Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

İkili iktidardan mutlak tek iktidara…


16.4.2017 - Bu Yazı 264 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Tek parti döneminden  “çok partili döneme” geçişle birlikte bu ülkede görünen ve görünmeye iki(li)  iktidar oldu. Birinci iktidar:  Kurucu irade, devletin sahipleri olduğunu düşünen kesim; bunlar hükümette kim olursa olsun sürekli iktidardalar. Bu iktidarın bir başka adı vesayet sistemidir. Mutlak iktidar olma meşruiyetini,  kurucu ideolojiden alıyorlar. Devletin bekasını koruma  görevini ise anayasa(lar)dan alıyorlar.

Peki, kim bunlar?  Böyle tek bir kurum yok. Görünenler, ordu (güvenlik) bürokrasisi, sivil bürokrasi, yargı ve siyasetin hemen her kesiminde olan siyasetçiler, basın dünyasında yer alan bazı aktörler, işçi, işveren gibi STK’lar. Bir zamanlar bunlar  “zinde güçler” olarak tanımlanıyordu.

Derin devlet yapısı bunların neresinde yer alıyor, ilişkileri nedir, nasıldır; bu konuda yayınlanmış araştırmalar, tezler, itiraflar var. Bu ilişkiler hiçbir zaman bütünüyle ortaya çıkmadı ve çıkarılamadı. Bana göre bu yapı yeni zinde güçler yeni ortaklılar kurularak ve stratejisini değiştirerek kendisi daha az görünerek, öne çıkmadan iktidar olmaya devam ediyor.

İkili iktidarın öteki ayağı, seçimlerde çoğunluğu elde eden ve hükümet kuran her hangi bir siyasi partinin hükümet iktidarıdır. Hükümet olan ama iktidar olamayan, söz konusu  “son kertede”  “devletin bekası” olunca!  Bütün iktidarlar ve partiler arasında ki farklılık araya konan karbon kâğıdı oluyor. Bunun en yakın örneği HDP’lilerin yargılanması için yazılan senaryoya, meclisteki bütün partilerin düdük çalmış, marş marş  komutu verilmiş gibi koşmalarıdır.

Bu ikili iktidar sistemi demokrasi için uygun bir toprak ve iklim değildi, ne zaman demokrasi ağacı filiz veriyor dal budak salmaya başlıyor, o ya da bu gerekçelerle birileri “devlet elden gidiyor, bölünüyoruz” hurrraa ellerinde baltaları dalıyorlar fidanların içine. Gezi’de olduğu gibi…

YARIM DEMOKRASİ DE ELDEN GİDİYOR

Anayasa’da yapılan tadilatı bazı sol ve bazı liberallere vesayeti kaldırmak olarak görüyorlar; ormana bakıp ağacı göremeyenler işin özünün 12 Eylül anayasa felsefesinin tam tekmil olarak hükümet sistemine dönüştürülmesi olduğunu anlamakta ısrar ediyorlar. Yarım yamalak demokrasinin, otoriterlik kıskacında ümüğünün sıkılmakta olmasını “devrim”, “demokratikleşme”  olarak görmek şaşılığın ötesinde akıl tutulması olsa gerek.

Oysa ki, 1946 ve 50’den sonra çok partili hayatın tanımını yapmak gerekirse bunun adı yarı demokrasidir.  Bu sisteme ne tam bir diktatörlük denebilir, ne de normal demokrasi denebilir. Arada bir sıkı diktatörlüğe dönüşen, arada bir demokratik açılımlar yapan bir düzen. Türkiye’nin bu düzeni ve bu yapısı aşağı yukarı bugün de aynen devralınıp devam ediyor.  Yani arada bir böyle demokratik açılımlar yapıyor sonra o açılımları kapatıyorlar.  Bunun tipik örneği, AKP iktidarları döneminde, an oluyor bir açılım yapılıyor, gün geliyor, kendi açılımlarının, çıkarttıkları yasaların ve kararnamelerin tam tersi yasa ve kararnameler çıkartıyorlar.

İslami muhalefet hareketinin içinden çıkan AKP, kendi içinde evrilerek devletle bütünleşti ya da devlet kendi içine çekti. Böylece AKP yoluyla toplumsal rızaya dayalı ikili iktidar tek iktidara dönüştürmeye çalışılıyor, üstü örtülüyor, görünmez hale getirilme çabalıyorlar. Bu anayasa değişikliğin özü de bundan başka bir şey değil.  Bunun ayrıntısı başka bir yazı konusu, burada  bu kadar değinip geçeyim.

 TEK ADAM DÖNEMİ NASIL DEMOKRASİ REFERANSI OLUYOR?                                       

Gelinen noktada,  “askeri vesayeti kaldırıyoruz” adı altında, Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlar, faili meçhulleri ortaya çıkartıp, geçmişle yüzleşiyoruz, “barış süreci” ile Kürt sorununu çözüyoruz… Sözleri bile demokratikleşme adına bir beklenti yarattı.

Peki, ne oldu da, Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilen, bu da yetmedi sistem otoriterleştirilip tek adamın mutlak tek iktidarı noktasına gelindi?  Bu kadar demokrasi, hak ve özgürlükler bol geldi. Bu anayasa değişikliğini savunanlar, “rejim değişmiyor” diyorlar. Rejim değişikliği şu an için İslami görünümlü olmayabilir, fakat laik, seküler kesimde güçlü bir İslamcı rejim kuruluyor algısı ve korkusu var.  Bu nedenle referans olarak 1930’lardaki tek parti, tek adam rejimi olumlanarak gösteriliyor.

AKP ileri gelenleri ve Erdoğan “rejim değişikliği” sözünü duyunca kızgın boğaya dönüyorlar. Ve “1923’de rejim kuruldu, biz yönetim sistemini değiştiriyoruz” diyorlar. Sürekli fikir değiştiren, dün söylediğini bugün yalanladıkları o kadar çok örnek var ki,  cumhuriyetin kuruluşuna bağlı olduklarına inanmak için saf olmak lazım. Ayrıca Cumhuriyetin kurucu ideolojisine ve rejimine bağlılık yemini etmek de matah bir durum değil.

Mutlak tek adam iktidarını savunurken, “tek adam”   dönemi referans gösterilerek, tarihsel bir bağ kuruluyor olması ürkütücü. CHP bile bu dönemi yüksek sesle söylememeye özen gösterirken, “evet” kampanyasında   “tek adam” eleştirisine bu dönemi olumlayan örnek gösteriliyor olması, geleceğin yönünü de gösteriyor.

Cumhuriyet kuruculuğunu bu anlamda örnek almak bile demokrasinin geldiği bugünkü aşama ve kazanımların kalıcılığını tehlikeye sokuyor.  Demokrasi ile başlayan içi boş öyle sözler söylenip nutuklar atılıyor ki, ürpermemek mümkün değil.

SONUÇ OLARAK

Demokrasi tarihine bakıldığında normal demokrasi, kurumları, kuralları ve hukuku ile bütünsel olmadı, olamadı. Bu nedenle ikili iktidar ve vesayet varlığını, ergenleşememiş bir devleti ve toplumu, an oldu hizaya getirdiğini, an oldu toplum adına “en iyi”  mühendisliği yaptığını düşündü.

Bugün de, “bu toplumun en az yüzde ellisi demokrasiden anlamaz onlara vatan, millet, Sakarya  gazı vererek çoğunluk rızası aldığımız sürece istediğimizi yaparız.  Yol, köprü nelerine yetmiyor. Siz istemeyin, istemek içinde hiçbir şey yapmayın, devlet sizin için en iyisini yapar. Kaç işçi alacağınıza, kaç çocuk yapacağınıza… Biz karar veririz” diyorlar. Değişen bir şey yok.

Bu mutlak tek iktidar, yarım demokrasiyi de ortadan kaldıran, insanı hak ve özgürlükleri ile değil, millet iradesi adına bireyi yok ederek bir kişinin iradesinde toplayıp, bütünleştiren totaliter ideolojidir.

Bugün, bu referandumda, kendi adını, kimliğini bugününü ve geleceğinin tek ve mutlak otoriteye teslim edip etmemeye, isimlerimizin TC kimlik numarası muamelesi  görüp görmesine karar verme günü.

.

Facebook Yorumları

reklam
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
15.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
27.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı