Mümtaz'er TÜRKÖNE

Zaman GAZETESİ



Bookmark and Share

Siyasi sistem mühendisliği


3.10.2019 - Bu Yazı 174 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 2400 yıl kadar önce Yunanlılar bütün siyasî sistemlerin adını koydular, sınıflandırdılar ve aralarındaki ilişkileri yorumladılar. Platon’un Yasalar’ı, Aristo’nun Politeia’sı elimizde ve bugün yazılmış gibi taze. Bu yüzden bizim yaptığımız gibi bütün dünya hâlâ onların koyduğu Yunanca isimleri ve yaptıkları sınıflandırmayı kullanıyor. İnsanoğlunun iktidar ilişkisi bir coğrafyaya, bir halka özgü değil, bütünüyle evrensel, Yunanca isimlerine kadar: Demokrasi, oligarsi, monarşi, otokrasi, aristokrasi, teokrasi gibi.

 
Yunanların kurduğu sisteme, sadece doğrudan demokrasi fiilen imkânsız hâle gelince geliştirilen temsil kurumundan ve temsili demokrasiden doğan bir ilave geldi. Montesquieu, güçler ayrılığı prensibini formüle ederek temsil kurumunun sakıncalarını azaltmış oldu; ama tamamen ortadan kaldırmadı. Yine de, meşru ve demokratik kabul edilen farklı siyasî sistemler için yargının yürütme ve yasama karşısında mutlak bağımsızlığı ile ortaya kalıcı bir çözüm çıktı. Bütün insanlık tarihinin hulâsası olarak vardığımız netice son derece basit ve anlaşılır olmalı; insanların hakkı bağımsız yargı ile işletilen hukuk güvencesi altında bulunacak. Hepsi bu kadar. “Yerli ve millî”, “yepyeni” bir siyasî sistem keşfettiğini veya icat ettiğini iddia edenler, sadece gök kubbenin altında yeni bir şey olmadığını fark edemeyenler olabilir.
 
Kuvvetler ayrılığı prensibine göre, yürütme, yasama ilişkilerine bağlı yapılan başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistem ayrımı, asıl mesele olan yargının bağımsızlığı yanında basit ayrıntılardan ibaret. Yürütme-yasama parlamentodaki çoğunlukta ise parlamenter; yürütme ve yasama birbirinden ayrılmışsa başkanlık ikisinin de özelliklerinden bir kısmını almışsa yarı başkanlık sistemi. Yargının bağımsız olması ve ikisi karşısında da egemenliği kullanan bir erk olarak bütün ihtişamı ile yer alması bütün siyasî sistemlerin olmazsa olmazı. Şayet yargı bağımsız değilse, bağımsız karar veremiyorsa bırakın bir demokrasiyi orada herhangi bir siyasî sistemden bile bahsedemezsiniz.
 
Eskilerin “tefrik-i kuvva” dediği ifta, kaza ve tenfiz diye ayırdığı temel prensibin, demokratik uygulamalardan önce de benimsendiğini hatırlatalım. Müftü fetva verir, kadı yargılar ve vali infaz eder. Üçü de birbirine müdahale etmez. Padişah yasa çıkartır ve bu yasayı uygular ve pek çok tekrarlanan Fatih ve Kanunî örneklerinde olduğu gibi Kadı karşısında, sıradan bir insanla eşit haklara sahip olarak yargılanır.
 
Yargının bağımsız olması sadece bir meşrûiyet, bir adalet sorunu değildir. Yargı bağımsız olmazsa, yasaları ihtilaflı durumlarda uygulayıp, haklıyı haksızdan, suçluyu suçsuzdan ayıran bir güç devrede bulunmazsa, ortaya sadece zulüm değil; akla ve mantığa uymayan, güven duyulmayan, öngörülemeyen ve düzensizlik içinde herkesin kendini korumaya odaklandığı bir kargaşa çıkar. Yargı bağımsız değilse hukuka ve akla uyan asgarî bir sistem bulunmaz. Zulüm karanlık demektir; karanlıkta kimse önünü göremez, işbirliğine gidemez ve güven içinde bir hayat sürdüremez. Demek ki yargı bağımsız değilse bir sistemden söz edilemez; sistem üzerine söyledikleriniz gevezelikten öte geçemez. Yargı bağımsız değilse anayasadan ve yasalardan söz etmek de anlamsız hâle gelir. Nitekim 1789 Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi bütün insanlık için durumu formüle etmiştir; “Yargı bağımsız değilse, anayasadan söz edilemez.”
 
İlter Turan hocanın Siyasal Sistem, Siyasal Davranış kitabı 80’lerde zihin açan bir kaynak olarak çok işe yaramıştır. Bütün sistemler gibi — vücut sistemi, fabrika üretim sistemi, ekosistem — siyasal sistemlerin de parçaların da birbirleriyle ilişkilerinden oluşan bütünlüğü vardır. Fabrikadaki üretim bandına, sonuçta ürünü çıkartmak için ne giriyorsa (enerji, emek, ham madde) siyasî siteme de bir input dahil olur. Siyasî sistemlerin inputu talep ve destektir. Sonunda ortaya çıkan output ise hizmet ve meşruiyettir. Sistem “input”lara karşı duyarlı, output’lar konusunda başarılı ise iyi işliyor demektir. Kısaca siyasî sistemi bir mühendislik hesaplamasına konu ederseniz, karşılaştığınız siyasal sorunlara pratik çözümler üretebilirsiniz. Öyleyse sistem sorunlarını, içinde dağ gibi yer kaplayan sistemin meşrûiyetini sorgulatan yargı bağımsızlığı dahil, teknik sorunlar olarak ele alabilirsiniz; Hardware aksaklığını software ile çözemeyeceğiniz gibi.
 
2017 Referandumu ile Türkiye’nin siyasal sisteminin fabrika ayarları; siyasal inputların outputlara dönüşürken uğradığı istasyonları parçaların bütünle ilişkileri büyük ölçüde değişti. Muhalefetin eleştirileri, parlamenter sisteme geri dönüş çağrısına bağlanıyor. İktidarın kendisi de aksamaların farkında ve bu sorunların uygulamadan kaynaklandığını, idarî düzeydeki tedbirlerle sorunların ortadan kalkacağını düşünüyor. Aksaklıklara dair araştırmaların yapılması, raporların hazırlanması, yeni sistemin kurucularınca da bir arayış içinde olduklarını gösteriyor. Anketlere, vatandaşların ve bürokrasinin görüş ve eleştirilerine dayandırılan bu raporlarda ”tabandaki sorunlara ulaşma”da aksaklık olduğunun bulgulanması, aslında tam olarak sistemin işlemediği anlamına geliyor.
 
İnput-output analizi, bütünüyle bu tür sorunlara odaklanır. Sorun, taleplerin sisteme aktarılışında engellerin veya kopuklukların olduğunu anlatıyor. Sistemin sinir ağı duyarsızlaştığı için talepleri toparlayıp hizmet üretim sürecini şekillendiremiyor. Taşra teşkilatlarının sisteme daha kolay uyum sağladığı, merkez teşkilatının ise aynı uyumu gösteremediği vurgulanıyor. Çok doğal, çünkü değişen taşra teşkilatları değil, merkezî yönetim oldu. İdarî düzen, yani bürokrasi kendi işleyişini sürdürebilir, ancak sorun idarî değil, siyasî sistemin intibak zorluğundan kaynaklanıyor.
 
Yeni sistem ile bakanlıklar, İngiliz sistemindeki “minister” yerine Amerikan sistemindeki “secretary” ye dönüştü. Parlamentoda haftalık “nöbetçi bakanlık” uygulaması, eski sistemde parlamenterler eliyle taşradan merkeze taşınan taleplerin sisteme input olarak girişine imkân sağlayabilir mi? Parti teşkilatları ve yasama üyeleriyle ilişkisi kesilen ve teknokrata dönüşen bakanların bürokrasi dışında talepleri toplayacak bir cihazı mevcut değilken, talep-hizmet denkleminin işletilmesi çok zor.
 
Ekonomik krizin, reel sektörden veya finans sektöründen kaynaklanmadığı ortada. Hattâ tersine reel sektörün bütün olumsuz şartlara rağmen olağanüstü bir direnç gösterdiği görülüyor. Krizin sistem değişikliği ile birlikte derinleşmesi ve hâlâ bir çözüm üretilememesi tek başına, ekonomide bir sistem krizi yaşadığımızı göstermiyor mu? Kriz dinamiklerine, özellikle siyasi sitemin meşrûiyet dolayısıyla güven üretme potansiyeline eğilmek, sorunun kaynağını da gösterecektir.
 
Yeni sistem, amaçlamadığı iki önemli sonuç doğurdu ve doğrudan kurucularına zarar verdi. Birincisi çok kutuplu siyasetin iki kutba yığılması. Türkiye’de birbirleriyle rekabet hâlindeki Cumhur ve Millet ittifaklarının oluşturduğu iki kutuplu bir siyasî yelpaze ortaya çıktı. HDP, iki kutup arasındaki belirleyici anahtar parti olarak, bugün çok fark edilmeyen avantajlı bir konum edindi. İkinci önemli sonuç ise partili Cumhurbaşkanı statüsünün, iktidar partisinin kendi iç dengelerinde yol açtığı değişiklik. Sistemin bu kısmı siyasî desteği rızaya dönüştüremiyor ve yapısal bir aksaklığa yol açıyor. Partili Cumhurbaşkanı mı yoksa partiler arasında tarafsız Cumhurbaşkanı mı daha fazla meşrû güç üretir sorusuna, bu durumdan en çok zarar gören iktidarın sistem içinde bir cevap bulması çok zor; çünkü partili cumhurbaşkanı mevcut sistemin en temel sütunlarından biri.
 
Herkesin sandığının aksine, parlamenter sistemler, başkanlık sistemlerine göre daha güçlü siyasî liderler üretirler. Bu gücü onlara veren hem yürütmenin hem de yasamanın, başbakan olan parti genel başkanının elinde olmasıdır. Yeter ki halk desteği devam etsin. Yeni düzenin en temel yapısal sorunu yasamanın, anayasal olarak yürütme karşısında özerkleşmesi, fiilî olarak ise partili cumhurbaşkanı aracılığı ile yürütmenin bir uzantısına dönüşmesi oldu. Yasama kendi başına yasa yapamıyor. Hiç yaptığını duydunuz mu? Bütün önemli yasalar Cumhurbaşkanlığından geliyor ve yasama kendi inisiyatifini kullanamıyor. Askerlik yasası bunun örneği; yargı reformunun gecikmesi, yürütme tarafından hazırlanan yasaların ertelenmesini bile yasamanın engelleyemediğini göstermedi mi? Yasamanın yürütmeye bağlanması, bürokratik-teknokratik yapıya dönüşmüş olan yürütmeyi daha güçlü kılmadı! Sadece yasama organını işlevsiz hâle getirdi. “600 üyeli yasama organı ne işe yarıyor?” sorusu, sistem mühendislerinin kolay cevap bulabilecekleri bir soru değil. Yasa yapma ve denetim görevinin neredeyse ortadan kalkması, daha önce damarlara kadar inerek politik talepleri derleyen yasama organını sistem dışına itmiş oldu. “Secretary” olarak fonksiyon üstlenen bürokratik-teknokratik bakanlıkların ve Cumhurbaşkanlığına bağlı “Kurullar”ın, bu kılcal damar sisteminin uzağında olması siyasî talepleri derleyip toparlaması gereken bir siyasî sistemin meşrûiyet yanında ana mühendislik sorunu olarak öne çıkıyor.
 
Olumlu tek sonuç, siyasetin iki kutba yığılması ve parti rekabetinin yumuşaması. Bu sonucun, yeni sistemin mimarları tarafından arzu edilmediği aşikâr. “Kutuplaşma siyaseti, sistemin bekası için gerekli; ama sistem ana eksende zorlamayla ürettiği kutuplaşmayı toplumda uzlaşma arayışına, parti rekabetinin yumuşamasına dönüştürüyor. Yeni sistemin aksak uygulamaları arasında toplumdan yükselen uzlaşma talepleri ve siyasî iklimin yumuşaması ve bu iklime uyum sağlayanların toplumdan destek bulması öngörülemeyen bir sistem ürünü olarak giderek ağırlık kazanıyor.
 
Siyasî sistem mühendisliğini de içine alan siyaset mühendisliği, bizde siyasetin seçkinleri arasında kapalı kapılar arkasında ve özellikle masa başında geliştirilen projeler olarak anlaşıldı. Eğer hesabınız kuvvetli ise, sağlam öngörülere dayalı mühendislik projelerini, meşrû biçimde önce anayasa düzeyinde yapabilirsiniz. Giovanni Sartori’nin “Anayasa Mühendisliği” adını verdiği siyasî alanı tanzim perspektifi, seçim ve parti sistemi üzerinde anayasal düzeyde yapılacak değişikliklerle toplumu çatışmadan uzlaşmaya, iktidar-muhalefet ilişkisini yumuşatmaya ve siyasî istikrarı muhafaza etmeye yönelik düzenleme alanlarını mühendislik hesaplarının konusu hâline getirir. Türkiye’de 2017 Anayasa referandumu ile yapılan da buydu. Sonuç bu hesapları yapanların hiç beklemediği şekilde oldu. Sistem, parçalar ile bütün arasındaki ilişkiyi kuramadı ve entegre bir sisteme dönüşemedi. Sonuçları ise hesaplandığı şekilde çıkmadı. Yeni siyasî sistem işlemiyor, çalışmadığını devleti yönetenler de fark ediyor; bu aşamada semptomları sadece idarî sistem aksaklığı olarak tanımlıyorlar.
 
Bir seneyi aşkın süredir uygulanan yeni anayasal düzen, input-output ilişkisi içinde üretim bantlarını çalıştıramıyor; hizmet ve sorunlara çözümler üretemiyor. Türkiye’nin çalışan, işleyen ve yöneten bir siyasî sistemi mevcut görünmüyor. Bu kriz ideolojik bir kriz değil, siyasî olarak inatlaşma konusu hiç değil; yargı bağımsızlığı sorunu dışında mühendislik hatalarına dayanıyor. Üstelik iktidarın aleyhinde sonuçlar üretiyor.
 
Siyasî bir tartışma konusu olarak çözümsüzlüğe mahkûm olmadan önce mühendislerin soğukkanlı ve rasyonel yaklaşımına ihtiyacımız var. Hem bir meşrûiyet, hem de mühendislik sorunu olarak siyasî sistemin yeniden inşa edilmesi ve parçaların yerli yerine yerleştirilmesi gerekiyor. Yargının bağımsızlığını işleyen bir siyasal sistemin vazgeçilmez şartı kabul ederek işe başlamak kaydıyla.
 
Teknik sorunları, sistem mühendislerine bırakarak 24 asır öncesine dönerek bitirelim. Aristo Politeia’da siyasî sistemleri tasnif ederken geçerliliğini ve merkezî ağırlığını bugün de bütün canlılığı ile koruyan esaslı bir kritere göre her sistemi kendi içinde ikiye ayırır. Bu kriter “Özel Çıkar – Genel Çıkar” ayrımıdır. Tekin özel çıkarını gözeten sistem tiranlık, genel çıkarı gözeteni ise monarşi; azınlığın özel çıkarı, yani azınlığın çıkarını gözeteni oligarşi, genel çıkarı gözeteni ise aristokrasi; çoğunluğun özel çıkarı, yani sadece çoğunluğun çıkarını gözeten yönetimi demokrasi; çoğunluğun genel çıkarı gözeten yönetimini ise “politieia” olarak isimlendirmiştir ki; genel kabule mazhar olmayan bu kelimenin yerine bugün CUMHURİYET kullanılmaktadır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
3.10.2019
Siyasi sistem mühendisliği
23.8.2015
Onu kim durdurabilir?
21.8.2015
Seçimde ne olur?
20.8.2015
Saray'ın ‘halk savaşı'
18.8.2015
İslâmcılığın demokrasiye ihtiyacı kaldı mı?
13.8.2015
Koalisyon mu, hükümet mi?
11.8.2015
PKK'ya verilen destekle...
7.8.2015
Genelkurmay başkanının matematiği
2.8.2015
Millî iradeye karşı saray darbesi
31.7.2015
Dolmabahçe travması
30.7.2015
Kürtlerin sırtından iktidar oyunu
26.7.2015
Bir bomba kaç oy eder?
24.7.2015
IŞİD, İktidar'ı destekliyor mu?
23.7.2015
İktidar IŞİD'i destekliyor mu?
17.7.2015
Alışmak zaman alacak...
14.7.2015
MHP'nin ‘çözüm'ü
12.7.2015
İslâmcılığın görevi neydi?
10.7.2015
İslâmcı ajan-provokatörler
9.7.2015
Sarayın yıkıntıları arasındaki İslâmcılık
26.6.2015
Devlet neydi sahiden?
23.6.2015
Yeni bir partimiz var!
21.6.2015
Kalemler ve sivil örgütler nasıl kirlendi?
19.6.2015
Hayrettin Hoca neden bir Ebussuud Efendi olamadı?
18.6.2015
Oryantal despot
16.6.2015
Bahçeli doğru söylüyor
14.6.2015
Unutmadan, tereddüt etmeden...
12.6.2015
Artık ‘paralel' olmayacak
11.6.2015
Kandil'e Türk bayrağını dikmek
9.6.2015
Erdoğan istifa etse?..
7.6.2015
Karafatmaların Sarayı
5.6.2015
İktidar körlüğü
4.6.2015
Kime oy verelim?
2.6.2015
Neron Roma’yı yakarken yanında kim vardı?
31.5.2015
AK Parti neden kaybetti?
29.5.2015
Ey Cumhurbaşkanı!
28.5.2015
Yükseklerdeki panik
26.5.2015
Davutoğlu ne yapabilir ki?
24.5.2015
Bir garip seçim psikolojisi
22.5.2015
Asker nerede duruyor?
22.5.2015
Neden saldırıyor?
19.5.2015
Mısır’da Mursî, Türkiye’de...
15.5.2015
Ak-Saray ‘Kışla’nın ne tarafında?
14.5.2015
Erdoğan’ın saray darbesi
12.5.2015
Evren mi, Erdoğan mı?
10.5.2015
Cumhur’un reisi ve savcısı
8.5.2015
Erdoğan’a oy vereceklerin dikkatine...
7.5.2015
Mercedes’ini satan şeyhülislâm
5.5.2015
Erdoğan’ın seçim kampanyası nasıl gidiyor?
3.5.2015
Beştepe’nin filleri ve karınca ordusu
1.5.2015
Kalem, kılıç ve ördekler
30.4.2015
Kim dinler cumhurbaşkanını?
28.4.2015
Bu panik niye?
26.4.2015
Suskunluk girdabı
24.4.2015
Şiir okuyan adam
23.4.2015
Sahte belgelerle siyaset üretenin...
21.4.2015
Sürüye kurt getiren kim?
19.4.2015
Elindeki gücün altında ezilmek
17.4.2015
Davutoğlu, başkanlık sistemini bekleme odasına aldı
16.4.2015
Kendini ‘bir şey’ zannetmek
14.4.2015
Ağrı’daki olağan şüpheli
12.4.2015
Erdoğan AK Parti’ye ne kadar oy kaybettirecek?
10.4.2015
Bölgesel dinamiklerin ve ekonominin seçimi
9.4.2015
Aday listelerinin karşılığı
7.4.2015
‘Kaos ve şiddet, AK Parti oyunu artırıyor’
05.04.2015
Alevî-Sünni çatışmasından ‘başkanlık’ çıkar mı?
03.04.2015
Soruyu tekrarlayalım: Çağlayan’dan kaç oy çıkar?
02.04.2015
Çağlayan saldırısı AK Parti'ye kaç oy getirir?
31.03.2015
Yozlaşan iktidarın yozlaştırdıkları
29.03.2015
Hilafet-başkanlık
27.03.2015
İktidar alışkanlığı ne kadar sürer?
26.03.2015
Erdoğan ne yapsın?
24.03.2015
Majestelerinin aday listesi
22.03.2015
İlker Başbuğ AK Parti’den aday olur mu?
20.03.2015
Türkiye’nin yeni aktörleri
19.03.2015
Devr-i sabık yaklaşırken...
17.03.2015
Erdoğan sonrası dönem başladı
15.03.2015
Cumhurbaşkanı'na hakaret eden ‘Gezi'deki vandallar'
13.03.2015
Kabataş sahtekârları ‘asıl çapulcu biziz!’ diye özür dilemeden…
12.03.2015
‘Kabataş yalanı’ ne anlamlar içeriyor?
10.03.2015
Kabataş’ta yakılan cami!
09.03.2015
Kabataş sahtekârı
06.03.2015
Halk hata yapar mı?
05.03.2015
Adam, kendisine çalışıyor
03.03.2015
PKK, fena tufaya getirdi
01.03.2015
Git ve patronun kim olduğunu göster!
27.02.2015
AK Parti mi, yoksa Erdoğan mı?
26.02.2015
Dersi kıran kim?
24.02.2015
Tilkinin delikanlısı
22.02.2015
MİT’e de yazık!
20.02.2015
Lütfen, Cumhurbaşkanı’na hakaret etmeyin!
19.02.2015
Memlekete bir de cumhurbaşkanı lâzım!
17.02.2015
Toplumsal muhalefet ve kamu düzeni
15.02.2015
Siyasî ihtirasların seçimi
13.02.2015
‘Paralel’in siyasî ederi
12.02.2015
Piyasa diktatöre boyun eğer mi?
10.02.2015
Diktatörlüğün matematiği
08.02.2015
Tanrı Cumhurbaşkanı’nı korusun!
06.02.2015
Yolun sonu görünüyor
05.02.2015
Diktatörün bankası
03.02.2015
MHP ve Barış Süreci
01.02.2015
Seçimin ana aktörü: MHP
30.01.2015
Devletin şaftı nasıl kaydı?
29.01.2015
Barış süreci mi genel seçimler mi?
27.01.2015
Yolsuzlukları bekleyen gelecek
25.01.2015
Afrikalı çocukların unutamadıkları öğretmenleri
23.01.2015
Demokrasiden geriye ne kaldı?
22.01.2015
Başkan, darbeyi nasıl engelledi!
20.01.2015
Hidayet Karaca’nın demokrasi nöbeti
18.01.2015
Cıvık bir İslâmcı popülizm ile nereye kadar?
16.01.2015
Sorun özgürlükler mi?
15.01.2015
Gerileyen dindarlık
13.01.2015
Günü kurtarmak
11.01.2015
‘Türkiye’nin hukuk serüveni’
09.01.2015
Statüko daha ne kadar dayanır?
08.01.2015
Paralel yapı, kamu barışı ve hırsızlar
06.01.2015
Cenazesi Çamlıca’dan kalkacak olanlar
02.01.2015
Nasıl olacak?
01.01.2015
2015’in iki paralel devleti
30.12.2014
Devleti kim yönetecek?
28.12.2014
Cumhurbaşkanı’na hakaret edenler çoğalırken...
26.12.2014
Neler kaybediyoruz neler?
25.12.2014
Davutoğlu’nun tercihi
23.12.2014
Uçurumdan önceki son çıkış
21.12.2014
Kırık kalpler
19.12.2014
Bu hukuksuzluk Türkiye'yi batıracak
18.12.2014
Erdoğan nereye basıyor?
17.12.2014
17/25 Defteri ne zaman kapanır?
16.12.2014
Saraydaki korku
14.12.2014
Eşkıya düzeni ne kadar sürer?
12.12.2014
Din devletin olursa?
11.12.2014
Keşke Osmanlıca bilen bir cumhurbaşkanımız olsaydı
09.12.2014
Yapaylık neyin işareti?
07.12.2014
Çaresizlik
05.12.2014
Demokrasiden geriye ne kaldı?
04.12.2014
‘Laik-dindar çatışması’nın yerini ne aldı?
02.12.2014
Siyaset kimin işi?
30.11.2014
‘Parti cemaati’ mümkün mü?
28.11.2014
Bir "kasnak" hikâyesi
27.11.2014
Etyen’in geç kalan ahlâkı
25.11.2014
Cumhurbaşkanı yalan söyler mi?
23.11.2014
‘Paralel paranoya’ tedavi edilebilir mi?
21.11.2014
PKK’nın seçimi
20.11.2014
Güç kimin elinde?
18.11.2014
Yeni keşifler çağı
16.11.2014
Rol icabı barışmak
14.11.2014
Saray’daki topal ördek
13.11.2014
Siyaset sarayda, peki Devlet nerede?
11.11.2014
Devlet, yolsuzluğa neden göz yumdu?
09.11.2014
Saraylardaki akıl
07.11.2014
En akıllımız kim?
06.11.2014
Cemaatsiz siyaset mümkün mü?
04.11.2014
Bütün cemaatleri kapatsak?
02.11.2014
Yalancının mumu
31.10.2014
Siyasî çürüme
30.10.2014
MGK’da patron kim?
28.10.2014
Geriye kalan ‘PKK sorunu’
26.10.2014
MGK, kimin güvenliğini sağlıyor?
24.10.2014
Çok başlı devlet
23.10.2014
Yeni müttefikimiz
21.10.2014
‘Kırmızı Kitap’ masalı
19.10.2014
Akil adam-makûl şüpheli
17.10.2014
Makul şüpheliler
16.10.2014
Erdoğan'ın yeni rakibi
14.10.2014
“Olayların arkasındaki Pensilvanya”
12.10.2014
Barış Süreci bitti mi?
10.10.2014
İş işten geçmeden
09.10.2014
Kobani’nin Türkler için anlamı
07.10.2014
Arınç’ın bize anlattıkları
05.10.2014
İktidar yolculuğu
03.10.2014
Kimse yok mu?
02.10.2014
Yolsuzluk olmasa siyaset olur mu?
30.09.2014
Yargıç ne yapsın?
28.09.2014
Kibirli Kedi
26.09.2014
Devletin resmî ideolojisi değişti mi?
25.09.2014
Türklerin ve Kürtlerin ortak kaderi
23.09.2014
‘Ölüm tutkunları’
21.09.2014
'Ayna ayna, söyle bana...'
19.09.2014
Rantiyeci kim?
18.09.2014
‘Sorumsuz’ cumhurbaşkanı
16.09.2014
‘Paralel’
14.09.2014
Mesele IŞİD mi?
12.09.2014
Tezgâh nasıl dağıldı?
11.09.2014
Ekonominin üzerindeki kara bulutlar neyin eseri?
09.09.2014
Hükümet dediğiniz kumdan bir kale midir?
07.09.2014
CHP, sağcılaşıyor mu?
05.09.2014
Yargıç rüşvet ister mi?
04.09.2014
Hukuk savaşları
02.09.2014
Çemberin dışında imam-hatip var mı?
31.08.2014
İmam-hatiplerle daha dindar mı olacağız?
29.08.2014
‘Ahitleşme’ ve ‘Paralel yapı’
28.08.2014
Tükenen parti kimlikleri
26.08.2014
Siyaset yumuşar mı?
24.08.2014
Davutoğlu’nun farkı ne?
22.08.2014
Güçlü hep korkarsa?..
21.08.2014
Güç, soysuzlaştırır...
19.08.2014
Tiranlar ve ispiyoncuları
17.08.2014
‘Gözüm üzerinde’
15.08.2014
Toplumsal merkez neyin peşinde?
14.08.2014
Merkez nereye taşınacak?
12.08.2014
Nasıl yönetecek?
10.08.2014
Zorba
08.08.2014
‘Padişahım çok yaşa!’
07.08.2014
Köşeyi dönüp gözden uzaklaşacak...
05.08.2014
Erdoğan’dan geriye ne kalacak?
03.08.2014
Yolsuz siyaset-yolsuz seçim
01.08.2014
Yolsuzlukları soruşturan casuslar
31.07.2014
Hem suçlu hem de güçlü
29.07.2014
Algılar da iktidarlar gibi gelip geçerler
27.07.2014
Başbakan suç işlerse?
26.07.2014
Hırsız ve polis
24.07.2014
Muktedir, kendisini var eden hukuku neden çiğner?
22.07.2014
En doğal yargıcımız
20.07.2014
Muhsin Yazıcıoğlu ne derdi?
18.07.2014
Dini-imanı kaç para?
17.07.2014
Türkiye kaça satıldı?
15.07.2014
‘Ortak akıl’ zorlanıyor
13.07.2014
Samsun’dan yola çıkmak...
11.07.2014
Ferrari’sinden vazgeçemeyen cumhurbaşkanı olabilir mi?
10.07.2014
Başında saksı taşıyan Başbakan
08.07.2014
‘Cadı avı’nı bile beceremeyen devletlüler
06.07.2014
Siyasetçinin kıblesi
04.07.2014
Cemaatleri ve dini devletleştirmek kime fayda sağlar?
03.07.2014
Sorumsuz cumhurbaşkanı yetki kullanabilir mi?
01.07.2014
Sykes-Picot bekçiliği
27.06.2014
Devr-i sabık olacak mı?
26.06.2014
Bu düzen de değişir
24.06.2014
Nerede bu hükümet?
22.06.2014
Yol ayrımı
20.06.2014
Kutuplaştıran mı, uzlaştıran mı?
19.06.2014
Cumhurbaşkanlığı için talih kimden yana?
17.06.2014
Karanlık ve aydınlık arasında
15.06.2014
IŞİD’in mezarlarla savaşı
13.06.2014
Mesele, Hayrettin Hoca’nın fetvaları değil
12.06.2014
İslâmcılar yolsuzluk yapar mı?
10.06.2014
Âlim zulme ortak olursa?
08.06.2014
Parti müftüsü
06.06.2014
Temel ve çatı
05.06.2014
Yumurta küfesi kimin sırtında?
03.06.2014
Böyle üniversite olur mu?
01.06.2014
‘Artist müsveddeleri’
30.05.2014
Filmi kim çekiyor?
29.05.2014
‘Paralel devlet’ öyle olur mu?
27.05.2014
“Erdoğan’sız” yazı yazmak mümkün mü?
25.05.2014
Yakında her şey normale döner mi?
23.05.2014
Yandaşlar ve yoldaşlar
22.05.2014
‘Acı’nın politikası ve insaf ölçüsü
20.05.2014
‘Yedirmeyiz!’
18.05.2014
Sorumlu kim?
16.05.2014
Tedbir nedir?
15.05.2014
Cübbeni giy, süpürgene bin, öyle gel!
13.05.2014
Susanlar ne zaman konuşacak?
11.05.2014
PKK, şimdi ne istiyor?
09.05.2014
PKK özerklik ilan edecek mi?
08.05.2014
Siyasetin ve rüşvetin standardı değişti mi?
06.05.2014
Kurşun yerine müfettiş
04.05.2014
Bu işin sonu nereye varacak?
02.05.2014
Değişmeyen 1 Mayıs
01.05.2014
Liderlik zaafı
29.04.2014
‘Dönemin başbakanı’
27.04.2014
Son kale
25.04.2014
Siyasî görgüsüzlük
24.04.2014
Cumhurbaşkanı mı, Başbakan mı?
22.04.2014
1 Mayıs’ta Taksim’den kaç oy çıkar?
20.04.2014
Demek iktidar böyle bir şey imiş...
18.04.2014
Eğer Köşk’e çıkarsa...
17.04.2014
Aşk ve nefret
15.04.2014
Yargıcın cübbesi, siyasetçinin gömleği
13.04.2014
Yumuşama mümkün mü?
11.04.2014
Görgüsüzün MİT’i olmuş...
10.04.2014
529 ve Twitter
08.04.2014
Cemaat ‘ütüldü’ mü?
06.04.2014
Evin danası büyümez!
04.04.2014
Cumhurbaşkanı kim olacak?
03.04.2014
Ya kaybetseydi?
01.04.2014
Zafer fotoğrafındaki ayrıntılar
31.03.2014
Nerede kalmıştık?
30.03.2014
Kim kazandı?
28.03.2014
Başbakan, Türkiye’yi bundan sonra da yönetebilir mi?
27.03.2014
Hangi Erdoğan?
25.03.2014
Uluslararası komploya kurban gidenler...
23.03.2014
Mesele bitmiştir!
21.03.2014
1946’dan sonraki en büyük kırılma
20.03.2014
Partilerimiz ve inançlarımız
18.03.2014
Erdoğan’ın ideolojisi
16.03.2014
Mecbur olmasa, bu kadar kötü olur mu?
14.03.2014
Yangınla delil yok etmek
13.03.2014
Gücünüz yetiyorsa buyrun...
11.03.2014
Erdoğan’ın dostları ve düşmanları
09.03.2014
Rehin tutulan liderlikle nereye kadar?
07.03.2014
Erdoğan dönemi ne zaman sona erecek?
06.03.2014
Cumhurbaşkanı’nın rolü ne olacak?
04.03.2014
AK Parti seçime giriyor mu?
02.03.2014
Adalet elbette yerini bulur
28.02.2014
Bu seferki ‘ara dönem’ ne kadar sürecek?
27.02.2014
Serseri mayın
25.02.2014
Mafya ile MİT arasında ne fark olmalı?
23.02.2014
Diktatörlük özlemi ve “uzun adam” hikâyesi
21.02.2014
Düşman çoğaltmak için istihbarat devleti kurmak
20.02.2014
Son kale
18.02.2014
Şimdi devlet kimin elinde?
16.02.2014
Devlet kuşu nerede uçuyor?
14.02.2014
Yolsuzluk, bir siyasî düzene dönüşmüşse?
13.02.2014
Başbakan, yolsuzluğun ne olduğunu bilmiyor mu?
11.02.2014
Başbakan yolsuzluk yaptı mı?
09.02.2014
AK Parti kapatılmalı mı?
07.02.2014
İslâmcılık, yolsuzluk gündeminin neresinde duruyor?
06.02.2014
“Millî irade hırsızlığı”
04.02.2014
Siyasal İslâm’dan geriye ne kalacak?
02.02.2014
Bugünlerde devlet kimin elinde?
31.01.2014
Paranın iktidarı
30.01.2014
Cumhurbaşkanı hukuku işletebilir
28.01.2014
Hukuk ne için lâzım?
26.01.2014
Hukuk yerine racon keserek ülke yönetmek mümkün mü?
24.01.2014
Kamyon durdu mu?
23.01.2014
Mesele MİT’in çok ötesinde
21.01.2014
Yolsuzlukların üstü örtülebilir mi?
19.01.2014
İslâmcıların koyduğu son nokta
17.01.2014
Yoksa İslamcılığı yolsuzluklar mı bitirdi?
16.01.2014
Hayrettin Hoca, rüşvete fetva vermiş oldu mu?
15.01.2014
HAŞHAŞİNLER VE YOLSUZLUKLAR
14.01.2014
Hayrettin Hoca’nın sevabı
12.01.2014
Yargı’nın çözdüğü havuz problemi
10.01.2014
Cumhurbaşkanı, freni patlayan kamyonu durdurabilir mi?
09.01.2014
Yargıyı Başbakan’a bağlayınca yolsuzluklar sona erer mi?
07.01.2014
Bu cenaze nasıl kalkacak?
05.01.2014
Hukukun yerine neyi koyabilirsiniz?
03.01.2014
Egemenlik hukukundur
02.01.2014
Hukuk sükût edebilir mi?
31.12.2013
2014’te kime güveneceğiz?
29.12.2013
Yargı, Başbakan’ın siyasî rakibi mi?
27.12.2013
Kriz kapıda bekliyor
26.12.2013
Kendi mahkememizi kurmak
25.12.2013
Başbakan, kaybettiği savaşı sürdürüyor
23.12.2013
Gemi hızla su alıyor
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive