Merve Şebnem Oruç

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Türkiye diktatörleşiyor mu, kutuplaşıyor mu?


20.4.2017 - Bu Yazı 332 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 16 Nisan referandumu öncesi Batı medyasında en çok okuduğumuz iddialardan biri, son 3-4 yıldır Türkiye'nin ısrarla karşı karşıya kaldığı saldırıların da başında geliyordu: Türkiye giderek otoriterleşiyor, Erdoğan diktatörleşiyor. Geride bıraktığımız son dört seçimin sonuçları bu iddianın gerçeklik payının olmadığını doğrulamıştı, 16 Nisan'da gerçekleştirilen sistem değişikliğine ilişkin Anayasa referandumu da bunun bir kez daha kanıtı oldu. Malum, diktatörlüklerde sandığa gitme oranı oldukça düşükken diktatörler oyların çok yüksek bir kısmını alır. Mısır'da son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örneğin, Abdülfettah el Sisi oyların %97'sini almıştı, sandığa gitme oranı ise Mısır resmi rakamlarına göre %47,5'tu. Suriye'deki son Devlet Başkanlığı seçimlerinde ise, Beşar el Esad oyların %89'unu kazanmış görünüyordu. Bu sayıların ne kadar güvenilir olduğu hakkında yorumu size bırakıyorum, ama özetle otoriterleşen bir ülkede sandıktan çıkan sonuçlarda bu yönde bir eğilim olması gerektiği şüphesiz.


Düne kadar Türkiye diktatörleşiyor diyenler de öyle düşünüyor olmalı ki, 16 Nisan öncesi ardı arkası kesilmeyen otoriterleşme iddialarının yerini hızla ve bir kez daha 'Türkiye kutuplaşıyor' söylemi aldı. ABD'de %54,7 katılımla gerçekleşen son Başkanlık seçimlerinde Donald Trump toplam oyun %46,1'ini alarak yeni ABD Başkanı olurken, rakibi Hillary Clinton toplam oyun %48,2'sini alarak yarışı kaybetmişti. Clinton toplamda Trump'tan yaklaşık 3 milyon fazla oy almış olmasına rağmen eyalet bazlı seçimler nedeniyle başkan olamadı ama iki rakip arasındaki %2'lik fark, Batı'daki diğer seçimlerden ve bizdeki son seçimden çok da farklı değildi. Örneğin, İngiltere'de AB'den çıkış için gerçekleştirilen referandumda çıkmak isteyenlerin oranı %51,89, kalmak isteyenlerin oranı %48,11'di. Biraz daha geriye gidelim, Fransa'da 2012'de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçiminde François Hollande, rakibi Nicolas Sarkozy'i %51,6'ya %48,4 oranıyla geçerek Cumhurbaşkanı olmuştu. Türkiye %51,4'e %48,6 oy dağılımıyla sistem değişikliğine 'Evet' dedi; bu oran Batı'da ortaya çıkan seçim sonuçlarıyla hemen hemen aynı. Ama ilginçtir ki, o ülkeler kutuplaşmıyor da Türkiye kutuplaşıyor, öyle mi?

Esasen, oy dağılımları incelendiğinde kutuplaşmanın tam aksi bir durum ortaya çıkıyor. Doğu ve Güneydoğu'da 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 genel seçimleri ile 16 Nisan 2016 referandum sonuçları karşılaştırıldığında, Kürt oylarındaki giderek artış gösteren bir destek oranı göze çarpıyor. Bazı araştırmacılara göre %1'e tekabül eden bu oran, sistem değişikliğini sağlamada büyük rol oynamış görünüyor. Sebep ister PKK baskısının azalması ister çukur savaşıyla HDP'ye yönelik tepkinin artması olsun, ya da kayyumların etkisi veya Hüda-Par'ın katkısını da hesaba katalım, bu durum, Ak Parti-MHP ortaklığında getirilen sistem değişikliğine Kürtlerin bir blok olarak tepki vermediğini gösteriyor. PKK'nın Türkiye'de başlatmaya kalkıştığı iç savaşı Türk-Kürt savaşı olarak lanse etmeye çalışanların yanılgısı ve Kürtlerin Türkiye'nin eksilmez bir parçası olması gerçeği, 'yerli ve milli' vurgusuyla devam eden kampanya sonrası kazanan 'Evet'le bir kez daha ortaya çıkıyor.

Öte yandan, MHP, Meclis'te kilidi açarak sistem değişikliğinin baş mimarlarından biri oldu olmasına ama, sandıkta MHP'nin seçmeni partiyle aynı isteklilikte değildi. Peki, MHP seçmeninin yarısından fazlasının 'Hayır' deme gerekçesi son bir haftada yaşanan 'Eyalet' tartışmalarıyla açıklanabilir mi? PKK terör örgütünün 'Hayır' demiş olmasına, arada 15 Temmuz gibi bir FETÖcü darbe girişimi yaşanmış olmasına rağmen 'Hayır' diyen MHP'lilerin oranı da, Türkiye'nin ideolojik bir kamplaşma ya da kutuplaşma içinde olmadığını gösteriyor.

Kürtlerden ve MHP'den 'Evet'e gelen katkının sonucu etkilediği görülüyor. Ön değerlendirmelerin ortaya koyduğu bu oran %3-5 arasında, doğru ise son genel seçimlerde Ak Parti'ye oy verenlerden kabaca bir hesapla %1-3'lük bir kesim 'Hayır' demiş oluyor. %1'lik bir dilim nereden baksanız yarım milyon seçmen demek. Bunun bir kısmını Ak Parti içindeki küskünlere, bazılarının deyişiyle 'AKP'lilere bağlayabilirsiniz ama yüz binlere tekabül eden bir sayıyı böyle etiketlemek kolaycılık olur.

Bunun yanı sıra, saha araştırmacıları CHP seçmeninin arasında da sistem değişikliğine 'Evet' diyecek olanların var olduğunu söylüyordu, buna yönelik olarak da referandum sonrası araştırmalar yapılacaktır ancak bunun doğruluğunu referandum öncesi ülkenin pek çok yerini gezip dolaşmış olan bizler, birebir diyaloglarımızdan da biliyoruz.

Sadece bu erken analiz bile, Türkiye'nin kutuplaşmadığının, aksine karşımızda neredeyse 'sağlıklı' bile diyebileceğimiz bir tablo olduğunu gösteriyor.

Mevcut sonuçları, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarıyla karşılaştırdığımızda görüyoruz ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın aldığı %51,8'lik oy oranı 16 Nisan'a neredeyse aynı oranda 'Evet'e yansımış. Yani Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı olarak seçenler aynı oranda, Erdoğan'ın mirası olarak adlandırabileceğimiz sistem değişikliğine de onay vermiş. Ancak 2014'te %74 olan sandığa gitme oranı 16 Nisan'da %85'in üzerine çıkmış. Yani neredeyse 5-5,5 milyon kadar seçmen, üç yıl önce oy kullanmamışken bugün oy kullanmış. Bu da Erdoğan'a oy veren seçmen gibi, vermeyenlerin de değiştiğini gösteriyor.

Geride bıraktığımız yerel seçimleri ve Erdoğan'ın bir siyasi parti lideri olmadığı ve girmediği genel seçimlerin her birini 'Erdoğan hakkında referandum'a çevirenler Türkiye'nin bu kez de Erdoğan'ın etrafında kutuplaştığını iddia edebilirler ama bunun çözümü gayet basit: Bundan sonraki ilk Cumhurbaşkanlığı seçimlerine Erdoğan'a rakip olabilecek, yani %50+1'in oyunu alma iddiası taşıyabilecek adaylarla çıkmak ve buna uygun siyaset yapma biçimini benimsemek; özetle ideolojik kamplaşmalara dayalı eskimiş siyaseti bırakmak ve yeni, rekabetçi, halka hizmet etmeye ve bunun için oy istemeye dayalı yeni siyaset yolları bulmak. Nitekim anayasa değişikliğiyle beraber gelen yeni sistem de bunu gerektirmiyor mu?

.

Facebook Yorumları

reklam
20.7.2017
Ankara Körfez’e nasıl şah çekti?
17.7.2017
Hayaller iç savaş, gerçekler 105. noktada 15 Temmuz direnişi
13.7.2017
15 Temmuz gecesinden 15 Temmuz afişlerine
6.7.2017
El Cezire’yi bitirecekler matmazel...
2.7.2017
Adalet sorunumuz var
29.6.2017
Nasıl ölmek istersiniz?
22.6.2017
Küçük bir mümin eleştirisi
18.6.2017
MİT TIR'ları ihanetinin Suriye’deki yüzü
15.6.2017
ABD ve İran Suriye-Irak sınırında karşı karşıya...
11.6.2017
İncirlik, Paris İklim Anlaşması ve NATO’nun geleceği
8.6.2017
Abu Dabi Prensi, Suudi Arabistan Prensi ve İsrail
28.5.2017
‘Binbaşı O.K.’ mevzusu sonunda nereye varacak?
25.5.2017
NATO zirvesinde dikkat çeken iki isim: Trump ve Erdoğan
21.5.2017
Ver Gülen’i, al Brunson’ı...
18.5.2017
Suriye’de tamam, geri kalan her konuda devam...
14.5.2017
ABD PKK’ya ağır silah verince her şey bitti mi?
4.5.2017
Hikayen nasıl başlarsa başlasın, daima sonuyla hatırlanırsın
30.4.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bir gece ansızın gelebiliriz
27.4.2017
Batı Erdoğan’dan kurtulma hayalinden vazgeçecek mi?
23.4.2017
İslamcıları kurban edince Batı’yla işler yoluna mı girecek?
20.4.2017
Türkiye diktatörleşiyor mu, kutuplaşıyor mu?
16.4.2017
Güçlü bir Türkiye için…
13.4.2017
Kılıçdaroğlu 2019’da Cumhurbaşkanlığına aday olacak mı?
12.4.2017
Seçmenin kalbine çıkan yollar
9.4.2017
Tetiği çekmekten çekinmiyor ama planı var mı?
6.4.2017
Kılıçdaroğlu darbeye ‘tiyatro’ mu demek istiyor?
2.4.2017
Gün Erdoğan’a siper olma günü...
26.3.2017
İngiltere’nin elektronik yasağı ve Türkiye Raporu’nun anlamı ne?
23.3.2017
FETÖ: Devletin malı deniz, yiyecek olan da biziz
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı