• 4.02.2012 00:00

Başbakan Tayyip Erdoğan “Dindar ve muhafazakâr bir gençlik yetiştireceğiz” dediği içinkopan fırtına dinecek gibi değil. CHP muhalefeti, Ak Parti’nin milleti ‘dindarlar ve dindar olmayanlar’ diye ikiye böldüğü iddiasında. Bazıları da bu açıklamayı ‘demokrasi’ açısından yorumlayıp karşı çıkıyor.

Demokrasi açısından değerlendirildiğinde devleti yöneten birinin ağzından böyle bir sözün çıkmasını anlamak elbette güç. Her fikrin, her eğilimin, dinle ilgili her türlü yaklaşımın kendisine yer bulabildiği sistemin adıdır demokrasi; bu sebeple de devleti ‘belli bir görüş’yönünde yoğuran her yaklaşım demokrasi açısından sorunludur.

Eğitim devletin ârızalı yönlerinden biridir. Tek parti dönemi yeni bir ulus inşa etmeyi amaçlıyordu ve bütün eğitim sistemi buna göre dizayn edilmişti. Çok partili dönemde bile eğitimin hedefinde pek bir farklılaşma görülmedi; bütün eğitim kurumları ‘tek-tip insan’üretmeye devam etti. Bunu ‘Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ sayesinde başardı da.

‘Tevhid-i tedrisat’ ülkede mevcut bütün eğitim kurumlarının devlet gözetiminde bulunmasını, aynı derslerin okutulmasını, aynı amaca hizmet edecek bir gençlik yetişmesini sağlıyor. Birkaç azınlık okuluyla imtiyazlı yabancı okullar dışında özel-resmi bütün eğitim kurumlarının tek-tip olduğu nâdir ülkelerdeniz. Dahası, ‘istisnai’ durumdaki okullar bile, bir çok yönden, aynı ilkeye uygun eğitim veriyor; vermeyene zorluklar çıkartılıyor çünkü...

Kısır döngü bu ve bu kısır döngüyü kırmadan ‘çağdaşlığa’ teğet geçecek bir eğitim sistemine kolay kolay sahip olamayız.

Herhalde söylemeye hâcet yok: 1924 yılında çıkarılarak bugüne kadar kesilmeden gelmiş ve 1982 Anayasası’yla ‘inkılap kanunları’ arasında sayılmış Tevhid-i Tedrisat Kanunuaçısından, eğitilmesi amaçlanan ‘birey’ için ‘dindarlık’ söz konusu değildir. Dönemin yönetici kadrolarının baskısı altında bulunduğu o zamanın modası ‘pozitivizm’ felsefesine uygunnesiller yetiştirilmek istenmiş, bunda büyük çapta başarılı da olunmuştur.

Bugünlerde daha farklı bir eğitim yapısına ve günü daha iyi anlayan bir eğitmen kadrosunaihtiyaç vardır. Amaçlanması gereken de, çoğulculuğu içselleştirmiş, demokrasiyi özümsemiş, uluslararası rekabete zihinleri açık nesillerdir.

Demokratik ülkelerde dindar olmak veya olmamak bireylerin özgür iradelerine bırakılır. Toplumun dindar kesimleri eğitim faaliyetlerine katılır, eğitilen bireylerin ‘dindar’ olması içinçaba gösterebilir, bu amaçla özel eğitim kurumları açabilir. Neredeyse bütün Batı ülkelerinde kiliseler tarafından açılmış ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim kurumları vardır; bizde de olabilir...

Peki de, bu durumda Başbakan Erdoğan’ın “Dindar gençlik yetiştirme arzusu” ne oluyor?

Olan şu: Tayyip Erdoğan’ın kişisel olarak böyle bir arzuda bulunmaya, arzusu istikametinde çalışmalar yapmaya elbette hakkı vardır; bu yolda çalışmalar yürüten sivil toplum örgütlerine destek çıkabilir, destek çıkılmasını da isteyebilir. Ancak başbakan ve iktidar partisi lideri olarak bu arzusunu devlet politikası haline dönüştürmesi beklenemez.

İktidar partisinin yapacağı en hayırlı iş, ‘çağa uygun’ dimağlar yetiştirecek bir eğitim sistemi kurmak olmalı. Çağ zaten dünyanın her yerinde ‘dine dönüş’ çağıdır...