Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı


14.10.2012 - Bu Yazı 7763 Kez Okundu.
Yorum : 9 - Onay Bekleyenler : 0

 

 
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı

Hatay ın ilhakını kutlayan tak


Suriye-Türkiye gerilimi ilk değil. Hatay'ın, 1939'da Türkiye'ye katılması iki ülkenin arasını uzun süre açmıştı

Geçen hafta, Osmanlı İmparatorluğu döneminde milliyetçi hezeyanlarla girilen ancak sonunda büyük kayıplarla biten savaşlara değinmiştim. Cumhuriyet döneminde savaşa girilmediği ve toprak kaybedilmediği gibi siyasi, askeri ve diplomatik manevralarla Hatay, resmi tarih terminolojisi ile ‘anavatana katıldı.’ Böylece Lozan’da büyük yara alan Misak-ı Milli ülküsüne küçük de olsa ‘yama’ yapıldı. Suriye ile Türkiye arasında yıllarca büyük gerilim kaynağı olan, bir savaş durumunda yeniden alevlenmesi muhtemel bu olayın tarihçesini merak edenler olabilir diye düşündüm. 
30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi uyarınca, 9 Kasım’da İngilizler, 12 Kasım’da Fransızlar İskenderun’a asker çıkarmışlardı. Ardından Antakya, İskenderun ve Harim’den oluşan İskenderun Sancağı (kısaca Sancak) adlı bir idari birim oluşturularak Milletler Cemiyeti Kanunu’nun 22. maddesinde tarif edilen ‘Manda’ sistemi ile İtilaf Devletleri’nin himayesine verildi. 

Sancak Halep’e bağlanıyor 
Kemalist Ankara Hükümeti ile Fransızlar arasında 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara İtilafnamesi ile Fransa Anadolu’dan çekilirken, Sancak özel bir statüyle Fransızların Suriye’de oluşturduğu dört idari bölgeden biri olan Halep’e bağlandı. (Diğer bölgeler anlaşmanın 7. maddesine göre Sancak’ın “Türk ırkından olan sekenesi (yerleşik halkı) kültürlerinin gelişmesi için her türlü teşkilattan istifade edeceklerdi.”) 
Sancak’ın o tarihlerdeki nüfusu ve bu nüfusun etnik, dinsel bileşimi konusunda güvenilir istatistikler yok. Örneğin 1921 tarihli bir Türk belgesine göre Sancak’ın sekenesinin yüzde 54’ü Türk kökenli iken, bir Fransız belgesine göre yüzde 28,5’i Türk kökenliydi. Söz konusu belgelerde belirtilmiyor ama tahminen Türklerin ezici çoğunluğu Sünni idi. Nüfusun geri kalanı ise Arap, Ermeni ve Rum’du. Arapların ezici çoğunluğu Nusayri (kaynaklarda Alevi olarak geçmekle birlikte, Alevilikten farklı bir Şii mezhebi), kalanı Sünni idi. Ermenilerin ezici çoğunluğu Gregoryen, Rumların ezici çoğunluğu ise Ortodoks’tu. Az sayıda Kürt, Çerkez, Yahudi ve Arnavut vardı. Sancak’ın statüsünü belirleyen anlaşmalara göre, yerleşik halkın kültürel, idari, ekonomik haklarını garanti altına alınıyorsa da, bundan ne Türk, ne Arap tarafı memnun kalmıştı. Azınlıkta olan Rumlara ve Ermenilere ise fikrini soran bile yoktu elbette. 
Fransa, 1926’da Fransız Yüksek Komiserliği’ne bağlı ‘Bağımsız İskenderun Hükümeti’ni ilan etti. Bu karar Suriye’de büyük gürültü koparınca, geri adım atarak önce adını Kuzey Suriye Hükümeti yaptı, ardından bunu da lağvederek, Sancak’ı Şam’a bağladı. Şam Meclisi’nin 1928 yılında hazırladığı Suriye Anayasası ve İskenderun Sancağı’nın statüsüne ilişkin esaslar, Türkiye’nin henüz üye olmadığı (1932’de olacaktı) Milletler Cemiyeti tarafından 1930’de onaylandı. 

Mussolini ve Hitler’in gölgesi 
Bu tarihten itibaren Mussolini İtalya’sı ve Hitler Almanya’sının Akdeniz’de ve Balkanlarda izlediği politikaları endişeyle izlemeye başlayan Türkiye için ‘Sancak Meselesi’ sadece ‘milli bir dava’ değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi oldu. Suriyeli milliyetçiler için de Sancak ‘milli bir davaydı’ elbette. 
Tam bu sırada Fransa’da sosyalist ve radikallerin oluşturduğu Halk Cephesi seçimleri kazandı. Leon Blum liderliğindeki sol hükümet Suriye konusunda farklı bir tutum izlemeye karar verdi ve 9 Eylül 1936 tarihinde Paris’te Fransa ile Suriye arasında bir dostluk ve ittifak antlaşması yapıldı. Anlaşmanın 3. Maddesi’ne göre Fransa’nın bölgeden çekilmesi halinde Sancak’la ilgili Fransız yükümlülükleri Suriye Hükümeti’ne devredilecekti. Suriye’yi memnun eden bu karar Türkiye’yi etmedi elbette. 

Atatürk’ün ‘Hatay’ adını icadı 
Türkiye, konuyu 26 Eylül 1936’da Milletler Cemiyeti Konseyi’nde gündeme getirdi. Atatürk’ün, bir iddiaya göre Hitit, Eti ve Ata kelimelerinden, bir iddiaya göre ‘Hitay Türkleri’nden esinlenerek ‘Hatay’ adını icat etmesi de bu dönemde oldu. 
Hatay Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Tayfur Sökmen’i Ankara’ya çağıran Atatürk cemiyetin adını ‘Hatay Egemenlik Cemiyeti’ olarak değiştirmelerini önerdi. Ardından bölgede Fransız idaresine karşı koymalar başladı. Antakya’da (Habib Nacar’da) Fransız polisinin ateşi üzerine iki Türk gencinin ölmesi üzerine gerginlik artınca Aralık ayında Sancak’ta sıkıyönetim ilan edildi. Ankara, Beyrut’ta görevli olan Feridun Cemal Bey’i (Erkin) bölgeye gözlemci olarak gönderdi. Ardından Atatürk’ün şu açıklaması geldi: “Biz şimdiye kadar Sancak’ta genişletilmiş özerkliğe doğru gidiyorduk. Bundan sonra Feridun’un belirttiği gibi özerkliğe değil düpedüz ilhaka gideceğiz!” 
Bu olaylar olurken Şam Hükümeti bölgenin statüsü hakkında bir referandum yapılmasını kararlaştırmış, ancak Türkler referandumu boykot etmişlerdi. Bunun üzerine MC bölgeye Hollanda, İsveç ve İsviçre temsilcilerinden oluşan üç kişilik gözlemci heyeti gönderdi. Heyet 31 Aralık 1936’da çalışmalarına başladı. 12 Ocak 1937 günü heyeti etkilemek için Antakya’da on binlerce (resmi tarihe göre 60-69 bin) kişinin katıldığı büyük bir miting yapıldı. 

‘Ayrı Varlık’ statüsü tanınıyor 
Nasıl olduysa, 27 Ocak’ta gözlemci heyetinin hazırladığı rapor üzerinde taraflar anlaştı. Buna göre Sancak, Türkiye ve Fransa’nın garantörlüğü altında ‘Ayrı Varlık’ (Entité distincte) olarak kabul edilecek, içişlerinde bağımsız, dışişlerinde Suriye’ye bağlı olacaktı. Türkiye İskenderun limanından yararlanacaktı. Suriye ile Sancak arasında gümrük ve para birliği olacak, resmi dil Türkçe olacak, ikinci dil Arapça olacaktı. Sancak’ın yeterli sayıda jandarma ve polisi olacak, buna karşılık ordusu olmayacaktı. 
Anlaşma tarihinde Sancak’ın yüzölçümü, 4.085 km2 nüfusu 219.000 idi. Nüfusunun yüzde 39,7’si Türk, yüzde 28’i Alevi, yüzde 11‘i Ermeni, yüzde 10’u Arap, yüzde 9’u Rum, kalanı da Kürt, Çerkez, Yahudi ve Arnavut kökenli olarak tespit edilmişti. Sancak Meclisi 40 kişiden oluşacak, bunun 8’i Türk, 6’sı Alevi, 2’si Ermeni, 2’si Arap, 1’i Rum cemaatinden seçilecekti. Tasnif garipti, çünkü Türk, Kürt, Ermeni vb. gibi etnik grupların dışında bir de Aleviler gibi dini grup vardı. Raporlara ‘Alevi’ diyen geçen Nusayrilerin büyük kısmı Arap olduğundan, bu tasnifin Arap toplumunu bölmek için yapıldığı anlaşılıyordu. 

‘Yüksek zekâ ve olgunluk ürünü’ 
Anlaşmanın imzalanması üzerine Atatürk, Başvekil İnönü’ye çektiği telgrafta “İçten ve gerçekten bağlı olduğu dostluklara zarar vermeden milli sorunun çözümünü, Milletler Cemiyeti Konseyi’nde bir sonuca ulaştırmak konusunda gösterdiği yüksek zekâ, uzak görüşlülük ve olgunluktan dolayı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni” tebrik ediyordu. 
Evet, Türkiye diplomatik bir zafer kazanmıştı ama bunda uluslar arası siyasi ortamın da rolü vardı. İtalya’da faşistlerin, Almanya’da Nazilerin izlediği politikalar bütün Avrupa’yı kaygılandırıyordu. Britanya ve Fransa Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duymaya başlamışlardı. Ama tam bu sırada Atatürk ile İnönü arasında iç ve dış siyasete ilişkin (bunlar arasında Hatay Meselesi de vardı) görüş ayrılıkları, İnönü’nün Ekim 1937’de başbakanlıktan alınması, yerine Celal Bayar’ın getirilmesiyle sonuçlandı. 
Sancak Anayasası’nın yürürlüğe gireceği 29 Kasım 1937 tarihi yaklaştıkça her iki tarafın milliyetçileri ortamı kızıştırmaya başladılar. Türk tarafının lideri Tayfur Sökmen’di demiştik. Arap milliyetçilerinin kurduğu Milli Hareket Ligi’nin başında da Zeki Arsuzi vardı. Felsefeci, dilbilimci, tarihçi ve ileriki yıllarda BAAS partisinin kurucularından olacak Arsuzi, Fransız okullarında eğitim görmüştü ancak Sancak’ın bağımsız bir devlet olmasını istediği için hem Türkler, hem Araplar, hem de Fransızlar tarafından istenmeyen adam ilan edilmişti. 
Öte yandan bölgedeki Ermenilerin ezici bir bölümü 1915 Ermeni Kırımı’nın acı hatıraları yüzünden Sancak’ın Türkiye’ye bağlanmasından korkuyordu. Ayrıca Kemalist modernleşme politikaları yüzünden Türkiye’ye bağlanmak istemeyen az sayıda Sünni Türk de vardı. 
Ancak, Mart 1938’de Almanya Avusturya’yı ilhak edince, Fransa Türkiye’ye tekrar yaklaşmak zorunda kaldı. 1938 yılının Haziran ayında Paris’te ve Antakya’da yapılan ikili görüşmeler sonucu Sancak Anayasası yürürlüğe girdi. Seçimler ise ancak 3 Mayıs 1938’de MC’nin tayin ettiği Seçim Komisyonu’nun gözetimi altında başlayabildi. 

Atatürk’ün son hamlesi 
Hatay Meselesi’ni adeta kişisel bir dava haline getiren Atatürk, hastalığına rağmen, Ankara Stadyumu’nda 1938’de, 19 Mayıs gösterilerini izledikten sonra, Hatay’ın Türkiye’ye ilhakı projesi kapsamında Mersin gezisine çıktı. 21 Mayıs’ta Mersin’de ve 24 Mayıs’ta Adana’da TSK’nın resmigeçit törenlerini izledi. Amacının Suriye’ye ve Fransa’ya gözdağı vermek olduğu açıktı. 
Sonunda beklenen oldu. 6 Haziran’da Sancak’ın Fransız Valisi geri çekilerek yerine Abdurrahman Melek atandı. Fransızlar 29 Haziran’da Sancak’tan ayrıldılar. 5 Temmuz 1938’de Kurmay Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birlikleri Payas ve Hassa üzerinden Türk toplumunun büyük sevinç gösterileri, diğer unsurların endişeli bakışları altında Hatay’a girdiler. 

‘Özbeöz Türk’ Hatay kimliğinin inşa edilmesi 
Seçimler silahların gölgesinde yapıldı. Ankara Sancak doğumluları Türkiye’nin dört bir yanından Sancak’a taşıdı. Araplara, Nusayrilere gereken gözdağları verildi ve sonunda 22 Türk, 9 Alevi, 5 Ermeni, 2 Arap, 2 Rum’dan oluşan 40 kişilik Meclis 2 Eylül 1938 günü açıldı. Yeni devletin adı Hatay Cumhuriyeti olarak seçildi. MC’nin onayladığı Sancak statüsüne göre resmi dil Türkçe ve Arapça olmasına rağmen bütün milletvekilleri Türkçe yemin ettiler. Yemin töreninin ardından, her ikisi de ‘özbeöz Türk’ olan Tayfur Sökmen 40 milletvekilinin oybirliği ile Devlet Başkanlığına, Abdülgani Türkmen ise Meclis Başkanlığı’na seçildi. Tayfur Sökmen’in başbakan olarak atadığı bir başka ‘Türk’ Abdurrahman Melek yeni hükümeti kurdu. Hükümetin diğer üyeleri de ‘Türk’tü. Böylece çok dilli, çok etnisiteli, çok dinli Sancak’ın ‘Türkleştirilmesi’ne başlandı. 
Hükümet güvenoyu aldıktan sonra Milletler Cemiyeti tarafından hazırlanan anayasayı onayladı, devletin adını da Hatay Devleti olarak değiştirdi. Başkent İskenderun’dan Antakya’ya aktarıldı. Ertesi gün Türk İstiklal Marşı milli marş olarak kabul edildi. Türk bayrağına benzer bir bayrak kabul edildi. Ocak 1939’da Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun Hatay’da aynen uygulanmasına karar verildi. Şubat ayında maaşlar Türk lirası ile ödendi. Postaneler Türkiye’den gönderilen pulları kullanmaya başladılar. Mart ayında Merkez Bankası İskenderun’da şube açtı. Türkiye ile Hatay arasında ithalat-ihracat serbest bırakıldı. Ardından Fransız uçaklarına Hatay semalarında uçma yasağı getirildi. 

Devletten vilayete... 
Bu arada Avrupa’da savaş çanları çalıyordu. 15 Mart 1939’da Almanya Çekoslovakya’yı işgal etti, İtalya 7 Nisan 1939’da Arnavutluk’a asker çıkardı. Bu gelişmeler Türkiye ile Fransa’yı biraz daha yakınlaştırdı. Bunun meyvesi de 30 Haziran 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılması oldu. Hatay Devleti, Türkiye’nin Hatay Vilayeti’ne dönüştü. 1934’de Trakya’da Yahudileri kaçırtma operasyonu sırasında Trakya Umumi Müfettişlik Baş Müşaviri olan Gümüşhane Milletvekili Şükrü Sökmensüer yeni vilayete vali olarak atandı. Bu tarihten itibaren Hatay’dan Ermeni göçü başladı. Göçle ilgili olarak Yunus Nadi’nin Cumhuriyet gazetesinin 20 Temmuz 1939 sayılı nüshasındaki yazısında şöyle deniyordu: “Neden korkuyorlar? Ne var? Kendilerini yiyeceğimizi mi vehmediyorlar?” 1915 Ermeni Kırımı’nı gayet iyi hatırlayan bir kuşağın bu soruya (elbette içlerinden) verdiği cevabı tahmin etmek zor değildi. Nitekim vatandaşlık konusunda tercih yapma hakkının sona erdiği 1940’a kadar 48 bin kişi Lübnan veya Suriye’ye göç etti. Bunların 26.500’ü Ermeni, 11.500’ü Rum, 6 bini Arap ve 3 bini Nusayri idi. 
Tahmin edileceği gibi Suriye, Hatay’ın Türkiye tarafından ilhakını hiç olumlu karşılamadı. 1950’lerden itibaren Suriye haritalarında Hatay Suriye toprağı olarak gösterildi. Türkiye ise aynı yıllarda kurutulan Amik Gölü’nün arazisini Türkmen aşiretlerine dağıtarak bölgenin Türkleştirilmesi politikalarını hızlandırdı. 1980’lerde GAP Projesi ile kötüleşen ilişkilerin üzerine PKK meselesi tüy dikti. 2000’de Hafız Esad’ın ölümüne kadar süren bu kötüleşme döneminden sonra olanları ise hepimiz biliyoruz. Bir Suriye-Türkiye savaşında, bu yakada Şam’da namaz kılmayı hayal edenler olduğu gibi, öte yakada da Cumhuriyet’in katı ‘Türkleştirme’ politikalarına rağmen çok dilli, çok kültürlü, çok dinli, çok etnisiteli kalmayı başaran Hatay’ı Suriye’ye katmak isteyenler olabileceğini akılda tutmakta yarar var...

 
.

Facebook Yorumları

reklam
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
9 0
muho paşa torunu 9.8.2016 - 01:23:29
ayse hür hanım efendi bu yazınızı bir gözden geçirin hatayın şanlı tarihine yakışan muho ipşaşo namı deger muho paşa hiç bir kelimede anılmamakta oysa muho paşaya paşalık ataturk tarafından verilmiiş bir nişandır araştırın lütfen
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%55,56
barratarnamedi 15.10.2012 - 08:21:02
Sayın Hür bazı doğruları ifade etmişsede resmi tarih anlayışının dışına çıkamamıştır. Resmi tarih deyince sadece T.C' nin tarih tezlerinden bahsetmiyorum, buna Avrupalılarda dahildir. Fransızlar gibi T.C ve Sayın Hür, Kurdleri Hatayda görmezden gelmişler veya çok küçük bir azınlık olarak ifade etmiş. Ayrıca Hatayın isminin M.Kemal tarafından türetildiğini ileri sürmüştür. A) Hatay ismi Doğu Akdenizin Hurri'ler gibi yerli halkı olan, Aryani Hatti' lerden gelir. Hatti yeni gelen anlamındadır. Aryani kavimlerin göçleri döneminde bu halka bu isim Hurrilerce verilmiştir. Hatay Asi nehrinin batısı Hatti (Hatay) ülkesi, Doğusu ise Amik ovası ve İskenderuna kadarki doğu bölgesi ise Hurri olan Unqi ( Kurd) ülkesidir. Amik ovasının imside Unqi isminden gelir. Hala Omqi, Amqi veya Amékî Kurd aşireti bu bölgenin yerli Kurd halkıdır. Amik Ovası (Deşté Amqi) ismi bu Kurd aşiretinin adıdır. Bu günkü Hatayın batısı Arami (Sami), Hatti (Aryani) ve Hurri' lerin kalıntılarından sentezlenmiş olan, bugünkü ifade ile Hadar Arapları yaşarlar. Hadari Araplarının Nuseyri olan kesiminin kurucu önderi Şex Cilli cemaatini kurarken eski soy ve Kawminin ismine uygun olan Hatay ismini kendi cemaatine vermiştir. T.C' nin kuruluşundan önce Hatay cemaati bu isimle zaten vardı. Resmi Tarih başka bir şey söyleyebilir ama Resmi Tarih değil, bizim ne dediğimiz önemlidir. Resmi Tarihin bir önemi yoktur. B) Batılı ve T.C 'nin resmi tarihçileri gibi Sayın Hür, Kurdistanın bir parçası olan Asi nehrinin doğusu ve İskenderuna kadarki Kurdistan coğrafyasını görmezden gelmiştir. Ben Sayın Hür ve onun gibi düşünenlere Asi Nehrinin doğusunda binlerce yıllık Hurri/Kurd tarihinden deliler ileri sürebilirim. Asi Nehrinin 100m Doğusunda Mittani İmparatoru Barratarnaya bağlı Kralların Tel-Atçenedeki sarayları, Tel-Tainat' taki Unqi Krallarının sarayları ve Pejdadi (Kurd Hanedanları) İmparatoru Tehmerosun Kurduğu Sereya (Reyhanlı) şehiri gibi, Payas Kalesi gibi daha bir çok kanıt ve deliler yeterlidir sanırım. Asi Nehrinin doğusunda Türkler, Araplar bir tane Saray veya kale ismini dahi zikredemezler. Bu uzak tarihten yakın tarihe gelecek olursak. Fransızlar dönemi ve sonrasındaki olayları anlayabilmek için resmi söylemin dışında kalan Mıho Paşa bağlamında konuyu ele almak lazım. Osmalı , Fransız ve T.C Askerlerini öldüren Mıho Paşa öldürülmesydi Tayfur Sökmen Hatay C.Başkanı olabilirmiydi? T.Sökmen bu kadar güçlü bir şahsiyet ise neden iki defa Mıho Paşa tarafından tutuklanıp, Mıho Paşanın Kazıklı Köyündeki hapihanesinde alı konuldu. Bugün Hatay denilen bu coğrafyanın doğusu o yıllarda tamamen Kurd Kuvvetlerinin denetiminde idi. Kurd Dağı Efrin ve Hatay 'ın doğusu tamamen Mıho Paşa önderliğinde Kurd kuvvetlerine aitti. Sayın Hür, Kurdleri yok sayarak Tarihi doğruları bulamazsınız. Bu coğrafyanın ve bu Tarihin sahipleri hala kanıyla canıyla ve toprak tapuları ile yaşamaktadırlar...
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%48,29
barratarnamedi 14.10.2012 - 23:45:06
Sayın Hür, Kurdleri yok sayarak Tarihi doğruları bulamazsınız. Bu coğrafyanın ve bu Tarihin sahipleri hala kanıyla canıyla ve toprak tapuları ile yaşamaktadırlar...
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,51
barratarnamedi 14.10.2012 - 23:44:01
Osmalı , Fransız ve T.C Askerlerini öldüren Mıho Paşa öldürülmesydi Tayfur Sökmen Hatay C.Başkanı olabilirmiydi? T.Sökmen bu kadar güçlü bir şahsiyet ise neden iki defa Mıho Paşa tarafından tutuklanıp, Mıho Paşanın Kazıklı Köyündeki hapihanesinde alı konuldu. Bugün Hatay denilen bu coğrafyanın doğusu o yıllarda tamamen Kurd Kuvvetlerinin denetiminde idi. Kurd Dağı Efrin ve Hatay 'ın doğusu tamamen Mıho Paşa önderliğinde Kurd kuvvetlerine aitti.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%56,63
barratarnamedi 14.10.2012 - 23:43:01
ve Pejdadi (Kurd Hanedanları) İmparatoru Tehmerosun Kurduğu Sereya (Reyhanlı) şehiri gibi, Payas Kalesi gibi daha bir çok kanıt ve deliler yeterlidir sanırım. Asi Nehrinin doğusunda Türkler, Araplar bir tane Saray veya kale ismini dahi zikredemezler. Bu uzak tarihten yakın tarihe gelecek olursak. Fransızlar dönemi ve sonrasındaki olayları anlayabilmek için resmi söylemin dışında kalan Mıho Paşa bağlamında konuyu ele almak lazım.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,44
barratarnamedi 14.10.2012 - 23:41:56
B) Batılı ve T.C 'nin resmi tarihçileri gibi Sayın Hür, Kurdistanın bir parçası olan Asi nehrinin doğusu ve İskenderuna kadarki Kurdistan coğrafyasını görmezden gelmiştir. Ben Sayın Hür ve onun gibi düşünenlere Asi Nehrinin doğusunda binlerce yıllık Hurri/Kurd tarihinden deliler ileri sürebilirim. Asi Nehrinin 100m Doğusunda Mittani İmparatoru Barratarnaya bağlı Kralların Tel-Atçenedeki sarayları, Tel-Tainat' taki Unqi Krallarının sarayları
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%47,21
b 14.10.2012 - 23:41:09
Bu günkü Hatayın batısı Arami (Sami), Hatti (Aryani) ve Hurri' lerin kalıntılarından sentezlenmiş olan, bugünkü ifade ile Hadar Arapları yaşarlar. Hadari Araplarının Nuseyri olan kesiminin kurucu önderi Şex Cilli cemaatini kurarken eski soy ve Kawminin ismine uygun olan Hatay ismini kendi cemaatine vermiştir. T.C' nin kuruluşundan önce Hatay cemaati bu isimle zaten vardı. Resmi Tarih başka bir şey söyleyebilir ama Resmi Tarih değil, bizim ne dediğimiz önemlidir. Resmi Tarihin bir önemi yoktur.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%54,58
barratarnamedi 14.10.2012 - 23:39:25
Aryani kavimlerin göçleri döneminde bu halka bu isim Hurrilerce verilmiştir. Hatay Asi nehrinin batısı Hatti (Hatay) ülkesi, Doğusu ise Amik ovası ve İskenderuna kadarki doğu bölgesi ise Hurri olan Unqi ( Kurd) ülkesidir. Amik ovasının imside Unqi isminden gelir. Hala Omqi, Amqi veya Amékî Kurd aşireti bu bölgenin yerli Kurd halkıdır. Amik Ovası (Deşté Amqi) ismi bu Kurd aşiretinin adıdır.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%54,17
barratarnamedi 14.10.2012 - 23:37:25
Sayın Hür bazı doğruları ifade etmişsede resmi tarih anlayışının dışına çıkamamıştır. Resmi tarih deyince sadece T.C' nin tarih tezlerinden bahsetmiyorum, buna Avrupalılarda dahildir. Fransızlar gibi T.C ve Sayın Hür, Kurdleri Hatayda görmezden gelmişler veya çok küçük bir azınlık olarak ifade etmiş. Ayrıca Hatayın isminin M.Kemal tarafından türetildiğini ileri sürmüştür. A) Hatay ismi Doğu Akdenizin Hurri'ler gibi yerli halkı olan, Aryani Hatti' lerden gelir. Hatti yeni gelen anlamındadır.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%53,97
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı