Ali Rıza Özdemir: Linç ve gazetecilik

30.04.2019 - Bu Yazı 1014 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Ali Rıza Özdemir: Linç ve gazetecilik

 Bir linç girişimi yaşanıyor, evin yakılması için suça teşvik eden kadın hakkında bir işlem yapılmıyor, bilgi kirliliği yaratılıyor ve tüm bunların sonunda toplumsal fay hatları daha da geriliyor.

Doğrudan doğruya konuya girelim: Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye kamuoyunda birçok özelliği ile tanınıyor, bunlardan belki de en öne çıkanı onun Alevi kimliği. Alevilerin büyük bir kısmı, birçok açıdan kendini Kılıçdaroğlu ile özdeşleştiriyor, onun şahsında kendini görüyor. Bunun çeşitli nedenleri var. Kılıçdaroğlu, köken olarak Alevi ocaklarından Hacı Kureyş (veya bazı kayıtlarda Kureyşan/Kureyş/Kureyşlü) Ocağının evladı. 16. yüzyıl Osmanlı tahrir kayıtlarına göre Konya, Karaman ve Akşehir’de meskûn olan Kureyş cemaatlerinin tamamı Oğuz’un Beğdili boyuna mensup. (Kayıp Türkler kitabımızda detaylı bilgi var.) Anlaşıldığı kadarıyla 16. yüzyıldan sonra bu cemaatin, en azından bir kısmı, Dersim’e yerleşip Zazaca ve Kurmançça öğreniyor.

Aleviliğin geleneksel bilgisine göre; Türkistan’dan güneye inen Oğuz boyları, İran’ın Horasan bölgesinde Muttakilerin İmamı Ali (as) evlatları eliyle İslam oldular, daha sonra evlilik bağı kurdular. İşte Alevi ocaklarının temeli de böyle atıldı. Yani Hacı Kureyş Ocağı gibi bütün Alevi ocaklarının kökeni; bir taraftan Oğuz soyuna, öte taraftan ise Hz. Ali evlatları üzerinden Aziz İslam Peygamber’ine ulaşır. Alevi terminolojisinde Alevi ocakzadeleri, “Seyidi saadet, evladı Resul” olarak kabul edilir. Bu kişilere her zaman saygı gösterilir ve Hz. Peygamber’e hürmeten o hazretin yolunu sürdüren evlatlarına “niyaz edilir”. Çıplak gözlerle pek görülmese bile, Alevilerin Kemal Kılıçdaroğlu’na duyduğu saygının temelinde yatan en önemli etkenlerden biri budur; yani onun Hz. Peygamber’in evlatlarından (seyit) olmasıdır. Özellikle “Yol”a bağlılığı üst düzeyde olan kişilerde bu saygı, daha görünür haldedir.

Alevilerin Kemal Kılıçdaroğlu’na duyduğu saygının bir diğer nedeni, temsil ettiği makamdır. Diğer büyük partilerin genel başkan yardımcıları arasında tek bir Alevi bile yokken (yanlışsam düzeltin), bir partinin genel başkanlığında Kılıçdaroğlu’nun oturması, Aleviler için büyük bir motivasyon kaynağıdır. Üstelik bu parti, Cumhuriyetimizin banisi Atatürk’ün kurduğu parti ve Cumhuriyeti kuran parti.

Geçtiğimiz günlerde, (Allah gani gani rahmet etsin) Çubuk’taki bir şehit cenazesinde yaşanan linç girişimi ile Aleviler, kendini bir daha Kemal Kılıçdaroğlu ile özdeşleştirdi. Ne atılan yumruk, ne edilen küfürler, ne de arabasının taş yağmuruna tutulması… Bir kadının “Yakın o evi, yakınnnn!” bağrışları, diyebilirim ki, istisnasız bütün Alevilere Sivas Katliamını anımsattı. Tarih bilinci daha yüksek olanlar, devşirme paşaların açtırdığı kuyularda yakılarak yok edilen Celali Türkmenlerini anımsadı. Hatta inancı güçlü bir Alevi dedesi, Hz. İbrahim-Nemrut örneğini verdi. Özetle, Aleviler “Yakın o evi, yakınnnn!” kışkırtmasında, kendi yakın ve uzak tarihini anımsadı. Yazık ki, Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin yakılmasını isteyen kadın hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. “Yakınnnn!” bağrışları hala orta yerde duruyor ve bedenleri olmasa da yürekleri yakmaya devam ediyor. Pek görülmek istenmese de, Sivas da halen yanıyor, Celaliler de halen yanıyor…

Burada konunun başka bir boyutuna bakalım: Aradan onlarca hatta yüzlerce yıl geçmesine rağmen neden bu yangınlar sönmüyor? Çünkü yakılmanın muhatabı olan kitleler ve onların çocukları, suçlulara adil bir ceza verildiğine inanmıyor. Üstüne üstelik son yaşanan linç girişiminde olduğu gibi, hafıza kendini tazeliyor. Suçu işleyenlere ve teşvik edenlere adil cezalar verilmeyince, doğal olarak yara da kapanmıyor. Daha kötüsü, kamuoyu doğru bilgilerle aydınlatılmayınca farklı aktörler devreye giriyor, bilgi kirliliği yaratılıyor ve konunun istismar edilmesinin önü açılıyor. Bütün bunların sonucunda toplumsal gerilim daha da artıyor.

Gazeteci Merdan Yanardağ’ı bilirsiniz, kendi çapında bir şöhrete sahiptir. Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıdan birkaç gün sonra kendi sosyal medya hesabından; “Kılıçdaroğlu’na saldırıyı Çubuk Ülkü Ocakları yönetiminin organize ettiği ortaya çıktı. (…)” şeklinde bir paylaşım yaptı. Birçok kişi bu paylaşımdan beni haberdar etti. Haberdar edenler, Aleviydi ve birçoğu ülkücülere karşı öfke doluydu.

Yanardağ’ın iddiası, elbette çok önemliydi. Önce kendisinin sosyal medya hesabındaki metni paylaşarak Ülkü Ocaklarına açıklama yapma çağrısında bulundum. Tabii bu dolaylı olarak Merdan Yanardağ’a da “elindeki belgeleri açıkla” demekti. Merdan Yanardağ, elindeki belgeleri açıklamadı (en azından ben görmedim) ama Ülkü Ocakları genel başkanı Sinan Ateş, çağrıma kulak vererek bir televizyon programında iddiaları kesin şekilde reddetti. Değil organize etmek, bir ülkücünün bile olaylarda yer almadığını söyledi. İddia sahibini, ağır cümlelerle iddialarını ispata davet etti. Merdan Yanardağ hala sessizdi. Ertesi gün elindeki belgeleri açıklamasını istemek amacıyla kendisini aradım ve kendimi tanıttım. Tak, telefon yüzüme kapandı. Aynı gün Sinan Ateş, bana ulaşarak hassasiyetim için teşekkür etti. 26 Nisan Cuma akşamı 18 Dakika programında Merdan Yanardağ, Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının Adalet ve Kalkınma Partisi içinde “kendini şahin zanneden kargalar” tarafından organize edildiğinin “ileri sürüldüğü”nü söyledi.

Özetle, başımıza gelen felaketler birbirini izleyen bir silsile gibi. Bir linç girişimi yaşanıyor, evin yakılması için suça teşvik eden kadın hakkında bir işlem yapılmıyor, kamuoyu yeterince aydınlatılmıyor, bilgi kirliliği yaratılıyor, bütün bunların sorucunda toplumsal fay hatları daha da geriliyor. Bu sürecin sonucunu bilmek için kâhin olmaya gerek yok: Hepimizi etkileyecek büyük ve yıkıcı depremler... Türkiye, hepimizin evi... “Yakın bu evi” çığırtkanlığına uyarsak yanan hepimizin evi olur ve bu evin içinde hep birlikte yanarız.

Elbette hukuk hepimize lazım, adalet hepimiz için yaşamsal. Hukuk mutlaka uygulanmalı ve adalet mutlaka yerine gelmeli. Vicdanların kanaması durdurulmalı. Gerçek bir demokrasi ve evrensel insan hakları, hepimiz için en güvenli ve kazançlı çıkış yolu. Öte yandan toplumsal gerilimi azaltmak için daha kolay ve daha maliyetsiz bir seçeneğimiz var: İletişim. Sonuçta ne Merdan Yanardağ başka bir galakside yaşıyor, ne de Ülkü Ocaklılar. Telefon açmak, sormak, bilgi almak hiç birimiz için zor değil. Hepimiz aynı tarihin mirasçıları, aynı toprakların çocukları ve aynı Cumhuriyetin eşit yurttaşlarıyız. Her ne kadar Merdan Yanardağ, telefonu yüzüme kapatıp iletişim kanallarını kapatsa da, ben hepimizin medeni şekilde konuşabileceğimizi ve ortak bir noktada buluşabileceğimizi düşünüyorum. Bizim tarihsel ve kültürel birikimimiz; bilgimiz, görgümüz, ahlakımız bunu yapmaya yeter de artar bile... Yeter ki iyi niyetli olalım ve birbirimizi anlamaya çalışalım.

Peki, Anadolu’nun bir köyünde yaşayan bir kadını insanları yakarak öldürecek hale getiren “bilinçaltı” ve “ruh hali” nedir? Bu da başka bir yazının, hatta belki de başka bir kitabın neşterlik konusu…

karar

Emlak8

Facebook Yorumları

0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive