Yasemin ÇONGAR

T24.Com



Bookmark and Share

Bedelli sivillik ve vicdan hürriyeti


23.11.2011 - Bu Yazı 5512 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Başbakan, en az otuz yaşında ve hâlâ askerliğini yapmamış, otuz bin lirayı da bulup buluşturma ihtimali olanlara verebileceği en büyük hediyeyi verdi dün. Erdoğan AKP grubunda konuşurken, Taraf ’ın toplantı masasındaki yüzleri görmenizi isterdim doğrusu. Bedelli askerlik uygulamasının çıkıp çıkmayacağını ve kendilerini kapsayıp kapsamayacağını öğrenmek için büyük bir merak ve biraz da tedirginlikle pür dikkat televizyon ekranına bakan dört yönetici arkadaşımız, sonuçta otuz yaş sınırına şaşırmadılar ama yirmi bir gün temel eğitimden muafiyet, onlar için bile sürpriz oldu.

Ücretin yüksekliği, kredi almanın muhtemel zorlukları, bizim gibi üst ve alt gelir grupları arasında devâsâ uçurum olan bir toplumda bu uygulamanın yol açacağı bariz fırsat eşitsizliği, birkaç hafta hatta birkaç günle kapsam dışı kalabilecek olan tanıdıklarımızın derin hayal kırıklığı… Bütün bunlar haber masamızın meselesiydi. Başbakan’ın açıkladığı plan, fiilen “bedelli sivillik” kavramını sokuyordu hayatımıza; “Adalet bunun neresinde” sorusu haklı bir soruydu.

Ama Başbakan, sözü epey evirip çevirdikten sonra nihayet sadede geldiğinde, askere gitme mecburiyetinden kurtulduklarını anlayan dört Taraf yöneticisinin yüzlerindeki aydınlanma da görülecek şeydi gerçekten. Dün sabah gazetede, başta bu dört arkadaşımız olmak üzere Başbakan’ı dinleyen herkes, her şeye rağmen, içinden sessiz bir “sağol” çekti… Bu ülkenin dört yanında, on binlerce ailenin, “bedelli askerlik” haberini benzer duygularla karşıladığını sanıyorum.

Hâsılı, her Türk asker doğmuyor. Bu memlekette gözünü açan her erkek eline silah alıp, ayağına postal geçirmek için yanıp tutuşmuyor. Bu memleketin evlâdı olmak, askere gidip komutanından dayak yemeyi, “disko” denen koğuşta işkence görmeyi, nöbette vurulup ailesine “intihar etti” diye rapor edilmeyi, eğitim zayiatı olarak kayıttan düşülmeyi, sınır karakollarını beklerken, gerilla baskınlarında ya da çarşı iznine çıkmışken kasabanın ortasında PKK’lılarca öldürülmeyi ya da dağlarda PKK’lı öldürmeyi, bazen de PKK’lı diye çoluk çocuk, çoban, kız, oğlan vurmayı görev bilmek anlamına gelmiyor. Bu memleketi sevmek, bu savaşı sevmek demek değil; vatanı sevmek “vatanî görev” adı altında dayatılan bilumum insan hakları ihlaline teferruat gözüyle bakmak demek değil.

Nitekim siz, bu memleketin çocuklarına “asker olmama” fırsatı tanıdığınızda, içlerinden birçoğu o fırsatı kullanmak istiyor. “Bedelli askerlik” de bütün eksik, iğreti ve haksız yönlerine rağmen derin bir nefes aldırdı birçok kardeşimize… Akıllarının, vicdanlarının bunca yıldır “yapma” dediği şeyi“yapmama” şansını tanıdı onlara.

Ama bu basit gerçek, askerlik işinin bu haliyle “baştan sakat” olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. Bizim masadakilere içlerinden “sağol” dedirten haber, bir bütün olarak “iyi” bir haber değil aslında, en olumlu bakışla “ehven-i şer” bir haber.

Zaten Başbakan’ın bedelli askerlik konusunu izleyen ifadesi tam bir hayalkırıklığıydı: “Vicdanî ret olarak adlandırılan düzenleme hükümetin gündeminde asla olmamıştır, bu konu spekülasyondan öte bir anlam ifade etmiyor.”

Erdoğan, bu cümleyle, Avrupa Konseyi’nin 47 üyesi arasında, eline silah almayı reddetme hakkını vatandaşına tanımayan üç ülkeden biri olmaya bir süre daha devam edeceğimizi duyurmuş oldu; diğer ülkeler, mâlum, fiilen “tek parti, tek adam” rejimiyle yönetilen otoriter kardeşimiz Azerbaycan ile rejimi ondan daha hallice olmayan komşumuz Ermenistan.

Tesadüf bu ya, Başbakan’ın AKP grubunda, bedelli haberinin akabinde “vicdansızlığa devam”muştusunu da verdiği saatlerde, haber ajansları Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce bir kez daha mahkûm edildiğini duyuruyorlardı. Gerekçe: Yehova Şahidi Yunus Erçep adlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının dinsel inancını gerekçe göstererek kullanmak istediği vicdanî ret hakkının kendisine tanınmaması. Mahkemenin gerekçeli kararı ise özellikle önemli, zira Erçep’i haklı bulan Strasbourg’daki hâkimler heyeti, Türkiye’yi sadece, bu hakkı kullanmak isteyene verilen hapis cezalarını ve söz konusu kişinin askerî bir mahkemede yargılanmış olmasını yanlış bulmakla yetinmedi. Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili dokuzuncu maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Bu kararın anlamı açık; vicdanî ret hakkını tanımayan bir ülkede “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetişmez vesselam; yetiştiğinde de Yusuf Erçep gibi tutarlar kolundan atarlar içeri, hem de defalarca. Ya da “hürriyetin bedeli,” askerlikten kaçmak olur, topluca “bedelli” duasına çıkmak olur... Haşmetli devletimiz de “halkı askerlikten soğutmak” diye bir suç icat edip, bu gerçeği söyleyen, yazan, çizen cümlemizi 318’inci maddeden çıkarır durur hâkim önüne. Çıkarsın. Yargılayıp, mahkûm etmekle değişen bir şey değil hakikat… Cezalandırıp, mahrum kılmakla da hiçbir hakkın ilelebet ötelendiği görülmemiştir.

Ve neyse ki, AKP’de vicdan sahipleri de var. Başbakan’ın “gündemde yok, sâfi spekülasyon” diye kesip attığı vicdanî ret düzenlemesi için Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç üç gün önce aynen şunu diyordu mesela: “Bizim vazifemiz vicdanî ret için bir hukukî düzenleme yapmaktır. Çünkü Avrupa Konseyi’nin bu talebini yerinde görüyoruz… Vicdanî ret talebinde bulunan insanın askerlik süresi kadar veya askerlik süresinden daha fazla kamu hizmeti yapmasını isteyeceğiz. Bunun Avrupa’da örnekleri var. Ya sağlıkta çalıştırırlar, ya eğitimde çalıştırırlar, ya özürlülerin hizmetinde çalıştırırlar.”

Yine dün, Ankara büromuza konuşan AKP Gaziantep Milletvekili ve Meclis Milli Savunma Komisyonu Üyesi Ali Şahin de, vicdanî ret konusunun cezaî müeyyide ile geçiştirilemeyeceğini, vicdanî retçiler için “okullarda, hastanelerde veya sivil toplum kuruluşlarında kamu hizmeti alternatifi”olması gerektiğini söylemiş. Şahin bununla yetinmemiş, bir adım daha ileri giderek, memleketin“askerlik” sorununu çözecek yöntemi de işaret etmiş bu arada: “Bu işin temeli profesyonel ordudan geçer.”

Evet, atmamız gereken adım, yürümemiz gereken istikamet, varmamız gereken yer odur; profesyonel ordudur. Ama biz oraya varmadan, yapılması elzem olan şeyler de var. Vicdan hürriyeti artık daha fazla ertelenmemeli.

ycongar@mac.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
03.03.2015
Mehmet Baransu’nun tutuklanması üzerine…
04.02.2014
Kiev’den notlar: Avrupalılaşmak ile güdülmek arasında…
05.12.2013
Kiev’den notlar: Avrupalılaşmak ile güdülmek arasında…
24.09.2013
Müminlerle âlimlerin demokratlığı ve matematikten boşanan fizik
27.07.2013
Erdoğan'ın yeni danışmanı, şaka değil
29.05.2013
Abdellatif Kechiche: Hiçbir devrim, cinsel bir devrim olmadıkça tamamlanmaz
01.04.2013
Sıradan bir 'tanrı'nın olağanüstü kitabı: Son Oyun
08.12.2012
Duvarlarınıza fazla güvenmeyin
01.12.2012
Makinenin hakikati, insanın zehri
17.11.2012
Ben bu işi hepinizden daha iyi yaparım
10.11.2012
Birinci hazin şahıs ve komşu çocukları
03.11.2012
Ölümün içinden hayatı doğurarak...
20.10.2012
Arada kalmanın basit hikâyeleri
13.10.2012
İyi olmak için çok geç değildir belki
06.10.2012
Kadınla erkek, okurla yazar, âşıkla casus
22.09.2012
Fetvaya karşı cesur, insana karşı hoyrat
15.09.2012
Rengine bakmazsan, renklerini görürsün
08.09.2012
Çünkü adı soykırım...
26.08.2012
Bir ihtiyaç olarak Tanrı ve diğer eksiklerimiz
18.08.2012
Sahte bir sakal, sahici bir ses, kutsal yatsı
28.07.2012
Aynadakiler ve sonsuz bir şimdiki zaman
21.07.2012
Tanıdığınız bir ağaç var mı sizin
14.07.2012
Bir kitapla değişmeye hazır mısınız
30.06.2012
Yalnızlık, zemberekler ve bir bilmece
23.06.2012
Ziyafet ve katliam, isyan ve yerçekimi
16.06.2012
Bir yerüstü yazarı olarak Genet’nin iki sesi
02.06.2012
Varolmayan duygular, soğuk karşılaşmalar
19.05.2012
Yazmak, arzulamak ve taraf olmamak
12.05.2012
Anlamak, hatırlamaktan daha önemlidir
28.04.2012
Zarafete meyyal bir hayvan olarak şair
21.04.2012
Yeryüzü tanrılarına seçmeli Şeriat dersleri
14.04.2012
Oraların gulagları, hepimizin günahları
07.04.2012
Geçmişi kayıp, geleceği müphem bir diyarda
31.03.2012
Yiğidin kamçısı ve beş bin yıllık sorular
24.03.2012
Yaşarken cehennem, yazarken cennet
17.03.2012
Diç macunundan devrime alışkanlığın gücü
10.03.2012
Hayatı hakiki kılan sessiz sıradanlıklar
03.03.2012
Mutsuz evlilikler, zor ayrılıklar, sağlam cümleler
25.02.2012
Sutûr-u kâinat ya da tevazu için birkaç iyi neden
18.02.2012
Zaman yolcuları ve aklın matruşka teorisi
17.02.2012
Bu işler CIA’de nasıl oluyor? (3)
16.02.2012
Bu işler CIA’de nasıl oluyor? (2)
15.02.2012
Bu işler CIA’de nasıl oluyor (1)
11.02.2012
Victor Hugo’nun ‘Sefiller’i yüz elli yaşında
10.02.2012
MİT’le konuşmamız ve Ankara’da darbe havası
08.02.2012
Suriye’de Rus planı ve askerî seçenek
04.02.2012
Lekeli zihinlerimize günışığı değince…
28.01.2012
Yerinizden kıpırdamadan firar etmek istediğinizde
25.01.2012
Abdullah Gül siyasete döner
24.01.2012
Uludere’de beş görev
21.01.2012
Mizaha en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde...
20.01.2012
Hükümet, Hrant için neler yapmadı neler...
18.01.2012
Hepiniz Hayalsiniz
17.01.2012
Eski devlet, yeni devlet
13.01.2012
Faşist temaşaya Milli Eğitim darbesi
11.01.2012
Başbakan cevap vermeli
10.01.2012
Videodaki hakikat
04.01.2012
Keşke ‘Kasımpaşalı’ kalabilseydi...
03.01.2012
Bağdat’ta kritik günler
31.12.2011
Boşluğa çember çizen hüzünlü hikâyeler
30.12.2011
Sınırda üç hakikat
28.12.2011
Irak’taki kavga ve Barzani’nin planı
27.12.2011
Üç ayrı Irak ve ABD
24.12.2011
Keşfin yeniden icadı ya da demokratikleşen bilim
23.12.2011
Arınç’ın sözleri havada kalmasın
20.12.2011
‘Behçet Oktay cinayeti’
17.12.2011
İki vitesli hayat, aptallıklarımız ve mutluluk
16.12.2011
Ergenekon’da dönüm noktası ya da ‘Tiefer Staat in Deutschland’
14.12.2011
Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfâdıyız!
13.12.2011
İslamcılar niye daha iyi demokrat?
10.12.2011
Cinayetin kraliçesi kaplanlarını ehlîleştiriyor
09.12.2011
Yeni Soğuk Savaş, yeni cepheler
07.12.2011
Başbakan, Savcı ve ben
06.12.2011
Putinizme ilk büyük darbe
03.12.2011
Sesindeki acıya omuz silken adamın hikâyesi
02.12.2011
Biden gelirken…
30.11.2011
Acem Kışı
29.11.2011
Başbakan’ın sağlığı ve Brejnev sendromu
26.11.2011
İnsanlık komedyamızın en iştahlı halleri
25.11.2011
KCK operasyonları ve devletteki iki kanat
23.11.2011
Bedelli sivillik ve vicdan hürriyeti
22.11.2011
PKK, Baas’ın kanatlarının altında
19.11.2011
Natürmortunda susanlar, maratonunda konuşanlar
18.11.2011
Şam için yaptırım vakti
16.11.2011
Murat Belge, Hasan Cemal ve ‘çarpma’ üslubu
15.11.2011
Beşşar Esad’ın nihai sath-ı maili
09.11.2011
Esad’ın üç silahşorları: Hizbullah, Taşnaklar, PKK
08.11.2011
Asla iyileşmeyen bir yara
05.11.2011
Dil ustası bir “seks yazarı”nı baştacı etmek
04.11.2011
Erkek devlet, kadın PKK, mukabil intihar ya da söz Etyen’in…
02.11.2011
Devlete bak, PKK’ya bak
01.11.2011
Suriye'de savaş,Türkiye ve Kürtler
29.10.2011
İnandığın zaman sahte olmaz bu dünya
28.10.2011
Küresel vicdan
26.10.2011
Akçam’ın davası, hepimizin davası
22.10.2011
Suç ortaklarımız ve karşı kıyıya geçmek
21.10.2011
‘Millî’ gazetecilik ve ‘gayrımillî’ hislerim
19.10.2011
‘ETA bitti’ çünkü…
18.10.2011
Zapatero’nun barışı
15.10.2011
İnşaata girmek tehlikeli ve mübahtır
14.10.2011
Kürdistan ve demokrasi
12.10.2011
Washington, Bağdat, Kandil
11.10.2011
Esad, AKP, Temo, PKK
08.10.2011
Hiç delirmeden deli kalabilenlerin kitabı
07.10.2011
Elma ve Erdoğan’a çağrı
05.10.2011
TÜRKİYE İÇİN ENDİŞELİ RAPOR
02.10.2011
Konuşmak
01.10.2011
Yararlı yaramazlıklar yapa yapa Allahu Ekber
28.09.2011
Boykot biterken
27.09.2011
Masaya dönülecek
24.09.2011
Kendimizle karşılaştığımız ender anlarda
23.09.2011
Bırakın Öcalan konuşsun
21.09.2011
Bomba ve zihinsel atılım
20.09.2011
Assange ve WikiLeaks efsanesinde son perde
17.09.2011
Kapatamadığımız kapılar hapseder bizi
16.09.2011
PKK ile konuşmaya devam
15.09.2011
Siyasi çözümün sesi
13.09.2011
Siyaset, şiddet, şizofreni
10.09.2011
Her hayat gibi kutsal ve kâfir bir hayat
09.09.2011
Kürtler niye ‘içeriden’ konuşamasın
07.09.2011
Gerilla, devlet, ahlak...
03.09.2011
Kibrit başı kadar bir ışık yeter bazen
27.08.2011
Kelimeler güçlüdür, palavralar güzeldir
20.08.2011
Mezbaha tezgâhına mânâ katmak
13.08.2011
Hayatın komedisine dönüşür her şey
06.08.2011
Kayıp cennete dönüşün imkânsız adımları
30.07.2011
Aşkta ve benlikte durduğumuz eşik
23.07.2011
Çapaklanmış kalpler ve yalnızlığın iki hali
16.07.2011
Cephelerde hakikaten yeni bir şey yok
02.07.2011
Hakiki din bir mücadeledir
25.06.2011
Keşke burada olsaydın ve iyi şanslar
18.06.2011
Hayatla ölüm arasındaki ince çizgide
04.06.2011
Gizlice değişen bir şey var senin içinde
28.05.2011
Sağlam bir arkadaşlığın şehlâ bakışları
14.05.2011
Homeros’un renkleri ve dil kâşifliği
07.05.2011
Kefene girmeye gidenlerle samimi sohbetler
16.04.2011
Tank sesini seven erkeklerin iç sesleri
26.03.2011
Hoyrat bir hayatı sakin bir romana yeğlemek
02.03.2011
Bir devrin sonu...
25.02.2011
Gözler Suudi Arabistan’da
22.02.2011
Ankara susuyor çünkü…
19.02.2011
‘Ben’ dediklerimiz ve acıyı ıstırap eylemek
15.02.2011
İranlı muhalifler ve Gül’ün ziyareti Yazdır
15.02.2011
İranlı muhalifler ve Gül’ün ziyareti
10.02.2011
Mısır’da devrim ve tarih
07.02.2011
Sonsuzluğun gözümüze sığmayan parçaları
19.01.2011
Davacı Başbakan, inatçı hakikat
07.01.2011
Mezar yazısı
27.10.2010
Hâkimevi’nde çay saati
21.10.2010
Evlad-ı mehteran
19.10.2010
Eksen değil, istikamet
13.10.2010
Barzani’ye tehdit, barışa tehdit
07.10.2010
Bin dokuz yüz doksan üç
1 0
Vahit Kanig 03.12.2011 - 18:22:14
Bedelli askerlikten elde edilen gelirin Terörle Mücadelede şehit düşmüş Kamu Görevlilerinin Ailelerine harcanması lazım.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,79
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive