Muhsin YENİSÖZ

muhsinyenisoz@gmail.com



Bookmark and Share

ANAYASA TARİHÇEMİZ VE YENİ BİR ANAYASA


26.10.2011 - Bu Yazı 3522 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Anayasalar belli bir coğrafya üzerinde yaşayan ve her türlü azınlık (Hem etnik kökende hem de düşünsel anlamda) düşüncelerini de içinde taşıyan mutabakat metinleridir.

            Osmanlı İmparatorluğu dönemini saymazsak içinde yaşadığımız coğrafya üzerinde (Türkiye) bugüne kadar dört Anayasa metni ortaya çıkmıştır.

            Hepimizin bildiği gibi 1921 Anayasası o günün koşullarında bile Kurucu Meclis çatısı altında yapılmış, her kesimin kendisini ifade edebileceği göreceli anlamda ileri bir metindir.

            1924 Anayasa süreci ise, Lozan antlaşması ile elde edilen tekleştirme, ötekini yok sayma mantığının yansıması sonucu ortaya çıkan Şeyh Sait isyanı bahane edilerek kısmen daha ılımlı birisi olan Başbakan Ali Fethi Okyar’ın yerine İsmet Paşanın (İnönü) atanması ile başlamıştır. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması öne sürülerek 19. Ve 20. Yüzyılın yükselen değeri olan Ulus-Devlet anlayışının egemen olduğu, diğer tüm azınlıkların (Lozan Antlaşması dışında kalan) yok sayıldığı bir Anayasa yapılmış, bu Anayasaya dayanarak 3 Mart 1925 yılında Takrir-i Sûkun yasaları çıkartılmış, Şeyh Sait isyanı kanlı bir şekilde bastırılmış ve bizzat Mustafa Kemal’in arkadaşlarına kurdurduğu parti olan Türkiye’nin ilk muhalefet partisi diyebileceğimiz Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da kapatılmıştır.

1928-1934 ve 1937 yıllarında yapılan kısmi değişikliklerle 1960 askeri darbesine kadar temel metin olarak yürürlükte kalmıştır. 1960 darbesi ile ortadan kaldırılan metin yerine 1961 yılında Kurucu Meclise yaptırılan 61 Anayasası göreceli olarak 1924 Anayasasından daha demokratik ve özgürlükçü görünse de öz itibari ile 1924 Anayasası ile çelişmemekte ve Ulus-Devlet anlayışını anayasada egemen kılmaktadır.

1971 yılının 12 Mart’ında yapılan askeri müdahale ile 1961 Anayasasının tanımış olduğu bir takım temel hak ve özgürlüklerde geriye gidilmiş olmasına rağmen tamda egemenlerin istediği biçimde düzenlenememiştir.

1980 Askeri darbesi ise 1961 Anayasasını tümden ortadan kaldırarak tam bir tekleştirici ve başta temel hak ve özgürlükler olarak o güne kadar göreceli olarak elde edilen tüm kazanımları yok etmiştir. 1981 yılında Cunta tarafından atanan Kurucu Meclise yaptırılan metin 7 Kasım 1982 yılında “HAYIR” demenin yasak olduğu referanduma sunulan metin (ki buna rağmen % 8 hayır oyu almıştır.) Anayasamız olarak tam bir deli gömleği örneği sırtımıza giydirilmiştir.

Şimdi bizlere yani tüm demokrasi güçlerine, aydınlara ve kendini öteki olarak gören herkese acil ve önemli bir görev düşmektedir. Yeni bir anayasa yapım sürecinde aktif olarak yer almak görüş belirtmek ve sürece müdahil olmak bir demokratlık ve yurtseverlik görevidir

 

NASIL BİR ANAYASA

 

Öncelikli olarak bizlerin hedefi; 1982 Anayasasının tüm sonuçlarını ortadan kaldıracak ve 12 Eylül cuntasının acısını yıllar sonrada olsa hafifletecek, geçmişiyle yüzleşmekten korkmayan, Ulus-Devlet anlayışını yok eden toplumun tüm kesimlerini kapsayan her kesimin kendisini bulacağı,19. ve 20. Yüzyıl anlayışından uzak 2023’ü değil 21. Yüzyılın sonunu hedef koyan, yerinden yönetimleri esas alan demokratik özgürlükçü, özyönetimci bir anayasayı her kesimin temsil kabiliyetinin olduğu yepyeni bir kurucu meclisle oluşturmak olmalıdır. Peki; nasıl bir kurucu meclis sorusuna ise verebileceğim cevap yapım sürecini o kadar da kısa olmayacağının bir göstergesi olacaktır.

NASIL BİR YAPIM SÜRECİ

 

Öncelikle Meclisin şu anki temsil kabiliyeti yeni bir Anayasa yapmaya uygun değildir. Bunu bilinciyle hareket edilerek 21. Yüzyıla yakışacak herkesin ve her kesimin kendini ifade edebileceği demokratik-özgürlükçü bir anayasa ancak ülkenin tüm bileşenlerinin temsilyetini esas alan bir kurucu anlayışla gerçekleştirilebilir. Bunun için şu anki anayasaya bir madde eklenerek KURUCU MECLİS oluşumunun önü açılmalıdır.

Bu kurucu meclis 600 kurucudan oluşmalıdır. Bu kurucular bir buçuk yıl içerisinde Anayasa yapma görevlerini yerine getirerek görevden ayrılmalıdırlar. Görev süreleri bununla sınırlandırılmalı, kürsü dokunulmazlığı dışında herhangi bir dokunulmazlık zırhı taşımamalıdırlar. Kurucular eğer her hangi bir işte çalışıyorlarsa iş yelerinden bir buçuk yıl izini sayılmalıdırlar ve sigortaları bu işyerleri üzerinden devlet tarafından yatırılmalıdır. Kurucuların maaşları, son olarak kendi işyerlerinde aldıkları maaşın en fazla bir buçuk katı olmalı yolluk ödenekleri ise ikinci derecedeki bir memurdan fazla olmamalıdır.

Kurucuların 400’ü, son bir yıl içinde seçimlere katılma yeterliliği olan tüm partilerin baraj engeli olmaksızın katılacağı bir seçimle seçilmelidirler. Şöyle ki; % 0,5 oy almış bir siyasi parti bu mecliste 2 temsilci ile temsil edilebilmelidir. Zorunlu olarak kadın kotası konulmalı bu kota %40’ın altında olmamalıdır.

Yine kuruculardan 100’ü tüm demokratik kitle örgütlerinden seçim yoluyla seçilip gelmeli (Sendikalar-Odalar-Meslek kuruluşları gibi) buradaki kotasyonda yine % 40 olmalıdır.

Son olarak kalan 100 kurucu ise Üniversitelerden ve aydınlardan oluşturulmalıdır. Bunda da kotasyona sadık kalınmalıdır.

Kurucu meclis bileşenleri her bölgeye dağılarak ilk üç ay içerisinde nasıl bir anayasa istiyoruz panellerine katılmalı bunların taleplerini toplamalıdırlar. Ondan sonraki üç ayda ise demokratik kitle örgütlerinden ve internet üzerinden gelen önerileri de birleştirerek parlamentoda bir taslak metin hazırlamalıdırlar. Bu metin ondan sonraki altı ayda ise tüm ülkede tartışmaya açılmalı eksik olan yönleri düzeltilmeli ve nihai şeklini alarak Kurucu Meclisin oyuna sunulmalıdır. Bu metnin yasallaşması ise ancak kurucu meclis iradesinin % 92 sinin evet demesiyle gerçekleşmelidir. Bundaki amaç şudur ki; % 92’yi kapsayan bir oydaşlık tüm bileşenleri içine alan ve kendini bu anayasa metni ile öteki olarak görmeyen bir toplumsal mutabakatın ortaya çıkmasıdır. % 92 kapsayan 552 üyenin evet dediği bir Anayasa metni tam da bir kurucu anayasa olma vasıflarını üzerinde taşıyabilir. İstenirse eğer ek olarak da bu metin halkoyuna sunulabilir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
13.06.2012
AFETTEN KORKMA YASASINDAN KORK!
14.04.2012
YENİDEN MERHABA
27.10.2011
RUH HALİMİZİN KÖKENİ
26.10.2011
ANAYASA TARİHÇEMİZ VE YENİ BİR ANAYASA
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive