Hakan Albayrak

Karar gazetesi



Bookmark and Share

Evet, Barzani’yi tercih ediyorum


20.10.2017 - Bu Yazı 396 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Irak merkezî yönetimi ile Irak Kürdistan Bölge Yönetimi (IKBY) yahut İbadi ile Barzani arasında bir tercih yapmaya mecbur muyuz diye soruluyor.

Ben şahsen böyle bir mecburiyet hissediyorum ve IKBY’yi / Barzani’yi tercih ediyorum. Bunu yaparken, IKBY’nin mükemmel bir yönetim olduğunu ve Türkmenlere mükemmel davrandığını söylüyor değilim. (Herhalde Irak merkezî yönetiminin Türkmenlere mükemmel davrandığı da ileri sürülemez.) Şunu söylüyorum ama: Türkmenlerin selametini IKBY veya duruma göre bağımsız Kürdistan bünyesinde temin etmek, herhalde Irak merkezî yönetimi altında temin etmekten daha kolay olur. (Hem resmî IKBY topraklarında hem de Kerkük’te IKBY ve hatta bağımsız Kürdistan taraftarı Türkmen gruplarının da bulunduğunu belirtmekte fayda var.)

Daha evvel yazmıştım, tekrar edeyim: “Kerkük’ün kendine mahsus bir statüsünün olması gerektiği söyleniyor. Doğrudur. Peki bu özel statü niye IKBY yahut duruma göre bağımsız Kürdistan dahilinde olmasın? Burada daha hatırı sayılır bir nüfus oranı teşkil etmez mi Türkmenler? Daha güçlü bir varlık sergilemezler mi? Yardıma ihtiyaçları olduğunda Türkiye’nin onlara yardım etmesi daha kolay olmaz mı? Hükümetimiz, IKBY yönetimi ve Kerküklü Türkmenleri böyle bir formül üzerinde uzlaştırsa ne güzel olur.”

Senelerdir bu fikri savunuyor olmama rağmen beni Iraklı Türkmenlerin vaziyetini önemsememekle suçlayanlara teessüf ederim. IKBY ile iyi münasebetlerimizi korumayı ve geliştirmeyi savunurken Türkiye’nin değil IKBY’nin menfaatlerini gözettiğimi ileri sürenlere de teessüf ederim. ‘Aman IKBY ile papaz olmayalım’ diye çırpınıyorsam, Ankara-Erbil dostluğunun içtimaî, siyasî, iktisadî ve hatta askerî bakımdan Türkiye’nin -ve IKBY’nin- faydasına olduğunu düşündüğüm, Türkmenlerin selametini de bu dostluğun bekasında gördüğüm için çırpınıyorum.

IKBY, bilhassa Barzani aleyhindeki söylemlerde sıkça sergilenen şovenizmin Türkiye Kürtlerinde yol açtığı duygusal kırılmayı mesele edinişim de vatan millet nâmınadır. Burada zikredemeyeceğim kadar iğrenç sözlerle sergilenen bu şovenizm belki vatan sevgisinden kaynaklanıyor ama o vatan sevgisi hiç akıllıca değil. Vatanı akıllıca sevmek lazım.

***

Kerkük ve diğer tartışmalı bölgeler bir yana… IKBY Başkanı Mesud Barzani’ye bağlı Peşmergeler, Erbil-Kerkük karayolu üzerinde hendekler kazıyor; demek ki Barzani, Irak -dolayısıyla İran- ordusunun tartışmalı bölgelerle yetinmeyip resmî IKBY topraklarına yönelebileceği endişesini taşıyor.

Türkiye siyasetinde ve medyasında hakim olan havaya bakılırsa, böyle bir gelişme de sevinçle karşılanacak. Kürdistan macerası bitiyor diye bayram edilecek. Erbil Kalesi Barzani’nin başına yıkılıyor diye kına yakılacak. Sanki Irak Kürtlerinin 80 senedir verdiği ve çok daha zorlu şartlar altında bile vazgeçmediği mücadele böylece bitirilebilirmiş, küllerinden tekrar tekrar dirilerek yükselttikleri bayrak bu şekilde tarihin çöp tenekesine atılabilirmiş gibi! Sanki Barzani’nin ezilmesine çanak tutarak Kuzey Irak’ta PKK/PYD zemininin güçlenmesine ve genişlemesine hizmet etmek marifetmiş gibi! İran derin devletinin kontrolüne giren Talabani cenahının ekmeğine yağ sürmek de marifet değil.

Mevcut atmosferde ne kadar eğreti duracağını bilerek söylüyorum: Hükümetimiz, Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerle ilgili rezervlerini korusa bile, resmî IKBY topraklarına yönelik bir saldırı ihtimaline endişeyle bakmalı.

Böyle bir planın var olduğunu farz ederek, plan sahiplerini cesaretlendirici değil caydırıcı söylemler ve tavırlar geliştirmeli. “İran’la sınırımız yeterince uzun, bir de IKBY toprakları eklenmesin o sınıra. Çeşitliliği koruyalım ki manevra kabiliyetimiz daralmasın” diye düşünmeli. Ve Türkiye’ye dost olduğunu ispat eden Barzani’nin üstüne titremeli.

***

İran’la ilgili bazı mülahazalarımı mezhep taassubu, Sünni asabiyeti, Şii düşmanlığı olarak görenler / gösterenler var. Bir teessüf de onlara…

Geçmişte İran yönetimine, “Hizbullah” diye anılan Lübnanlı milis grubuna, Suriye’deki Beşşar Esed yönetimine dizdiğim methiyeler buradan Fizan’a yol olur. ‘Hamaney Şii,  yaramaz’, ‘Nasrullah da Şii, tu kaka’, ‘Beşşar Esed Alevi, boş geç’ diyenlerden olmadım hiç. ‘Saddam Hüseyin Sünni, El Kaide de Sünni, öyleyse baş göz üstüne’ filan da demedim. İttihad-ı İslam için İran’la, “Hizbullah”la, Esed’le safları sıklaştırmayı savundum yıllarca. İlgili yazılarım ve kitaplarım arşivlerde duruyor, merak eden arayıp bulsun.

İran ve mezkûr müttefiklerinin Suriye’de yerden göğe kadar haklı olan hürriyet ve adalet taleplerini kan deryasında boğmaya çalışmaları, on binlerce masum insanı hunharca katletmeleri, onlara bakışımı değiştirdi. İran’ın kontrolündeki Haşd-i Şaabi’nin Irak’ta estirdiği terör fırtınası da buna tuz biber ekti. Şimdi onlara büyük bir öfke duyuyorum, evet. Şii-Alevi diye değil, mücrim ve müfsit oldukları için. Şiiliği-Aleviliği suiistimal edip zulüm yolunda tepe tepe kullandıkları için. Onlara duyduğum öfkeyi Şii-Alevi düşmanlığına yorarsanız, Sünniliği istismar edip zulüm yolunda tepe tepe kullanan “IŞİD”e duyduğum öfkeyi de Sünni düşmanlığına yormanız gerekir. Saçmalık bu.

Her şeye rağmen İran’la mümkün mertebe iyi münasebetlerin geliştirilmesini destekliyorum ve bunların uzun vadede İran’ın ıslahına vesile olacağını umuyorum. Bununla beraber, emperyalist emellerini ve Irak ile Suriye’de Türkiye’yi durduran bir hat oluşturma gayretini daima göz önünde tutarak, İran’a karşı tedbiri elden bırakmamamız gerektiğini düşünüyorum.

Bunun konumuzla ilgisine gelince… Yeni Şafak’ta İbrahim Karagül, Kuzey Irak’taki son gelişmelere gösterilen bazı tepkileri ele aldığı dünkü yazısında “Ne yani Türkiye’yi İran tehdidinden Barzani mi koruyordu?” diye sordu. Cevap: Evet. İşin öyle bir yönü de var tabii.

.

Facebook Yorumları

reklam
18.11.2017
Merak etmeyin, Misak-ı Milli’ye Norveç dahil değil
17.11.2017
Okkupert
13.11.2017
Ey siviller, sivil kalın!
11.11.2017
AK Parti’nin yeni misyonu
9.11.2017
O arabayı Erbakan yapmadı
5.11.2017
Yeniden bismillah…
3.11.2017
Theresa May’i gururlandıran tablo
2.11.2017
Mustafa Armağan’ın mahkûmiyetine dair
31.10.2017
İhsan Şenocak’ın açığa alınmasına dair
27.10.2017
Casusluk tezviratının sonu
21.10.2017
AK Parti’nin sessizliği
20.10.2017
Evet, Barzani’yi tercih ediyorum
19.10.2017
Şimdi Kerkük’ün Türklüğü ihya mı oldu?
16.10.2017
‘Mor Beyin’ ve Gültekin Sincar
15.10.2017
Ama o kadın için hayat hiç değişmedi
13.10.2017
Sırbistan’la münasebetler
12.10.2017
Bu mudur yani?
9.10.2017
Sinan Oğan ve Aki Kaurismaki
7.10.2017
Sabah koşusu
6.10.2017
Cumhurbaşkanına suikast davası
30.9.2017
Nihayet bunu söyleyen bir siyasetçi çıktı
29.9.2017
Dil ve üsluba dikkat
26.9.2017
Referandumdan sonra..
23.9.2017
“Irak'ın toprak bütünlüğü”
22.9.2017
Alerjik tepkiler
21.9.2017
Barzani düşmanlığı
18.9.2017
Barzani Türkiye’yi gerçekten savaşla tehdit etti mi?
16.9.2017
Referandum ve Kerkük meselesi
15.9.2017
‘Ne yapacağız bu gençleri?’
14.9.2017
Cıvıl cıvıl bir hareket
12.9.2017
AK Parti çevrelerinde yükselen tepki
9.9.2017
Myanmar, özgür gazeteciliğin önünü açsın
8.9.2017
Katalonya
7.9.2017
İnfak cumhuriyeti
1.9.2017
ARAKAN 3072
31.8.2017
E yuh artık!
26.8.2017
Altınsu Raporu
25.8.2017
Irak Kürtlerinin bağımsızlık referandumu
24.8.2017
Yücel Çakmaklı’nın eniştesine verdiği söz
21.8.2017
Uğur Dursun Dosyası
19.8.2017
Büyükada’daki 'gizli toplantı' meselesi
18.8.2017
Selamun aleyküm hür adam
14.8.2017
Eren’in gül yüzü
11.8.2017
Tek tip elbise meselesi
10.8.2017
Altınsu köyünde ne oldu?
7.8.2017
Vurun Ayhan Oğan’a!... Ama niye ki?
5.8.2017
Altıncı Raşid Halife
3.8.2017
Durmak yok, harcamaya devam!
31.7.2017
Suriyelilere dayak videosu
29.7.2017
Mehmet Görmez Hoca giderken…
28.7.2017
Bir İstanbul Yahudisinin İsrail macerası
22.7.2017
Kızgınlık Cuması
21.7.2017
‘Bakan olduğumu televizyondan öğrendim’
15.7.2017
15 Temmuz afişleri
14.7.2017
Suriyeli bir Osmanlı tarihçisinin makalesi
13.7.2017
Akıl akıldan üstündür
10.7.2017
Srebrenitsa
8.7.2017
Emani ve Halef Er-Rahmun
7.7.2017
Irak Kürdistanı’ndan Türkiye’ye para transferi
6.7.2017
Muhacirlere düşmanlığın dayanılmaz hafifliği
1.7.2017
Kaçak Yolcu
30.6.2017
Necip Fazıl’a yerlilik ve millilik mi batmıştı?
29.6.2017
Afrika’da yükselen bir yıldız: Türkiye
23.6.2017
Bir hakkın teslimi
22.6.2017
Sen şimdi tam olarak ne diyorsun abicim?
19.6.2017
Mahkemeye baskı meselesi
16.6.2017
Karadavi ile omuz omuza
15.6.2017
Hayko Bağdat’ın Alman patrona isyanı
12.6.2017
Duruşum bundan ibarettir
10.6.2017
Karadavi niye hedefte?
9.6.2017
5 Haziran
8.6.2017
Katar: Bir şeref ve haysiyet virüsü
5.6.2017
Talat Aydemir’e hakaret
2.6.2017
Merkel
1.6.2017
Biz dünyanın vicdanıydık Yâ Hû!
29.5.2017
Gazze’de Onbaşı Hasan Camii
25.5.2017
Ölüm
13.5.2017
Cumhuriyet Şurası
12.5.2017
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti
11.5.2017
Haklı tepkiler ve ötesi
8.5.2017
Yerlilik ve ümmetçilik
7.5.2017
Gül’ün açıklaması
5.5.2017
Siyonizm aleyhtarlığı ve antisemitizm
4.5.2017
Hamas’ın ‘1967’ açılımı
1.5.2017
Somali’ye dönüş
29.4.2017
Kürt meselesinde rehavete kapılmamak lazım
28.4.2017
Diyarbakır’dan sesler
27.4.2017
Perinçek’e dikkat!
22.4.2017
Gül ve Davutoğlu
21.4.2017
Pelikancıların İslamcılarla savaşı
20.4.2017
Safları gönülden sıklaştırma zamanı
17.4.2017
Devrim
15.4.2017
Rabbi yessir…
14.4.2017
Kılıçdaroğlu’nun Suriyeli muhacirlere düşmanlığı
13.4.2017
Fitne
10.4.2017
Füze çeliği
8.4.2017
Bildiğin CHP işte…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.