Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Erdoğan seçimle gitmez mi?


29.12.2017 - Bu Yazı 546 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 ‘Erdoğan seçimi kaybetse de gitmez’ şeklinde bir görüş var ortalıkta.

İyi niyetle, şartların vahametine dikkat çekmek amaçlı söylendiğini düşünsem de bu görüşe birkaç nedenle itirazım var.

Birincisi: Bu görüşü dillendirmenin toplumu yılgınlığa, umutsuzluğa, çaresizliğe sevk etmekten başka hiçbir anlamı yok.

Halbuki toplumun cesarete, umuda, heyecana ihtiyacı var.

İnsanlar ‘Ben bir şey yaparsam işler düzelir’ anlayışından uzaklaşırsa nasıl çıkacağız bu girdaptan?

Kaldı ki ‘Sen ne yaparsan yap hiçbir şey değişmez, boşuna uğraşıyorsun’  anlamına gelen bu cümle esasında Erdoğan’ın işine yarıyor.

Çünkü yukarıda da dediğim gibi, yapılanları çaresizce sineye çekmeye itiyor toplumu.

İtirazımın ikinci nedeni ise: Erdoğan seçimi kaybetse de gitmez görüşüne teslim olacaksak o zaman niye yazıyor, konuşuyor, mücadele ediyoruz? Kendimizi tatmin etmek, vicdanımızı rahatlatmak için mi yapıyoruz tüm bunları?

“Erdoğan seçimle gitmez” diyenler bize tam olarak ne öneriyorlar?

Ne yapalım? Teslim mi olalım? Oturup sessizce boyun mu eğelim?

Bir kere şunu kabul etmemiz gerek: Politikalarından memnun olmadığımız bir iktidarı değiştirmek için seçimden başka yol yok.

Bütün zorluklara, bütün engellere, bütün antidemokratik uygulamalara rağmen seçim, sandık sığınacağımız tek liman.

Onu da anlamsız kılacak, onu da umut olmaktan çıkaracak bir görüşü yaygınlaştırmaya çalışmak topluma “Teslim olun, ne yapsanız boş” demekten başka bir şey değil.

İtirazımın bir başka nedeni ise: ‘Seçimi kaybetse de gitmez’görüşü zaman zaman bende de oluşsa da, gitmemek o kadar da kolay değil.

Evet, seçim yenilgisini kolay kolay kabul edeceğe benzemiyorlar.

Ama dünyada özellikle bizim gibi ekonomisi yabancı sermayeye bağımlı hiçbir ülkede iktidar toplumsal desteğini kaybettikten sonra hükmünü sürdüremez; yönetemez, ayakta kalamaz.

Erdoğan’ın şu anda elindeki tek sermayesi arkasındaki toplumsal destek. Yani aldığı yüzde 40-50 civarındaki oy.

Buradaki çoğunluğu kaybettiğinde bu fark edilir.

Bunun tek göstergesi sandık değil.

Onu herkes hisseder. Kendisi bile hisseder.

Üslubu, yaklaşımı, her şeyi değişir.

Şu anda ‘Kolay kolay gitmem’ izlenimi vermesindeki en önemli neden, toplumsal desteğinin devam ediyor olması.

Peki ne öneriyorum?

Evet, şartlar çok zor. Adil bir seçim yapmak neredeyse imkansız. OHAL var.

İnsanlar, bir sabah birdenbire işini kaybediyor.

Medya gücü bütünüyle iktidarın elinde.

Devlet parti devletine dönüştüğü için devlet imkanları bir partinin kontrolünde.

Ellerinde dinî hamaset gibi korkunç bir silah var.

Hak, hukuk, kural tanımıyorlar.

Seçimin şartlarını kendi lehlerine göre ayarlıyorlar. Sandık güvenliği sıkıntılı.

İtiraz eden, varlık gösteren, sesini yükselten herkesi bir şekilde susturuyorlar.

Tamam ben de tüm bunların farkındayım.

Bütün bunlara rağmen gene de ‘Hiçbir şey değişmez’ psikolojisine teslim olmak kötülüğe, berbat yaşama ve nihayetinde muhtemel bir yıkıma razı olmaktır.

Hayır, bu kötü kadere razı olamayız. Olmamalıyız.

Hukukun olmadığı, özgürlüklerin kısıtlandığı, çatışmanın arttığı, adam kayırmanın ayyuka çıktığı, yolsuzluğun cezasız kaldığı, eğitimin çöktüğü, yoksulluğun, işsizliğin artığı KHK ile şiddetin teşvik edildiği bir ülkede insan gibi bir yaşam süremeyiz.

Bu kötü gidişatı durdurmak zorundayız.

Bunun için bütün olumsuzluklara, engellere rağmen elimizdeki tek araç sandık.

Onu da “Nasıl olsa bir şey değişmez” diyerek anlamsızlaştıramayız.

Sorunu tespit edip susmak olmaz. Çözüm bulmak, oturduğumuz yerden kalkmak, işe koyulmak zorundayız.

Korkuya teslim olmuş, akıl terazisini, vicdanını, sağduyusunu, yönetme yetisini yitirmiş adeta cenazeye dönüşmüş bir iktidar var.

“Bu iktidar gitmez” demek “Bu cenaze kalkmaz” demek gibi bir şey.

Cenazelerin kendileri gitmiyor, kaldırılmaları gerekiyor.

Bir ülkede esas olan toplumdur.

Bu nedenle toplumun farklı kesimleriyle diyalog kurmanın, konuşmanın, uzlaşmanın endişelerimize ortak etmenin yollarını bulmalıyız.

Meselenin farklı toplum kesimleri, partiler, ideolojiler arası bir iktidar mücadelesi değil, daha iyi yaşam sürme, daha huzurlu bir ülke olma mücadelesi olduğunu anlatmalıyız. Sadece anlatmak da yetmez hal ve hareketlerimizle de göstermeliyiz.

Herkes için eşit, özgür, huzurlu bir yaşam talebiyle oluşacak güçlü bir toplumsal tavrın karşısında hiçbir iktidar duramaz.

İstediği kadar tehdit etsin. Seçim kanunlarından istediği ayarlamayı yapsın. Medyayı kapatsın. Bütün devlet imkanlarını kullansın, yine de toplumla baş edemez.

Hatırlayın referandumu.

OHAL’de referandum yaptılar. Bütün devlet imkanlarını kullandılar. Oluk oluk para akıttılar. Medyayı bütünüyle teslim aldılar.

Bütün ayak oyunlarına rağmen aldıkları sonuç yüzde 51.

Üstelik o günden bugüne değişen çok şey var.

Geçtiğimiz günlerde bir anket şirketi yöneticisiyle konuştum.

AK Parti’nin Nisan 2017’deki kararsızlar dağıtılmadan önceki oy oranı yüzde 47 iken kasım ayında bu oran yüzde 37’ye düşmüş.

Yani gidişatın vahametinin farkında olan kimi AK Partililer odalarından çıkmış, gidecek bir alternatif görmedikleri için de “Kararsızım” diyerek kapının önünde duruyorlar.

“Niye başka partiye gitmiyorlar ki?” diye kızmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.

Gitmiyorlar çünkü mevcut partilerden hiçbirini umut olarak görmüyorlar. Mevcut partiler arasındaki mücadeleyi daha huzurlu bir Türkiye mücadelesi değil,  farklı mezhep, inanç, ideolojiler arasındaki iktidar mücadelesi olarak görüyorlar.

İnanç, mezhep, kimlik, ideoloji kıskacında sıkışmış partiler de zaten herkese açık davet gönderemiyor.

Çünkü muhaliflerin de çoğu, günümüz dünyasını, demokrasiyi, eşit yurttaşlığı anlamaktan aciz.

Siyaseti hâlâ Soğuk Savaş şablonlarıyla algılıyorlar.

Siyaset, Türkiye’deki en geri faaliyet alanı.

Hepimize zarar veren de bu saçma sapan, akılsız, ilkel siyaset anlayışı zaten.

Vaktimizi alan, canımızı sıkan, hayatımızı zorlaştıran ve hepimize suçlu nazarıyla bakan akılsız ve ruh hastası bir siyaset anlayışı var.

Günün 24 saati konuşan, sürekli yalan söyleyen, cahil, çıkarcı, vasıfsız siyasetçilerin lakırdılarından fal bakar gibi yorumlar çıkarıyoruz.

Bu çökmüş siyaseti ciddiye alarak, onun çürümüşlüğünü, bozukluğunu gizlemiş oluyoruz.

Peki yapabilir miyiz? Bütün bu engellere rağmen başarabilir miyiz? Bu zilletten, utançtan kurtulabilir miyiz?

Yani aslında soru şu: Yıkılmış, bitmiş, kimseye (içindekilere bile) umut vermeyen siyaseti bütünüyle bir kenara itebilir miyiz?

Bunu yapmak gerçekten ama gerçekten çok mu zor görünüyor size?

Bunu da benim aklım almıyor.

Cenaze kaldırılamaz, öyle mi?

Müflise muhtacız yani?

Bakın…

Neredeyse her hafta bir şehre konferansa giden, farklı kesimlerden binlerce insanla konuşan biri olarak söylüyorum ki evet yapabiliriz.

Topluma ulaşıp duygu ve amaç birliği kurabiliriz. Bu birliktelikten doğan güçle sandık güvenliği dahil bütün zorlukların üstesinden gelebiliriz.

Tekrar edeyim: Herkes huzurlu bir yaşam istiyor.

Herkes çocuğunun iyi eğitim almasını, okulu bitirdikten sonra iş bulmasını, yüzünün gülmesini istiyor.

Herkes ayrımcılığın, adam kayırmanın, yoksulluğun, yolsuzluğun olmadığı, ağız tadıyla insan gibi bir yaşam sürmek istiyor.

Sağcı solcu, seküler, dindar, Alevi, Sünni, Kürt… herkes. Tek sorun birlikteliği sağlayamamak.

Bütün bu zorlukları hesaba katarak bir strateji geliştirmek yerine “Kaybetse de gitmez” demek kötü yaşama teslim olmaktır.

Teslim olamayız, bu berbat yaşama razı olamayız.

Daha iyisini yapabiliriz.

.

Facebook Yorumları

Kod8
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8