Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Sallandıracaksın birkaç tanesini !


17.02.2015 - Bu Yazı 2173 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Yunanlı yazar Nikos Kazancakis’in başyapıtı Zorba’nın kahramanı Aleksi Zorba şöyle der: “Dünya üzerinde bir kadın mutsuzsa, bu mutsuzluktan kendimi de sorumlu tutarım.” Türkiye’de kadına yönelik şiddet, her şeyden önce bir kadın sorunu değil, erkek sorunudur.

Bir kadının şiddete uğramasını öncelikle erkekler kendine yönelik bir şiddet olarak algılamalı ve o şiddeti önleyemediği, bir şekilde seyirci kaldığı ya da farkında olmadan erkek egemen söylemi toplumda baskın bir şekilde yaşatmaya katkıda bulunduğu için utanmalıdır. Aksi halde her vahşi cinayetten sonra kısasa kısas söylemiyle “Sallandıracaksın bunlardan bir kaçını” demek, bizi insan yapmaz. Aksine nefretin esir aldığı aynı şiddetin kahramanlarından biri yapar.

Bütün ülkeyi ayağa kaldıran, herkesin öfkesini çeken Özgecan Aslan’ın vahşice katledilmesi, “idam” cezasını yeniden toplumun gündemine soktu. Öyle öfke çeken bir cinayet ki kendine ”insanım” diyen kimse bu katillerin asılmasına karşı çıkmaz. Tıpkı Kars’ta başı ezilerek öldürülen 9 yaşındaki Mert’in ya da Kayseri’de bir bayram sabahı şeker toplamaya giden 6 yaşındaki Dilruba ve kardeşi 7 yaşındaki Ahmet Tuna ile 10 yaşındaki Türkan’ı vahşice öldüren katilin asılmasına karşı çıkmadığı gibi. Biraz araştırma yaparsanız bu kadar infial yaratmasa bile benzer öfkeye neden olacak birçok olay görebilirsiniz idamı savunmak adına… Özgecan’ın katledilmesinden sonra da böyle oldu. Özellikle sosyal medyada öfkeyle birlikte bir idam severlik başladı. Sanki bu vahşeti bir tek idam çözermiş gibi. Kendimi bir an kovboy filmlerinin vahşi batı kasabasında sandım. Kasabaya kötülük getiren adam bir ağaca asılır ve ahali sessizce evlerine döner. Keşke hayat bu kadar basit olsaydı, içimizdeki kötülükleri birkaç adamı asarak yok edebilseydik. Ama hayat böyle değil ve giderek şiddetle büyüyen karmaşık bir hale geliyor.

1920 ile 1984 yılları arasında Türkiye’de 15’i kadın 712 kişi idam edildi. Dev-Yol Davası hükümlüsü Hıdır Arslan’ın 1984 yılında idam edilmesinden sonra bir daha idam cezası infaz edilmedi. 2004’te ise ceza yasasından tamamen kaldırıldı. Bu idamların ortak özelliği ise daha çok devlete başkaldıran insanların idam edilmesinden oluşuyordu. Yani devlet, kendi varlığına tehdit olarak gördüğü insanları darağacına gönderiyordu öncelikle. 12 Eylül faşizmi döneminde 32’i siyasi suçlu, 18’i ise adli suçlu hükmü verilerek 50 kişi idam edildi. Darbenin başı Netekim Paşa Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi, bir sağdan bir soldan asarak denge sağladık” demesi hâlâ hafızalarımızda. Erdal Eren 17 yaşında bir gençken yaşı büyütülerek idam edildi bu ülkede. O dönemde yapılan siyasi idamlar çok konuşuldu, çok yazıldı ama nedense adli suçtan hüküm giyen 18 kişi pek konuşulmadı.

Üçünü birden asın!

Adli suçlardan idam edilen 18 kişiye baktığımızda daha çok kan davasından cinayet işleyenlerden oluşuyor. Nedenler ise bilindik, tarla, bahçe ya da kişisel husumetten doğan eskiye dayanan kan davasının kendince idam etme biçimi. İşte bu idam furyasında kendi idamlarını yapanlar bu kez devlet tarafından idam edildiler.

5 Şubat 1983 tarihinde, Akşehir Cezaevi’nde idam edilen Rıdvan, Süleyman ve Cavit Karaköse isimli üç kardeşin hikâyesi bu 18 idam içinde en çarpıcı olanı. 1973 yılında bu üç kardeşin ağabeyleri köpeğe taş atma kavgası sırasında tartışmaya girdiği Halil Çatal tarafından tabancayla öldürülür. Halil Çatal cezaevine girerken, olaydan bir yıl sonra Çatal’ın karısı ve oğlunun tarlaya gidiş yoluna pusu kuran Rıdvan, Süleyman ve Cavit Karaköse, anne ve oğlunu silahla yaylım ateşe tutarak öldürür. Üç kardeş olaydan 9 yıl sonra darağacında asıldığında bu kanlı olayları başlatan Halil Çatal’da cezaevinde rahatsızlığı nedeniyle ölmüştür… Asıl çarpıcı olan ise idam kararının gerekçesidir: “Birkaç kişi bir suçu işlediklerinde, suçun kimin tarafından işlendiğinin belli olmaması halinde, o suç için verilecek ceza, o suçluların her birine ayrı ayrı uygulanır varsayımından hareket ederek ilgili ağır ceza mahkemesi bu kararı vermiş, Yargıtay da aynı nedenle onaylamıştır.” Aslında anne ile oğlunu öldüren belli değildir. Mahkeme öldüreni tam olarak tespit edemediği için üç kardeşin idam edilmesine hükmetmiş bu karar da infaz edilmiştir. Kısaca, asla düzeltilmeyecek bir adalet uygulanmıştır adaleti sağlamak adına…

Son olarak Özgecan’ın vahşice katlinin fırsat bilinerek idam çığırtkanlıklarına prim vermemeli, dönüşü imkânsız olan adaletsizliklere yenisini eklememeliyiz. Yağlı ilmikler içimizdeki öfkeyi soğutur belki, ama bu bizi vicdanlı iyi bir insan yapmaz…

Bir öneri: Yönetmen Alan Parker’in 2003 yılında çektiği, başrollerini Kevin Spacey ile Kate Winslet’in oynadığı The Life of David Gale adlı idam karşıtlığını anlatan filmi izleyin derim…

.

Facebook Yorumları

Emlak8
28.08.2019
Emanet!
29.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
13.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
4.12.2018
Hepimiz Mehmediz!
27.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
23.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
20.6.2015
Sınır…
5.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
11.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
22.03.2015
Kanaviçe
08.03.2015
Ağrı Dağı’nda bir Ebru
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
1 0
Yusuf 12.5.2018 - 22:01:06
20 Haziran 1973 tarihinde, kardeşleri Hasan, köpeğe taş atma meselesi yüzünden çıkan tartışmanın büyüyüp, kavgaya dönüşmesi neticesinde, Halil Çatal tarafından, tabanca ile vurularak öldürülür. Geriye kalan dört kardeş, 20 Mart 1974 tarihinde, silahlarını kuşanıp, intikam almak için, kardeşlerini öldüren Halil Çatal'ın, eşi Nafia ve Oğlu Mevlüt'ün, tarlalarına giden yolda pusu kurarak. çift sürmek için at arabası ile tarlalarına gitmekte olan, Nafiye ve Mevlüt Çatal'ı, tabancaları ile vurarak öldürürler. Olay yerinde, 16 adet 7.65 mm çapında, 16 adette 9 mm çapında boş kovan bulunması, Nafia Çatal'da 4, Mevlüt Çatal'da ise 12 kurşun yarası tesbit edilmesi ile, bu suçun birlikte tasarlanıp, kan gütme maksadı ile işlendiği neticesine varılarak, idam talebi ile dava açılır. Dava, Akşehir Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ederken, İsmail Karaköse, hastalanır ve vefat eder. İsmail Karaköse'in vefatından sonra, diğer üç kardeş üzerinden devam eden dava, idam cezası ile sonuçlanır, 14 Nisan 1980 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanan karar, 24 Ocak 1983 tarihinde, Danışma Meclisi'nde, 4 Şubat 1983 tarihinde de, MGK'de (Milli Güvenlik Konseyi) görüşülerek, idam cezalarının infaz edilmeleri için, kanun çıkartılır. 5 Şubat 1983 Cumartesi günü, Akşehir Ceza Evi'nde, Süleyman, Cavit ve Rıdvan Karaköse, idam edilirler.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%53,85
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive