Mehveş EVİN

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Tek cümle kurmadan ‘akademisyen’ ol, yeter ki ‘barış’ deme!


7.12.2017 - Bu Yazı 151 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Barış için imza atacağına, bilimsel fikir üretip ifade özgürlüğünü savunacağına, tezsiz doktora yaz, bak o zaman en makbul akademisyen sen olursun...

Olay, güzel ülkemizin birbirinden nadide üniversitelerinden birinde geçiyor:

Erzincan Üniversitesi’nin 2015’te onayladığı bir ‘doktora tezi’nde, giriş bölümleri haricinde tek bir cümle olmadığı ortaya çıktı! 19. Yüzyılda Osmanlı halkının hayatını ‘inceleyen’ sözümona araştırma, muhtemelen google’dan indirilmiş yemek ve hayvan adları, içecekler, atasözlerinden ibaret. Üstelik M.A. adındaki bu kişi, halen “akademik kariyerini” sürdürüyor. (‘Tezsiz, hatta cümlesiz doktora tezi’nin haberi şurada:

YÖK, savunma olarak utanmadan ‘Yayınladık ama onaylamadık’ diyebiliyor. Yahu ilkokul çocuğu böyle ödev verse öğretmeni sınıfta bırakır. Hiç mi utanmıyorsunuz?

Türkiye üniversitelerinde intihal gırla, dünya sıralamalarında hızla geriye düşülüyor. ‘Tezsiz doktora’ neden bu hale düşüldüğünün en çarpıcı örneklerinden biri.

Ama YÖK iyi eğitimle filan ilgilenmiyor. Onun işi, devletin polisliğini yapmak. Mesela iş ‘barış için imza atan akademisyen’lere gelince, şahin kesiliyor.

AKADEMİDE NORM, SALLABAŞ OLMAK

Tıpkı yolsuzluğun ‘işbilirlik’ olarak tariflenmesi ve normalleştirilmesi gibi, akademide de norm artık sallabaş olmak. Aman ha, iktidarın gücüne gidecek söz etmemek... Başka deyişle ne kadar bilimsellikten, sorgulamaktan, çoğulculuktan uzak, o kadar iyi!

Hangi medeniyette böyle bir şey mümkün olabilir? Ya da soruyu şöyle soralım: Yüksek eğitimin üzerinde böylesine büyük baskı kurulan, ifade özgürlüğü hukuksuzca cezalandıran bir ülkede medeniyetten bahsedilebilir mi?

Hal böyleyken, Barış İçin Akademisyenlere açılan davalar, işsiz bırakılmaları, mobbinge uğramaları, yurtdışına çıkamamaları başka bir anlam kazanıyor.

Hayır efendim, mesele ne dedikleri, neye imza attıklarından ibaret değil! Mesele, tektip düşünceyi, kültürü dayatmak.

Ali Duran Topuz’un sözleriyle, “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi davaları, düşüncenin ne olduğuna karar vermek isteyen, yani yurttaşların temyiz kudreti bulunduğunu kabul etmeyen; kamuda ve toplumda ‘ülkesine ve milletine yabancı’ addedilen farklılıkların barınmasına karşı olan, homojen toplum hayalindeki otoriter/totaliter bir aklın iktidarını pekiştirme davalarıdır”.

Ve ne yazık ki bu tahayyül, sadece iktidarı elinde bulunduranlara ait değil...

İktidara ortak olan, besleyip yönlendiren; ‘yüzde 100 milli ve yerli’yi matah sayanların desteklediği yıkıcı zihniyet, bu.

AKADEMİSYENLERLE DAYANIŞMAYI KIRAMAYACAKSINIZ

12 Eylül darbesinin ürünü olan YÖK’ün, akademinin üzerindeki faşist baskının bugün, şiddetini artırarak devam ettiğini tecrübe etmek ne acı... “Askeri yargıdan beteri de varmış” dedirttiler ya bu millete, bravo.

2015’te, sokağa çıkma yasakları sırasında “Bu suça ortak olmuyoruz” başlıklı bildirinin ilk imzacısı olan 1128 akademisyenden 148’inin yargı süreci başladı.

Yargı diyoruz, ama yapılan şeyin hukukla alakası yok.

Aralarında Türkiye’nin en parlak hocaları, en iyi öğrencilerini yetiştiren, en iyi üniversitelerin akademisyenleri var. Zaten nitelikli akademisyenin sayısı çok az. Alıp başınızın üstüne koymanız gerekirken terör örgütü propagandasıyla suçluyorsunuz. Cezası, 7.5 yıla kadar hapis!

İlk dava 5 Aralık’ta görüldü; diğer duruşmalar günlere yayıp bölünerek, farklı üniversitelerin hocalarını boncuk gibi dağıtarak 17 Mayıs’a kadar maraton şeklinde sürecek. Dava takvimi için:

Avukat Meriç Eyüpoğlu’nun tespit ettiği gibi, davaların bu şekilde dağıtılmasının amacı, akademisyenleri yalnızlaştırmak. Öğrencilerini, meslektaşlarını, hak savunucularını, gazetecileri bezdirmek, gündeme bile gelmemelerini sağlamak...

Sizin adınıza üzgünüm, kendi adıma umut doluyum: Dayanışmayı bu numaralarla kıramayacaksınız. 

BIRAKIN ÇOCUKLAR FARKLI DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENSİN

İhraç sürecinden hazırlanan iddianameye, barış akademisyenlerine açılan davalar başından sonuna hukuksuz.

Avukat Eyüpoğlu şöyle izah ediyor: "Neden bunu söylediniz de, şunu söylemediniz?’ diye bir yargılama olabilir mi? Böyle bir hukuk aklı olabilir mi? Olamaz kuşkusuz. İlk iddianame başka bir savcı tarafından hazırlanmıştı. İkinci grup davalar için hazırlanan iddianame de öz olarak aynı. İkisi de bildirinin söylediklerini değil, söylemediklerini tartışıyor. Bu tabii ki hukuken çok yadırganacak bir durum... Kimse, söylemedikleri üzerinden yargılanamaz.”

(Pınar Tarcan’ın Eyüpoğlu ile yaptığı röportajı lütfen okuyun:

Tekrar tekrar hatırlatmamız, anlatmamız gereken şu:

Anayasa’da güvence altına alınmış olan düşünce ve ifade özgürlüğü, terör propagandası bahanesiyle yargılanamaz. Bu kişilerin düşüncelerine katılmıyor olabilirsiniz, fark etmez. Hangimiz birbirimizin düşüncelerini, kararlarını yüzde 100 destekleyebilir ki?

Şiddeti tek satır övmemiş akademisyenlerin böylesine hırpalanması, haksızlığa uğraması, sadece onlara değil, bu ülkenin geleceğine yapılan çok karanlık bir müdahale.

Lütfen üniversiteleri tezsiz doktora yazanlara, sallabaş yöneticilere, intihalle bir yerlere gelenlere bırakmayın... Bırakın çocuklar, farklı düşünmeyi, tartışmayı öğrensin; onurlu, barışçıl, bilimsellik çerçevesinde eğitim görebilsin.

7 Aralık’ta (bugün) görülecek BAK davaları:

  • Galatasaray Üniversitesi'nden 3, İstanbul Üniversitesi'nden 8 akademisyen, İstanbul 32. ACM
  • Galatasaray Üniversitesi'nden 4, İstanbul Üniversitesi'nden 8 akademisyen, İstanbul 33. ACM
  • Galatasaray Üniversitesi'nden 6, İstanbul Üniversitesi'nden 6 akademisyen, İstanbul 34. ACM
  • İstanbul Üniversitesi'nden 1 akademisyenin davası İstanbul 36. ACM
.

Facebook Yorumları

reklam
12.12.2017
Bebelere Kuran eğitimi
7.12.2017
Tek cümle kurmadan ‘akademisyen’ ol, yeter ki ‘barış’ deme!
5.12.2017
Tunca gibi gazetecilere her zamankinden çok ihtiyaç var
30.11.2017
Reza, Ziya enişte, paracıklar ve ötesi...
28.11.2017
'Ben de şiddet gördüm' diyen ünlüleri sokakta da görelim
26.11.2017
Rebus sic stantibus
23.11.2017
Biçilen adalet: Güven, Parıldak, Alpay
21.11.2017
Atatürkçü AKP’ ve Putin ‘antiemperyalizm’i
16.11.2017
AKP’nin sosyal medyadaki paralı asker ordusu büyüyor
15.11.2017
Her tacizci erkek sapık mı?
10.11.2017
Vergi cennetleri yasal, ama meşru değil
7.11.2017
Yazmıyooor, yazmıyooor! Medya neden yaz(a)mıyor?
2.11.2017
At bir ‘Kızıl Soros’ başlığı, altını doldururlar
26.10.2017
Büyük cehalet mi büyük çaresizlik mi?
24.10.2017
İfade özgürlüğüne saldırıların hedefi salt laikler değil
19.10.2017
Kadınlar için tehlikeliyse kimse güvende değil
12.10.2017
Kabile devleti mi dediniz?
10.10.2017
10 Ekim davası Türkiye’nin yönünü belirleyecek
5.10.2017
Ne yani ‘çocuklar ölsün’ mü diyelim?
3.10.2017
Damadın davası ve sızdırma gazetecilik
29.9.2017
Rıza Zelyut ve Alev Coşkun
26.9.2017
Suriyeli 1’inci, Karadenizli 2. sınıf vatandaş, öyle mi?
21.9.2017
‘Tek bir delil gösterin, ömrümü hapiste geçireyim’
19.9.2017
‘Vurun liboşlara!’ Bu mudur?
14.9.2017
Cenazeye saldırmaktan daha aşağılık ne olabilir?
12.9.2017
Yazıklar olsun! Cumhuriyet'te tahliye yok
7.9.2017
Yaşam tarzına müdahale, yaşama müdahale
5.9.2017
Hayırdır beyler? Ensest rahatsız mı etti?
31.8.2017
Müşkülpesent okura bir çift söz
29.8.2017
Kürt, Türk fark etmez: Fakirlere ölüm
24.8.2017
Böl ve yönet, böl ve inşa et!
22.8.2017
Muhalefet hep aynı hataları tekrarlayacak mı?
17.8.2017
Molozdan bile değersizsin ey vatandaş!
15.8.2017
Cengiz’in Cerrattepe yalanlarına inanmayın
10.8.2017
Bizimle mi dalga geçiyorlar, kendileriyle mi?
8.8.2017
'Geceyarısı Ekspresi' hafif kalacak
3.8.2017
Kadını tecrit etmenin binbir yolu
1.8.2017
Bu ülkede herşey yarım, sevinmek ve üzülmek de
27.7.2017
Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!*
25.7.2017
10 maddede Cumhuriyet davası ve önemi
20.7.2017
Korku imparatorluğunda yeni bir eşik aşıldı
18.7.2017
OHAL'E HOŞGELDİNİZ: Nerede adalet, nerede haklar?
13.7.2017
Halkın gözündeki 15 Temmuz
10.7.2017
Kemal Bey 2019’a yürüyor
4.7.2017
Müfredat: Sorun muhafazakarlaşma değil, vahhabileşme
29.6.2017
Başkan’ın yakın halkası (Hızlandırılmış kursumuz yoktur)
27.6.2017
OHAL’de ‘herhal’de aşk
23.6.2017
Adalet için yola düşenler ve yoldan çıkanlar
16.6.2017
Bir gazeteci davası, onlarca dram
13.6.2017
Deniz’ler, Aybüke’ler: Evlatlarını ayırt etmeden sev Türkiye
9.6.2017
Kadın, saç, mehter marşı
6.6.2017
Satın, satın... Memleketi toptan satın!
1.6.2017
Gezi’nin yıldönümü: Biraradayız, yan yanayız!
30.5.2017
Onca kötülük varken iyiliği görebilmek
25.5.2017
Yıkımı fon yapıp instagram’da paylaşmak
23.5.2017
Kamu çalışanlarının keyfi ihracı, kapkaranlık bir Türkiye demek
18.5.2017
Uranyumu açıkta bırakan devlet, nükleer santral hevesinde
16.5.2017
Orospu diye bağırsalar, tükürseler de kadınlar yılmadı
11.5.2017
Öğretmenini sivil ölüme zorlayan ülke
9.5.2017
Doğru soru: Panzerin Silopi’de ne işi var?
4.5.2017
'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' kafası
2.5.2017
Erdoğan o köprüleri bizzat attı
27.4.2017
‘Nasıl geçti habersiz...’ dememek için
25.4.2017
Çocuklara nefreti öğretmeye doyamadılar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı