Kemal CAN

Cumhuriyet



Bookmark and Share

Kayıp bölüştürmek


18.8.2018 - Bu Yazı 187 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ekonominin gereklerine uymadığı iddia edilen gelişmeler, siyasetin gereklerine hiç uymayacak bir gündem oluşturuyor. Kurdaki aşırı hareketlilik ile konuşulan ama çok daha derindeki sorunları görünür yapan kriz, sadece ekonomi ve siyasetin değil, aklın ve mantığın da epey uzağına taşındı. ABD mallarını parçalama, dolar yakma gösterilerinin eşliğinde müsabaka havasına sokulan hadise, bir popülist hezeyanı besliyor. Kim kazandı kim kaybetti, kim hayal kırıklığına uğradı, kim daha dirençli çıktı gibi sorular her şeyin üstünü örtüyor. “Kur yükseldi diye batmayız” denirken kur düştü diye zafer kazanılmış oluyor.

Kriz potansiyelinin nedenleri ve olası sonuçlarıyla ilgili tartışmalar daha başlamadan bastırıldı. Trump’ın ölçüsüz tavrı, “saldırı altındayız” argümanını destekleyen tuhaflıklar, ekonomik elitler üzerindeki kontrol imkânları, bağımsız medyanın yokluğu, muhalefetin şaşkınlığı gibi birçok faktör, sorunu hakkıyla tartışmayı engelledi. Hepimizin aynı gemide olduğu iddiası, meseleyi hep birlikte konuşmak yerine, sorun hakkında toplu bir sessizlik sağlamak için kullanıldı. Sorunun ne olduğu ve nasıl çözüleceği açıklanmadı, bu konuda kimseden fikri sorulmadı, “bizim planımız var” demekle yetinildi.

Erdoğan’ın evinde verdiği yemeklerle, telefon görüşmeleriyle ekonomik ve siyasi destek arayışı devam ediyor. Berat Albayrak’ın krizin en sıcak aşamasında alay ederek söylediği “yapısal reformlar, yapısal reformlar, neymiş bu yapısal reformlar” sözünden anlamış olmamız gerektiği gibi, bilinen modelin sürdürülmeye çalışılmasından başka bir perspektif söz konusu değil. “Acaba bizim yaptığımız bir yanlış olabilir mi” gibi sorular pek sorulmuyor. Fedakârlık için herkes göreve çağrılırken çözüm için Beştepe’deki kadar akıl yeterli görülüyor.

En iyimserinden en kötümserine, en muhalifinden en uysalına kadar bütün ekonomi uzmanlarının birleştiği nokta, kur krizinden bağımsız olarak bir ekonomik daralmanın kaçınılmaz olduğu. Açıkça ifade etmekten kaçınmakla birlikte iktidar da çeşitli biçimlerde bunu kabullenmiş görünüyor. Büyüme tahminlerinin geri çekilmesi, orta vadeli programda yüksek oranda tasarruflar öngörülmesi, teşvik yerine destek programlarından bahsedilmeye başlanması önemli işaretler. Ne dünyanın ne de Türkiye’nin kısa vadede 16 Nisan ve 24 Haziran vaatlerinde olduğu gibi bir şahlanış ümidi verdiğini söyleyen yok. Şimdi konuşulan, ekonomik savaş olduğu iddia edilen zorluklarla baş etme imkânları ve “savunma” başarısı. AKP iktidarı, çok uzunca bir dönemi, sağlanan bolca borç parayı paylaştırma lüksüyle geçirdi. Gelen paradan kimin ne kadar faydalanacağına karar verme, “kazancı” bölüştürme gücünü, siyasi avantaj olarak kullandı. “Az olana daha az, çok olana daha çok, yakınlara en çok” biçimindeki paylaştırma, adil olmasa da, neticede herkes bir şey kazandığına inandırılabildiği için kabul ettirildi. 2013’ten bu yana ise, dünyadaki ekonomik trendin tamamen değişmeye başladığı ve Türkiye’nin yapısal siyasi ve ekonomik krizlerinin derinleştiği bir döneme girildi. İktidar bu dönemde de bir yandan kendi siyasi savunmasını yeni ittifaklarla tahkim ederken ekonomik sorunları erteleme ve örtme stratejisini uygulamaya koydu ve epey idare etti.

Şimdi AKP iktidarı, ilk kez deneyimleyeceği daha yeni bir döneme giriyor: Kaybı paylaştırma, zararı bölüştürme ve korunacakları seçme dönemi. Krizin hemen ertesinde alınan önlemler ve temas edilen çevrelerden, bu bölüşümün “az olandan çok, çok olandan az, yakınlardan çok daha az” şeklinde olacağı anlaşılıyor. Örgütsüz, örgütleri zayıflatılmış ve siyaseten sahipsiz bırakılmış emekçilerden oluşan “az olan” kısmı için sağ popülizmin bütün numaraları devrede ama sonuçlarının başarısını telefon kırma videoları ile değerlendirmek fazla erken olur. Paylaşımın “çok olan” kısmını oluşturan hâkim sınıflar, kayırılanlar ve hep kazananlar tarafında da çıkar farklılaşması giderek büyüyor. Yani, kayıp paylaştırmak, kazanç bölüştürmek kadar kolay ve sağladığı siyasi güç de beklendiği kadar olmayabilir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8