KEMAL GÖKTAŞ

Diken



Bookmark and Share

‘Arafta kalmak’ mı? AYM, denetleyeceği yargı organlarının dahi gerisinde


24.07.2019 - Bu Yazı 166 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Anayasa Mahkemesi (AYM), özellikle olağanüstü hal (OHAL) ilanından bu yana verdiği kararlarla Anayasa’yı ve insan haklarını koruma temel görevinin tamemen dışında bir performans sergiledi.

AYM Başkanı Zühtü Arslan, bu yüzden, mahkemenin ve mahkeme başkanı olarak kendisinin bozulan imajını düzeltmek amacıyla olsa gerek, bir ‘halkla ilişkiler’ çalışması kapsamında Hürriyet’e bir ‘söyleşi’ verdi. 

Arslan, kararlarından ötürü kimseye yaranamadıklarını savunuyor ve bundan kendisine ve mahkemesine yönelik bir övünç kaynağı çıkarıyor: “Sezai Karakoç’un ‘Ne cennet, ne cehennem ne dünya/Arafım ben’ dizeleri geliyor. Anayasa yargıcı için arafta olmak kaçınılmaz. Aslında bu bir açıdan da doğru istikamette olduğunuzu gösteriyor. Eğer bir kararınızdan dolayı toplumun ya da siyasetin bir kesimi, diğer bir kararınızdan dolayı tam zıt kutupta yer alan başka bir kesimi sizi topa tutuyorsa doğru yoldasınız demektir. Ben buna ‘Ne İsa ne Musa testi’ diyorum.”

Ne cennet ne cehennem

Arslan, arafta kalma benzetmesiyle doğru bildiklerini yaptıkları için kimseye yaranamadıklarını söylemeye çalışıyor. Esasen “Muhalefet de iktidar da beni eleştiriyor, demek ki doğru yapıyorum” minvalinde savunmaya medyadan alışkınız. İktidara yanaşıp başkanın uçağına binen ve sorulması gereken 1 milyon sorudan birini dahi soramayan ‘tarafsız’ gazeteci de kendini böyle savunuyor. 

Arslan içinse durum biraz farklı. Çünkü ‘arafta kalmak’ Arslan’ın söylediğinin aksine ‘ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranmak’anlamına gelmiyor. Araf, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ‘İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer’ anlamına geliyor. Bir hadise göre de “Cenab-ı Hak kullarını ayırıp bitirdikten sonra en son kalan kullarına da, ‘Sevaplarınız sizi cehennemden kurtardı, fakat cenneti hak edemediniz. Sizi ben rahmetimle cehennemden âzad ediyorum. İstediğiniz cennete giriniz’ buyuracak.” 

Bu haliyle araf, tamamen ‘iyi kararlar vermek’le, yani insan haklarını korumakla, ihlalleri tespit ederek sonuçlarını ortadan kaldırmakla mükellef olan Anayasa Mahkemesi’ni en azından ‘İsa Musa testi’nden daha doğru tarif ediyor.

Araf’lık kararlar

Vatandaşlara, 2010 anayasa değişikliğiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitmeden önce AYM’ye bireysel başvuru yapma hakkının tanınması kuşkusuz insan haklarının korunması konusunda önemli bir güvence getiriyordu. Kabul etmek gerekir ki, AYM bireysel başvurunun ilk yıllarında bu amaca yönelik kararlar da almıştı. Ancak özellikle darbe girişiminden sonra ilan edilen olağanüstü hal döneminde bu tavrını bir yana bıraktı ve çok büyük oranda siyasi iktidarın iradesine paralel kararlar verdi. 

İlk olarak, olağanüstü hal kararnamelerinin iptali için yapılan başvuruyu incelemeyi önceki içtihatlarını değiştirerek reddeden AYM bu yorumuyla anayasal sistemin bir OHAL kararnamesiyle değiştirilebilmesinin de yolunu açtı. Öyle ki bu karara göre artık bir OHAL KHK’sı, “Anayasa’yı ortadan kaldırıyorum” dese ya da devletin demokratiklik ilkesini Anayasa’dan çıkarsa bile AYM tarafından denetlenemeyecek. 

Sokağa çıkma yasakları döneminde işlenen hak ihlallerine karşı yapılan başvurularda etkili bir önlem almak bir yana avukatlardan sokağa çıkma yasağı altındaki başvuruculardan nasıl vekaletname aldıklarını sorgulamaya girişen bir AYM vardı karşımızda. Üstelik AİHM’in de karar vermekten imtina ederek kendisini işaret etmesine rağmen, 2016’da yapılan başvurularla ilgili henüz bir karar dahi vermedi.

Roboski kararı

AYM, Roboski’de çoğu çocuk 34 kişinin savaş uçaklarıyla bombalanarak öldürülmesinin cezasız bırakılmasının ardından yapıyan başvuruyu da basit bir usul eksikliğini gerekçe göstererek reddetti. AYM, 53 başvurucudan üçünün dosyada vekaletnamesinin olmadığını, eksik vekaletnamelerin 15 gün içinde tamamlanması için kararların tebliğ edileceği avukat olarak belirlenen Nuşirevan Elçi’ye bildirdi. Avukat Elçi, belgeleri belirlenen 15 günlük süreden iki gün sonra AYM’ye ulaştırdı. Elçi, gecikmenin mazereti olarak da dört günlük sağlık raporunu sundu.

AYM, aradan geçen sürede bu gecikme nedeniyle başvuruyu reddedebilecekken dosyayı 20 ay sonra karara bağladı ve avukatın sunduğu sağlık raporundaki hastalığı ‘ağır, ameliyat gerektiren veya ölümcül’ bir sağlık sorunu olmadığını belirterek başvuruyu reddetti. Yani AYM, 53 başvurucudan sadece üçünün vekaletnameleri geç verildiği için yakın tarihin bu en önemli katliamına ilişkin başvuruyu incelemedi. AİHM de AYM’nin usule yönelik bu kararını kaldıramayacağına hükmedince Roboski dosyası en azından şimdilik kapanmiş oldu.

Yargıtay’ın gerisine düştü

Yoğun insan hakkı ihlallerinin işlendiği, demokrasinin şekli bir takım unsurları dışında askıya alındığı bir dönemde AYM, olan bitene seyirci kalmakla kalmadı, kararlarıyla bu sürecin önünü de açtı.

HDP’li milletvekillerinin, Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin, Osman Kavala’nın, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak başta olmak üzere birçok gazetecinin başvurularını reddetti. Üstelik Selahattin Demirtaş başvurusunda olduğu gibi bu kararlarının AİHM’den döneceği açık olduğu halde….

AYM Cumhuriyet davası başvurusunda hak ihlali görmedi ama bu karardan yaklaşık bir ay sonra Yargıtay başsavcılığı aynı dosyada beraat kararı verilmesini istedi. Yani AYM, aslında insan hakları normlarına uygunluğunu denetleyeceği yargı organlarının dahi gerisine düştü.

AYM, son olarak akademisyenler Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz’in haber siteleri ve sosyal medya hesaplarına yönelik içerik engellemesi kararlarının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine ilişkin başvuruyu ‘başvuranların mağdur sıfatı taşımadığını’ileri sürerek reddetti. Oysa geçmişte Twitter ve YouTube’un kapatılmasına karşı yapılan başvurularda başvurucuların taraf olduğuna karar vererek yasakları kaldıran bir AYM vardı.

‘İyi’ kararlar… 

AYM’nin ‘iyi’ kararları yok mu? Var ama çoğunlukla siyasi iktidar için elzem olmayan ya da artık ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasının neredeyse imkansız olduğu durumlarda… Bir televizyon programına telefonla bağlanarak “Çocuklar ölmesin”dediği için mahkum edilen, öğretmen Ayşe Çelik için verdiği ihlal kararında olduğu gibi… Ancak AYM bu kararı o kadar geç verdi ki bu süreçte anne olan Çelik’in cezasının infazı iki kez ertelendi. Ertelemeden sonra cezaevine konulan Çelik, yeniden infaz erteleme istedi ve cezası bir kez daha altı aylığına ertelendi. Tüm çağrılara rağmen bu süreçte dosyayı görüşmeyen AYM, Çelik cezaevine konulduktan sonra dosyayı görüşüp ihlal kararı verdi. 

Çelik’le ilgili kararında birçok gazeteci ve siyasetçinin dosyasında görmezden geldiği kriterleri hatırladı Anayasa Mahkemesi ama bu karar da ‘arafta kalmak’tan kurtaramadı… 

Siyasetteki dönüşümün, son yıllarda demokrasiye verilen tahribatın ortadan kaldırıldığı bir restorasyon sürecine evrilme olasılığının giderek arttığı günlerden geçiyoruz. Bu başarılabilirse yapılacak ilk işlerden biri, arafta kalmayı bir meziyet olarak sunan AYM’nin yapısını tamamen değiştirerek temel görevlerini yeniden üstlenecek bir yapıya kavuşturmak olmalı. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
30.07.2019
AYM’nin barış bildirisi kararı: İki üye bir haftada görüş değiştirdi
24.07.2019
‘Arafta kalmak’ mı? AYM, denetleyeceği yargı organlarının dahi gerisinde
28.06.2019
Anayasa Mahkemesi’nden basın özgürlüğünü tabuta koyan kararlar
26.06.2019
AKP-MHP koalisyonu için geri sayım başladı
22.06.2019
‘Sui generis’ post-FETÖ davası
12.06.2019
CHP ve Suriyeliler: Mudanya’da ne oldu? CHP ne diyor?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive