Kemal CAN



Bookmark and Share

İzolasyon kelepçesi, maske dayağı


29.05.2020 - Bu Yazı 158 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Son günlerde hemen her yerdeki örneklerini izliyoruz, sosyal medyada bu konuyla ilgili video paylaşımlarına sık sık rastlıyoruz: Sokağa çıkma yasaklarına veya genel olarak salgın tedbirlerine uymadıkları için vatandaşlara yapılan orantısız polis şiddeti artıyor. Konu, araştırma ve soru önergeleriyle meclisin gündemine de taşındı. Çekilen görüntüler sayesinde tartışma götürmez biçimde belgelenen bu anormalliklerin sonrasında, emniyetten soruşturma açıldığı veya olaya karışan polislere işten el çektirildiği açıklamaları geliyor. Bazı açıklamalarda da olayın aslında göründüğü gibi olmadığı, polisin tahrik edildiği veya kademeli bir şiddet uygulandığı gibi “hafifletici bahaneler” sıralanıyor. Örnek vakalar iyice artıp paylaşımlar yoğunlaşınca, açıklamalara güvenlik görevlilerine karşı sistemli bir komplo ve menfi propaganda örgütlendiği iddiası da sıkıştırılmaya başlandı. Bazı olaylarda hadisenin içindeki polislerin çekim yapanlara dönük tepkilerinden (hatta Çorlu’daki olaydaki tehditlerden) anlaşılacağı üzere, hadiselerin yaşanmasından çok görünmesiyle ilgili mesele daha öne çıkıyor. İlerleyen zamanlarda benzer paylaşımlar yapan bir iki kişinin gözaltına alınması ve güvenlik görevlilerini ifşa veya “morallerini bozma” ile suçlanmasına da tanık olabiliriz. Ayrıca “görevden el çektirme” açıklamasıyla yatışan tepkiler için şunu eklemek gerekir, bu soruşturmalar genellikle sonuçsuz kalacak idari gaz alma yöntemleridir.

Sokak ortasında kuryeye “artizlik yapma” diye bağırıp tokat atan güvenlik personeli, İstiklal caddesinde yüzleri duvara dönük olarak sıraya dizdiği insanlara kimlik kontrolü yapan polisler, kayda alınabilmiş görüntüler. Bu görüntülerde dikkat çekici nokta, söz konusu polislerin son derece havalı ve kendinden fazlasıyla emin beden dilleri. Maske takmadı diye ters kelepçe takılanlar, evinin önüne çıktı diye aile boyu dayak yiyenler, sonradan valilerce iptal edilen akıl dışı para cezaları, hırpalanan çocuklar, hatta Adana’da olduğu gibi kalbinden kurşunlanarak öldürülmüş gençler, münferit normaller olarak hayatımızda. İnsanlar zarar görmesin diye konulan kuralları, insanları bu kadar hırpalayarak uygulamaya çalışmak, yerleştirilen “görev bilincinin” ve yapılan işin ne olduğu konusundaki sorunlu ama çok istenen algının bir sonucu. Çünkü bu işleri yapan güvenlik görevlileri, ne işlerini öğrenirken, ne de yaparken o itip kaktıkları insanlarla kendi varlık sebepleri arasındaki ilişkiye bakıyorlar. Baktıkları asıl nokta, maaş aldıkları devletle irtibatları ve “görevlerini yaparlarken” kendilerinden beklenenler konusundaki inançları. Kuralların neden konduğu, ne işe yaradığı ve kimin yararı için yürürlükte olduğuyla bir neden-sonuç ilişkisi kurmaları beklenmiyor hatta pek istenmiyor. Gücün yanında olmak ve onu korumak için var olduklarını hissetmeleri yeterli.

Bir partinin il merkezini basıp, çıkanları yerlerde sürükleyerek gözaltına almak. Milletvekillerini tartaklamaya çalışmak, “sana burada propaganda yaptırmam” diye avaz avaz bağırmak. “Bana vurman doğru mu? diyene, “ben karar vermişsem doğrudur” diyebilmek. Cem evine gaz bombası atmak, cenazeyi ailesinden kaçırmak. Anayasal bir hak olan her türlü gösterinin üzerine kalkanlarıyla, coplarıyla yürüyen polislerin, “izinsiz eyleminize son verin müdahale edeceğiz” demesinin aslında bizatihi bir suç itirafı olması. Bunların büyük bir iştah, heves ve kararlılıkla yapılması. Bu durum bir eğitim eksiğinin, bu görevlilerin yetki aşımının, yani az olan bir şeyin sonucu değil aksine fazla olanın ve durmadan artırılanların eseri. Devletin en tepesinden başlayarak aşağıya kadar inen bir “görev” tarifinin, devralınan ve pekiştirilen “güvenlik devleti” zihniyetinin bakiyesi. Cami hoparlöründen müzik çalanları yakalayıp ezan dinletebileceğini, okul önünde rahatsızlık verenlerin bacaklarının kırılabileceğini söyleyebilen -bunun alkış alabileceğini bilen- üst yöneticilerin gösterdiği istikamet ve görev tarifi. Devletin en tepesinde iktidarın değişmesini istemenin darbe sayılabileceğini, birilerinin herhangi bir hakkı olamayacağını ima edenleri, her türlü hak aramanın bozgunculuk veya suç olduğunu düşünen ve aynı ölçüsüzlükte müdahale edebileceğine inanan güvenlik görevlisi tamamlıyor elbette.

Salgın vesilesiyle yaşanan orantısız polis şiddeti görüntülerinin son günlerde yüksek ilgi görüyor ve gündemde yer bulabiliyor olmasının nedeni, “sıradan insanlara” yönelmiş olması kadar, bu sınırda tepki göstermenin “tehlikesiz” görülmesi. Yıllardır –giderek artan biçimde- pek çok kesim düzenli hukuksuz ve orantısız devlet şiddetine maruz kalıyor zaten. Bu olayların çoğu, en azından sosyal medya veya alternatif medya kanallarında da gündeme getiriliyor, görüntüleri dolaşımda oluyor. Ancak o olayların çoğunda ya bu şiddete maruz kalanların hak etmiş olabilecekleri ya da onları desteklemenin tehlikeli olabileceği düşünüldüğü için, ilgi de paylaşım da sınırlı kalıyor. Bunun çarpıcı bir örneği; aynı gün içinde sosyal medyaya düşen, polis tarafından tokatlanan kurye görüntüsüyle, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun tartaklanmasına ilişkin paylaşımlara gösterilen tepki yoğunluğundaki fark. Bazı kesimlerin hak taleplerini, uğradıkları haksızlıkları dile getirmenin –sadece paylaşmanın bile- “teröre destek” suçlaması sayılabildiği örnekler hiç az değil. Yaşanan benzer olaylara farklı tepkiler vermenin bu yüzden “makul” gerekçeleri olduğunu düşünebiliriz belki. Ancak bu gerekçe “her şeyi” açıklamaya yetmiyor sanki. “Her şeyi devletten beklemek” doğru olmayacağı gibi, her şeyin sebebi de sadece devletin tutumu değil.

Denge ve Denetleme Ağı (DDA), 300’e yakın sivil toplum kuruluşunu bir araya getirmiş geniş bir sivil platform. Geçtiğimiz günlerde bu platformun hazırladığı “Türkiye’de Demokrasi Talebi Raporu” yayınlandı. KONDA’nın son on yıldaki verileri üzerinden yapılan çalışma sonucunda ortaya çıkan rapor, Türkiye’de yaşadığımız demokrasi meselesinin arz kısmı kadar talep kısmının da sorunlu olduğunu gösteriyor. 2010’lar sürecinde pek çok konuda daha iyiye doğru bir eğilim görülse bile, ciddi algı sorunlarının devam ettiği izleniyor. Yukarıda dikkat çektiğimiz polis şiddeti meselesi açısından çarpıcı bir rakam: “Devletin güvenliği kişi haklarından önce gelir” cümlesine “kesinlikle doğru” diyenler yüzde 22, sadece “doğru” diyenler yüzde 34. Yani toplamda nüfusun yüzde 56’sı –kendisinin haklarını da içeren- kişi hakları meselesine son derece mesafeli bakıyor. Devlet görevlilerinin kanun dışına çıkılabilir olduğu fikrini destekleyen yüzde 31’i ve terör lafı geçtiği anda devletin kesinlikle haklı olacağına inandığını söyleyen yüzde 20’yi de bu tabloya ekleyelim. Günü geldiğinde “bana bunu yapamazsın” diyebilmek için, hak ettiği iddia edilerek zulmedilenlere, garibana yapılırken de sesiz kalmamak gerekiyor. “Sizi salgından koruyoruz” bahanesinin otoriterliği ve kamu şiddetini dizginsiz bırakmasına ve bunun birilerince fırsata çevrilmesine engel olmanın yolu bu.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive