Kemal CAN



Bookmark and Share

Bahçeli neden 'gerici' oldu?


5.12.2018 - Bu Yazı 102 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  AKP-MHP ittifakını değerlendirenlerin öngörüleri pek doğrulanmadı. MHP iddia edildiği gibi “dükkanı kapatmadı, siyaseten daha güçlü bir pozisyon elde etti.

Uzunca bir süredir grup toplantılarındaki lider konuşmaları, siyasetin yakın ve orta vade rotasını çizen ana malzeme haline geldi. Bir süreliğine belirsiz kalan veya yoruma açık bırakılan alanlara ilişkin son noktalar, bu konuşmalarda konuluyor. Bahçeli dün yaptığı grup toplantısında İyi Parti önergeleri karşısındaki tutumlarını açıklarken, bu anlamda çok net bazı noktalar koydu: “Solumuza flu bakıyoruz demedik mi? Cumhur İttifakı’ndan başka her yere kapalıyız demedik mi?” Konuşmanın diğer bölümlerindeki yaklaşımı ve çizdiği siyasi çerçeve de, bazı noktaları iyice netleştirdi. Bahçeli’nin penceresinden bakılınca, Cumhur İttifakı’nın ideolojik patronajının MHP’de (milliyetçilikte) olduğu konusunda bir tereddüt yok. Gezi’nin hesabının verileceğini, gözlerinin çözüm sürecini canlandırmaya kalkanların üzerinde olduğunu söylerken de, ABD’ye müttefiklik gereklerini hatırlatıp nihai hedef belirlerken de bu özgüvenle konuşuyordu. Ancak, konuşmanın çok daha dikkat çekici bölümü, “Biz de gericiyiz” sözüyle ifadesini bulan yeni pozisyon tarifiydi. Bu sözle, siyasi hat (blok) sınırı kalın biçimde yeniden çizilmekle kalınmayıp, söz konusu tabanın (AKP’nin de dahil olduğu bütün sağ blok) siyasi-kültürel temsilinin asli adresi olma niyeti ifade ediliyordu. Baskın bir karşı kimlik haline gelen/getirilen, “yerli-milli olmayan” taraftan bakıldığındaki ismiyle “gericiliği”, zaten çoğunluk olmayan “fesli Kadirlerden” (İslamcılardan) alıp, yeni bir içerikle sahiplenme arzusu da diyebiliriz.

“Gerici diye suçladığı vatan evlatları milli değerlere sahip olanlar ise Kılıçdaroğlu unutmasın ki biz de gericiyiz, gerici kalmaya seve seve hazırız. Zillet şemsiyesi altında buluşanlar bu milletin tarihine yabancıdır. Merhum Cemil Meriç ne diyordu? ‘Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.” Bu sözlerin, neredeyse beş yıldır açık bir siyasi realite haline gelen siyasi blokları algılama ve kabullenme zorluğu çekenlere dönük bir tarafı elbette var. Ama “murdar bir halden çıkıp maziye kanatlanmak” göndermesinin, “kim kimin çizgisine geldi” tartışmasıyla bir ilgisi olmadığı, yerli-milli blok açısından kültürel taşıyıcılık iddiası içermediğini düşünmek de çok zor. Artık sadece AKP tarafından temsil edilmediği iyice belirginleşen ve kabul edilmeye başlanan iktidarın, “dinci gericilikle” etiketlenmesi ve bu etiketleme dolayısıyla “siyasal İslamcılık” alanına ait sayılmasına itiraz var bu sözlerde. İtirazın siyasi boyutunda da, hem kendisi için “destekçi” suçlamasında ısrar eden muhalefet, hem de MHP’yi “yedekte tutma” havasından vazgeçmeyen AKP yer alıyor. Tek parti dönemi Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a atfedilen meşhur “Komünizm gelecekse onu da biz getiririz” sözünün, “gericilikten bahsedilecekse onu da biz tarif ederiz” versiyonu. MHP’nin iktidar kombinasyonunda da, destekçilikten belirleyiciliğe yükselme iradesi ağırlık kazanıyor. Yerel seçimde ittifak formülüne dönülmesinin aritmetik bir mesele olmadığı iması da gayet belirgin. Ayrıca, ittifakın Erdoğan’ı savunma sınırından, bu iktidarı taşıyan tabanı da kollama aşamasına yükseleceğini işaret ediyor.

Muhalefet cephesinde -özellikle CHP çevrelerinde- ve iktidar değişikliği için blok konsolidasyonunun çatlamasına umut bağlayanlarda, -defalarca tersi gösterilmiş, söylenmiş olsa da- MHP’nin olmaması gereken bir yerde durduğuna dair sarsılmaz bir inanç var. İttifakın devamına dair her yeni gelişmede tazelenen bir hayret hiç bitmiyor. Bu inanç büyük ölçüde, AKP’nin ilk yıllarında BOP eş başkanlığı, AB’ye fazla taviz ve çözüm süreci gibi konulardaki konjonktürel pozisyonlara fazla önem atfetmekten kaynaklanıyor. Elbette, Bahçeli’nin de bu yöndeki beklentileri besleyen çok sayıdaki sözünü hatırlamak gerekir. Bu yorumu haklılaştıran bir başka unsur da -sonuçta İyi Parti’nin doğmasına neden olan- artık büyük ölçüde parti dışına çıkartılmış olsa da MHP’de de bu görüşün temsil edilmiş olması. Bu inancın uzantısı olarak, MHP’nin AKP ile yol arkadaşlığı konusu, “koltuk değneği”, “sığınma” gibi benzetmelerle kışkırtıcı aşağılamalarla ya da “gönül koyma” şeklindeki dozu değişen kırgınlıklarla ifade ediliyor. MHP’nin “olması gereken çizgisiyle” yakınlığı olduğuna inananlar ihanete uğramış gibi tepki verirken, herkese aslında ne yapması gerektiği ve yeri konusunda akıl vermeye memur olduğunu düşünenler de devamlı “bitiş uyarıları” yapıyorlar. Bir yaklaşım MHP’yi böyle davranarak biteceğine ikna etmeye çalışırken, diğer yaklaşım ise kendi şaşkınlığını yatıştırmaya çalışıyor. Ancak, “Aynılar aynı, ayrılar ayrı yerde” diye bakıldığında, bütün tarihsel ve kadrosal gerilimlere rağmen mevcut ittifakın derin ve anlaşılmaz bir yanlış olduğunu söylemek çok zor.

Bahçeli’nin Erdoğan hakkında eskiden söylediklerinin mi gerçek ve “olması gereken”, bugün düşündüklerinin mi doğru ve farklı değerlendirme olduğu tartışması hiç bitmiyor. Komplo teorileriyle yapılan açıklamalar da rağbet görmeye, durumu tarif için kullanılmaya devam ediyor. Evet, 7 Haziran 2015 itibarıyla MHP blok tercihini farklı kullanmış olsa, -nasıl olurdu kestirmek son derece güç olsa da- Türkiye’de siyaset başka türlü biçimlenirdi. Ancak süreç “yanlış yerde durma” tezine göre AKP-MHP ittifakını değerlendirenlerin öngörülerini pek doğrulamadı. MHP iddia edildiği gibi “dükkanı kapatmadı”, siyaseten daha güçlü bir pozisyon elde etti. AKP MHP’yi yutarak büyümedi ve tek başına sağın patronu olamadı. Ayrıca, anayasa değişikliği hamlesiyle siyasal İslamcı bir rejim inşa edildiği düşüncesi, hayli önceden başlayan İslamcılığın krizi tartışmalarını önemli ölçüde perdeledi ama kriz derinleşmeye devam etti. Savunma refleksinden başka hiçbir motivasyonu kalmayan, ideolojik ve siyasi kaderini kişiselleşmiş Erdoğan iktidarının lütuflarına teslim etmiş İslamcılık, bir akım olarak da zayıflıyor. İslamcı hareketin merkeze yerleşen bütün entelektüel birikimi iktidar için görevden uzakta kalamadıkça, kimin kime hizmet ettiği giderek muğlaklaşıyor. Bu arada da, Bahçeli’nin “solumuza flu bakıyoruz” sözünden hareket edersek; MHP, sağına ve sağ kalabalığın yeni tarifi olarak önerilen “gericiliğe” bakışını netleştiriyor. Bu çıkış, Bahçeli’nin stratejisinin AKP’yi -aslında Erdoğan’ı- bir çizgiye çekme, zorlama çabasından, doğrudan toplumsal tabanına konuşma/yönelme aşamasına geçtiğini gösteriyor. Erdoğan lideri olarak kalabilme karşılığında iktidarın da, tabanın da giderek daha azıyla yetinmek zorunda kalabilir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8