Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?


13.05.2019 - Bu Yazı 459 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’nin uzun yıllara dayanan gerçek anlamda bir demokrasi ve adalet sorunu var.

Her 10 yılda bir darbe olması, muhtıralar, 367 gibi antidemokratik kararlar, ülkenin kapatılan parti mezarlığına dönmüş olması… Bütün bunlar ülkede hukukun ve demokrasinin pek de sağlıklı işlemediğinin göstergesiydi.

Evet demokrasi eksikti, hukuk hiçbir zaman tam bağımsız değildi, güç kimdeyse yargı onun borusunu öttürüyordu.

Fakat yine de toplumun bir kesiminde işlerin zaman içerisinde düzeltilebileceğine dair hep umut vardı.

Bu umudu taşıyanlar bir anlamda bunun mücadelesini veriyordu.

Referandumla rejimin değiştirilip ‘tek adam rejiminin’ tesis edilmesi ‘düzeltilebilir’ umuduna büyük darbe vurdu.

Çünkü demokrasi ve bağımsız yargı adına elimizde var olan küçük kırıntılar esasında referandumdaki rejim değişikliğiyle ortadan kaldırılmıştı.

Demokrasi adına elimizde son olarak bir tek sandık kalmıştı.

YSK’nın haksız, hukuksuz şekilde aldığı iptal kararı esasında son kalan bu şeye yani sandığın meşruiyetine büyük darbe vurdu.

Daha doğrusu ‘tek adam’ rejimlerinde işlerin nasıl yürüdüğünü, nasıl yürütüleceğini de göstermiş oldu.

Esasında bu son karar ülkenin referandumla girdiği o karanlık tünelin dehlizlerinden gelen ürpertici bir sesten başka bir şey değil.

Kişisel kanaatim bu sesin duyulması açısından bu ‘hukuk cinayetinin’ işlenmesi iyi de oldu.

Çünkü sanatçıların, iş dünyasının, kimi yazarların, gazetecilerin, kanaat önderlerinin ülkede tam olarak ne olduğunu görmesini, tatsız, ürkütücü her ne kadar sandık meşruiyetine zarar verici bir karar olsa da daha büyük tahribatlar yaşanmadan durumun vahametinin kavranmasını sağladı.

Tekrar edeyim: Mesele artık demokrasinin, bağımsız yargının zarar gömesi, İstanbul seçimlerini kimin kazanıp kimin kaybedeceği meselesi değil.

Esas mesele ülkenin referandumla girdiği bu karanlık tünelden daha büyük felaketler yaşanmadan nasıl çıkacağı meselesi.

Hal buyken “Her şey güzel olacak” demek, bu temenni ile yaşamak yeterli değil.

Umutlu olmak, iyimser olmak, girilen bu tünelden çıkılacağını varsaymak elbette ki çok önemli.

Fakat “Her şey güzel olacak” demekle her şey ne yazık ki güzel olmuyor.

Bu umudu gerçeğe dönüştürecek adımlara, politikalara, yaklaşımlara ihtiyacımız var.

Bu çerçevede hepimize düşen sorumluluklar var.

YSK kararı sonrası oluşan hava bu kararın getirdiği farkındalık… Bütün bunları ülkede gerçek bir demokrasinin, bağımsız yargının inşası için fırsat olarak görmek ve ona göre tutum belirlemek gerekiyor.

Çünkü demokrasi olmadığında nelerin olduğunu, bağımsız yargı olmadığında nelerin yaşanabildiğini, özgürlükler kısıtlandığında nerelere sürüklendiğimizi, yaşamımızın nasıl cehenneme döndüğünü hepimiz yaşadığımız acı tecrübelerle görmüş olduk.

Toplumun bütün kesimleri farklı dönemlerde bu değerlerin tam olarak yerleşmemiş olmasının bedelini ödedi.

Esasında ödenen her bedel Türkiye’nin ödediği bedeldi.

Bütün ödenen o bedellerin birikimiyle oluşan bir tablo var.

Şimdi hepimiz bu tablonun dayattığı ağır fatura ile karşı karşıyayız.

‘Her şey güzel olacak’ gibi temenniye dayalı bir sloganla bu faturayı ortadan kaldıramayız.

Peki bu karanlık tünelden çıkmak için nasıl bir politikaya, yaklaşıma ihtiyaç var?

Yukarıda da dediğim gibi bu artık İstanbul meselesi değil, Türkiye meselesi.

Türkiye’nin istikametini herkesin eşit, özgür olduğu demokrasinin, bağımsız yargının, kurumların, kuralların olduğu bir ülkeye döndürme meselesi.

Bütün bunları yapmak için toplumsal anlayış dönüşümüne ihtiyaç var.

Dahası bu değerlere dayalı anlayış çerçevesinde toplumsal bütünlüğe ihtiyaç var.

Bu çabanın bir makamı ele geçirme, kazanma çabası olmadığını, Türkiye’nin nasıl bir ülke olup olmayacağı meselesi olduğu gerçeğini toplumun bütün kesimlerine hissettirmek ve “Sen de gel” diyerek herkesi bu mücadeleye ortak etmek gerekiyor.

Kimsenin geçmişine, kimliğine, inancına, yaşam tarzına, mezhebine bakmadan “Gel el ver ülkemizi beraber yeniden inşa edelim” diyecek bir anlayışa ihtiyaç var.

Bunun için kimlik, inanç, ideoloji eksenli ‘biz ve onlar’ ayrımını bir tarafa bırakıp evrensel değerler çerçevesinde toplumun bütün kesimlerini için alacak yeni bir ‘biz’ anlayışı oluşturmalı.

Sanatçıların, iş dünyasının, akademisyenlerin seslerini yükseltmeleri elbette çok kıymetli.

Fakat bu, sadece bir sloganı, temenniyi paylaşmak veyahut bir kişiye övgü düzeyinde kalmamalı.

Diğer taraftan sadece bu insanlar üzerinden bir atmosfer oluşturma çabasının da yeterli olmadığını dahası ters tepecek bir kutuplaşmaya neden olacağını düşünüyorum.

Esas ittifak toplumun farklı kesimleriyle olmalı.

Toplumun bir kesiminin yenildiği başka bir kesiminin kazandığı ya da bunun bir partinin, bir kişinin kazancı veyahut kaybı değil ülkenin kazancı veyahut kaybı meselesi olduğu fikri bütün içtenlikle, samimiyetle anlatılmalı ve gösterilmeli.

Kişilere hayranlık, abartılı övgüler… Bütün bunların farklı toplum kesimlerinde savunma mekanizmasını tetiklediğini yani herkesi kendi hayran olduğu kişileri savunma psikolojisine sürüklediğini görmeli ve bu tür abartılı övgülerden kaçınılmalı.

Farklı dönemlerde toplumun farklı kesimleri mağdur olduğu için mağdur edebiyatının mağduriyetler yarışına neden olacağından mağduriyet vurgusundan özenle kaçınılmalı.

Çünkü mağdur olan, zarar gören bir kişi, bir parti değil Türkiye.

Dahası mağdur olduğumuz veyahut ‘bize’ yapılan haksızlığı gidermek için değil, demokrasi, hukuk, özgürlük, eşitlik gibi değerlerden uzaklaşmış bir ülkenin yaşayacağı tahribatı engellemek için bir çaba içinde olduğumuz hissi topluma yansıtılmalı.

Toplumdaki kutuplaşma nedeniyle bilginin, belgenin bir kıymeti olmadığını esas olan toplum psikolojisini yönetmek olduğunu fark etmeli, söz ve davranışları buna göre belirlemeli.

Bunun ‘sen-ben’, ‘biz ve onlar üzerinden yürütülen bir iktidar kavgası değil, hepimizin geleceği, yaşamı, ülkemizin selamete çıkma meselesi olduğu anlayışı sıklıkla vurgulanmalı.

Kimliklere, değerlere, inançlara saygı göstermekle beraber bunları ön plana çıkaracak sembollere vurgu yapmaktan özenle kaçınılmalı.

Saygı göstermek ile bu değerleri istismar etmek arasındaki ince çizgi özenle korunmalı.

Yani bir gün Anıtkabir’i ziyaret edip bir başka gün camide Kur’an okuyup bir başka gün Cem evine gitmek değil tam tersine bu değerlerin hepsinin çok kıymetli, çok değerli olduğunu kabul edip siyasette kullanılmaması gerektiğini topluma anlatmalı ve bu vesileyle semboller üzerinden oluşan ayrımcılık ortadan kaldırılmalı.

Ama bütün bunları tek bir kişiden yani Ekrem İmamoğlu’ndan bekleyemeyiz.

Yukarıda da dediğim gibi hepimize sorumluluk düşüyor.

Ekrem İmamoğlu’nun toplumda gördüğü ilgi, alaka esasında toplumun bu tür bir anlayışla yapılacak siyasete ne kadar açık olduğunun da göstergesi.

Bunu fark edip herkesin benzer anlayışla hareket etmesiyle bu dönüşümü sağlayabiliriz.

Yazımın sonunda tekrar edeyim: 23 Haziran seçimini sadece İstanbul belediye başkanlığını kazanma seçimi değil, toplumun farklı kesimlerine ulaşmanın, taşıdığımız endişeye onları ortak etmenin bir süreci olarak görmeliyiz.

Umudumuzu da, iyimserliğimizi de, heyecanımızı da uzun süreli bir demokrasi, hukuk, özgürlük ve refah mücadelesine dayanıklı ve hazır hale getirmemiz gerekiyor.

Çünkü ülkemiz herkes için yaşanabilir olduğunda, demokrasi, hukuk, eşitlik, özgürlükler gerçek anlamda tesis edildiğinde nihayetinde ekonomik refah yükseltildiğinde her şey güzel olacak.

Yoksa İstanbul belediye başkanlığını başka bir parti ya da kişi kazandığında değil. 

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive