Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

Aile içi eğitimin maneviyatı (1)


18.9.2018 - Bu Yazı 589 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yeni bir eğitim öğretim yılı başlarken iki çocuk annesi bir tanıdığım “eyvah” dedi. Gençler için dertliydi. “Eğitimin binlerce sorunu var ama sorunun bir parçası da ev içleri, aile ve anne babalar.” Ve ekledi:

“Kararnameye rağmen bu yıl da kızımın okulunda ev ödevi verilirse, oğlumun okulunda yine verilmezse bu sefer idare edemeyeceğim. Birinin oyalanıp duracak çok vakti varken biri ısrarla çalışıyor ve ama durmadan boğuşuyorlar okuldan sonra. Ödevleriyle değil birbirleriyle. Dolayısıyla benimle!”

Onları nasıl zapt ediyorsun diye sorduğumda: “Ellerine tablet vermemek, televizyon karşısına oturtmamak için direnecek gücüm kalmadı. Ben de sisteme teslim oldum” dedi. Evet, şimdi çocukları ana babaları değil medya terbiye ediyor son kertede. Ve ebeveynler ne kadar doğrusunu yapmaya çalışırsa çalışsın, çocuklara hep yanlışı aksediyor.

Arkadaşımın yüzüne baktım. Aklıma Freud’dan kalma bir cümle geldi, bizim gençlik yıllarımızdan: “Üzülmeyin, çocuklarınıza nasıl davranırsanız davranın, nasılsa yanlış yaparsınız!”

***

Nasıl da ironik. Hepimiz bir zamanlar çocuk olmaklığımız hasebiyle aslında kendimizden idmanlıyız bu çıkarsamaya. En ufak bir arızamız ortaya çıktığında, siz ona nefsimizin kusurları deyin, ilk yaptığımız bu zaafları aileye ve yetiştirilmeye yüklemek. Hem de ne yüklemek! En ağrından.

Modern hayatta psikoterapi yaygınlaştığından beri nefsimizin zaaflarını, kötü huylarımızı temize çıkarmak bizim en büyük savunma mekanizmamız oldu. Çocuk aileye bağımlı olduğu için, ilk yaşlardan itibaren kendi sorunlu ve bunalımlı iç dünyasının müsebbibi olarak öncelikle yaşadığı ortamı / aileyi görüyor.

Maalesef psikolojik analiz yöntemleri de bilimsel kaygılarla aynı şeyi yapıyor. Buna bir de sosyal medya faktörü eklendi şimdi. Neden sonuç ilişkisini medyaya, şiddet içerikli yayınlara, aile içi yetiştirilmeye bağlamak, kadim insanlık gerçeğindeki nasip sırrını yok sayıyor. Ve devrederek getirdiğimiz huylarımızı dönüştürme ihtimalini de elimizden alıyor.

Ya hormonal (kimyasal) özelliklerimize yükleniyor kıskançlık kibir haset yalancılık gibi nefsimizin zaafları. Ya da ailedeki / çevredeki sosyolojiye.

***

Aile içi şiddet gören çocukların yetişkin olduğunda sevmeyi bilmedikleri mesela, böyle bir neden sonuç ilişkisi üzerine yapılan dedikodudur çoğunlukla. Zira ne çocuklar vardır, gıdım sevilmeden (anasız babasız ortamlarda) yetişip en merhametli en sevecen ve şefkatli babalar olurlar.

“Çocuk mutsuz bir ailede yetişirse üretken / yaratıcı olamaz” da giderek hurafeye dönüşenlerden. En büyük sanatçılar mutsuz çocukluk geçirenlerden, kederli geçmişlerden gelip gücünü kendi yapanlardan çıkmıyor mu çoğunlukla? En para harcamayı bilmeyen garibanlar zengin olduklarında yardım dernekleri kurabiliyor mesela. Kıymet biliyor, nimete şükretmenin hakkını verebiliyorlar.

Öyleyse sebep sonuç ilişkisiyle hakikatin bütününü ihya etmek mümkün görünmüyor. Gerçi psikolojinin de çok farklı yöntemleri ve yaklaşımları var (varoluşçu, traspersonal, davranışsal vs). Lakin analiz yapmanın kendisi kişiyi daha ziyade geçmişine odaklıyor. Huylar günah çıkarır gibi ortaya döküldükçe, (sanki itiraf edince azade oluyormuşuz gibi) bizi başkalarını suçlama konusunda iyice cüretkâr hale getiriyor.

“Çocukken çok şiddet gördüm o yüzden şimdi çocuğuma hiç otorite kuramıyorum.” Ya da “o yüzden şimdi çocuğumdan aynı şekilde acısını çıkarıyorum.” Birbirine en zıt iki gerekçe bile böyle her koşulda nefsimizi temize çekecek bir bahane olabiliyor. Evet ne yaparsanız yapın zaten yanlış yapıyorsunuz Freud’un dediği gibi!

Bu sebep sonuç ilişkisi işte daima döndürüp duruyor ve hangi yönden gelirse gelsin bizi geçmişte yaşanmış olaylardan ibaret (sanki Allah tekrar edermiş gibi) bir tutumsallığa yöneltiyor. Tüm neden sonuç ilişkilerini kapsayan asli gerçeğimizdeki nuru örtüp duruyor.

Sonra? Ailenin yanlış bir tutumu yüzünden hayatının nasıl alt üst olduğuna, aileden hesap sormaya, ana babalara isyan etmeye… Devam!

***

Maneviyat psikolojisi diye bir söylem var şimdi. Maneviyatı / iç dünyamızı psikolojiye veya sosyolojiye indirgemekle algımızı daralttığımızın ne kadar farkındayız? Bize lazım olan her şeyin maneviyatı. İçi. Tabiri. Eşyanın hakikatini açmak bu her şeyle her şey arasındaki bağın düğümünü çözmekle mümkün. Mana dilini konuşa konuşa, bizzat mana olmakla mümkün. Bu da maneviyat eğitimiyle gerçekleşebilir.

Fakat maneviyat da tüketim çağının dejenere olmuş kelimelerinden biri. Elbette hem sosyolojisi hem psikolojisi hatta hem de siyaseti var maneviyatın. Ama kişinin mana dünyasının bütünlüğünü oluşturan (madde de dahil) bir değerler toplamını kast eden böyle bir kelime inanç veya inanma yöntemlerine hapsolamayacağı gibi, düşünce akımına ve felsefeye de hapsolamaz. Nefsimizin ‘emmare’ ve ancak ‘levvame’ mertebelerini çözmeye yönelik psikoloji bilimine de indirgenemez şüphsiz.

Nihayetinde Freud’un dediğinin tersi de kadim nefs eğitmenleri açısından bir o kadar geçerlidir çünkü: “Nasıl davranırsanız davranın, doğru yaparsınız!”

***

Neyi mi kast ediyorum? Olanda hayır var denir halk arasında. Celalin de cemali kadar O’ndan olduğunun modern hayatımıza kalan kalıntısıdır bu deyiş ancak. Olandaki / tecelli edendeki sır muhakkak ki haktır. Ne lazımsa o olmaktadır, lakin bize şer görünür. Psikoloji biliminin yapı söküm ile kavrayamayacağı, sözsüz kelamsız bir gönül marifetidir bunu nefsinde diriltmek.

Bunun mana dilindeki hikmeti ancak irfan ve sevgiyle bilinecek olan gönül eğitimiyle mümkün.

Peki dilsiz şeytan olup misal aile içi yanlış terbiye şekillerine göz mü yumalım?

Elbette hayır. Kuralı neyse, gayreti ne gerektiriyorsa yaparken, içinden takip ettiğin mananın işaretlerini hakikat içre okumayı öğrenmekten bahsediyorum. Maneviyat psikolojisi ancak bu şekilde bir hal dili, edep, usül olarak bize bir şey söyleyebilir.

Evin içinde ev ödevi yapmak zorunda olan ve zorunda olmayan iki çocuk annesinin elini kolunu bağlayan çaresizlikten ve ödev sorumluluk ilişkisinin maneviyatından (gönül eğitimindeki anlamından) devam edeceğim inşallah.

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.9.2018
Aile içi eğitimin maneviyatı (1)
15.9.2018
Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
4.9.2018
Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
1.9.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
28.8.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
25.8.2018
Küresel kasabada vahdet denizi!
21.8.2018
Candaki kurban sırrımız
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
8.4.2017
Sanki hiç öldürülmemişsin gibi!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8