Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..


15.4.2017 - Bu Yazı 669 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Biliyorsunuz, Mehmet Uçum  sayın Cumhurbaşkanı’nın “Başdanışmanı”; bunun da ötesinde onu “organik lider” statüsüne çıkaran isim!.. Bu konudaki düşüncelerimi daha önceki  bir yazıda açıklamaya çalışmıştım (“Başkan ne demek hiç düşündünüz mü”?  http://www.aktolga.de/a117.pdf)... Bu yazıda niyetim aynı şeyleri tekrarlamak değil! Çünkü, sayın Uçum bu arada çok önemli başka şeyler de söylüyor. Ve işin ilginç yanı- bir noktaya kadar- bunlar kırk yıldır  benim de dile getirmeye çalıştığım düşünceler!.. Üstelik o, sadece varılan sonuçları tekrarlarken, ben senelerdir  bu sonuçların nasıl ortaya çıktığının da açıklamalarını  yapageldim!..

Ama sonra bir noktada yollarımız farklılaşıyor. Bu yazının konusu işte tam bu farklılaşma noktasına ilişkin...

İsterseniz önce M. Uçum  ne diyor onu bir dinleyelim:

“Sessiz değil, halkımız gümbür gümbür bir devrim yapıyor farkında mısınız? Halk kendi devletini kurmak için adım atıyor. 16 Nisan kutlu olsun”...  “Olan, bürokratik devletten halkın devletine geçiştir. Atatürk, cumhuriyet, laiklik kurucu değerlerimizdir ve milletin teminatı altındadır.”

- “Çok enteresan bir koalisyon oluştu ‘halkın devleti ’ ne karşı. Hakikaten çok ilginç... ‘Halkın devleti’ lâfı insanları niye bu kadar rahatsız ediyor, ben anlıyorum tabii. Şimdi bakın; gayet açık, gayet net ve bütünlük içinde anlatayım ben.

- Birincisi, cumhuriyet devletin şeklidir, üniterlik devletin yapısıdır, devletin işleyiş ilkesi de ya demokrasidir, ya otoriterliktir, ya totaliterliktir.

- Eğer otoriter bir sistem varsa, o devlet halkın devleti olmaz. Eğer bürokratik bir egemenlik varsa, o devlet halkın devleti olmaz.

- Mesela, Türkiye’de Adnan Menderes ve iki arkadaşını asan devlet halkın devleti midir? Mesela, Deniz Gezmiş’lerin idam kararını veren devlet halkın devleti midir?

Mesela, 12 Eylül’de 660 bin kişiyi gözaltına alan, onlara işkence eden, 50’den fazla genci asan devlet halkın devleti midir?  Mesela, başörtülülerin okumasını engelleyen devlet halkın devleti midir?  Ezanı Türkçeye çeviren devlet halkın devleti midir? Faili meçhul cinayetleri işleyen devlet halkın devleti midir?  Terörle mücadele ediyorum diye asla terörle mücadele etmeyen ve yaklaşık 40 sene bu ülkeyi kanlı terör saldırılarıyla karşı karşıya bırakan devlet halkın devleti midir?

- Cumhuriyete sahip olmak en büyük değerimizdir, devletin üniter yapısı, cumhuriyet esası bizim kuruluş ilkelerimizdir. Bunlara sahip olmak da kimsenin tekelinde değildir. Bunların sahibi millettir.

- Bugün ‘halkın devleti’ söylemine karşı çıkanlar 15 Temmuz gecesi cumhuriyet tehlikeye düştüğünde darbe girişimini alkışlayanlardır. O darbe girişiminin başarıya ulaşması için sütre gerisinde, kaçtıkları yerde bekleyenlerdir”...

Garip birşey,  kullanılan kavramların içeriğini açmaz da sadece söyleme bakarsanız, sanki sayın Uçum’la birçok konuda aynı şeyleri düşünüyormuşuz gibi; ama, pratik içinde kavramların içi açılınca olayın  hiçte öyle görünüşteki gibi olmadığı anlaşılıyor!..

Sayın Uçum devam ediyor:

- “Türkiye son 100 yıldır bir kuruluş süreci yaşıyor. Bunu net söylüyorum; birinci kuruluşta biz cumhuriyeti kazandık, ikinci kuruluşla da cumhuriyeti halkın devleti ile tamamlayacağız. Bu referandum, seçkinlerle bürokrasinin işbirliğine son noktayı koyacak olan bir tercihtir. Türkiye’de devlet artık belli bir seçkin zümre ve bürokrasinin devleti olmaktan çıkacak, bu bir.

İkincisi, Türkiye’de devlet kadrocu hareketlere, illegal yapılara, faşist yapılara açık olmaktan çıkacak.

Üçüncüsü, Türkiye’de devletin bütün organlarının belirlenmesinde halkın iradesi merkez olacak. Sadece yasamanın değil, yürütme ve yargının idaresinin belirlenmesinde de halkın iradesi merkez olacak.

Dördüncüsü, milli egemenlik artık kurumlara değil, halka ait olacak. Milli egemenlik halka aittir ve halkın iradesiyle devreye girer.

- İşte bu bütünlük içinde ifade ettiğim ‘halkın devleti’ kavramına karşı çıkan koalisyon, seçkinlerle bürokrasinin işbirliğini temsil eden koalisyondur. Devleti, seçkinlerin devleti olarak sürdürmek isteyen koalisyondur. Bürokratik devleti, milli egemenliğe karşı sürdürmek isteyen koalisyondur. Milli egemenliğin tam olarak halka geçmesini istemeyen koalisyondur. Halkın sadece Meclis’i seçip devletin hiçbir işine karışmasını istemeyen koalisyondur.

- Dolayısıyla halkın hem Meclis’i hem hükümeti doğrudan seçmesine katlanamıyorlar. Yargının idaresinde halkın seçtiklerinin seçim yapmasına katlanamıyorlar. Yani demokrasinin meşruiyet ilkelerinin gerçekleşmesine tahammül edemiyorlar”...

Peki bunlar hep belirli bir duruşu ifade eden görüşler deği mi, yanlış olan ne var burada?

Eğer sayın Uçum’un  söylediklerini- ve onun ideolojik önderlik yaptığı kesimlerin duruşunu-  zaman ve mekan boyutundan soyutlayarak ele alırsak, ve de, daha önce de söylediğim gibi, kavramlara yüklenen farklı anlamları bir yana bırakırsak, bunların hepsi doğrudur; bunlar benim de görüşlerimdir. Açın http://www.aktolga.de/  yi, bu görüşlerin tarihsel gelişim içinde nasıl oluştuğunu, ortaya çıktığını da görürsünüz…

Ama artık  bence  bu türden söylemler çoktan geride kaldı. Süreç o kadar hızlı gelişti-gelişiyor ki, bugün artık Türkiye’de  “devrimin birinci aşamasına” ilişkin bu görüşleri aynı şekilde tekrarlamak bambaşka anlamlara geliyor!.. 

Devrimin birinci aşamasının sonlarına doğru ortaya çıkmaya başlayan  jakoben ruh, ne zaman ki  meseleyi eskinin Devletini ele geçirmekle sınırlı olarak ele almaya başladı (ne zaman ki olayı,  yıkılan eski binanın tuğlalarını  kendine özgü bir şekilde üstüste koyarak  eski Türkiye’nin Devletini yeniden ihya etmek olarak yorumlamaya başladı) o andan itibaren artık sayın Uçum’la ve onun temsil ettiği hareketle bir yol ayrımına gelmiş  oluyorduk…

Ne kadar ilginç değil mi, bu iş-devrim yapma işi- aynen bisiklete binmeye benziyor,  düşmemek için sürekli   pedalları çevirerek ilerlemek zorundasınız, yoksa, tam hedefe ulaştım artık derken düşüveriyorsun!..

1-Türkiye’de iki Türkiye’nin bulunuyor olması gerçeğini unutmamak gerekiyor...

Daha öncesini bir yana bırakırsak,    “batıcı” kesimin “ilerici padişahı”  II.Mahmut’tan  bu yana, “Devleti kurtarmak için batılılaşmak” adına  Türkiye bir kültür ihtilaline maruz kalmıştır. Bunun sonucu olarak da, süreç içinde  Türkiye’de  iki kültürün, iki yaşam biçiminin , kısacası birbiriyle içiçe  iki Türkiye’nin  ortaya çıktığını görürüz...

Sonuç mu? Artık yapısal bir ikiliğin meydana geldiği Türkiye toplumu gibi bir toplumda hiçbir zaman bunlardan birinin diğerinin üzerine binerek ilelebet saltanat sürmesi mümkün değildir... Alın işte ortada, özellikle son yüz yılda bir kanat denedi bunu, ne oldu? Bu nedenle, şimdi yapılacak iş, sistem içi rövanşist bir zihniyetle bunun tersini yapmak değildir. Buralardan bir yere varılamaz...

Dikkat ederseniz, yukarda, “Devleti kurtarma” kavramının altını çizdik. Bu demektir ki,  kimse  bize zorla  birşey empoze etmemiştir. Ne yaptıysak,  “Devletimizi kurtarmak adına ” biz kendimiz yaptık! Yani, “batılılaşma” adı altında sürdürülen bütün o kültür ihtilallerinin falan  nedeni, öyle işin kolayına kaçarak-aradaki Devlet olayını gizleme pahasına- “emperyalistler”  değildir; neden bizzat bizim kendimiziz. Emperyalistler-Batı’lı ülkeler- sadece, bizim yapısal sorunlarımızla oynayarak-“Devleti kurtarma” faaliyetlerimizden yararlanarak- durumdan vazife çıkarmışlar, süreci kendilerine göre yontup şekillendirerek kendi çıkarlarına uygun  gelişmelerin yolunu açmışlardır. Bu konu o kadar önemli ki,  bugüne kadar konuya ilişkin olarak- “Tarihle hesaplaşmadan burjuva devriminin tamamlanamayacağına” ilişkin- birçok yazı yazmak zorunda kaldım. Ama nedense sayın Uçum’un da içinde bulunduğu  Jakobenler korosu bunları hiç görmediler!..

2-Devrim, “eski”nin içinde, onun diyalektik inkarı olarak olgunlaşıp gelişen “yeni”nin çıkıp gelmesi olayıdır. Yoksa, “eski”nin içindeki “yönetilenlerin” ayaklanarak “yönetenleri” alaşağı edip onların yerine geçmeleri olayı devrim  değildir. “İsyanla”, “altüstlükle” devrimi birbirine karıştırmamak gerekiyor…

Sanıyorum sayın Uçum’la aramızdaki görüş ayrılıklarının  ideolojik-teorik ve tabi felsefi nedeni tam  bu noktada ortaya çıkıyor.  O gerçi, “artık sınıf esasına göre değil toplumu temel alarak düşünmek lazım” falan diyor ama, sanıyorum eski bir “solcu” olarak onun devrim anlayışının özü halâ “ezilenlerin” “ezenleri” alaşağı ederek devleti ve politik iktidarı ele geçirmeleri anlayışına-yani Jakoben bir devrim anlayışına- dayanıyor! Örneğin, 1917 “ezilenlerin” “ezenleri” alaşağı ettiği böyle bir  “devrim”di (1789’un jakobenlerine göre, Fransız İhtilali de böyle idi!..). Bunun-bu türden bir devrimin- adına ister sayın Uçum gibi  “halk devrimi” deyin, ister  “işçi sınıfı devrimi”,  ideolojik söylemler dışında olayın özü değişmiyor. “Ezilen” halk, bir şekilde (ister Fransa’da, ya da Rusya’da olduğu  şekilde, ister bizdeki gibi, yani seçim yoluyla) iktidarı alarak, eski devlet mekanizmasını parçalıyor, sonra da, ortaya çıkan  parçaları  kendisine göre yeniden üstüste koyup düzenleyerek “kendi devletini”-“halkın devletini”-inşa ediyor!.. Böylece,  eskiden beri varolan sistemin toplumsal DNA larında- yani üretim ilişkilerinde ve kültüründe- hiçbir değişiklik olmadan mevcut sistem “altüst” edilerek ortaya “yeni” bir yapı çıkarılmış oluyor!..

Peki durum, ya bizdeki gibi ise, yani Türkiye’de iki Türkiye, iki “halk”, iki Devlet sınıfı varsa, o zaman ne  olacak?..

İşte o zaman, şu an bizde ne oluyorsa  o oluyor, yani at iziyle it izi birbirine karışıyor! Aşağıdaki tablo adeta bir pusula gibi. İsterseniz önce onu  bir inceleyin bakalım!..  

                              

                                      

Osmanlı’dan bu yana Türkiye toplumunu, „Yönetenler“ ve „Yönetilenler“den oluşan bir sistem olarak ele aldığımız zaman çok açık bir şekilde Türkiye’de iki Türkiye bulunduğu gerçeğiyle karşılaşırız demiştik…

Buradaki birinci Türkiye, şekilde „Yöneten“ (A) ve „Yönetilenler“ (C) den oluşan bir A-C sistemi olarak „Beyazların“ Türkiye’sidir… Buradaki (A) „batıcı“ İttihatçı-Kemalist  Beyazdevlet sınıfını, (C) ise „batılılaşma“ süreci boyunca yaratılan yeni tipten „yönetilenleri“ yani „Beyazhalkı“ temsil ediyor!..

İkinci Türkiye ise,  „Yöneten“ (B) ve „Yönetilenler“(D) den oluşan bir B-D sistemi olarak „Siyahların“ („Türkiye’nin zencilerinin“) Türkiye’sidir… Buradaki (B) İslamcı geleneksel Devlet sınıfı fraksiyonunu  temsil ederken (ki, bunlar Devletin „batılılaşması“ sürecine “paralel” olarak özellikle Cumhuriyet dönemi boyunca artık hep altta güreşir pozisyonda olmuşlardır), (D) de, Osmanlı’nın „Reaya“sından bu yana  geleneksel olarak yaşamlarını sürdüren halk kitlelerini temsil eder. Bu ikinci Türkiye’nin insanlarının birincilere karşı koruyucu bir şemsiye olarak hep dini öne çıkardıklarını, onu ideolojik olarak  koruyucu bir silah gibi kullanageldiklerini unutmayalım…

POPÜLİZM NEDİR?..

Genel olarak, „popülizm”in bizdeki karşılığı “halk dalkavukluğu” oluyor. Bir ideoloji  olarak popülist devrim anlayışı ise bizde  „halkçılık“  olarak ifade edilir. “Halkçı” devrimcilere göre “halk”, yani “yönetilenler”  bir şekilde iktidarı “yönetenlerden” alarak devrim yapmış olurlar!.. İşin özü budur...  (Aslında her ülkeye göre, her ülkenin kendi tarihsel gelişme diyalektiğine göre anlamı biraz daha farklı hale gelen   kavramlardır bunlar.   Ama, şu an bizim için önemli olan, bizde  iki  Devlet sınıfına karşılık iki çeşit “halkın” ve „halkçılığın“ da  bulunuyor olmasıdır!..)

“Beyaztürk” halkçılığının yakın zamanlardaki en büyük temsilcisinin Ecevit olduğunu söylemeye gerek yok sanırım... Aslında  diğer „solcu“ akımlar da bu kategoriye giriyorlar.  Ne var ki, Ecevitin popülizmi aşağıdan yukarıya bir popülizmi temsil ederken, öteki solcuların popülizmlerinin yukardan aşağıya pozitivist bir popülizme denk düştüğünü görürüz…

Ama biz şimdi tekrar „AK Parti hareketine-devrimine” dönelim:

AK Parti hareketi-“devrimi”- ortaya çıkışı itibariyle, “popülist bir halk hareketi” olmanın çok ötesine geçen bir hareketti. Küreselleşme süreciyle birlikte dış dinamiğe ilişkin rüzgarları da arkasına alan sistemin iç dinamiklerinin, yeni bir Türkiye’nin inşası yönünde kollektif bir ayağa kalkışı olarak şekillenmişti.  Ama tabi, bu elbette  aynı zamanda bir halk hareketiydi de. Her halk hareketinin popülizm anlamında „halkçı“ bir hareket  olmadığını bilelim yeter... Neden mi?

Sınıflı bir toplumda, adına “halk” denilen „yönetilenler“,  yeni bir topluma  gebe olan bir annenin rolünü oynarlar…

Yani, yeni bir üretim ilişkileri sistemiyle karakterize olunan yeni toplumun güçleri (şekilde E-F) daima eskinin içindeki ana rahmi konumunda olan halkın içinde gelişir, güçlenir, sonra da oradan çıkar gelirler. Bu açıdan, “yeninin” “eskinin” içinden çıkıp gelme süreci daima devrimci bir koalisyondur. “Halk” adı verilen ve sistemin anne rolünü de  oynayan „ezilenleri“, kendi içlerinde barındırdıkları yeni toplumu temsil eden güçlerle birlikte, dış dinamiği de-dış konjönktürü de- arkalarına alarak tarihsel bir koalisyon şeklinde iktidara yönelirler…Sonra, yavaş yavaş, anneyle çocuğu arasındaki ayrışma süreci yaşanılmaya başlanır, çocuğun bağımsız bir  kişilik olarak kendi ayaklarının üzerinde yürümesi  gerçekleşir... İşte,  devrim denilen olayın özü  budur. “AK Parti devrimi” denilen olayda,  “devrimin birinci aşamasında”, Siyahtürk halk kitlelerinin, kendi içlerinde gelişen yeniye ait güçlerle birlikte iktidarı eski Türkiyenin „Beyazdevlet sınıfı“ unsurlarından  almalarının özü budur...

Ama dikkat ederseniz burada-Türkiye somutunda- çok önemli bir nokta var:

AK Parti’nin iktidarı ele aldığı koalisyon, o dönemde,  eskisi ve yenisiyle sadece bir Siyahtürk hareketi değildi. Bunun içinde Beyazların içinden çıkıp gelen, yeni Türkiye sentezine dahil olmaya namzet  unsurlar da vardı.  Ama iktidar  ele geçirildikçe, sanki bütün mesele bu imiş gibi- eski Türkiye’nin Devletini ele geçirmekmiş gibi-   koalisyonu  oluşturan güçlerden Jakoben bir kanat  ötekileri adım adım tasfiye ederek öne çıkmaya başladı. Artık olayın  yeni  Türkiye’ye geçiş boyutu görmezden geliniyor, mesele  Devletin sahipliği meselesine indirgenerek, süreç eski Türkiye’nin  içinde „ezilen Siyahların” “ezen Beyaz” Devlet sınıfı güçlerine karşı mücadelesi boyutuna indirgeniyordu. Kısa zamanda, o kucaklayıcı devrimci ruhun yerini,  sürekli bir kavga ve kutuplaşma ortamı yaratarak,  kendine eski sistemin içinde (onun Devletine sahip çıkarak)  yaşam-varoluş alanı oluşturmaya çalışan Siyah bir jakobenlik anlayışına  şahit olur hale gelmiştik…

Bütün bunları son dört yıldır yazıp duruyorum… Şimdi geldik gene bir dönüm noktasına. Peki bundan sonra ne olacak?..

Ben size birşey söyleyeyim mi, Referandumda „evet“ de çıksa „hayır“ da çıksa sakın enseyi karartmayın!.. Eğer “evet” çıkarsa, bu, “kazananlar” için kelimenin tam anlamıyla “halkçı” bir pirus zaferi olacaktır!.. Ama öte yandan, muhtemel bir “hayırı” da kimse-özellikle de Beyazlar- kendi hanesine yazmaya kalkmasın; çünkü o “hayırın” onlara hiçbir hayrı olmayacak!! ...

E, o zaman ne kaldı geriye mi diyorsunuz?..   

“Yüzdük yüzdük  kuyruğuna geldik” şurada hesabı, Türkiye her halukarda yolunu bulacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın!.. Yani artık ne öyle, Mısır’da falan olduğu gibi, Siyahların yaptıkları hatalar nedeniyle  “Beyazların” iktidarına bir geri dönüş mümkündür, ne de  Siyahların Beyazlar üzerinde, uzun süre  kalıcı, yeni tipten Devletçi bir  hegemonya inşa etmeleri… Yeni Türkiye, “Siyahların” ve “Beyazların” Türkiyesi   değil, “Siyah-Beyaz” etkileşiminin ürünü olan   çok kültürlü Melez insanların Türkiyesi  olacaktır. Buraya giden yol ise, „tarihsel bir uzlaşma“dan geçiyor. Eski Türkiye’ye karşı yeninin güçlerinin uzlaşarak yaratacağı bir uzlaşmadan… Tarihsel uzlaşma zemininde yaratılan „adem-i merkeziyetçi“ yeni bir anayasa ile, Kürt  ve Alevi sorunları başta olmak üzere, kendi iç sorunlarını  çözmüş,   küreselleşme rüzgarlarını da tekrar arkasına alarak, 21.Yüzyılın “yumuşak gücü”- vicdanı- olma yolunda ilerleyen yeni bir Türkiye’nin önünde kim durabilir ki?..  Göreceksiniz bakın, bütün yollar buraya çıkıyor-çıkacak... E, gerisini de artık bu yolun önüne engel olarak çıkmaya çalışanlar düşünsün!..  

.

Facebook Yorumları

reklam
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı