Hüsamettin AKKAYA

hakkaya@akkumas.com.tr



Bookmark and Share

Açlık Grevi Eleştirilmemeli mi..? 96 - 99/2000 ve Günümüz..


07.11.2012 - Bu Yazı 16066 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

    Açlık Grevleri ve Ölüm Oruçları olarak tanımlanan farklı kategorideki eylemler; daha çok siyasi gruplar, etnik ve inanç gruplarının araçsallaştırdığı bir eylemdir…

     Türkiye’ deki ölüm oruçlarında 1996 da 32, 2000 de uzun süren eylemde de ‘Hayata Dönüş’ operasyon unda ölen 32 can kaybı hariç 120 nin üstünde kayıp verildi. İngiltere’de Teacher döneminde İRA’nın da 9 eylemcisi, Ölüm Orucu sonucu hayatını kaybetmiştir.

     İtalya’da mafya dahi bu tür açlık grevi eylemlerini, paralelinde şiddeti de kullanarak uygulamıştır. Bu eylemlerle devleti yıldırarak, yargı kıskacından kurtulduğu olmuştur..

     Son Açlık Grevi eylemi sürdürülürken; bir yandan şiddet de uygulanmaya devam edilmektedir.. Oysa Açlık Grevleri veya Ölüm Oruçları pasif direniş yöntemleridir. Uygulanan Açlık Grevleri;‘şiddetin yarattığı’ ya da ‘şiddeti yaratan’ eylemler değildir.

     Eğer bir toplumsal muhalefet, siyaset; hem pasif direniş biçimi olan Açlık Grevleri / Ölüm Oruçları (AG/ÖO) eylemlerini mücadele yöntemi olarak kullanıyor; hem de paralelinde şiddeti kullanıyorsa; bu yukarda belirtilen, İtalyan mafyasının yaptığı türden şantaj ve tehditle yıldırma eylemi haline gelir. O zaman da eylem ve şiddet ‘Mafyatik Eylem’ e dönüşür ve meşruiyetini yitirir; vicdanlarda yer bulmaz..

     Nitekim Kürt Siyaseti (PKK – BDP) ile SOL ve Liberal/Sol dışında yeterli ilgi ve destek görmemektedir.. Her gün birçok cenazenin kaldırıldığı bu ortamda AKP hükümetinin de Açlık Grevlerini görmesi, anlaşma zeminine gelmesi zorlaşmaktadır..

     Açlık Grevleri yanına yoğunlaştırılmış şiddeti de koyan karar alıcılar; uzayan eylem sürecinde eylemcilerin de durumunu tehlikeye atmaktadırlar..   

     Anadilde eğitim ve KCK soruşturmalarının durdurulması gibi talepler siyasidir. Hukuk ve yasalar temelinde çözülür.

    TMY nın ‘doğrudan şiddet ile ilişkilendirme’ yönünde yeniden düzenlenmesinin; 4. Yargı Paketi tasarısında önemli bir ayrıntı olarak yer alacak olduğunu biliyoruz..

     Anadilde eğitim seçmeli ders uygulamalarıyla çözüm sürecine girmiş durumda. Ancak bu meselenin çözümü Ana Yasa ve hukuk zemininde gerçekleşmek durumunda. Bu da bir yasallaşma süreci gerektirir.

     Hukuksal sürece de ihtiyaç vardır. Bu istemler; demokratik platformda kazanılabilir. Hükümet sözcüleri de bunu kamuoyu önünde açıklıkla söyleyebiliyorlar..

     Şiddet ortamı bu süreci uzatmaktadır.

     Burada karar alıcıların çok büyük sorumlulukları var.

1: Talepleri siyasi irade kabul edebilir mi? Devlet geriletebilir mi?

2: Psikolojik zemin var mı?

     Ölüm oruçları ve ‘hayata dönüş’ operasyonları dönemi, devletin kendini en muktedir hissettiği ve ceberutlaştığı zamanlardı.. Faili meçhullerin devam ettiği 28 Şubat’tan sonrası militarist oligarşinin tahkim edildiği o koşullarda; kendini çok güçlü gören otoriter devlet, siyasi iradeye hiç insiyatif kullandırmadı.

     Bir taraftan ‘hücre evleri’ olarak tanımlanan operasyonlarla yargısız infaz yöntemiyle tasfiye edilen Sol örgütler; kendini aslanın ağzına atmış oldu.. Devlet; kontrolünde tuttuğu Medya ile eşgüdümlü çalışarak yarattığı algıyla; düşman ve ezilmesi gerekenler olarak baktığı SOL örgütlerin Ölüm Oruçlarını; olanları ölüme itmenin ve geri dönülmez psikolojik ve fizyolojik tahribat yapabilmenin aracı olarak değerlendirdi.

     Eylem kararı alanlar; ölüm oruçları sonrasında sadece ölenlerin 150 kişi olduğu bu sonuç sonrası hesap verdiklerini ben bilmiyorum.

     Şimdi ne oluyor? ‘Yoğunlaştırılmış Şiddet + Açlık Grevleri’ uygulamaya konuyor.

    Siyaset zemininde çözülme süreci hızlanan meselede; Kürt Siyaseti (PKK – BDP)  ve onlarla birlikte davranan SOL, Liberal/Sol destekçilerin de; ‘hükümetin olgunlaşan çözüm iradesinin, kendi zorlarıyla şekillendiği algısını yaratmak istedikleri açığa çıkıyor. 

     Yine karar alıcılar dışarıda, Kandil’ de ve siyasi kariyerlerinin icra edildiği yerdeler. Olası olumsuz sonuçlar sonrası kendilerinden siyaseten hesap sorulmayacağını biliyorlar. 12 yıl önce de sorulamamıştı.

    O dönem bu yargısız infazlarla katledilen, SOL militanların ve örgüt üst yapılanmasında olan örgüt liderlerinin ve ‘Faili Meçhuller’ in  katillerinin bir bölümü; şimdi ERGENEKON Davalarıyla, ODA Tv Davalarında tutuklular….. Kendilerini infaz eden o tetikçiler ve karar alıcılar; Ölüm Oruçlarıyla da tasfiye ve yok etme fırsatını kullananlardı, ‘Hayata Dönüş’ operasyonlarının da mimarlarıydı.

     Ne hazindir ki; o bedellerin katmerlisini ödeyen aynı gruplar; şimdi o günkü siyasi iradenin üstündeki militarist oligarşinin/vesayetin geriletilmesi mücadelesinde bugünkü siyasi iradeyi yalnız bırakmaktadırlar. Yalnız bırakmakla da kalmayıp davaları ve yargıyı itibarsızlaştıranların mutfağında da görev almış durumdadırlar..

     Şimdi olan ne? Geçmişte ağır bedeller ödeyen; sonrasında belini doğrultamayan SOL, Kürt Siyasetine eklemlenerek; onları, şiddetin tırmandırılmasına özendirirken; en son; marjinal ve demode  mücadele biçimi olan ‘Açlık Grevlerine iterek gerilimi tırmandırıyor.. Bununla yetinmiyor; uygulayıcı Kürt siyaseti açlık grevi derken; Köşelerindeki Liberal/SOL ve Sol’un hemen her türü, Açlık Grevini Ölüm Orucu algısı oluşturarak sunmaya çalışıyor.. Onların bu eylemi ‘kutsaması’ karşılıklı tavizler ve taktik kazanımlarla sonlandırılmasını fevkalade zorlaştırıyor hatta provoke ederek derinleştiriyor..

    12 yıl öncekiolanları unutmadık! Tam da bu nedenle bugünün bu eylemini, olası kötü sonuçlarını yaşamadan cesaretleeleştirmeliyiz..

    ‘Siyaset platformu türlü mücadele biçimlerine olanak veriyorsa; açlık grevleri doğru bir mücadele tarzı değildir.’ demeliyiz…

    Bugünkü Açlık Grevindeki talepler? Anadilde savunma hakkı hariç -ki o talep te iradi olarak çözüm zeminini bulmuş halde- Siyasi Taleplerdir.. O durumda bu talepler tüm Kürt halkının sorunlarıdır.. Niye; zaten hapsedilerek bedel ödemekte olan insanlara Açlık Grevi yaptırtıyorsunuz..? Zaten şiddet aygıtını devlete karşı kullanıyorken; buna Açlık Grevlerini de eklemekle; uzlaşma zeminini imkânsızlaştırarak grevcileri bilerek ölüme itmek ve olası ölümlerle de kara bir leke bırakmak hedefleniyor gibi bir durum var ortada.

    Bütün muhalif güçlerin; Ulusalcısından Liberal/Sol ve Kürt siyasetinden her türden SOL’ un ihtirasları için ölümlerden yarar bekleyen siyasetler olduğunu anlıyoruz. Bu nedenle de bu Açlık Grevi eyleminde karar vericilerle, onları destekleyen, eylemi kutsayan, eleştirilemez görenleri eleştiriyorum!.. Başkalarının bedenleri üzerinden, siyasi ihtiraslarını tatmin hevesinde olanları da kınıyorum!..

                                                                                                                          

Email : hakkaya@akkumas.com.tr

 

.

Facebook Yorumları

reklam
07.11.2012
Açlık Grevi Eleştirilmemeli mi..? 96 - 99/2000 ve Günümüz..
23.10.2012
Taraf'a mektup
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı