Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Post-truth (gerçek sonrası) 1


7.11.2017 - Bu Yazı 239 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 [5 Kasım 2017] Çeşitli vesilelerle belirtmiş olmalıyım; ben o kadar yakından, bire bir takip etmiyorum, basını ve güncel olayları. Aslen gazeteci değilim; gazeteci-yazarlık değil, adını bilmediğim başka bir şey yapmaya çalışıyorum. Her şeyi izlemeye kalksam asıl işimden kalırım. Genel bir fikir edinmekle yetiniyorum çoğu zaman. Herhangi bir olay çok ilgimi çekerse, sadece o zaman daha yakından eğilip  ayrıntılarıyla öğrenmek ihtiyacını duyuyorum.

Bir dizi dâvâ (veya etrafında gürültü koparılan, ancak hukuka intikal etmeyen iddia) için de böyle oldu. Örneğin Cumhuriyet gazetecileri hakkında; 15 Temmuz darbesiyle  aynı günlerde Büyükada’da cereyan eden bir toplantı hakkında;  sonra gene Büyükada’da tutuklanan insan hakları aktivistleri hakkında; nihayet Osman Kavala hakkında yazılıp çizilenler ve (üçü için) düzenlenen iddianamelerle de, hiç olmazsa bir süre böyle bir mesafe koydum arama. Hepsinin çürük olduğunu algıladım. Medyanın iyice felâket bir yayın yaptığını algıladım. Bu kadarı yetti de arttı bile. Her günümü ve gecemi sinir krizleri içinde geçirmek istemiyorum. 

Ama sonunda, öyle oldu ister istemez. Diyelim sahilde dizlerime kadar suya girmişim; biraz durup denizi seyretmek istiyorum. Ansızın, nereden çıktığı belli olmayan dalgalar patlıyor üstümde; ayaklarım yerden kesiliyor, sular çekilirken ben de dipteki ters akıntıyla açıklara sürükleniyorum. Çırpınıyorum, satha çıkabilmek için. Boğulacak gibi oluyorum.

İnsan hakları aktivistlerinden Osman Kavala’ya, büyüdükçe büyüyor sorun. Post-truth(gerçek sonrası) deniyor ya; galiba bize “gerçek sonrası”nı mevhum bir uluslararası “üst akıl” değil, daha çok içeride ve burnumuzun dibindeki bir güç veya odak yaşatıyor. En son, Serbestiyet’te Alper Görmüş’ün Büyükada ajanları” gazeteciliği: Ayrıntılı döküm (30 Eylül), Hürriyet’te Sedat Ergin’in Osman Kavala neden tutuklandı (3 Kasım) ve Güneşin doğudan battığına inanmak (4 Kasım); Karar’dan naklen gene Serbestiyet’te Yıldıray Oğur’un Devam filmi: Büyükada-2 (4 Kasım) yazılarını okudum. Bilmediğim öyle detaylar öğrendim ki, aklım durdu. İnanayım mı, ya da artık neye inanayım, doğrusu bilemiyorum.  Tekrar pahasına, tek tek sormak ihtiyacını duyuyorum: Bunlar aynen böyle oldu mu; böyle şeyler yazıldı ve söylendi mi gerçekten? Biri çıkıp hayır, öyle değil dese veya başka türlü bir açıklamada bulunsa  (hiç böyle şeyler yaşanmamış gibi davranılmasa) gerçekten çok memnun olacağım. Kolaylık olsun diye, düşünce ve endişelerimi bir sorular-cevaplar dizisi biçiminde sunuyorum.        

I. İlk Büyükada toplantısı (15 Temmuz darbesi sırasında)

I.1. Neydi? İstanbul Kültür Üniversitesi Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi (GPoT Center) ile Washington merkezli Woodrow Wilson International Center for Scholars Ortadoğu Programı’nın düzenlediği, İran ve Komşuları adlı bir çalıştaydı. Programı aylar önceden belli olmuş, tarihi bir kez ertelenmişti. Amacı, “2015 Temmuz ayında İran ile varılan nükleer anlaşmanın birinci yıldönümünde, İran ve bölgedeki gelişmeleri konuşmak”tı. Çalıştay gizli değildi, haberleri GpOT’UN sitesinde de duyurulmuştu. İki günlük çalıştaya üçü Türk, dokuzu yabancı toplam 12 İran uzmanı katıldı. Otelde, bu uzmanların bazılarının eşleri ve nişanlılarıyla birlikte toplam 21 misafir vardı. Katılımcılar 15 Temmuz günü otele girdi, doğrudan polisin görebildiği kayıtlarını yaptırdı ve odalarına yerleşti. Gece darbe haberi gece gelince de durum değerlendirildi; Afganistan, Irak ve ABD’den gelen misafirler düşünülerek çalıştay iptal edilmedi. Ertesi günkü toplantının açılında , ev sahibi GPOT’un başkanı Prof. Mensur Akgün darbeyi kınayan bir konuşma yaptı; sonra da iki gün boyunca planlanan altı oturum gerçekleşti. Yurtdışından gelen katılımcılar, toplantıların ardından sorunsuz olarak ülkelerine geri döndü. Kimsede, darbeyle ilişkiliymişler de bu yüzden kçışıyorlarmış gibi en ufak bir telâş görülmedi. (Özetin kaynağı: Yıldıray Oğur, adı geçen yazı, 4 Kasım 2017).

I.2. Doğru mu? Bunlar ampirik bilgiler. Aksi varit mi? Böyle oldu mu, olmadı mı? Bugün, şu noktada, var mı “hayır, böyle olmadı” diyecek? Her türlü medyada yazıp çizenler, konuşanlar, yorumcular, haber müdürleri, yazı işleri müdürleri ve genel yayın yönetmenleri olarak, az buçuk anlaşabilir miyiz, bu gerçekler üzerinde?

I.3. Darbe sonrasında bu çalıştay yargının ve polisin bağımsız, dolaysız biçimde dikkatini çekti mi? Hayır. Başlarda ve bir süre, söz konusu çalıştay hiçbir şüpheye konu değildi.

I.4. Öyleyse nasıl gündeme geldi? Kim getirdi? Darbeden beş gün sonra (ilginçtir; hükümet medyasında değil de tam tersine, aşırı hükümet karşıtı ve ulusalcı medyada) çıkan bir köşe yazısında, “Ilımlı İslam teorisyenlerinden Henri Barkey darbe gecesi İstanbul Büyükada Splendid Palace’da konuktu. Niye acaba?” sorusu yer aldı. Toplantı da, ismi Osman Kavala’nın tutuklanmasına kadar uzanan Henri Barkey de, ilk bu yazıyla gündeme geldi. Yazıda Barkey’e, “ılımlı İslam teorisyenliği”nin yanı sıra, 2007’de Barkey’in tam zıddı çizgideki (Cumhuriyetçi) Hudson Enstitüsü’nde, enstitünün Türkiye’deki ulusalcılara yakın uzmanı Zeyno Baran tarafından organize edilen, iki Türk subayın da katıldığı ve Türkiye’de kaos ihtimallerinin masaya yatırıldığı ünlü bir toplantının organizatörlüğü de yıkılmıştı. Yazı “Erdoğan soğuk savaş ürünü Amerikancı-Suudi düşünce kirliliğinden kurtulmalı ve Atatürkçü-bağımsızlıkçı subayları etkin görevlere getirmelidir” cümlesiyle son buluyordu (bkz Yıldıray Oğur, a.g.y., 4 Kasım 2017).

I.5. Siyasî çizgi kaymaları açısından ilginç değil mi? Son yazımda çeşitli “komplo teorileri”nden söz etmiştim. Bu ilk yazı, acaba AK Parti’yi ulusalcılığın kucağın çekme manevrasının, AKP ve medyası dışından atılan işaret fişeklerinden biri miydi?

I.6. İktidar medyası ne zaman ve nasıl devreye girdi? Bundan sonra çalıştayın suçlanmasına, hem de yarış arabası reklâmlarındaki gibi beş saniyede 0’dan 100 kilometreye çıkarcasına suçlanmasına, maalesef iktidar medyası önayak oldu. İlk defa 3 Ağustos 2016 tarihli bir gazete manşetinde, Splendid Otel’deki çalıştay bir darbe toplantısı gibi sunuldu. “Gizlice özel bir tekneyle Büyükada’ya gelen 10’u yabancı 16 isim, burada da özel bir iskeleye yanaşmış, 2 günlük rezervasyonu olan ekip, kalkışma başarısız olunca da otelden apar topar ayrılmıştı... Toplantıya katılanların ortak özelliği Irak, Mısır, Suriye ve İran üzerine uzman olmaları ve tüm darbe ve iç savaş olan ülkelerde bu isimlerin hep ön plana çıkması”ydı (bkz Yıldıray Oğur, a.g.y., 4 Kasım 2017).

I.7. Doğru mu? Gazetenin adını ve haberin link’ini vermiyorum. Fakat bu montaj yapıldı mı gerçekten? Kim yazdı veya yazdırdı? Metinde geçen “gizlice, özel bir tekneyle… özel bir iskeleye… apar topar…”  terminolojisini kim/ler imal etti? Bunu gerçekten bir veya birkaç muhabir mi, sağdan soldan duyduklarına göre ve/ya kafalarına esip yazdı? Yoksa güvenilir kabul edilen bir kaynaktan, bütün bu süslemelerle birlikte önlerine servis mi edildi?  

I.8. Bu montaja, ABD’de hapiste olması gereken bir katilin de çalıştaya katıldığı motifi nasıl eklendi? Anlaşılan gene aynı gazete, ilk manşetine bu çok daha sansasyonel boyutu da eklemek istedi. Darbe için Türkiye’ye gelen 10 yabancı ajandan birini de Scott Lee Peterson gibi gösterdi. Peterson’ın mahkemedeki fotoğrafları eşliğinde “Azılı katili Türkiye’ye soktular!” başlıklı bir haberde şunları yazdı: “Toplantıda belki de en dikkat çeken isim Scott Lee Peterson isimli 44 yaşındaki azılı katil. 2002 yılında hamile olan karısı Laci Peterson’ı öldürmekten birinci derece cinayet ile hüküm giyen Peterson,  ABD’de en azılı suçlularının kaldığı California’daki San Quentin Devlet Hapishanesi’nde mahkûm. Hakkında ‘iğneyle idam cezası’ hükmü verilen Peterson davayı temyize taşıdı. 13 Temmuz günü İstanbul’a gelen Peterson hâlâ çıkış yapmadı. Mahkûm olarak görünen Peterson’un hangi amaçla ve nasıl Türkiye’ye getirildiği ise soru işareti” (bkz Yıldıray Oğur, a.g.y., 4 Kasım 2017).

I.9. Doğru mu? Bu haber yapıldı ve böyle yazıldı mı gerçekten? Yazıldıysa, bu kadarını hangi muhabir/ler veya yayın yönetmeni bilir ya da tahayyül edebilir? Kaliforniya’da 2002-2004’ün  (on küsur yıl geride kalmış) cinayet haberleri ve dâvâlarını kim takip eder Türkiye’de? Diyelim ki çalıştay tahrif edilip karalanacak; kurgunun bu kadarı kimin aklına gelir? Yoksa bu gene, söz konusu gazeteye dışarıdan sunulan başka bir kaynak veya mercinin işi midir? 

I.10. Peki, iddianın kendisi doğru mu? Hayır. İsim benzerliği. 13 Temmuz günü İstnbul’a gelen, belki toplantıya katılan ve 3 Ağustos’ta “hâlâ çıkış yapmamış” gözüken, Amerikan Christian Science Monitor gazetesinin Türkiye muhabiri Scott Peterson. Amerika’da karısını öldürmekten mahkûm Scott Lee Peterson ise, San Quentin’de yatmaya devam ediyor (bkz Yıldıray Oğur, a.g.y., 4 Kasım 2017).

I.11. Ciddi bir mantık sorunu gözünüze çarpıyor mu? MAK ve SAT komandoları ellerinin altında olan darbeciler, şu veya bu suikast için, hamile karısını öldürmekten hapis yatan bir gübre satıcısına mı muhtaç? CIA’nin de mi başka ajanları yok, kimsenin bilmediği, istediği ülkeye serbestçe girip çıkan? Amerikan hapishanelerinden (ve hele death row’dan, idam bekleyenler koridorundan) adam kaçırıp sonra geri koymak o kadar kolay mı ki, sırf bu adamı alıp gizlice Türkiye’ye getirmişler? Genel olarak Türkiye kamuoyu mu daha saf ve çocuksu, böyle malzemelerin üzerine atlayıp aynen yayınlamakta beis görmeyenler mi?

I.12. Bu kadar açık düşmeye, söz konusu gazetenin reaksiyonu ne olmuş? Bırakın mahcubiyeti; en ufak bir tereddüt veya bocalama söz konusu değil. Tersine, çivi çiviyi söker misali, yeni bir iddia söz konusu. Ertesi gün, “Katil Yunanistan’a kaçtı!” başlıklı haber bu kez (açıkça) istihbarat kaynaklarına dayandırılıp şöyle deniyor: “Kayıtlara göre Peterson ‘VN2100’ koduyla halen hapishanede görünüyor. Böylesine bir azılı suçlunun, ABD’nin en güvenlikli cezaevinden nasıl çıkarıldığı ise akıllarda büyük soru işareti uyandırdı.  İddiaya göre  idam mahkûmu Scott Peterson bazı gizli anlaşmalar yaparak Türkiye’ye getirildi, kendisine verilecek suikastleri başardığı takdirde ise hakkındaki temyiz dâvâsı da olumlu sonuçlanacaktı. İstihbarat yetkilileri deşifre olan idam mahkûmunun deniz yoluyla Yunanistan’a kaçtığı bilgisi üzerinde duruyor.” Hayal mahsulü bir senaryoyla getirmişiz adamı Türkiye’ye; bari başka bir senaryoyla da geri götürelim ki, sessizce çekilsin sahneden; Yunanistan’da izi kaybolsun ve bir daha kimse sorgulamasın ne olduğunu (bkz Yıldıray Oğur, a.g.y., 4 Kasım 2017).

I.13. Başka kimler gelmiş, darbeyi yönetmek için? Bundan sonra iş büyüyor ve Henri Barkey’den Graham Fuller’a sıçrıyor. Yıldıray Oğur’un aktarımına göre, bir sonraki iddia “İsrail’den adını vermek istemeyen birileri”ne dayandırılarak yazılıyor: “Kaynaklarım ısrarla ve ısrarla bana ‘Asıl gelen CIA’in eski Millî Haberalma Konseyi Yardımcı Başkanı, eski CIA Türkiye İstasyon şefi ve Fethullah Gülen’in hamisi Graham Fuller’di’ diyorlar. Şu anda adını vermek istemediğim kaynaklarım, ki ne tuhaftır onlar da İsrail’den, Henri Barkey ile hedef şaşırtıldığını ve Graham Fuller’in bizzat darbeyi yönetmek üzere darbe günü Türkiye’ye geldiğini ifade ediyorlar. Graham Fuller Yunanistan’da Dedeağaç’a indirilen helikopterin içindeydi. Çünkü FETÖ’cü subaylara bu görev verilmişti. Helikopter Dedeağaç’a indiğinde Amerikalı görevliler oradaydı ve Graham Fuller’i alıp götürdüler” (bkz Yıldıray Oğur, a.g.y., 4 Kasım 2017).

I.14. Mantıklı mı? Graham Fuller 80 yaşında ve emekli. CIA’nin bşka hiç mi üst düzey ajanı yok, sahaya sürecek?

I.15. Peki, bu senaryoyu destekleyici herhngi bir delil var mı? 15 Temmuz darbe girişimi için, şu âna kadar 100’e yakın iddianame hazırlanmış. Hiç birinde böyle bir olayın bahsi geçmiyor. Yunanistan’a kaçan darbeci askerlerin iadesi dosyalarında ya da basına çıkmış iddianamelerinde de, yanlarında (velev 80 yaşında veya daha genç) herhangi bir CIA ajanı olduğuyla ilgili bir bilgi mevcut değil. Ama yazılıyor ve kalıyor; şehir efsanelerinin bir parçası olmaya devam ediyor (bkz Yıldıray Oğur, a.g.y., 4 Kasım 2017).

I.16. Çan hikâyesi nedir? Gene hükümet yanlısı bir gazeteye göre (adını ve haber link’ini vermiyorum):  “Toplantıya katılanlar 19 Temmuz'da otelden ayrılırken resepsiyoniste üzerinde Pensilvanya yazılı bir çan bırakmışlardı.” Eleştirisini doğrudan Yıldıray Oğur’dan alıntılayacağım: “Bir CIA ajanı düşünün, darbe için Türkiye’ye geliyor. Otele pasaportunu verip kaydını yaptırıyor. Sonra darbe başarısız olduktan sonra üç gün bekliyor, sonra otelinden ayrılırken de arkasında delil olarak üzerinde Pensilvanya yazan bir çan bırakıyor” (a.g.y., 4 Kasım 2017).

I.17. Splendid Otel Yahudilerin miymiş? Bir de İngiliz karargâhı mıymış, hem de Çanakkale’de? Her biri kendi başına çürük olan bu iddialar yetmiyor; üzerlerine, sanki olabilecek bütün “iltisak”ları alabildiğine karartmak istercesine, başka uydurmalar ekleniyor. “Yahudiler” ve “İngilizler” çekiliyor işin içine. AK Parti Erzurum milletvekili Orhan Deligöz çıkıyor; “İngiliz ve Amerikan ajanları”nın toplantısının Splendid Otel’de yapılmasının tesadüf olmadığını, çünkü “Splendid Palas Hotel’in sahiplerinin Yahudi kökenli Türk aileler” olduğunu ve  otelin “Çanakkale Savaşında yabancı kuvvetlere komuta eden İngilizler tarafından karargâh olarak kullanıl”dığını anlatıyor. İktidara yakın medyadan başka bir gazete de bunu “İhanet oteli İngilizlerin karargâhı çıktı” diye bir diğer müthiş habere dönüştürüyor.

I.18. Doğru mu? Bu kadar cahil olunabilir mi gerçekten? Yıldıray Oğur üşenmemiş; emekliliğinde oteli yaptırıp 1908’de açanın  Sakızlı Müşir Kâzım Paşa olduğunu uzun uzadıya anlatmış. Ama tutun ki İstanbul’un zengin bazı Yahudileri yaptırmış olsun; ne farkeder? 1908’de kimin yaptırdığı, yüz küsur yıl sonra, tâ 2016’daki bir çalıştaya nasıl yansır? Bunun gerçekten bir darbe toplantısı olduğuna delil mi teşkil eder? (Bu hesapla, Meral Akşener de gizli bir komünist olmasın, yeni partisini Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde kurduğu ve açıkladığına göre?) İkincisi, en ufak bir coğrafya bilgisi var mı, sayın milletvekilinin ve/ya haberini yapan gazetecilerin? Çanakkale nerede, Büyükada nerede? 1915-16’da İngiliz karargâhı Limnos (Limni) adasındaydı. İngilizler Büyükada’ya gelip karargâh kurmuş olsalardı, daha savaş mı kalırdı ortada? Nitekim otel, ancak İşgal yıllarında İngilizler tarafından (9 ay) kullanılmış (bkz Yıldıray Oğur, a.g.y., 4 Kasım 2017). Çok daha basiti var. Haritaya bir bakın; Limnos nerede, Büyükada nerede? Çanakkale Boğazı’nın hangisi dışında, hangisi içinde ve İstanbul’un burnu dibinde?   

I.19. Bu konuda son soru: 15-17 Temmuz 2016 Büyükada toplantısının hukukî statüsü nedir? Hiçbir suçlama yok. 3 Ağustos ve sonrasındaki manşetlerden hareketle bir soruşturma açılmış gerçi. Kültür Üniversitesi GPoT başkanı Mensur Akgün’ün ifadesine başvurulmuş; gazetelere göre polis, Büyükada’da toplantının yapıldığı tarihteki tüm otel, ev ve işyeri güvenlik kamera kayıtlarını incelemeye almış. Ama arkası gelmemiş. Üzerinden 16 ay geçmiş olmasına rağmen, Büyükada’daki toplantı hakkında sürmekte olan herhangi bir soruşturma veya dâvâ söz konusu değil. Dahası, darbeyle ilgili 100’e yakın iddianamede de bu toplantıya değinilmiyor. Hakkında herhangi bir iddia veya bilgiye rastlanmıyor.

 

                                                          *          *          *

Peki, bir kısım medya ne yapıyor o zaman? Gerçek soruşturma ve incelemelerin haberini mi veriyor? Yoksa “kendi kendine” (?) hedef mi gösteriyor; kamuoyunu ikide bir belirli “düşman”lara karşı ajite ve seferber etmeyi mi amaçlıyor? Sonuçta tetiği çekip infaz eden de medya mı? Polisin ve yargının kâh oraya, kâh buraya sevkedilmesi de bu kutuplaştırıcılığın yan ürünü mü oluyor? Türkiye’nin dış dünyayla ilişkilerinin giderek bozulmasında bu tür hmlelerin payı ne? İkinci Büyükada toplantısı ve Osman Kavala hakkındaki yayınları da gözden geçirdikten sonra, bu soruları tekrar soracağım.

.

Facebook Yorumları

reklam
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
8.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
23.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
18.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
16.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
2.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
29.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
25.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
21.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
17.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
11.3.2017
Teneke Trump’et (2)
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
6.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
25.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
5.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
19.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
11.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
8.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
5.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
3.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
24.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
21.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
11.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
14.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
12.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
20.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
08.03.2015
Lut’un karısı (8 Mart için)
05.03.2015
Yaşar Kemal de evrene karışırken
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı