Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Ülkede oluşan enkazı kim, nasıl kaldıracak?


26.09.2020 - Bu Yazı 77 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Otoriterlikle yönetilen ülkelerin ne hale geldiğini, hem kurumsal hem de toplumsal anlamda nasıl yıkım yaşadığını hepimiz biliyoruz.

Bu yıkımın tam olarak ne olduğunu anlamak için geçmişte otoriter anlayışıyla yönetilip parti devletine dönüşmüş ülkelere bakmak yeterli. 

Ne yazık ki benzer bir tahribat bizim ülkemizde de yaşanıyor.

Ekonomide, eğitimde, dış politikada, yargıda ve daha birçok alanda yaşanan ağır tahribat, demokrasiyi ayakta tutup işlerlik kazandıran kurumların birer birer yok edilmesiyle daha da ağırlaşıyor.

Kötülük, kalitesizlik, lümpenlik her alanda kurumsallaşıyor, dahası bu durumu toplum da kanıksıyor.  

Demokrasi sadece kurumsal anlamda değil, toplumsal anlamda da her gün biraz daha ölüyor.

Biz biliyoruz ki demokrasi, iktidarların bir günde aldığı kararlarla tesis edilemez.

İşleyen bir demokrasi için güçlü kurumların yanında demokrasi kültürüne sahip topluma da ihtiyaç var.

Toplumdaki bu demokratik kültür giderek kayboluyor ve demokrasi kolay kolay geri getirilmeyecek şekilde hem devletten hem de toplumdan uzaklaşıyor.

Diğer taraftan demokrasinin işleyebilmesi için toplumsal anlamda ekonomik refaha ihtiyaç var. 

Ülkede dalga dalga yayılan yoksulluk ne yazık ki demokrasinin işlemesini daha da imkansızlaştırıyor. 

Bağımsız yargı meselesi sadece kurumsal bir mesele değil.

Bağımsız yargıya işlerlik kazandıracak özgür, tarafsız, adil yargı mensuplarına ihtiyaç var.

Hem iktidarın kontrolsüz kadrolaşması hem de toplumdaki çürüme bunu giderek daha da imkansız hale getiriyor.

Öte yandan, eğitimdeki sorun da sadece teknik eksikliklerden kaynaklanmıyor.

Yani bir ülkede sağlıklı eğitim için sadece iyi okullara, iyi eğitim sistemine değil, iyi öğretmenlere de ihtiyaç var.

Yıllardır süregiden berbat bir sistemden Türkçeyi bile doğru düzgün öğrenmeden mezun olan gençlerin öğretmen olduğu bir ülkede iyi eğitimin tesis edilmesi giderek imkansızlaşıyor.

Otoriter yönetimlerde sadece iktidar/devlet değil, toplum da her geçen gün iyilik, doğruluk, adalet, dürüstlük ve nezaketten uzaklaşıyor.

Dahası toplum kesimlerinin birbiriyle ilişkisi ağır yara alıp ciddi güven erozyonu yaşanıyor.

Kimse kimseye güvenmediği için ortak duygu oluşmuyor, ortak amaç uğruna ihtiyaç duyulan birliktelik kolay kolay sağlanamıyor.

Birbirini dinlemeyen, dinlese de anlamayan, dahası birbirine güvenmeyen bir toplum yapısı oluşuyor.

Kısaca otoriter yönetimlerde sadece devletler, kurumlar değil, toplumlar da çürüyor. 

O ülkeyi yeniden ayağa kaldıracak insan kaynağı tükeniyor.

Böyle olduğu için otoriter yönetimlerden kurtulan ülkeler uzun yıllar belini doğrultamıyor. 

Bütün bunlar bize gösteriyor ki mesele bir iktidar değişimi meselesi olmaktan çıktı. 

Asıl mesele ülkeyi toparlama, tekrar rayına oturtma meselesi.   

Bir partinin gidip başka bir partinin iktidara gelmesiyle demokrasinin, bağımsız yargının işlerlik kazanması, sorunların çözülmesi, yani ülkenin yeniden ayağa kaldırılması aşamasını çoktan geçtiğimizi düşünüyorum. 

Peki hal buyken enkazı kim, nasıl kaldıracak?

İYİ Partililere bakılırsa Meral Akşener; CHP’nin açılım politikasından rahatsız kimi Atatürkçülere bakılırsa Atatürkçüler/Kemalistler; Deva Partisi’ne bakılırsa Ali Babacan kaldıracak.

Tek bir partinin, tek bir toplum kesiminin ülkedeki güven bunalımını aşabileceğini, ortak bir duygu ve amaç oluşturabileceğini, yetişmiş insan eksiğini giderebileceğini dahası demokrasi kültürünü kaybetmiş bir toplumda demokrasiyi çalıştırabileceğini düşünmesi bana göre yaşanan yıkımın farkında olmamak. 

Muhalefet partilerinin seçimler gelmeden iktidara tek başına talip olmaya yönelik siyaset benimsemesi reel politika açısından doğru görülebilir.

Fakat bazen gerçeğin gücünü, enerjisini, etkisini de hesaba katmak gerektiğini düşünüyorum. 

Mesela “Ülkemiz çok büyük yara aldı, sorunlarımız çok büyüdü, bütün bu sorunların altından yalnız başımıza kalkmamız mümkün değil, o yüzden güçlü bir birlikteliğe ihtiyaç var” gibi bir cümlenin daha sahici, daha sağlıklı, daha etkili olacağı kanaatindeyim.

Şöyle düşünün: Ortada kaldırılması gereken bir masa var, bu masayı kaldırmak için de 100 kişiye ihtiyaç var.

10-15 kişilik gruplar halindeki her bir parti ve toplum kesimi o masayı kendisinin kaldırabileceğini söylüyor, üstelik yüzde 50+1 sistemi bunu imkansız kıldığı halde böyle bir şey olabilirmiş, mümkünmüş gibi davranmayı reel siyaset sanıyor.

Halbuki bu 100 kişinin oluşması için toplumun bütün kesimlerinin desteği, enerjisi, çabası, güveni ve katılımına ihtiyaç var.

Ülkedeki tahribat bu kadar büyükken, sorunlar bu kadar ağırlaşmışken, insan kaynağı her geçen gün biraz daha azalırken, toplum kesimleri arasındaki güven bunalımı doruğa çıkmışken parti, mahalle çıkarıyla hareket edenlerin esas derdinin sorunları çözmek değil, toplumdaki Erdoğan karşıtlığından kendilerine bir iktidar çıkarmak olduğu kanaatindeyim.

Yoksulluk dalga dalga yayılırken, her üç gençten biri işsizken, demokrasi toplumsal zeminini bütünüyle kaybederken, bağımsız yargı bir daha tesis edilemez noktaya doğru ilerlerken partisinin veyahut mahallesinin çıkarını gözetmek en hafif tabirle ülkeyi düşünmemektir. 

Dahası mevcut iktidarın değirmenine su taşımak, yıkıma ortak olmaktır. 

Bu enkazın altından kalkabilmek için ciddi bir toplumsal birlikteliğe ihtiyaç var.

Toplumdaki güven bunalımını ortadan kaldıracak, duygu birliği oluşturacak, toplumun bütün kesimlerini ülkenin toparlanma çabasına ortak edecek bir birlikteliğe ihtiyaç var.

Yani bu ağır enkazı kaldırmak için seferberlik havasında herkesin desteği, enerjisi, heyecanı, çabası ve umuduna ihtiyaç var. 

Sadece seçime yönelik bir ittifaka değil, ülkeyi yeniden ayağa kaldırma amaçlı bir demokrasi ittifakına dayalı yönetim birlikteliğine ihtiyaç var.  

Bu bağlamda Selahattin Demirtaş’ın ‘demokrasi cephesi’ çağrısı da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Dostlarımızla beraber iktidar olacağız” söylemi de çok önemli. 

Fakat somutlaşmadığı, henüz tam olarak ne kastedildiği bilinmediği için işlevsellik kazanamıyor.   

Bundan dolayı demokrasi cephesinin bir an önce ete kemiğe bürünmesi gerekiyor. 

Yukarıda da dediğim gibi seçim endeksli değil, yönetim endeksli bir birliktelik olmalı.

Çünkü ‘demokrasi cephesi’ oluşturanların ülke yönetimini devraldığında ülkeyi sorunsuz, çatışmasız, kavgasız yönetebileceğini, dahası hangi kadrolarla, nasıl bir yol haritasıyla bu enkazı kaldıracağını topluma izah etmesi ve güven oluşturması gerekiyor. 

Çünkü güven bir günde oluşan bir şey değil.

Tekrar edeyim: Mesela artık kimin iktidar olacağı meselesi değil, yaşanan bu tahribatın nasıl toparlanacağı meselesi. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
26.09.2020
Ülkede oluşan enkazı kim, nasıl kaldıracak?
16.09.2020
Dış politikada Erdoğan’ın yanında mı durmalıyız?
15.08.2020
İstanbul Sözleşmesi’nin iktidar çevrelerinde başlattığı kavga ne anlama geliyor?
13.08.2020
İstanbul Sözleşmesi’nin iktidar çevrelerinde başlattığı kavga ne anlama geliyor?
14.07.2020
Ayasofya İslamcılar için neden önemli ve muhalefetin vahim yanılgısı ne?
13.06.2020
Erdoğan’ın muhalefete kurduğu büyük ‘tuzak’!
24.05.2020
Finlandiya modeli Türkiye’nin derdine çare olmaz mı?
1.05.2020
Babacan, Davutoğlu, Karamollaoğlu ve laiklik
21.04.2020
Fütursuz iktidar, hesaplı muhalefet
25.03.2020
Corona’yla mücadelede iktidarın büyük kumarı
1.03.2020
Vazgeçmeyeceğiz, teslim olmayacağız!
28.02.2020
HDP iktidardan tam olarak ne istiyor?
11.02.2020
Kudüs mitingi ve muhalefetin hali
2.02.2020
Yazmasam olmazdı: Ekrem İmamoğlu’nun tatil meselesi
29.01.2020
CHP muhafazakar seçmenin oyunu niçin alamıyor?
16.01.2020
Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı?
30.12.2019
Yerli oto ve Kanal İstanbul gibi projeler bizi niye mutlu etmiyor?
17.12.2019
Gelecek Partisi’nin bir geleceği var mı?
12.12.2019
Babacan niçin Erdoğan’ı doğrudan hedef almıyor? Almalı mı?
1.12.2019
Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerdeki ilginç ittifak
15.11.2019
Ahmet Altan meselesi
10.11.2019
Önümüzde duran kocaman bir soru var!
20.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
2.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive