Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...


25.11.2020 - Bu Yazı 186 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sabah...

Yorgun argın kahvaltı yaparken, göz ucuyla haberleri okumaya çalışıyordum. Ne iş yaptıkları henüz tam manasıyla anlaşılamayan, 2020'nin en gizemli topluluğu 'Bilim Kurulu' üyelerinden birinin, “Durum parlak değil, herkes kendi OHAL'ini ilan etsin,” dediğini okuyunca...

Tam bir aydınlanma anı oldu benim için. Aylardır salgından korunmaya yönelik tedbirlerle, neredeyse hiç ödün vermeden ve ciddiyeti bir an olsun elden bırakmadan yaşamaya çalışmakla birlikte; bir süredir evde ve sitemizde işlerin istediğim gibi gitmediği görüyor, bazı disiplinsiz tavırlardan rahatsızlık duyuyor, hanıma ve ufaklığa istemsizce sinirleniyor, ancak içimi kemirenin adını bir türlü koyamadığımdan ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum.

Herkes kendi OHAL'ini ilan etsin, önerisiyle kendime geldim ve hanımın yüzüne bakıp “Şu andan itibaren OHAL ilan ediyorum,” deyiverdim. O da benim yüzüme baktı ve cevap verme gereği duymadan kahvaltısına devam etti!

Son zamanlarda hep böyle yapıyor işte. En sinirlendiğim tavır. Sanki karşıdaki hiçbir şey söylememiş gibi o umursamaz bakış, o 'sen bilirsin' rahatlığı, o 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın'cılık... Ufaklık hiç ilgilenmedi zaten; masanın yanında durmuş, elinde kemirilmiş ekmek, pijaması düşmek üzere, mutfaktan getirdiği bir tencerenin içine cep telefonunu ve kitaplığın alt rafından çelip çıkardığı bir kitabı yerleştirmeye çalışıyor. Bir de kedi var. Ortada görünmüyordu o esnada, herhalde yine bir yerlere işiyordur, diye düşündüm. Dur bakalım sen dur! OHAL'de hepsini muma çeviririm bunların.

Hanıma bu kez daha kararlı bir ifadeyle, “Anlamadın galiba, şu andan itibaren OHAL ilan ettim” deyince, gülümseyerek “Yine rejime mi başlayacaksın, kaç kere başladın, olmuyor veremiyorsun işte, basenin geniş senin?” dedi iyi mi! Laf atıyor aklınca, görürsün sen rejimi. Sesimi biraz yükseltip “Hayır rejim mejim değil, şu andan itibaren ev ve çevresinin yönetimi bende, istediğiniz gibi hareket edemezsiniz, kendinize çekidüzen vereceksiniz,” dedim. Kararlılığımı görünce kahvaltıyı bıraktı tabii. Ne diyeceğini de bilmiyor, anlamaya çalışan gözlerle yüzüme bakıyor öyle. Ufaklık o sırada telefonu ve kitapları aynı anda tencereye sokamayacağını anlamış olmalı ki, her birini bir yere atıp mızıldanmaya başladı. Kedi hâlâ ortada yok, kesin yastığa...

“Ben bu düzensizliğe, boş vermişliğe, şu çocuğun haline tavrına dağınıklığına, kedinin her yere işemesine dayanamıyorum, çeki düzen vereceğim kardeşim, öyle canınızın istediği gibi davranamayacaksınız bundan böyle, bu evde kanun var nizam var, bıktım bu perişanlıktan artık...” Hanım durumun ciddiyetini iyiden iyiye anlamaya başlıyordu. “İstersen bugün çocukla tüm gün ben ilgilenirim, sen dizi filan seyret, bak herkes aynı diziden söz ediyor, senin de hakkın, ezik hissetme kendini,” nevi bir şeyler söyler gibi oldu. Hah işte gördün mü, hiç anlamamış asıl meseleyi, halkımız cahil ne yazık ki, eğitim seferberliği şart.

Kendisine, sorunlarımızın yapısal niteliklerini, OHAL'in benim sıkılmamla ilgisi olmadığını, bu evde ve hatta tüm sitede düzenin mutlak surette sağlanması gerektiğini, bunun için gerekli tedbirleri ivedilikle alacağımı, yeni ve evimize özgü bir sistem kuracağımı, bu şekilde hem eve hem ailemize âdeta kusursuz bir düzen getireceğimi, aksi halde salgınla mücadelede birlik ve beraberliğimizi korumanın mümkün olmayacağını, tedbirlerin her şeyden evvel ülkemizin ve evladımızın geleceği noktasında son derece gerekli olduğunu söylerken; gözlerinin büyüdüğünü, yaşadığı şaşkınlığı görebiliyordum artık.

“Anlamıyorum ne yapacağını, her zamanki soğuk şakalarından biri mi, yoksa ciddi misin?” diye sormaz mı! Soğuk şakaymış, ciddi miymişim... “Görürsün ne yapacağımı, artık ev içinde öyle istediğiniz gibi dolaşıp davranmak yasak, karar var, genelge var, hukuk var hukuk, canım istedi mutfağa, vazgeçtim salona, hop oradan pervasızca koridora, çok sıkıldım kumanda nerede, çocuğa çizgi film aç... onlar eski evde kaldı hanımefendi, artık yeni bir ev olacak, kanun nizam işleyecek burada,” dediğimde telaşlanmış gibi geldi sanki ama belli ki idare edip soğukkanlı kalmaya çalışıyordu. Hemen çalışma odasına gidip bir tomar beyaz A4 kâğıt ve kalınca yazan siyah bir kalem getirip yemek masasının üzerine koydum. Salondaki iri yarı tekli koltuğu da masanın yanına çekip makam koltuğu yaptım. Makam, koltuk önemlidir, saygı uyandırır.

“Yapılması gerekenleri kâğıtlara yazıp imzaladıktan sonra tebliğ edeceğim, siz de uyacaksınız, beni zor kullanmak mecburiyetinde bırakmayın sakın, kedi nerede bu arada, ona da bir çift sözüm var,” dedim. Baktım telefonunu aranıyor, Allah bilir kimi arayıp şikâyet edecek. Gözümden kaçmadı tabii, bu yeni sistemin en önemli avantajı sürati, tak tespit şak karar pat uygulama olacak. Hemen telefonunu elinden alıp acil bir karar metni yazdım. 1 No'lu Karar: “Ev ahalisine... Zırt pırt telefon etmek, arkadaşlarla dedikodu yapmak, fotoğraf çekmek, vatsap mesajı göndermek ve görüntülü aramalar kati surette yasaklanmıştır. Günün hangi saatlerinde kullanılabileceği tarafımca bilahare duyurulacaktır. Telefonlar evin belli ve görünür bir noktasında tutulacak, 'gelen aramalar' izinsiz yanıtlanmayacaktır. Uymayanlar hakkındaki idari ve cezai tedbirler hiçbir duraksamaya mahal vermeden alınacaktır. Caktır, cektır, cuktur.” Güzel bir karar oldu bu hakikaten, resmen moralim yerine geldi. Ne öyle kanun yok intizam yok, zırr telefon pırr telefon.

Hanımın ellerinin titrediğini ve sinirli sinirli gülümsediğini fark ettim. Ufaklık tencereden sıkılmış, elbiselerinin asılı olduğu gardırobu dağıtmak için odasına yönelmişti ki, pat kestim önünü. Öyle saf saf bakıyor yüzüme. Ben bilmez miyim o yüz ifadesini, sözüm ona yumuşatacak ve istediğini elde edecek. O eski evdeydi canım, o evde annenin senin ve kedinin vesayeti vardı, geçti o günler. Kucağıma aldığım gibi salona getirip benden izin almadan bir daha o odaya giremeyeceğini, anlaşılır ve müşfik bir dille anlatmaya çalıştım. Baktım, annesi gelip çocuğa sarıldı, kanepede beni seyrediyorlar. Ha şöyle, düzen gerek intizam gerek, OHAL bu. Geçtim oturdum koltuğuma, gerekli tedbirler üzerinde düşünmeye başladım. Kedi hâlâ görünmüyor ortalıkta ama arayacak fırsatım yok, tek başımayım. Yeni bir sistemi bir başına oturtmak hiç kolay iş değil takdir edersiniz ki. Bir an, acaba bu işe karşı binadaki yedi numarayla anlaşmadan başlamasa mıydım, diye geçirdim içimden. Kısa, tıknaz, biraz gergin biri, sitedeki her şeye karışıyor, yanlış park eden araç sürücüleriyle tartışıyor filan, geçen birinin sileceğini kaldırırken gördüm, onunla ittifak kurabilirim aslında. Dur bakalım, yolumuz uzun inşallah, düzen intizam gelecek kardeşim.

Yeni kararlar yazmaya başladım. Üçüncü karardayken, üst katta oturan 65 plas karı kocanın dışarı çıkmakta olduğunu görünce balkona koşup iki kolumu açarak “Durun” diye bağırdım. Bakıyorlar yüzüme. “Nereye gidiyorsunuz, hayırdır, salgın var duymadınız mı Ferit Bey, bu ne rahatlık?” Efendim saat 10.00'da dışarı çıkabiliyorlarmış da, bir saat yürüyüş yapıp geleceklermiş de... Bir de sakin sakin anlatmıyor mu! “Yok efendim, lütfen dönün evinize, ben biraz önce OHAL ilan edip yeni saat düzeni belirledim, birazdan yazılı kararı size kapıcıyla göndereceğim, kafanıza göre dışarı çıkmayın,” deyince, tırım tırım döndüler evlerine. Ferit Bey emekli subay, emir yazı genelge filan duyunca itiraz etmedi tabii. O sırada hanımın bağırıp çağıran sesi geliyor arkadan. Çıldırmışım, beni şikâyet edecekmiş, böyle OHAL olmazmış, yetkilerimi aşıyormuşum!

Ha hayt... Harika, işte istediğim kıvama geliyor bizimki. Yaptıklarımdan hoşlanmasa da OHAL'i kabullenmeye başladı bile. Ne de olsa hukukçu, ne yaşanırsa yaşansın hemen teknik açıdan tartışmaya başlar bu zümre. Ben yönettiğimin kumaşını biliyorum güzel kardeşim, kumaşını. Şikâyet edecekmiş beni, nereye edecekse...

E hoca durur mu, yapıştırmış cevabı: “Tamam haklısın, şikâyetleri yöneltebileceğiniz bir organ gerekli, hemen çözeceğim bu sorunu, tak eylem şak sonuç, merak etme.” Telefonları yanıma alıp kapıyı da üzerlerine kilitledikten sonra bizim küçük markete koştum. Sağolsun sahibi de çırağı da iyi, anlayışlı insanlar. “OHAL ilan ettim, bir konuda yardımınıza ihtiyacım var,” deyince, “İyi yapmışsın abi helal olsun,” diyerek yanıtladılar. “Yalnız, uygulamalar noktasında bazı sıkıntılar olabilir, şikâyet eden çıkar filan, ikinizi 'itirazları inceleme komisyonu' olarak atamak istiyorum, yanımda A4 getirdim, hemen halledeceğim.” Biraz şaşırdılar ama komisyon üyesi olmanın cazibesine de dayanamadılar. Hemen orada bir genelge yazıp kendilerine tebliğ ettim. “Benim hanım şikâyetçi mi oldu, dilekçesini kabul edin, biz size geri döneceğiz filan deyin, süre meselesini kafanıza takmayın, iki günde bir uzatırım, sonra kararınızı bana gönderin, canımı sıkacak bir karar da vermeyin sakın, kanun var nizam var, ona göre.” “Tamam abi de, yenge bizim kararı kabul etmezse ne yapacağız, başımız derde girmesin sonra,” diye sordu market sahibi. Adam haklı. “Sen dert etme, gün içinde iki özel güvenlikçi duruyor kapıda, beni severler, şimdi gidip onları temyiz organı atayacağım, kararını beğenmeyen oraya gidecek.” Gözleri parladı, “Vallahi helal olsun abi, her şeyi düşünmüşsün, o iş bizde, sıkıntı yok,” dedi. Yeni sistemde yavaşlığa yer yok kardeşim, hızlı olacağız, evcek ve sitecek çok vakit kaybettik bugüne dek, hayallerimiz var bizim hayallerimiz, kanun düzen intizam...

Siteye dönüp kapıdaki arkadaşlara da görevlendirme genelgelerini verdim. İlkin biraz yadırgadılar sanki ama baktılar ki kanun nizam için çabalıyorum, kabul ettiler. “Canın sağ olsun abi, elimizden geleni yaparız,” dedi yeni temyiz organı. Bu arada hanımın, kucağında ufaklıkla pencereden karşı komşuya bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark edince tepem attı. İki arada bir derede eylem mi tertip ediyor acaba diye işkillendim, belli ki bazı tedbirleri sertleştirmeliyim. Eve girer girmez hemen bir 'perde genelgesi' yayınlayıp açılış kapanış saatlerini kesinleştirmeye karar verdim.

Akşam saatlerinde hanım, yayınladığım 'yemek saatleri genelgesi' gereğince perdesi kapalı mutfakta, ufaklık kendisi için belirlediğim alan içinde ve o saat itibariyle izin verilmiş oyuncaklarıyla oynuyordu. Yok artık öyle bütün ayakkabıları çıkarıp televizyonun önüne dizmek, gardırobu boşaltıp salona getirmek, canı ne zaman istese simit yemek... Kanun var nizam var, o da yerini bilecek. Ağaç yaşken eğilir. Yalnızca birkaç saat içinde dahi düzen geldi eve ve apartmana inanın. Fakat yarın bir gün halalar gelince bazı sorunlar yaşanacak zannedersem. Büyük halayı, diğerlerini kontrol etmesi ve sakıncalı davranışları bildirmesi için görevlendirmeyi düşünüyorum. Saat 22.00 sularında hanım geldi yanıma, gergince yüz ifadesiyle “Artık uyumaya gidiyoruz, sakıncası yoksa!” diye soruyor. İşte böyle, canım istedi uyuyorum, olmaz. Müşfik, insanını tanıyan ve ev içi demokrasiye önem veren biri olarak “Tabii, uyuyun artık,” diyerek yanıtlayınca tıpış tıpış gittiler. Ev için demokrasi olmasa o soruyu sorabilir mi, soramaz. Gidip uyuyabilir mi, uyuyamaz. Şu saat oldu kedi hâlâ yok, firar mı etti ne oldu bu hayvana! Böyle giderse, bir karar yazıp gıyabında ev kediliğinden ihraç etmek, kumu ve yaş mamasına el koymak zorunda kalacağım. Gitsin çimenleri kemirsin.

Gece...

Yorulmuş olsam da kendimi çok iyi hissediyorum bugün. Yatmadan bazı karar ve genelgeler hazırlamam, ufaklığın masal kitapları noktasında zorunlu düzenlemeler yapmam lazım. Bıkkınlık geldi şu Faresu ile Tavşancan'ın hikâyelerini okumaktan artık. Ayrıca bazı masallardaki isimler konusunda da reform yapmayı tasarlıyorum. Kitaplardaki çocuk isimlerinin, âdeta elit kesimin tatil yaptığı butik otel isimlerini çağrıştırmasını hazmedemiyorum, bu nedenle üzerlerini çizip geleneklerimize uygun adlar vereceğim. Reform her eve lazım. İnternet alışverişini sınırlamaya yönelik bir genelge şart. Unutmadan, şu ekşi mayalı ekmek yapımının süresiz ertelenmesine dair bir karar metni hazırlayayım. İçimde ekşi maya büyüyor artık, bu böyle gitmez.

Ne kadar çok iş var yapacak, inanın hiç kolay iş değil OHAL, ama gereklilik noktasında bir zorunluluk. Kanun var nizam var...

Rica notu:

Başka pek çok yerden daha güvenli olmalarına rağmen, tiyatroya gitmeye çekiniyor olabiliriz. Fakat ödeneksiz tiyatrolar çok zor durumda. Merkezi idareyi geçtim, yerel idareler de 'çöküşü' seyretmekle yetiniyor sanki. Lütfen gitmeyeceğimiz oyunlara da bilet alalım. Gitmeyeceğimiz oyunlara da bilet alalım!

.

Facebook Yorumları

Emlak8
18.01.2021
Türklüğü benimsemeyen Ermeni’ye de mi ‘Türk’ denecek!
12.01.2021
Bir sersemletme yöntemi olarak, doğru adlandırmamak...
11.01.2021
Türkiyelilik, Türklük ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı…
7.01.2021
Anam babam okul yüzü görmemişti, Boğaziçi’nde hocalık yaptım…
6.01.2021
İktidar olduğunuzda, 'münasip isimler dairesi' kurarsınız!
2.01.2021
Fikri Sağlar’a yönelik tepkinin içeriği ve muhalif siyasetçiye birkaç basit soru…
31.12.2020
12 Eylül darbecilerinin, gençlere ‘Lenin, Mao ve Kastro yerine, din öğretme’ arzusu
30.12.2020
81 baro – 22 baro = Anayasa ve Kürt sorunu!
26.12.2020
Laikleşme macerasında Türkçe ezan ve çok partili yaşam aşaması…
22.12.2020
'Terör yuvası' tamam da, 'fuhuş yuvası' biraz ağır oldu!
19.12.2020
HDP hakkında kapatma davası açılırsa ne olur?
15.12.2020
Laik Cumhuriyet laik miydi?
8.12.2020
Mülkiye, üniversite ve Muhittin (Tuncer) Bey...
6.12.2020
Osmanlı’dan ‘laik’ Cumhuriyet’e giden yolda neler yaşandı?
1.12.2020
Demokrasi için biraz olsun gerekli haslet, mahcubiyet...
28.11.2020
Osmanlı-Türk laikleşmesi: Ezber ve klişe sevgisinin yararsızlığı
25.11.2020
Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...
23.11.2020
Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!
13.11.2020
Laiklik neden çok önemli ve zor bir konu?
10.11.2020
Talihsiz bir siyasal iletişim yolu, yaranma çabası...
3.11.2020
Bir siyasi duruş olarak, istihza...
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
26.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
11.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
26.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen Kürt ‘kökenli’ kardeşlerimizi de kapsayacak mı?
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
14.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
7.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
25.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
22.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
26.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
13.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
2.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
29.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
8.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
6.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
27.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive