Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!


3.2.2018 - Bu Yazı 509 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Düşünüyorum da, elimizdeki asa –hadi asa olsun- bazen kalem oluyor, bazen kılıç. Aslında o bir. Amelimize göre surete bürünüyor.

Kalemin yazdığı nasihatlerle bazen savaşlar kazanılıyor, bazen en büyük yenilgilere imza atılıyor. Bazen mermi gibi saplanıyor yüreklere kelimeler. Bazen hidrojen bombası gibi içinde patlıyor okumayı sökenin. Yerle yeksan ediyor inandığın, benimsediğin değerleri.

Evet ilk yaratılan kalem. Sözün sahibinden bir cilve. Malzemesi mürekkep. Aslımızdaki sırdan çıkan suret terkipleri. Harf harf. İsim isim.

Kalemin iniş çıkışları onun secde ve kıyamından bir sufle veriyor yazana. Düz beyaz kağıt gerek kaleme. Ki söze dökülsün. Sen tertemiz bir sayfa olabiliyorsan isim ve sıfatlara seni büründüren kalemin tüm yazacaklarına razı olabiliyorsan, celaline cemaline eyvallah diyeceksen, kalem tutan el olursun. Yazan ile yazılan bir olur senin mürekkebinde.

***

Kalemi ne kadar tutarsan tut, kendi kendinin zalimi olduğun sürece cahilisin de. Kalemin sana yazdırdıklarını tastamam okuyamadığından kılıcını kınından çıkarıp kullanmanın hikmetine varamadın.

Kalbi tabir etsek ne bulurduk içinde, sen okuduklarından bunu bilirsin muhakkak. Elbet hazinedir o. En mahremde saklı cevher. Kainatı gönle sığdırmış kamile makamında ol Zat, her zıtlığın kendinde toplandığı külli vücud; geriye başka bir şey mi kalıyor, kalemin yazmadığı?

Baktığını nakıs görüyor senin bizim gibiler, hep noksanı görüyoruz. Ancak tam bakan kemalini görecek. Nedir tam bakış: Kalemi yazan el, aynı zamanda kılıcı sallar. Kalem ile kılıç bir olunca: Atan el ile tutan el bir olunca. Her şey dahil. Kemalat!

***

Ama sen buna itiraz ediyorsun. Yok ben yalnız kalem tutarım, kılıca karşıyım. Savaşmam, sadece barış isterim! Zulmün en sıcağına maruz kaldığın hayat memat anında (sadece sen değil, bütün ülken, vatanın, halkın) kalemin yetmediği o sıcak anda, razı olabilecek misin feda etmeye canını? Sevdiklerin için? Ülken için? Aşkın için?

Kalemini ne kadar kılıç niyetine sallarsan salla, yazmanın yetmediği o an: Kılıcın da bir tür yazgı olduğunu anlarsın. Belki çok geç. Belki geç olmadan.

***

Zalime merhamet mazluma zulümdür halbuki. Bazen kalemle de zulme ortak olunur. Bugün gördüğümüz gibi. Bunun bedelini hiç ödemeden yaşamını garanti altına aldığını sanan senin gibiler ne kadar konforlu yaşıyor.

Barış yanlısıyım diye yazmakla imzalamakla. Kim koruyacak nefes aldığın yerin sınırını? Komşunun yaşama hakkını? Masum çocukların roketlerle katledilmeme hakkını? Bak, kalem yetmiyor savaşa karşı olmaya, çünkü saldıranları vazgeçiremiyor, barışa ikna edemiyor.

Ne yapacaksın şimdi? Kim n’aparsa yapsın, ben kılıç kullanmam. Kılıç kalkan ekibine en baştan alerjim vardır, milli hassasiyetleri en ufak bir olayda kaşınanların faşizmini temsil eder böyle marşlar filan. Ben türkü bilirim, ağıt yakarım, kalemle yetinirim.

Yeter ki ülkenin altını oymaya niyetli terörist örgütler vurduğunda adı direniş olsun. Ve yeter ki devlet direniş için vurduğunda adı savaş olsun. Yeter ki ordunun tamamı dinci bir örgütle ittifak ediyor kampanyasını yazalım. Yeter ki başkomutan darbeyle halledilecek bir diktatör gibi lanse edilsin. Ki ben de savaşa karşı olayım kalemimle!

Kalemle yazanlar sözün hakimi olsun, kılıçla savunanlar ise kalemle infaz edilsin:  Ne kadar vasat bir barış müsameresi.

Hakikat için çabaladığını söylerken aslında şahsi mutluluğun için çabalıyorsun. Sen bir yalancısın. Hayatını kişisel faydacılık üzerine kurmuşsun. Devletin hep haksız olacak, ki sen hep muhalif olarak itibar görüp adını entelektüel olarak yazdıracaksın. Senin muhalifliğin öylesine anlamlı ki, ülken batsın, halkın ihanet içinde zulme terk edilsin, yeter ki sen imza kampanyalarında ismini yazdırmanın zevkine var.

***

“O padişaha nasihat verici, bu da dinin koruyucusuydu. Ecel bir tuzak gibi ortaya çıkıp koruyucunun elinden kılıcı, nâsihin elinden de kalemi aldı.” (Kalem ile Kılıcın Münâzarası; Firdevsî-i Rûmî / Büyüyen Ay) 

“Kalem ile kılıç sultanın huzurunda fazilet mertebeleri ve yücelik makamı konusunda hal diliyle söyleştiler. Birbiriyle atışıp üstünlük kurmaya çalıştılar. Onların sözlerini ve hal diliyle olan bu haberlerini dinleyen Davud oğlu Süleyman (as) “... tebessüm ile gülerek (Neml 19) ayeti mucibince tebessüm etti, hayret edip şaşırdı. Ama o sözlerden ibret alıp kılıç sahibi ile kalem ehlinin makamlarını, mükemmelliklerini, fesahatlerini ve güzelliklerini anladı.

Sonra Süleyman (as) ...  dedi ki: Gerçi kalem binlerce yönüyle kılıçtan daha faziletlidir. Kudreti mükemmel olan celal sahibi Allah kalem hakkında: “Nun. Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına (Kalem 1) demiştir. Ama kılıç hakkında da “... demiri yarattık (Hadid 25) ayeti nasil olmuştur.

Bu mukaddimeden anlaşıldı ki kılıç ve kalem, sancak ve yazı yani her ikisi de padişahlara son derece gereklidir. Zira yöneticinin işlerini doğru yapması, memleketin güçlenmesi kılıcın bu hareketliliği ve bir yerde karar etmemesindedir... Açıktır ki  memleket kalemsiz olmaz, saltanat dahi kılıç olmadan ayakta durmaz.”

Kılıcın yakıcılığı ile kalemin merhametini bir bütünü oluşturan özellikler olarak algılamak için illa zulmedenlerle ittifak etmeye gerek var mıdır? Biz evet nefes aldığımız toprağın mayasında aslımıza dönmekte olduğumuz gerçeğini kılıç ve kalemi bir’leyerek çoğaltmaya kan ter ve gözyaşı ile devam ediyoruz inşallah.

.

Facebook Yorumları

Kod8
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
8.4.2017
Sanki hiç öldürülmemişsin gibi!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8