Neşe Düzel

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

Taha Akyol: Hâkimler, otoriteye hizmet edecekler II


07.02.2012 - Bu Yazı 8217 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Atatürk, ‘liberal cumhuriyet’ isteyenlerin Meclis’te olmadığı bir sırada ‘Cumhuriyet’in ilan’ıyla ilgili tasarıyı Meclis’e getiriyor. Aynı zamanda o tasarıda cumhurbaşkanına aşırı yetkiler veriliyor. Olay budur!.”

 

Yargının otoriteye hizmet etmesini istiyor Atatürk. ‘Hâkimler, inkılâba hizmet etmelidir’ diyor. Onlar da hizmet ediyor. Ankara Hukuk Fakültesi bunun için açılıyor. Ülkede buna göre bir yargı sistemi oluşturuluyor.”

                                                                                           

Yargıtay’ın hâlâ ‘ilkelerimiz’ diye resmî deklarasyonu var. Birinci ilke, Atatürk ilke ve inkılâpları! Adalet anlayışı bakımından çok yanlış! Yargıtay’ın temel ilkeleri adalet ve tarafsızlık olur! Vatandaş hak ve hürriyetleri olur!

 

***

NEDEN TAHA AKYOL


Atatürk’ün dönemi toplumun geneli açısından hâlâ kapalı bir kutudur. Onun, spordan müziğe hayatın pek çok alanındaki vecizelerini biliriz ama bu toplumun en temel meselesi olan demokrasi, hukuk ve yargı konularındaki düşüncelerini ve yaklaşımını bilmeyiz. Sanki Atatürk demokrasi, hukuk ve yargı konularında hiç konuşmamıştır. Ama öyle değil. Gazeteci, yazar, araştırmacı Taha Akyol bir ilki gerçekleştirdi ve Atatürk’ün resmî kaynaklarda yer almayan konuşmalarını arşivlere ve belgelere inerek ortaya çıkardı. Atatürk’ün demokrasi, hukuk ve yargıyla ilişkisini ve bunun günümüz Türkiye’sine etkisini bütün berraklığıyla gözler önüne serdi. Taha Akyol’un, Atatürk’ün ve Kemalizm’in içini dolduran bu muhteşem çalışması, “Atatürk’ün İhtilal Hukuku” adıyla Doğan Kitap’tan yeni çıktı. Acaba Atatürk milli egemenlik, demokrasi, hak ve hürriyetler, hukuk, yargı konularında neler dedi? Bu kavramların içini nasıl doldurdu? Atatürk’ün bağımsız ve tarafsız yargıya bakışı neydi? Nasıl bir yargı istedi? Atatürk baştan beri nasıl bir sistem tasarladı? Kendisine karşı çıkıldı mı? Karşı çıkanlara ne oldu? 1920’de açılan Meclis 1925’e dek neler tartıştı? Cumhuriyet’in ilanı ve anayasalar nasıl yapıldı? Muhalefet ne istedi? Kemalistler ne dedi? 1925’ten 1938’e dek nasıl bir yasama organı ve yargı oluşturuldu? Hukuk nasıl iktidarın hizmetine sokuldu? Hangi kanunlar, kim ve kimler için, niye çıkarıldı? Nutuk’ta yapılan suçlamalar gerçek miydi? Taha Akyol, bütün bu sorulara belgelere dayanan çok net, çok çarpıcı cevaplar verdi.

***

 

-2-

Taha Akyol’la yaptığımız ve dün birinci bölümünü yayımladığımız konuşmayı bugün kaldığımız yerden sürdürüyoruz.

 

***

 

NEŞE DÜZEL: Atatürk’ün İhtilal Hukuku isimli yeni kitabınızda, ünlü Kemalistlerden biri, dünyada ilk şeflik sistemini Atatürk’ün kurduğunu ve Mussolini ve Hitler’in Atatürk’ten etkilendiğini söylüyor...

TAHA AKYOL: Prof. Vasfi Raşit Sevig, 1938 basımlı Anayasa kitabında yazıyor bunu. Bir de sadece o değil, Yakup Kadri de... Atatürk hayattayken Falih Rıfkı da yazıyor bunu. “Biz, gazeteci olarak Hitler’i ziyarete gittik. Hitler, ben M. Kemal’in öğrencisiyim dedi” diyor Falih Rıfkı. Ben Hitler’in korkunç egosunun böyle bir şey söyleyeceğini tahmin etmiyorum ama şu var. Bu satırlar yazılırken, Hitler’in akıbeti de henüz belli değildi. Onun için de, 1930’larda Kemalistlerde görülen Hitler ve Mussolini hayranlığı ya da takdirkârlığı, bu liderlerin kurdukları otoriter sistemle ilgilidir.


Peki, Atatürk, Cumhuriyet’in en başından itibaren bir otoriter tek adam sistemi kurmak için mi uğraşıyor?

Bir kere şu yetkiler var. Atatürk, Meclis’i seçiyor. İstiklal Mahkemeleri yoluyla yargılama yapılıyor. Meclis’in onayı olmadan idamlar yapılabiliyor. Öyle ki, 1924 Anayasası’nda milletvekillerinin dokunulmazlığı var ama Kazım Karabekir dokunulmazlığı kaldırılmadan tutuklanıyor! O sırada İsmet Paşa Başvekil. Karabekir’i idamdan kurtarmaya çalışıyor ama İstiklal Mahkemesi, Karabekir’i savunuyor diye İsmet Paşa hakkında da tutuklama kararı veriyor.


İstiklal Mahkemeleri Atatürk’ten habersiz İsmet Paşa hakkında böyle bir uygulama yapabilir mi?

Yapamaz. Atatürk, İsmet Paşa’yı İzmir’e çağırıp konuşuyor. İsmet Paşa boyun eğmek zorunda kalıyor ve Karabekir’in tutuklanmasını haklı buluyor. Ama iş karar safhasına gelince tekrar Atatürk’le görüşüp Karabekir’i kurtarıyor. Aslında Atatürk ile İsmet Paşa arasındaki şu fark önemlidir. Atatürk hayatı boyunca Fransız ihtilaline çok önem vermiş ve onu referans yapmıştır. İsmet Paşa’nın ise Fransız ihtilali hakkında tek sözü yoktur. Onun hayran olduğu sistem İngiliz demokrasisidir.


İsmet Paşa liberal mi? Kürtlere yönelik çok sert önlemler öneren, ünlü Doğu Raporu’nu yazan, Dersim katliamında büyük rol oynayan İsmet Paşa değil midir?

Evet. Yıl 1925... Şark isyanı çıkmış, Atatürk çok sert önlemler istiyor. Gerçek bir liberal olan başvekil Fethi Bey, “Ben hürriyetperver bir insanım. Bunları yapamam” diyor ve istifa ediyor. İsmet Paşa ise hazır!


Nasıl hazır?

Fethi Bey Başbakan’ken Atatürk’le görüşerek Takrir-i Sükûn Kanunu’nu hazırlamışlar. Bu kanundan ilk yargılanan Şeyh Sait oluyor. Arkasından İzmir Suikastı davasının sanıkları ve İttihatçılar yargılanıyor. Takrir-i Sükûn Kanunu’na dayanarak herkesi İstiklal Mahkemeleri’nde yargılıyorlar. İsmet Paşa hem İstiklal Mahkemeleri’nin ve Takrir-i Sükûn Kanunu’nun en şahin uygulamayıcısıdır! Hem de bu mahkemeleri kaldırmaya Atatürk’ü o ikna etmiştir. Karabekir’i idamdan kurtarmış, Rauf Orbay’ı aklamıştır. 1946’da demokrasiye geçme kararını verebilecek bir potansiyele de sahiptir. Yapmayabilirdi 1946’da bunu.


Siz kitabınızda, Karabekir’in İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmasının orduda huzursuzluk yarattığını, insanların, tutuklanan paşalara alkışlı sevgi gösterilerinde bulunduğunu yazıyorsunuz. Karabekir’i gerçekten kurtaran İsmet Paşa mı yoksa ordunun desteği mi?

Onun da payı var. İsmet Paşa, Karabekir’i idamdan kurtarmak için Atatürk’e gidiyor. “Yapmayalım... Orduda huzursuzluk çıkar. Bırakalım... Karabekir köşesine çekilir, siyasetle uğraşmaz” diyor. Atatürk de peki diyor ve mahkemenin hâkimi Kel Ali’ye söylüyor. Karabekir beraat ettiriliyor ve İstanbul’da köşküne çekiliyor.


İstiklal Mahkemeleri, sadece Meclis’teki Terakki Perver Fırkası muhalefetini değil, Meclis dışındaki İttihatçıları da tasfiye ediyor. Atatürk’e yönelik İzmir Suikastı’na karışmadığı çok açık olan eski Maliye Nazırı Cavit Bey, suikasta karıştığı bahanesiyle idam ediliyor. İsmet Paşa onu da kurtarmaya çalışıyor mu?

Şu kadarını biliyorum. İsmet Paşa, sonradan aktardığı hatıralarında bu olaya üzüldüğünü söylüyor. Zafer Toprak’ın deyimiyle, Türkiye’de modern maliye sistemini kuran çok değerli bir adamdır Cavit Bey. Muhalif olabilir diye idam ediliyor. İttihatçı deyince, günümüzde hep akla Jakoben, eli silahlı, diktatör tipler geliyor. İttihatçıların böylesi var ama onların arasında Cavit Bey gibi liberaller de var. Cavit Bey, Ermeni tehcirine karşıydı. Mesela Karabekir de İttihatçıdır ama bütün kitaplarında İttihat-Terakki liderlerini eleştirir. İttihat-Terakki’nin bir liberal kanadının olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Ama gene de hâkim renk silahlı Jakoben gruptur tabii.


Peki... Cumhuriyet, Atatürk’ün kurmayı istediği bir sistem miydi işin başından beri?

Milli Mücadele sırasında Atatürk’ün cumhuriyeti kötüleyen sözleri vardır. Çünkü eğer o sırada cumhuriyet deseydi, Milli Mücadele etrafında sağlanan birlik hemen dağılırdı.


Milli Mücadele, ülkenin, saltanatın ve hilafetin kurtarılması için yapıldı, onun için mi?

Evet. Aslında Cumhuriyet’in kuruluşu Türkiye’de iyi incelenmemiş bir konu. Bakın... O dönemde Meclis’te cumhuriyete karşı kimse yoktu. Saltanat oybirliğiyle kaldırıldı! Sonradan saltanatçı olarak suçlanan Milli Mücadele kahramanları Kazım Karabekir, Rauf Orbay, saltanatın kaldırılması için Meclis’te önerge verenlerin başında geliyorlardı. kısacası Meclis’te herkes “cumhuriyet olsun” diyordu.


Tartışma hangi noktada çıkıyordu?

Tartışma şu noktada çıkıyordu. Muhalifler, “Cumhuriyet, kuvvetler ayrılığını kabul etsin” istiyorlardı. “İlan edilecek cumhuriyette, reisicumhur parti başkanı olmasın. Cumhurbaşkanı istediği zaman Meclis’i feshedip seçimlere gidemesin. Başkumandanlık, cumhurbaşkanı değil, Meclis tarafından temsil edilsin” diyorlardı. Kemalistler ise tam tersini istiyordu. Yoksa Meclis’te kimse, halifeyi geri çağıralım, onu padişah yapalım demiyordu. Asıl tartışma...


Evet...

Asıl tartışma, “bütün yetkileri M. kemal Paşa’da toplayan bir cumhurbaşkanlığı mı olsun, yoksa M. Kemal’in yetkilerini azaltıp, bu yetkileri Meclis’e verecek bir cumhurbaşkanlığı mı olsun?” meselesi üzerine yapılıyordu. Ve, Cumhuriyet’in ilanı aceleye getirildi.


Kim, nasıl aceleye getirdi?

Ders kitaplarında anlatıldığı gibi padişahçı güçlü bir grup vardı da, Atatürk onların elinden çekti cumhuriyeti kurtardı gibi değil olay! Bir yanda liberal cumhuriyet isteyenler var. Bunlar, muhafazakârlar ve liberaller. Diğer yanda, devrimci-otoriter bir cumhuriyet isteyenler var. İşte Atatürk, liberal cumhuriyet isteyenlerin Meclis’te olmadığı bir sırada cumhuriyete ilişkin tasarıyı Meclis’e getiriyor. Aynı zamanda o tasarıda cumhurbaşkanına da aşırı yetkiler veriliyor. Olay budur! Yani kavga cumhurbaşkanının yetkileri ne olacak konusunda veriliyor. Ekim 1923...


Tam olarak ne yaşanıyor?

1924 Anayasası’nı hazırlayan komisyon çalışıyor. Herkes, bu komisyon bir anayasa tasarısı hazırlayacak ve bunun içinde cumhurbaşkanının yetkileri de olacak, Meclis olarak hep birlikte oturup bunu tartışacağız diye bekliyor. Tam o sırada M. Kemal bir hükümet krizi çıkarıyor. Herkes bir yerlere dağılmış ve bu krizle meşgulken, M. Kemal Cumhuriyet’i ilan eden tasarıyı Meclis’e getiriyor. Böylece cumhurbaşkanına, başkumandanlık ve Meclis’i fesih yetkisi veriliyor. Cumhurbaşkanı partili olabiliyor.


Muhalefet ne yapıyor?

Muhalefetin haberi yok. Ertesi gün Cumhuriyet’in ilan edileceğini, sadece Atatürk’ün haber verdiği mebuslar biliyor. Cumhuriyet ilan edilirken onlar Meclis’te değiller. Çünkü hükümet krizi çıktı diye herkes dağılıyor. Bir kısmı İstanbul’a gidiyor. Hükümet kriziyle meşguller. Sonunda Cumhuriyet 158 milletvekiliyle ilan ediliyor ve Cumhurbaşkanı seçiliyor. Hâlbuki 258 milletvekilinin olması lazım. Kısacası Atatürk, Meclis’te liberallerin tartışma çıkarmasına meydan vermeden, bütün yetkilerin cumhurbaşkanında toplandığı bir formülle Cumhuriyet’i ilan ediyor!


Buna karşı çıkanlar oluyor mu
?

Rauf Orbay karşı çıkıyor. Partiye çağırılıyor ve sorgulanıyor. Ağır hakaretlere maruz kalıyor. Karabekir karşı çıkıyor. Ahmet Emin Yalman, Hüseyin Cahit de eleştiriyorlar. Eğer itiraz edecek mebuslar o gün Meclis’te olsalardı, durum değişirdi. Bunlar, yetkilerin tek adamın elinde toplanmasını önlemek için zaten mücadele ediyorlardı ama hiçbiri o sırada Meclis’te değiller. Liberallerden sadece Niğde Milletvekili Ebubekir Hazım Bey o gün Meclis’te. O, cumhurbaşkanının Meclis’i fesih yetkisine muhalefet şerhi koyuyor...


Atatürk yargı bağımsızlığını da kabul etmiyor. Nasıl bir yargı istiyor?

Atatürk inkılâbın emrinde bir yargı istiyor. Mesela Şapka Kanunu’nun uygulanmasında adli mahkemelere güvenilmediği için İstiklal Mahkemeleri devreye sokuluyor. Mesela halkın, Serbest Fırka’ya oy vermesi önleniyor... Hadiseler oluyor... İzmir, Denizli ve Antakya’daki mahkemeler, bunları serbest bırakıyor. Fethi Bey, Meclis’te yaptığı konuşmada yargının adil ve tarafsız tavrına teşekkür ediyor. Atatürk ise yargının bu tavrından şikâyet ediyor. “Böyle olmaz. Hâkimler, inkılâba hizmet etmelidir” diyor.


Atatürk ilke ve inkılâpları demek, devletin menfaatini önde tutmak demek mi?

Öyledir. Devletin menfaati, otoritenin üstünlüğü... Atatürk’ün hâkimlere hitaben yaptığı pek çok konuşmasında, devlet ve hükümet otoritesinden korkulması gerektiğine dair sözleri vardır. Bu bir ihtilal hukukudur! Normal bir rejimde evrimle gelişen normal bir hukuk sistemi değildir bu. Onun için de Jakobendir. Atatürk, Ocak 1921’de Meclis’te yaptığı uzun konuşmasında, “Vatandaşın işlerine ilişkin konularda mahkemeler bağımsızdır. Kimse müdahale etmesin. Ama siyasi konularda yargı yürütmeye bağlıdır” diyor.


Atatürk döneminde hiç bağımsız yargı oldu mu
?

Belki olmuştur. Ama ben size pek çok bağımlı yargı örneği verebilirim. Atatürk, yargının otoriteye, inkılâba hizmet etmesini istiyor. Yargı da inkılâba hizmet ediyor. Ankara Hukuk Fakültesi onun için açılıyor ve eğitim ona göre yapılıyor ve ülkede ona göre bir yargı sistemi oluşturuluyor.


Atatürk’ün bu bağımlı yargı anlayışının, bugüne ulaşan etkileri var mı?

Elbette. Mesela 28 Şubat yargısı... Ben bugünkü özel yetkili mahkemelerden de çok rahatsızım. Mutlak güç suiistimale müsaittir. Mutlak güç yozlaştırır. Raymond Aron, “Fransa gibi devrim geçiren ülkelerde tarafsız yargı kültürü çok gecikerek yerleşiyor” der. Mesela Bizde Yargıtay’ın ilkelerimiz diye bir resmî deklarasyonu var. Birinci ilke, Atatürk ilke ve inkılâpları... Adalet anlayışı bakımından çok yanlış bir şey bu. Yargıtay’ın temel ilkeleri adalet olur, tarafsızlık olur, vatandaş hak ve hürriyetleri olur. Temel ilkeniz bunlar değilse, 301. Madde’den bir dava önünüze geldiğinde siz nasıl karar verirsiniz? Problem işte orada ortaya çıkıyor. Mesela Atatürk döneminde geçmişe yürüyen ceza kanunları çıkarıldı!


Geçmişe yürüyen ceza kanunu çıkarmak hukukun temel ilkesine karşı değil midir?

İstiklal Mahkemeleri geçmişe yürüyen uygulamalar yaptılar. Aynı şeyi, 27 Mayıs’ta inkılâpçı hocalar da yaptı. “İnkılâp dönemlerinde geçmişe yürüyen kanunlar çıkarılabilir” dediler ve Menderes’i asmak için geçmişe yürüyen kanun çıkarıldı. Bakın... Ben Atatürk’e saygılı davranılması gerektiğine inanıyorum. Atatürk milli kahraman, milli simge! Bunların hepsi doğru... Ama siz, Atatürk’ün o dönemdeki metotlarını bugün de böyle kutsadığınız zaman, işte böyle geçmişe yürüyen kanunlar çıkarıyorsunuz. İstiklal Mahkemeleri’ni yücelterek bugün Türkiye’de adil bir cumhuriyet tesis edilemez.


İstiklal Mahkemeleri’ni hâlâ kim yüceltiyor?

Bütün inkılâp tarihi kitapları yüceltiyor. İrticaı ezdi deniyor. Nutuk’ta İstiklal Mahkemeleri hakkında çok övgü vardır. “Cumhuriyet’in pençesi asileri, mürtecileri, isyancıları ezdi” diye ifadeler vardır. Onun için Nutuk’u bir doktrin kitabı olarak değil, tarihî ve siyasi bir belge olarak okumak lazım...


Nutuk’u, 1927’de artık bütün muhalefetin tasfiye edildiği, basının susturulduğu, kimsenin konuşamadığı ve cevap veremediği bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin kongresinde altı günde okuyor Atatürk. Bu durumda bir dönemin tarihi sadece bir kişinin bakış açısıyla oluşturulmuş olmuyor mu?


Nutuk
, Halk Fırkası tarafından da onaylandı ve partinin görüşü oldu. Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay o devirde saygın isimler. Siz bunları 1925’te ellerine kelepçe vurup hapse atmışsınız. 1927’de Nutuk’u okuduğunuz zaman, bu yapılanı haklı göstermek için onlara hain, padişahçı, mürteci demeniz lazımdı. Dendi de! Nutuk, Atatürk’ün kurduğu tek partili Cumhuriyet’i meşrulaştırmak için söylediği bir siyasi söylevdir. Biz farklı bir tarih olduğunu, ancak 1950’lerden itibaren çıkmaya başlayan hatıralardan öğrenebildik. Atatürk’e sevgisi saygısı besbelli olan isim Şevket Süreyya bile “Nutuk siyasi bir vesikadır” diyor. Nutuk’un içinde çok önemli belgeler vardır ama her belge yoktur.


Nutuk’ta hangi belgeler yok?

Mesela Nutuk’ta, Erzurum Kongresi’nde “Manda ve himaye kabul edilemez” diye bir maddenin kabul edildiği yazılı. Oysa böyle bir madde yok. Aksine, manda fikri reddedilmekle beraber, tarafsız bir devletin Türkiye’ye yardım etmesinin kabul edileceği fikri var orada.


Atatürk niye Erzurum Kongresi’nde manda ve himaye kabul edilemez diye bir madde olduğunu öne çıkarıyor peki?

Rauf Bey gibi muhalifleri mandacılıkla suçlamak için... Ama Nutuk’ta İsmet Paşa’nın adını zikretmez. Oysa İsmet Paşa da manda yanlısı. Rauf Bey ise kesinlikle mandaya karşıydı. Sivas Kongresi’nde mandanın kabul edilmesini bir ara takrir vererek önleyen Rauf Bey’dir. Atatürk’ün de Sivas Kongresi’nde mandaya karşı tek bir cümlesi yoktur.


Bunlar Nutuk’ta yok ama... Peki bize okutulduğu üzere, Halide Edip mandacı mıydı?

Yanlış bir soru bu. Çünkü manda kavramına bugün verilen anlamla o gün verilen anlam farklı. Ülkeyi, kurtuluş savaşıyla mı yoksa diplomasi yoluyla mı kurtaralım, yani Amerika’dan destek alarak mı kurtulalım arayışıdır bu. Başlangıçta Atatürk’ün kendisi de “siyasetle kurtulalım” görüşündeydi. Milli Mücadele’yi düşünmüyordu. Harbiye nazırı olmak istiyordu. İstanbul’da hiçbir şey yapılamayacağı görüldükten sonra...


Ne oldu?

Anadolu’da Milli Mücadele başladı. Mandacı denenler de bir süre sonra Milli Mücadele’yi canla başla desteklediler zaten... Mesela İsmet Paşa, Halide Edip böyledir. Bu yüzden eğer siz, bir dönemde Türkiye’nin çıkışı için Amerika’dan destek alalım görüşüne mandacılık derseniz, bu mantıkla günümüzde AB’yi savunan liberaller de dâhil herkes mandacı olur. Dedim ya...


Evet...

Bunu isteyenlerden biri de İsmet Paşa’dır. Karabekir, İsmet Paşa’nın bu konuda yazdığı üç mektubuİstiklal Harbimiz kitabında yayımladı. Ama Nutuk’ta mandacılar sayılırken İsmet Paşa yoktur... Türkiye’nin Anadolu’da başlatılacak bir silahlı milli mücadeleyle kurtulabileceğini ilk düşünen isim Karabekir’dir.


Bugün 1921 Anayasası da çok yüceltiliyor... Atatürk 1921 Anayasası’nı neye göre şekillendiriyor
?

23 Nisan 1920’de açılan Meclis demokratiktir, çok seslidir. Bu yüzden övülmeye layıktır ama, 1921 ve 1924 anayasalarının yüceltilmesinin bir hukuki temeli yoktur. Bu bir muhafazakâr romantizmdir. Türkiye’nin bugün 21 ve 24 anayasalarından alabileceği bir şey yok. Bizde en liberal anayasa 1876 Meşrutiyet Anayasası’dır. Çünkü temel saiki, padişahın yetkilerini sınırlamaktır. Yani devleti, iktidarı sınırlamaktır.


1924 Anayasası’nın temel saiki nedir?

1924 Anayasası’nın temel saiki, iktidarın gücünü, inkılâbın otoritesini arttırmaktır. Atatürk döneminde liberallerin ikide bir Osmanlı Meclisi’nin yaptığı Kanun-i Esasi’yi referans göstermeleri bundandır. Kanun-i Esasi’ye göre İstiklal Mahkemeleri gibi fevkalade mahkemeler kurulamaz. Belli bir olayı yargılamak için yeni bir mahkeme kurulamaz. Mesela bu ilkeyi 1924 Anayasası’na almadılar.


Atatürk 1921 Anayasası’nı neye göre şekillendiriyor diye sormuştum.

Atatürk “1921 Anayasası’nı kuran ayetleri gibi öğretmek lazım” diyor. Çünkü bu anayasa, hâkimiyeti İstanbul’dan alıp Ankara’ya veriyor. Ama buna tam bir anayasa demek mümkün değildir. Bunda, bir anayasada olması gereken temel hak ve özgürlükler ve yargı konuları yoktur mesela. Bir geçiş dönemi anayasasıdır bu. Atatürk’ün 1924 Anayasası’nı ise öven, savunan hiçbir sözü yok.


Kendi anayasası... Niye övmüyor?

Çünkü 1924 Anayasası eksikliklerine rağmen modern bir anayasaydı ve bu anayasada ister istemez temel hak ve hürriyetler, basın hürriyeti, yargı bağımsızlığı, dokunulmazlık gibi bazı modern unsurlar olmak durumundaydı. Dolayısıyla 1924 Anayasası’na referansta bulunmak, inkılâpçı otoriteyi sınırlardı. Hâlbuki inkılâbın otoritesi, anayasanın ve kanunun da üstündeydi. Nitekim rejim, bu anayasanın maddelerini kullanmadı. Ama muhalefet kullandı. Liberaller, Dersim Kanunu’na karşı çıkarken, “1924 Anayasası’na aykırı” dediler. İktidar ise, “devlet menfaati bunu gerektiriyor” dedi.


neseduzel@gmail.com

 

» YARIN: Gazeteciler niye hapse atılıyor? Vatana ihanet kanunu kimler için değiştiriliyor? Olağanüstü mahkemelerde kimler yargılanıyor? Liberal İtalyan ceza kanunu nasıl değiştiriliyor? Atatürk idam cezasından yana mı? Basınla ilişkileri nasıl? Kendi medyasını kuruyor mu?

 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
11.12.2013
Hata ve devlet gazetecileri
06.12.2013
Aynı yağmurlarda kirleniyorlar
15.09.2013
Hata ve devlet gazetecileri
23.04.2013
Selahattin Demirtaş: Demokrasi olmadan PKK dağdan inmez
22.04.2013
Selahattin Demirtaş: PKK’nin çekilmesi barış değildir
15.04.2013
Demokrasi olmadan barış olmaz
25.03.2013
Öcalan özerklikten vazgeçmedi
18.03.2013
Başkanlığın Kürtlere yararı yok
11.03.2013
Sansür sürerse çözüm olmaz
10.12.2012
Temel İskit: Türkiye’yi Sünniliğe sıkıştırdılar
04.12.2012
Gültan Kışanak: Kürtlerin büyük teklifi
03.12.2012
Gültan Kışanak: 35 vekil birlikte hareket edecek
26.11.2012
Fazıl Hüsnü Erdem: 1921’deki özerkliği getirelim
12.11.2012
Orhan Kemal Cengiz: Sakık kiminle temasta, bakılmalı
05.11.2012
Hasan Bülent Kahraman: CHP, Genelkurmay’ın partisi
29.10.2012
Hidayet Şefkatli Tuksal: AK Parti’de etkili üç cemaat var
22.10.2012
Senem Aydın Düzgit: Türkiye özgürlüğü ihlalde birinci
15.10.2012
Yüksel Taşkın: Gülenciler bu siyasetten ürküyor
08.10.2012
Kaan Dilek: Esad, askerî açıdan güçleniyor
01.10.2012
Galip Ensarioğlu: Öcalan bir aydır güçlendi
24.09.2012
Mehmet Ali Birand: PKK kışın şehirleri vuracak
10.09.2012
Naci Kutlay: Atatürk’ten Kürtlere telgraf
03.09.2012
Taylan Akdoğan: Evrenin sadece yüzde dördünü çözdük
27.08.2012
Ziya Şaylan: Sutyen meme kanseri yapıyor
06.08.2012
İmam Taşçıer: Burada da özerk Kürt bölgesi olacak
30.07.2012
Veysel Ayhan: Kürtler üçüncü yolu tercih etti
23.07.2012
Cemil Oktay: Maalesef Sünnileşiyoruz...
16.07.2012
AKP, kutuplaşmayı derinleştiriyor
09.07.2012
Federasyon sanki Digitürk bayii
02.07.2012
TÜRKİYE DIŞ POLİTİKADA AÇMAZA GİRDİ
26.06.2012
Selahattin Demirtaş: Barış için üç önerimiz var...
25.06.2012
Selahattin Demirtaş: Askerleri PKK’nin önüne niye attınız
18.06.2012
Avni Özgürel: Türkiye barışa hızla yaklaşıyor
12.06.2012
Zülfü Dicleli: Bunlar, ahlak uyduruyorlar!..
11.06.2012
Zülfü Dicleli: Erdoğan halife olmak istiyor
04.06.2012
Rıdvan Kaya: Dindarlar Uludere’den rahatsız
28.05.2012
Ünal Tekinalp: Patronlardan hükümete büyük baskı var
21.05.2012
Ahmet Talimciler: Fener’i laikliğin kalesi görüyorlar
15.05.2012
Ahmet Muhtar Sökücü/ Alaiddin Taş: Solda derin devlet ortaya çıkacak
14.05.2012
Ahmet Muhtar Sökücü/ Alaiddin Taş: Kimse kitleye direkt ateş etmedi
08.05.2012
Mustafa Yeşil: Hocaefendi iki kişiyi önerdi
07.05.2012
Mustafa Yeşil: Hocaefendi’ye, yargıçları sordum
30.04.2012
Hilmi Yavuz: Müslümanlar, Kemalist oldular
23.04.2012
Erdoğan Esed’i affetmiyor
16.04.2012
Cengiz Çandar: 28 Şubat darbesinde İsrail var
10.04.2012
Selahattin Demirtaş: Türkiye’nin sınırı Kürdistan olacak
09.04.2012
Selahattin Demirtaş: Başbakan, silahı PKK ve Öcalan’la görüşecek
02.04.2012
ABDURRAHMAN KURT: Kürtler arasında iç savaş çıkar
19.03.2012
Bekir Ağırdır: Halk, eski egemenlerle ilişkiyi kesti
14.03.2012
Taner Akçam: Ermeni olayında Atatürk’ü izleyelim
13.03.2012
Apo bana demişti ki...
12.03.2012
Taner Akçam: İslami kesim de tarihiyle yüzleşsin
05.03.2012
İbrahim Betil: Okul ibadethane değildir
27.02.2012
Ahmet Gündel: Savcı, Başbakan’a ‘Sen de gel’ diyebilir
20.02.2012
Nihat Matkap: Türkiye daha muhafazakârlaşmaz
13.02.2012
Avni Özgürel: Kandil için balkon konuşması yapacaktı
08.02.2012
Taha Akyol: Amaç, muhalefetsiz bir rejim kurmak III
07.02.2012
Taha Akyol: Hâkimler, otoriteye hizmet edecekler II
06.02.2012
Taha Akyol: Atatürk yargı bağımsızlığını reddediyor
30.01.2012
Yücel Sayman: KCK’yı yaydı, Hrant’ı daralttı
23.01.2012
AKP devletli oldu
16.01.2012
Mustafa Dağcı: İşkencecimi kürsüde gördüm, hâkimdi!
09.01.2012
Murat Belge: Atatürk ilerici değildi...
02.01.2012
Mensur Akgün: Türkiye’nin güney kapıları kapanıyor
26.12.2011
Güçlü Sevimli: Sahte ölüm tutanağı tuttular
19.12.2011
Ümit Kardaş: Üç general girdi diye vesayet bitmedi
12.12.2011
Şamil Tayyar: Dalan’a para götüren şike sanığı kim?
05.12.2011
Cafer Solgun: Atatürk’ün resmi cemevinden kalkacak
29.11.2011
Dengir Mir Mehmet Fırat: Erdoğan’ın arkadaşlarını dövdüler
28.11.2011
Dengir Mir Mehmet Fırat: Tayyip Bey’in sınırları var
21.11.2011
Ergun Özbudun: Yeni anayasa başka bir bahara
16.11.2011
Mehmet Ö. Alkan: ‘Kart kurt’ tezini İnönü açıkladı
15.11.2011
Mehmet Ö. Alkan: Muhalefet sustu, Nutuk okundu
14.11.2011
Mehmet Ö. Alkan: Atatürk toplumsal muhalefeti bitirdi
07.11.2011
Gönül Tol: Yeni bir İslamcılık geliyor
31.10.2011
Alper İlki: Şantiyelerde mühendis yok
24.10.2011
Mehmet Elkatmış: Ölümlere MGK’da karar verildi
17.10.2011
Yalçın Topçu: SİM kartlara girenler kim?
11.10.2011
Şerif Mardin: Gülen’in stratejisini bilmiyoruz
10.10.2011
Şerif Mardin: Anadolu’da İslami bekleyiş var
03.10.2011
Hasan Cemal: PKK, Baader-Meinhof çetesi değil
26.09.2011
Şerafettin Elçi: Müzakereler MİT’i de aştı
29.08.2011
Yunus Yavuz: Kanserden daha tehlikeli
23.08.2011
Halil Berktay: ‘Şiddete hak veren sol olamaz’ 2
22.08.2011
Halil Berktay: Solun mirası üçe ayrıldı
15.08.2011
Erdal Tanas Karagöl: Merkez, doları 1.70 hedefliyor
02.08.2011
İlhami Işık: ‘Apo, liderliğimi tartıştırmam, dedi’
01.08.2011
İlhami Işık: PKK de Silvan’ı sorgulamalı
25.07.2011
Bengi Yıdız: Kürdistan’da referandum yapılsın
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive