Burak Bilgehan Özpek: Büyücü, sofist, akıl ve devlet

20.07.2013 - Bu Yazı 3398 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Burak Bilgehan Özpek: Büyücü, sofist, akıl ve devlet

 Antik uygarlıklarda bilgiyi keşfetmek pek kolay değildi ancak insanların yağmurun ne zaman yağacağını, nehirlerin ne zaman taşacağını ya da mevsimlerin ne zaman değişeceğini bilmeye ihtiyaçları vardı. Tarlalarında yetişen ürünleri ne zaman ekip biçecekleri bu bilgilere bağlıydı çünkü. Aksi takdirde aç kalabilirlerdi. Muhtemelen iki alternatif görüş ön plana çıktı. İlk görüşü savunan adam , “Gözlem yapmalı ve elde ettiğimiz sonuçları bir taş tablete yazmalıyız,” dedi ve ekledi “eğer bunu düzenli olarak her gün yaparsak, bir süre sonra hangi günlerin yağmurlu hangi günlerin güneşli olduğu bilgisine ulaşırız, böylece ekinlerimiz ani bir sel ya da taşkın ile mahvolmaz”. İkinci görüşü savunan adam ise buna bilge süsü verilmiş bir gülümsemeyle karşılık verdi ve “Atalarımızın göçtüğü göklerin sırrına böyle erişemezsiniz. Ben her gece onlarla sizin bilmediğiniz ve anlamadığınız bir dilde konuşuyorum. Onların dillerini sadece ben anladığım için bana ne zaman yağmur yağacağını ve güneşin açacağını söylüyorlar. Size yağmurun ne zaman yağacağını sadece ben söyleyebilirim,” dedi. Antik uygarlıkların halkları akıl yoluyla bilgiyi keşfetmeyi öneren görüşü seçmeyi çoğu zaman reddettiler. Onların ilgisini keramet gösteren bir büyücü daha çok çekti ve ona daha çok saygı duydular. Halkın bu büyücüden etkilendiğini gören hükümdarlar ise onu iltifata ve refaha boğdu. Böylece halkın gözünde de meşru bir lider olabildi.

Bilgiye akıl yoluyla ulaşmanın önüne bir başka görüş daha dikildi. Yunan şehir devletlerinde rastlanıyordu bu tip insanlara ve ateşli parlamento tartışmalarında karşılarındakini alt edebilmeleri için zengin ailelerin çocuklarına hitabet dersleri veriyorlardı. Onlara sofist denirdi ve gerçeğin ne olduğuyla alakalı değillerdi. Bir düşünce sistematikleri yoktu fakat hitabet ve güzel söz söyleme sanatından çok iyi anlıyorlardı. Anlık bir tartışmada dinleyicilerin algılarını ve duygularını etkileyecek sloganlar üretiyor ve şiirsel bir anlatım ile kendi düşüncelerini kabul ettirmeye uğraşıyorlardı. Uzun tartışmalar, mantıksal çıkarımlar onların işi değildi. Gerçek ve doğru sadece onu kabul edebilecek insan kalabalığının sayısal çoğunluğu arttıkça kendini gösterebilirdi. Asırlar önce büyücüye kaybetmiş olan insanlar, bu kez sofistleri eleştiriyorlardı ve bilginin güzel ve popüler sözlerden bağımsız yalın bir gerçeklik olduğuna işaret ediyorlardı. Ona ulaşmak için hitabete ve kalabalıkların desteğine ise ihtiyacımız yok diyorlardı; “sadece aklımız ile doğayı ve onun kodlarını keşfedebiliriz”.

Bu üç sınıf hiçbir zaman kaybolmadı. Farklı ülkelerde ve farklı zaman dilimlerinde hep ortaya çıktılar ve aralarındaki mücadele hep sürdü. Biz büyücüleri, sofistleri ve bilim insanlarını en son Gezi Parkı olayları ve sonrasında birarada gördük. Ve Türkiye’deki entelektüel tartışmalar bu figürler üzerinden ilerliyor. Büyücüler eski alışkanlıklarından kurtulamamış bir şekilde hükümdar yani iktidar ile saf tutma eğilimindeler. Gezi Parkı protestolarını bir darbe girişimi olarak değerlendiriyorlar ve “darbenin kokusunu herkesten önce almak” gibi bir kerametleri olduğunu söylüyorlar. Büyücüler gözlem yapmayı ve elde ettikleri verilere göre analizler yapmayı sevmezler. Zira bu veriler herkese açık olacağı için onların gerçeği herkesten önce ve doğru bilme yeteneğini anlamsız kılabilir. Dolayısıyla büyücülerin, Gezi Parkı protestolarını darbe girişimi olarak tanımlarken, protestoya katılan insanlar üzerinde anket yapmak, onların darbe ile ilgili fikirlerini anlamamızı sağlayacak sorular bulmak, göstericilerle mülakatlar gerçekleştirmek ya da gösterileri yerinde gözlemlemek gibi bir yönteme başvurmalarına gerek yok. Büyücü bizlerin bilmediği ve bilmesinin de imkânsız olduğu bir bilgiye sahip ve söylediklerini verilerle ispatlamak yerine söylediği tek şey: “Bana iman edin çünkü söylediklerim gerçektir ve doğrudur.

Günümüz sofistlerine ise köşe yazılarında ve sosyal medyada sıkça rastlamak mümkün. Onların her hangi bir veri toplama gibi bir dertleri olmadığı gibi gerçeğin ne olduğu ile ilgili de bir tasaları yok. Zira ilk düşündükleri gerçeğin üreteceği sonuçların, etrafında kümelendikleri iktidara vereceği zarar. İşte bunun için sloganlardan müteşekkil, herhangi bir neden- sonuç ilişkisi barındırmayan ve önkabuller ile dolu cümlelerle kimi zaman Gezi Parkı protestolarını küçültmeye, karikatürize etmeye ve söz oyunlarıyla iktidarı korumaya yöneliyorlar. Onlarla tartışamazsınız. Hükümetin Kürt sorununu çözme yöntemini eleştirdiğiniz de aldığınız cevap “Ne yani gencecik fidan gibi insanlar toprağa düşüp ölsün ve analara ağlasın mı?” olacaktır. Ya da Gezi parkı olaylarını konuştuğunuzda size muhtemelen “Mısır sokaklarında gezen tanklar ve darbeci generaller mi istiyorsunuz” sorusuyla karşılaşacaksınız. Yine Gezi Parkı protestocularını cami ve başörtüsü gibi çoğunluğun kutsal kabul ettiği kavramlarla eleştirmek, ya da milliyetçi kesimlerin desteğini alabilmek için onların dış düşman paranoyalarını komplo teorileriyle provoke etmek günümüz sofistlerinin karakteristiğini ortaya koyar. Antik Yunan’dan bu yana değişen bir şey yoktur; zira gerçek ona inanan kitlenin kalabalıklığıyla ölçülür ve bu kitleyi etkilemek için bir olgunun sebepleri üzerinde düşünmek gereksizdir. Onun sonuçları daha önemlidir ve hepsinden önemlisi bu sonuçları değerlendirmek hayal gücüyle sınırlı bir spekülasyona ve belagate açıktır.

Gezi olaylarını üreteceği sonuçların kendilerinin ya da savundukları iktidarların ikballerine yapacağı etkiyi önemsemeden anlamak isteyen insanlar da var elbette. Bu insanlar, protestolara destek versin ya da vermesinler, insanların neden can havliyle sokaklara dökülüp hükümeti protesto ettiklerini anlamaya çalışıyorlar. Bunun için bazı kavramsal çerçeveleri var ve argümanlarını birbirine neden- sonuç ilişkisiyle bağlı önermelerle destekliyorlar. Darbenin kokusunu almıyorlar, böyle bir yetenek onlara bahşedilmemiş, binlerce kişinin katıldığı eylemlerdeki münferit vakaları alıp bütün eylemi karalamayı amaçlamıyorlar, cami- başörtüsü- dış mihrak gibi ifadeler kullanarak kendilerine taraftar toplamaya çalışmıyorlar. Onlar sadece, özgürlük diye sokağa çıkan insanların neden isyan ettiklerini anlamak için siyasal otoritenin özgürlük teorisinin temel değişkenleri ile olan ilişkisine bakmayı ve bir sonuç çıkartmayı umuyorlar.

Büyücülerin ve sofistlerin bilgi üretme sürecindeki varlıklarıyla özgür toplumların gelişimi arasında bir ters orantı olduğunu düşünüyorum. Bu toplumların bireylerinin ve devletlerinin büyük oranda bilim insanlarına itibar ettiğini ve fiziksel ve sosyal dünyanın kodlarını akıl yoluyla çözdüklerini veya tartıştıklarını iddia edebilirim. Ulaştıkları medeniyet ve özgürlük seviyesi bunu söylüyor bize. Biz ise keramet gösteren büyücülerin ve laf cambazı sofistlerin bizatihi devlet tarafından taltif edildiği bir toplum olmakta nedense pek ısrarcıyız.

bbozpek@etu.edu.tr

Taraf

Emlak8

Facebook Yorumları

0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive