey yok artık, okuyacak da, konuşacak da... Sadece fotoğraflara bakın!..
19.8.2018
Ermenistan'ın hızlı değişimi: Darbe? Devrim? Karşı devrim?..
12.8.2018
‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
5.8.2018
Rus komünistleri ve bizim CHP: Bıkkınlık ile tiksinti arasında
29.7.2018
Solculuğunuz, sağcılığınız, milliyetçiliğiniz falan sizin olsun; insanlıktan haber verin siz!
22.7.2018
Bizde böyle bir cumhurbaşkanı mı? Ne diyorsunuz! Ya devlet ciddiyeti?
15.7.2018
İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...
8.7.2018
Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup
1.7.2018
‘Her şeyin bittiği yer'de (?) kötümserlik ve iyimserlik üzerine
24.6.2018
Kelebekler, hayat, ölüm ve ‘kelebek etkisi'
17.6.2018
Seçim sonucu tahminleri ve 25 Haziran'da Erdoğan, Bahçeli, İnce, Akşener...
10.6.2018
İyi başlayan İnce iyi bitirebilir mi? Cumhurbaşkanı seçilemezse CHP lideri olur mu?
3.6.2018
Adaletsiz şartlarda mücadele ve her şeye rağmen giderek büyüyen ‘sürpriz' ihtimali
27.5.2018
‘İkinci sınıf aday' İnce, CNN Türk'te ‘cici gasteciler'in tadını kaçırdı
20.5.2018
Seçim süreci Kürt düşmanlığı virüsünden kurtulmak için bir fırsattır
13.5.2018
Tabii kazanırsınız da... Diyelim ki olmadı... Erdoğan'dan sonra ne yapacaksınız beyler?
6.5.2018
Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir
29.4.2018
Sayın Gül, aynı anda hem cesaret hem de ürkeklik sergilemeyi başardınız
22.4.2018
Seçim sürecinin tembelleri, karamsarları, mızmızları ve ürkekleri üzerine
15.4.2018
Trump'ın tuhaf saldırısı, Esad'ın mutluluğu ve Erdoğan'ın riskleri
9.4.2018
Ünlü bir sanatçının ölümü
1.4.2018
‘Komünistler Moskova'ya!' sloganından bu yana değişenler ve değişmeyenler
25.3.2018
Hedef 20 milyon tirajlı Hürriyet olmalı!
19.3.2018
İstiklal Marşı'nın bestesi için önerim, Orhan Gencebay'ın Batsın Bu Dünya şarkısıdır
11.3.2018
İnternetten boşuna gelen mesajlar ve bir türlü gelmeyen mektuplar
4.3.2018
Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı
25.2.2018
Asansördü, yorgandı, damacanaydı derken: Allah erkeklere yardımcı olsun
18.2.2018
Ya soyağacınızın dallarına sevmediğiniz uluslar tünemişse?
11.2.2018
Biz seninle böyle anlaşmamıştık, Nabi Bey!..
4.2.2018
Memleket isterim...
28.1.2018
Erkekler için aşk, oyun ve iktidar
21.1.2018
Rusya, Türkiye'nin askerî harekâtından gerçekten rahatsız
14.1.2018
Diktatörün 'sağ kolu' olmak
7.1.2018
Rusya medyasında Türkiye’ye yönelik önemli iddialar
24.12.2017
Kemal Bey 2019’da yüzde 60’la Yunanlıları yenecek
17.12.2017
Gülümse, hadi gülümse, bulutlar gitsin
10.12.2017
ABD: Bırakın kavga etmeyi, siz kardeşsiniz!..
4.12.2017
Ne de olsa aynı gemide miyiz? Sizinle mi? Daha neler!..
26.11.2017
Erdoğan ile Putin’in ‘dostluğu’ bozulursa ne olur?
19.11.2017
Depremlerde Kürtlerden başka kimlerin gebermesini isterdiniz?
12.11.2017
Atatürkçülük meselesi ve yalan makinesi
22.10.2017
Şarkı dinlemek tehlikelidir bazen
8.10.2017
Tek bir cümle için…
1.10.2017
Erdoğan-Putin zirvesi: ‘Eski dostum Esad’ ile barışmaya doğru
24.9.2017
Sıkıysa vazgeçin iktidardan, siyasi güçten, paradan puldan da görelim!
11.9.2017
Enseste karşı adalet mitingine var mısınız, Kemal Bey?
3.9.2017
Macron’un kabalığı, Erdoğan’ın kibarlığı, Fransız ve Türk raconları..
27.8.2017
Kefenleri giymeye hazır mıyız?
20.8.2017
Kaçınız katilsiniz? Kaçınız sapık? Kaçınız hırsızsınız? Kaçınız âşık?
6.8.2017
‘Made in USA’ hazır devlet başkanı, ihtiyacı olan buyursun!
10.7.2017
Adalet Yürüyüşü iktidarın 2019 hesaplarını bozdu
26.6.2017
Dindar mı, yoksa sapık mı?
11.6.2017
Eyvah, TKP bölünmüş; ne yapacağız biz şimdi?..
4.6.2017
Kusura bakma Nâzım, sana gelemedim, ama mazeretim vardı!
28.5.2017
Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?
21.5.2017
Türkiye-Rusya: Barıştık, ilişkiler düzeldi, demekle her şey hallolur mu?
7.5.2017
Susun artık, Sayın Baykal, bırakın lütfen, gidin!
11.4.2017
Ya Putin de referandumda hayır oyu kullanırsa?
9.4.2017
ABD’nin Suriye saldırısının Ankara’da bu kadar coşku uyandırması ürkütücü
26.3.2017
Referandum hesapları uğruna Rusya da feda edilebilir mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8