Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?


6.3.2018 - Bu Yazı 696 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Son zamanlarda zihnimi kurcalayan şöyle bir soru var: Türkiye’ye zarar vermek, Türkiye’yi zayıflatmak, tahrip etmek yani kötülük yapmak isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?

Mesela apaçık kumpaslarla Ergenekon ve Balyoz davalarını TSK’ya operasyona dönüştüren Gülen Cemaati’ne (bütün itirazlara, uyarılara rağmen) göz yumar, devlette kadrolaşmasına destek olurdu.

Cemaat, ülkenin genelkurmay başkanını ‘terörist’ diyerek hapse tıktığında rahatsız olmaz, normal karşılardı.

Cemaatin kirli amacı artık gizlenmez hale gelince de onunla mücadele etme bahanesiyle kurumları paramparça ederdi.

Büyük mağduriyetler yaratarak toplumdaki adalet duygusunu zedelerdi.

Haksızlığa uğrayanların feryatlarına kulak tıkar, bu haksızlıkların FETÖ ile mücadeleye büyük darbe vurduğunu da görmezden gelirdi.

Ceylanpınar’daki polisleri kim şehit etti? Cevap yok

Ülkenin yasayla, hukukla, ortak akılla yönetilmesini değil; itiraza, tartışmaya, eleştiriye kapalı KHK’larla yönetilmesini isterdi.

İnanç, mezhep, kimlik gibi değerler üzerinden yapılan siyasetin bütün dünyada yıkıcı, tahrip edici sonuçları ortadayken Türkiye’de de benzer bir siyaset sürdürürdü.

Mesela, Ortadoğu mezhep ve kimlik savaşlarıyla cehenneme dönmüşken, Türkiye’de bir köprünün adını ‘Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ koyarak mezhep çatışmasını Türkiye’ye sıçratmayı denerdi.

40 yıldır süren, onlarca evladının canına mal olan, ülkenin enerjisini yiyip bitiren PKK ile çatışmayı bitirecek barış sürecinden çok rahatsız olurdu.

Barış sürecinin tamama ermesini engellemek için, somut adım atılmasına müsaade etmez hatta PKK’nın şehirleri silah deposuna dönüştürmesine göz yumardı.

PKK şehirleri silah deposuna çevirdikten sonra da “Ceylanpınar’da iki polis memuru şehit edildi” bahanesiyle barış sürecini bir günde sona erdirirdi ki ülke çetin bir çatışmanın ortasına sürüklensin.

“Bahane” diyorum çünkü geçen hafta o polisleri öldürdüğü ileri sürülen bütün şüpheliler beraat ettiler ve o polisleri kimin öldürdüğü bilinmez hale geldi.

Diğer taraftan toplumdaki çatışma, tartışma son bulmasın ülke gerçek sorunları ile meşgul olmasın diye inancı siyasetin malzemesi haline getirirdi.

Hukuk, bilim, sanat, teknoloji, eğitim, istihdam, ekonomideki sıkıntılar gibi gerçek sorunlar konuşulmasın, tartışılmasın, bu alanlardaki geri kalmışlığa bir çare aranmasın diye dini, dindarlığı tek tartışma konusu olarak ülkeye dayatırdı.

Toplumu ‘bizden ve onlardan’ diye ikiye bölerdi.

Siyasette kazançlı çıkmak için toplumsal barışı dinamitlerdi.

Özgürlükleri kısıtlar, kamu adına denetleme yani yanlışları söyleme, yetkilileri uyarma görevi bulunan medyayı bütünüyle sustururdu.

İtiraz eden, “Öyle yapma, şöyle yap” diyen herkesi vatan hainliğiyle yaftalardı.

Ülke yönetiminde liyakatin değil itaatin esas alınmasını ister, bu koşullarda işini yapamayan, ülkenin yetişmiş, kalifiye insanlarının yurtdışına göç etmesini sağlardı.

Bütün yetkinin, gücün tek bir kişide toplandığı tek adam rejimleri ile yönetilen Irak’ın, Suriye’nin, Libya’nın harap hali ortadayken, Türkiye’nin de tek adam rejimine geçmesi için anayasanın değişmesini, hukukun bütünüyle yok edilmesini, TBMM’nin devre dışı bırakılmasını, bütün ülkenin kaderinin tek bir kişinin iki dudağı arasına teslim edilmesini isterdi.

Çünkü bu adım ülkeyi, “O lider varsa ülke var, o lider yoksa ülke yok” açmazına mahkum ederdi.

İçeride bunları yaparken dışarıda da boş durmazdı…

Irak’ın işgali büyük bir yıkım getirdi ve Irak’ın bölünmesine neden oldu. Bundan en büyük zararı da Türkiye gördü.

Irak’ın bölünmesinin, yıkılmasının Türkiye’ye verdiği zarar ortadayken, gider Suriye’nin bölünmesinde aktif rol alır, oradaki ateşe odun taşırdı.

Çünkü Suriye bölündüğünde de bir Kürt bölgesi kurulacağı aşikardı.

İçeride kendi kimlik, inanç, mezhep sorunlarını halledememiş bir Türkiye’nin bunu kabullenmeyeceğini, oradaki yeni yapılarla ilişki kurmakta zorlanacağını ve çatışmaya sürükleneceğini bildiği için, Suriye’nin bölünmesini çok isterdi.

Bunu istediği için ÖSO gibi Suriye’yi bölmeye çalışan karmakarışık bir örgütle ittifak kurarak Suriye’ye savaş açılmasını isterdi.

Suriye bölündükten sonra da diplomatik ilişki kurabileceği Suriye Kürtlerini Türkiye’nin düşmanı ilan eder, onları ABD ve Rusya gibi Türkiye ile çıkar çatışması yaşayan devletlerin kucağına iterdi.

Bu savaşla Türkiye’nin bütün enerjisini, cephanesini tüketmesini bekler, gelen şehit haberleri ile toplumu yorardı ki, Türkiye gerçek bir düşmanla savaşmak mecburiyetinde kaldığında da takatsiz, dermansız kalsın.

Türkiye’yi bir taraftan anlamsız bir savaşın içine sürüklemişken, diğer taraftan da ABD, Almanya, Yunanistan, İran gibi ülkelere meydan okunmasını, Türkiye’nin herkesle kavgalı hale gelmesini isterdi.

Bütün bunları yaptıktan sonra da “Türkiye’nin beka sorunu var”deyip, toplumu korkuyla teslim alıp sağlıklı düşünemez hale getirirdi.

Evet, Türkiye’nin kötülüğünü isteyen birileri olsaydı Türkiye’ye zarar vermek için bunlara benzer daha birçok şeyin yapılmasını isterdi.

İşin acı tarafı tüm bunların Türkiye’ye zarar vermek isteyen birileri tarafından değil, Türkiye’ye iyilik yaptığını söyleyenler tarafından yapılıyor olması.

Peki neden?

Bunun birçok nedeni var. Birincisi, korkularımız, yıllardır ülkemiz için doğru olanı yapmamızı engelledi, hâlâ da engelliyor.

İkinci neden ise, toplumun bütün kesimlerinin zihninde yer etmiş ‘bizden-onlardan’ ayrımı.

Kimlik, inanç, mezhep, ideoloji eksenli siyasi yapılanma, iktidarı ele geçiren kesimi iktidarda kalmaya mecbur ediyor.

Çünkü iktidarı ele geçirmeyi Türkiye’yi ele geçirmek olarak görüyorlar ve bırakmak istemiyorlar.

Bırakırlarsa ülke ‘onların’ ötekilerin, düşmanların eline geçecek sanıyorlar.

Böyle olunca da birinci öncelik Türkiye’nin yararını, kazancını değil iktidarın yararını, çıkarını gözetmek oluyor.

Yani meselenin özeti şu: İktidarı koruyayım derken Türkiye’yi harcıyorlar.

Onun da sebebi ne, biliyor musunuz?

Türkiye’yi tanımıyorlar.

“Türkiye nedir?” diye sorsanız, verecek cevapları yok.

Ülkeyi bir bütün olarak algılamıyorlar ki, bütünlüğünü koruyabilsinler.

Acı ama gerçek.

Biz, Türkiye’yi tanıyan, anlayan insanlar istiyoruz.

Türkiye’nin esenliğini, ağız tadını düşünen… Türkiye’yi ayrımcılık yapmadan, tümüyle tanıyan ve benimseyen bir siyaset istiyoruz.

Eski tarz, devri geçmiş, miadı dolmuş, işlevini yitirmiş, hiçbir fayda doğurmayan siyaset bitti artık.

Dayatmacı siyasetin sonu geldi.

Ayrımcı, bölücü, saldırgan siyasetin ipliği pazara çıktı.

Hamasi laflarla, utanç verici çelişkilerle, duygu sömürüsüyle yapılan…

Kendi vatandaşına üstünlük taslayan…

Her sözünde yaşamı değil ölümü yücelten…

Tehditkar, dar kafalı, gösterişçi, kof siyaset çöpe gitti.

Bakmayın siz çıkardığı patırtıya.

Dikkat edin, çöpten, çepelden başka şey sunamıyorlar.

“Burası bizim çöplüğümüz” diye horozlanmaktan başka şey bilmiyorlar.

Biz, Türkiye olarak işte bu utanç tablosunu değiştireceğiz.

Hepimizi bekleyen vazife bu.

Türkiye, hayırlı evlatlarının harekete geçmesini bekliyor.

Çok geç olmadan.

Vakit kaybetmeden.

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8