Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet


10.12.2017 - Bu Yazı 104 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir kısır döngü 1839 Tanzimat ilanından bugüne koşullar değişmiş olsa da 178 yıldır devam ediyor.

Döngü: Tanzimat (1839), Islahat (1856) ve İstibdat  (1878- 1908).

Bu döngünün ikinci evresi II. Meşrutiyet ilanıyla Tanzimat- Islahat olarak başladı, Babıali baskını ve İttihat Terakkinin mutlak iktidarıyla İstibdat dönemine girdi.

Cumhuriyet dönemi yıkılan imparatorluktan yeni bir devlet kurarak başka bir anlamda Tanzimat ve meşrutiyetin radikal dönüşümüdür. Bu sürecin tırnak içinde istibdatta dönüşmesi bazılarına göre 1925, bazılarına göre CHP’nin 1935 Kongresidir.

1950 Demokrat Parti iktidarı ile tanzim ve düzenleme dönemi başlamış, ancak bunu tanzim ve düzenlemeyi devlet için uygun görmeyenler darbe ile sürece müdahale yapan askerler düzenleme ve ıslahatı, devlet yararına kendileri yapmaya soyundular.

1960’dan bugüne kadar, reformlar, bir süre sonra reformlara darbelerle müdahaleler ve yeniden reform girişimleri, yeniden darbeler, muhtıralarla üçlü döngü devam ede geldi.

AKP’nin 15 yıllık iktidarı döneminde bu üç döngü yaşandı. Önce AB süreci reformlar, Kürt sorunun çözümü için Barış Süreci, Türkiye’de yaşayan bütün kimliklerin kabulü… derken, düzenleme iyileşmeden İstibdattın güncelleşmiş modeli olarak Cumhurbaşkanlığı Sistemi gündeme geldi ve takvim işlemeye başladı.

“Milli devlet” reorganizasyonu

Başlayan bu süreç birkaç yıl içinde kendi içinde devinerek yeni bir Atatürk/Atatürkçülük paradigması, yeni bir sosyal, siyasal tarih, değişimi ile başlamış görünüyor. Askeri zafer tarihine Kut-Ül Ammera eklemekle başlandı. Dini söylem siyasal alanında ve devlet mekaniğinin her aşamasında öne çıktı. Millet, milli kavramı, yurttaş ve birey bağlamının dışında Arapça anlamına denk düşen din ve dini topluluk olarak kullanılmaya başladı. Millet kavramını muhafazakârlar kullanır gibi kulağın alışık olunan tının dışına, bilinçli olarak Arapça anlamıyla kullanılıyor.

Özgür bireyleri ifade eden yurttaş kavramının yerine millet kavramının kullanılması ideolojik amaçla bütünlük taşıyor. Millet kavramının bu manada kullanılması, cumhuriyetin yurttaş paradigmasının kırılmasıdır.

AKP’nin milletçi ve milliciliği ile MHP’nin ve CHP’nin milliciliği arasında sosyolojik ve ideolojik karşıtlık derecesinde farklılıklar var; ama onlar farkında mı değil mi belirsiz.

Yeni millet ve millicilik anlayışında özgür kişi ve yurttaşa yüklenen anlam yer almıyor, bu cumhuriyet modernizmine yeni alamlar yüklenmesi demektir.

Cumhurbaşkanlığı Sistemiyle yapılmak istenenin, ulus devletin yeni milli ve millicilik ideolojisine göre reorganize edilmesini anlıyoruz.

Dünyada esen muhafazakâr, sağ milliyetçi ulus devletçiliğin yükselen popülizm havası, Türkiye’deki sistem değişikliğine meşruiyet zemini sağlıyor.

Türkiye sistem değişikliği ile makas değiştirirken siyasal muhalefet ne yapıyor? HDP’nin durumu malum. MHP muhalifliği terk etti. Geriye ana muhalefet ve iktidara aday CHP kalıyor.

CHP konjonktürel muhalefet olmaya devam ediyor

Cumhuriyeti kuran parti olarak kendini tarif eden CHP, Türkiye’nin temel sorunlarının çözümü gündeme geldiğinde hiçbir zaman stratejik muhalefet yapan parti olmadı. Hep konjoktürel muhalefet oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu, Londra’da, Türkiye toplumu temsilcileri ile buluşmada. "Ne olursa olsun, 2019’da Türkiye’ye demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla getirmenin yolunu açacağız, kapısını aralayacağız. Ondan sonra oturup hep birlikte konuşacağız. Önce demokrasi, önce düşünce özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü... Biz demokrasinin bütün kurum ve kurallarını yeniden inşa etmeliyiz. Demokrasi olacak ki, tek adam Türkiye’ye egemen olmasın" ve şöyle devam ediyor “İki seçenek var önümüzde bir demokrasi, iki otokrasi."

Bu tespit ve söylemler çok yerinde ama demokrasiden yana olan yurttaşlar, aydın ve entelektüeller teorik olarak bundan daha fazlasını söylüyorlar.

Ana muhalefet lideri ve iktidar adayı partinin başkanının bu tespitler ötesinde ortaya bir proje koyması gerekiyor.

O halde ana muhalefet partisi, iktidar partisinin politik pratiklerini eleştirmenin ötesine geçerek Cumhurbaşkanlığı Sistemine karşı nasıl bir demokratik sistem önerdiğini ilan etmeli.

Eğer “İki seçenek var önümüzde bir demokrasi, iki otokrasi" diyen muhalefet partisi liderinin bunun aynı zamanda birbirine zıt iki sistem olduğunun farkında olduğunu ummak isterim.

AKP’nin günlük politikalarına popülist söylemle muhalefet yapmak, her şeyin normal olduğu, sistemin demokratik kurallarla işlediği zamanlarda muhalefetin iktidar partisinin uygulamalarına yöneltmesi normal ve yerinde muhalefet olarak kabul edilebilir. Oysa içinden geçilen süreçte, sistem değişikliğinin fiilen yaşandığı belki de rejim değişikliğine doğru evirileceği günler yaşanıyor. Bu koşullarda neye ve nasıl muhalefet yapılacağının açık ve net olarak ortaya konulması gerekiyor ki, kamuoyu kurulmak istenen sistem ile alternatif sistem arasında tercih yapma ile yüz yüze gelebilsin.

Kılıçdaroğlu’nun söylediğine göre, Cumhurbaşkanlığı Sistemi, otokratik sistem olacaksa o halde buna karşı iktidar adayı muhalefetin demokratik reformcu sistem önerisiyle ortaya çıkılması beklenir. Bu koşullarda olması gereken de budur.

Bu koşullarda reformcu stratejiye sahip muhalefete ihtiyaç var. CHP böylesi radikal  reformculuktan çok uzakta yer alıyor.

Pratikte görülen ana muhalefet “siz kötüsünüz, hırsızsınız, biz iyiyiz” aralığına sıkışmış vizyonsuz, gelecek hikâyesi olmayan, iktidarın yarattığı gündemin peşine takılarak, iktidarla münakaşa yapmayı muhalefet sanarak, konjonktürel/gündelik muhalefet yapıyorken; iktidar yeni bir gelecek vizyonu oluşturamadığı için, tarihe dönerek, iç ve dış kahramanlıkları ve hainlikleri abartarak, popülize ederek gündeme taşıyor. Cumhurbaşkanı “dış düşmanlar” hikâyesini çok ustalıkla kullanıyor; bir gün o lidere, bir gün bu lidere meydanlardan çatıyor, kışkırtıyor bazen doz o kadar ileri gidiyor ki, karşı taraftan da sert yanıtlar geliyor. Bu durumda, “dış düşmanlara” karşı sık sık “milli duruş,” “milli birlik” çağrısı geliyor.

Sınırsız dış düşman iç hain…

Dışarıyla kavganın iç politika da prim yaptığı görülmüş olmalı ki, bir sayfa kapanmadan başka bir sayfa açılıyor. Kim ne zaman düşman, ne zaman dost! takip etmek bile zorlaştı. Bu dış düşman politikası mayası iç politikada MHP’de tuttu. Bu politika sayesinde MHP, AKP ile yarı legal iktidar ortağı oldu. Gülencilerden boşalan devlet kadroların önemli alanlarının MHP’liler tarafından doldurulduğu söylem olmaktan çıktı, biliniyor.

İktidarın “dış düşman” tehlikesine karşı “ milli çıkar” ve milli duruş” söylemi öyle bir noktaya vardı ki, et ithaline karşı çıkmadan tutun; Batı ile ilişkiler politikasına; karanlık Zarrab’ın karanlık ilişkilerine; Mann Adası para aktarma, şirket satışı gibi sorulara; HDP’li tutukluları savunmadan, “Türkiye’de tutuklu gazeteciler var”  demeye kadar her düşünce açıklama, eleştiri “milli birliğe saldırı”, “dış düşmanların ağzıyla konuşma…” diyerek ağza gelen her şey söyleniyor.

En nihayet bu düşmanlaştırışı söylem iktidar alternatifi partiyi “Cumhuriyet Hain Partisi” ilan etmeye kadar vardı.

Bugün AKP ve MHP tarafından CHP’ye yönelik son zamanlarda söylenen sözler HDP’ye ve Demirtaş’a söylenen aynı sayfadan okunuyor.

CHP, “gayri milli”, “FETÖ ve dış düşmanların argümanlarıyla konuşuyor” saldırısı karşısında AKP’nin popülist propaganda tuzağına sürekli düşüyor. “Milli,” “devletin ali menfaatini savunan” olduğunu kanıtlama ve gösterme adına, neye karşı nasıl muhalefet yapacağı ikilemi arasına sıkışıyor ve  güven kaybediyor.  

AKP, Kılıçdaroğlu’na tehditler savurarak,  davalar açarak ve CHP ile Kılıçdaroğlu ikilemini gündeme taşıyarak ulusalcı CHP’leri yüzde 50+1’e ekleme taktiği izliyor.

Erdoğan ve AKP yönetimi bir kere daha CHP’yi güvenilmez tutarsız, Kılıçdaroğlu’nu beceriksiz göstererek, CHP içinde yarıklar oluşturacak manevralar yapıyor. Önümüzdeki günlerde Erdoğan veya AKP sözcülerinden “Atatürk’ün partisine Kılıçdaroğlu yakışmıyor” sözünü duyarsak şaşırmayalım.

Erdoğan’ın nihai stratejik bir amacı var: Devletin siyasi, idari ve ideolojik yapılanmasını merkezi, otoriter sistem olarak inşa etmek. 16 Nisan referandumu ilk adımdı 2019 seçimleri ile seçilirse ikinci adım atılacak. Şunu unutmamak ve not düşmek lazım: Bu tek başına Erdoğan’ın kafasından çıkan bir proje değil. Devlet içinde soğuk savaş sonrası 1990’larda başlayan Türkiye’nin yeniden yapılanması tartışmalarının sonucu devletin içindeki bir görüşün egemen olmasıdır. 15 Temmuz darbe girişiminin başka bir okuması, devletin içindeki “ötekilerin” darbe girişimi olarak yapılabilir, böyle olup olamadığı, süreç soğumaya başladığında gün yüzüne çıkacaktır.

Milli solculuk yeniden üretiliyor

Dış düşman tehlikesi milli solculuğun ayranını köpüklen diriyor. Antiemperyalizm  “saldırısı” popülizmi solu milliyetçi çizgiye çekerken sistem değişikliği hatta iktidar eleştiri dozunu düşürüyor. İktidarın da istediği tamda bu.

Bu taktik uzun süre tutar mı? Hatırı sayılır solcu/sosyalist Erdoğan’ın yedi düvel emperyalizme karşı bağımsızlığı! Savunduğuna inanıyor. Milli/milliyetçi solculuk yeniden gündeme getiriliyor. Perinçek’in nasyonal partisi Milliciliğin başını çekerken, Kıvılcımcı milliyetçi HKP ve çakma TKP(ler) bağımsızlık, anti-emperyalizm adına sol millicilik sosuna bulanıyor.

Öte yandan yeni bir milli sol tarih icat etme çabalarının ipucu görünüyor. Herhalde bu icat, Cumhurbaşkanlığı Sistemi bagajını dolduracak yeni bir tarih hikâyesi yazımının parçası olarak planlanıyor olmalı.

Toplumsal muhalefeti temsil eden STK’lar yıldırıldı, iş yapamaz duruma geldiler. Parlamento dışı muhalefet olarak ifade edilen sol/sosyalist partiler etkisiz ve süreçlerin içine girerek etki etme politikasından uzaktalar. Gerçek şu ki: CHP konjonktürel muhalefet çizgisinde kaldığı sürece umut olma umudunu yitiriyor. AKP, kötünün iyisi olarak başat oluyor. İçinden geçilen döngüye stratejik politik ve sistem alternatifi oluşturulamadığı sürece, döngü doğal ömrünü yaşamaya devam eder…

.

Facebook Yorumları

reklam
10.12.2017
Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet
4.12.2017
'Kamuculuk' kamusal alanı yok ediyor
26.11.2017
Milliyetçiliği / ulusalcılığı yükseltmek çok kolay
12.11.2017
Atatürkçülük ile Sistem Değişikliği Menkıbesi
5.11.2017
Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet
29.10.2017
Devletin bekası sendromundan ne zaman kurtulacağız?
22.10.2017
Tek parti dönemi bazı hatırlatmalar
18.10.2017
İslamcı-Milliyetçilik veya Yeni Abdülhamitçilik
8.10.2017
Ateş çemberine girerken ve içindeyken
1.10.2017
Kürtler yok iken Dış ve İç Kürtler oluverdi!
24.9.2017
Aydınların taraflılığı ve muhalefet
11.9.2017
10 Eylül 1920 TKP’nin kuruluşu ve Dönüşler hikâyesi…
3.9.2017
Sistem değişirken! muhalefet ne yapıyor ne yapabilir?
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
15.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
27.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı