Mustafa PAÇAL

mustafapacal@hotmail.com



Bookmark and Share

OLAYLARA ÜÇÜNCÜ GÖZLE BAKMAK…


22.11.2011 - Bu Yazı 5901 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Son günlerde KCK operasyonları üzerinden yapılan tartışılmalarda aslında kısaca bu soru sorulmak isteniyor.

Kimden yanasın?

Söyle devletten ya da hükümetten yana mı? yoksa PKK’dan yanamısın? 
Aşağı tükürsen sakal,yukarı tükürsen bıyık misali bir şey bu…
Benim bu soruya cevap vermemin ne kadar önemi var bilmiyorum. 
Ama bu konu üzerinden yapılan tartışmalar beni irite ettiği için bu konuda bir şeyler söylemek gereğini duydum.

Önce süreçle ilgili bir “açılım” yapmak istiyorum.

Küyerel’de son çıkan yazımda mealen Devlet-Öcalan görüşmelerinde ortaya çıkan “çözüme yönelik iyimser hava” ile seçim sonrası kurulan hükümetin açıklanan “umut var” programı ve Kıbrıs sorununda tarafların yıl sonuna kadar “çözüm için” bir araya geliyor olmasını puzzle’ın parçaları gibi bir araya getirdiğimde, gerek yeni anayasa ve Kürt sorunu ve gerekse de tıkanmış olan Türkiye-AB üyelik ilişkilerinin normalleşmesine önemli katkılar sağlayacağını yazmıştım.
Ay yazmaz olaydım.

Hemen bunun arkasında Silvan’la başlayan,Çukurca ile devam eden PKK saldırıları geldi.

Ve oluşan ılık siyasi iklim gitti ve yerine kış kıyamet boran bir hava geldi veya getirildi.

Aslında ne oluyor? Sorusu bu gelişmelerden sonra uzun,uzun tartışıldı yazıldı ve çizildi.

Evet aslında ne oluyordu,ve hala neler oluyordu?

Benim kafamdaki soru şu idi? 

Devlet-Öcalan görüşmelerinde çözüm için tarihi bir etap geçilmişken ve yeni anayasa ve demokratikleşme sürecinde çok önemli bir toplumsal fırsat yakalamışken ve buna bağlı AB üyelik sürecinde tıkanıkların aşılması gibi çoklu siyasi momentin zemini belirgin hale gelmişken bu sürecin sabote edilmesini kim veya kimler istemiş olabilirdi?
Bu gelişmelere bu soruyu sorarak baktığımda ben PKK’yı sorumlu görüyorum.

Çünkü anormalleşmenin şimdiki devlet aklına ve çıkarına ve hükümete hiçbir ideolojik ve siyasi yararı olamaz diye düşünüyorum.
Neden öyle düşünüyorum şunun için öyle düşünüyorum.
Türkiye gerek bölgesel ve gerekse küresel düzeyde pek çok sofistike sorun yumağının olduğu bir dönemden geçiyor.

Türkiye, küresel ekonomik durgunluğun ve AB ekonomileri içinde özellikle euro bölgesi (17 ülke) içinde baş gösteren krizlerin ekonomisi üzerine yapacağı olumsuz etkiler varken,diğer yandan Arap baharının bölgesel etkilerinin yanı sıra Suriye’de Esat rejiminin sallanıyor olması yetmiyormuş gibi İran karşı nükleer silahlanma gerekçesiyle askeri müdahale dahil her türlü seçeneğin BM,ABD ve AB’nin masasında olması ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin bu gündeme hiç uymayan boyutlara varması gibi nedenlerle devlet aklı ve hükümet,içerde güçlü olmak için daha istikrarlı bir siyasi,ekonomik bir suhulet ortamı olmasını ister diye düşünüyorum.

PKK aklı ve KCK’da Ortadoğu da kartlar yeniden dağıtılıyor diye, ben daha “ucuz” sonuçları olacak pazarlıklara girerek olası bu gelişmeler sonucunda daha “pahalı” avantajları kaybedebilirim diye düşünüyor olabilir ve bunun yanı sıra her ne kadar Öcalan ile yapılan görüşmelerde Kürt sorunu için olumlu adımlara atılmış olsa da bunun Öcalan’nın “özel” koşullarını iyileştirmek adına verdiği kimi tavizler olarak görebilir.Ayrıca PKK liderleri kendi özgün koşullarının iyileştirilmesi bakımından gelinen noktanın yeterli olmadığını söyleyebilir.

Devlet veya hükümet ile PKK’nın bu gerekçelerden hareket etmiş olabilmesi her ikisinin de konumu itibarı ile böyle düşündüğü söylenebilir.

Ancak benim farklı gördüğüm nokta şu; Kürt sorununun çözüm sürecinde tüm zamanlarda “ilk kez” devlet ve hükümet tarafının diyalog ve işbirliği açısından “PKK’ya göre” daha hazır ve daha olumlu noktaya geldiğini görüyorum.

Bu fırsatın sadece Kürt sorununun çözümünde değil,yeni anayasa ve genel demokratikleşme ile sosyo-ekonomik gelişme sürecine yapacağı katkıları olacağını ayrıca düşünüyorum.

Bu nedenle PKK liderlerinin niyeti Kürt sorunun çözümü ise bu fırsatı yaptıkları son saldırılar ile feda etmemeleri gerekiyordu.

Ancak böyle yapmadılar ve süreci sabote etmeyi tercih ettiler.
Peki bunun Kürtler dahil kime ne yararı oldu. Bu toz duman ortamından işe yarayacak ne çıkar? Hayatını baharında kaybeden gençler çıkar yani acı ve hüzün çıkar.Kırk yıldan bu yana olduğu gibi yetmedi mi insaf ya!!!

Bence bundan başka bir şey daha çıkar PKK Kürt sorununun çözümünü gerçekten istiyor mu diye başka ancak anlamlı bir soru daha ortaya çıkar.

Bence olan bitenlere baktığımda PKK sorunun çözümünü “sanki” istemiyor.Çünkü bunun siyasi sonuçlarının kendisinden çok Ak Partiye yarayacağından çekiniyor.Belki başka bilmediğimiz meşru olmayan nedenleri de olabilir.

Bence doğru düşünmüyorlar.
Çünkü Kürt sorununun çözümünde PKK yapıcı bir rol oynarsa bunun siyasi karşılığını hem bölgede ve ulusal düzeyde fazlasıyla alır diye düşünüyorum. 

Gelelim şimdi benim bu tartışmada kimden yana olduğum meselesine… Ben peşinen söyleyeyim ne Devlet veya hükümetten ve/veya nede PKK’dan yana olanlardan değilim.

Ben tüm insanların özgürlüğü,mutluluğu ve iyi ve sağlıklı yaşamasından yanayım.Ben bu gerçeklere kimin olumlu katkısı varsa onun yaptıklarına bakarım.

Dava konusu ne olursa olsun ister Ergenekon davası ister KCK davası olsun ben devletin veya hükümetin ve de yargının insan hak ve özgürlükleri açısından hukuk devletine göre mi davrandığına bakarım.
Ergenekon davası da olsa KCK davası da olsa insanların adil yargılanma haklarına uygun davranılıp,davranılmadığına bakarım.
TMK ve TCK 301.madde uygulamalarının insan hakları ve özgürlüğüne aykırı olduğunu söylerim.

Kürtlerin ve topraklar üzerinde yaşayan her insanın kendi inancı ve düşüncesi ile kendi etnik kimliği ve ana dilinde eğitim hakkı ile özgürce yaşamasını isterim.

Herkesin insan olmasından dolayı kazandığı tüm evrensel haklarının eksiksiz yerine getirilmesini isterim.

Yani üçüncü gözle bakıyorum olaylara bu gözün adı sivil bakış açısıdır.
Yani angajmanı olmayan bir gözle olaylara bakmaya çalışıyorum. 
Şimdi öneri anlamında düşüncelerimi şöyle özetlemek istiyorum. 
PKK liderleri için çözüm fırsatı hala kaçmadı.

Kürt sorunun çözümü için özgürlükçü demokratik sürece katkı vermek için diyalog ve işbirliği fırsatı hala masada duruyor.

Bunun için PKK sivil siyasi meşru alandaözgürlük ve demokrasi mücadelesi vermek koşulu ile silahlara veda etmeli,evlerine yurtlarına dönmeliler bunu özgürlük ve demokrasi mücadelesine katılmak için yapmalılar diye düşünmekteyim.

PKK’nın mevcut durumunu sürdürmesinin ne bölgesel ne de küresel karşılığı kalmadığını görüyor olması lazım.Artık günümüz dünyasında sorunlar siyasi,sosyal mücadele ve müzakere ile çözülüyor. (Bkz; ETA ve IRA örneğine) 

Bu söylediklerim bilmem kaçıncı baskı, söylenen konular yani kısacası artık silah elde siyasetle yapılmıyor artık sonuç vermiyor. 
Ne askeri darbelerin,ne işkence ve ne faili meçhul cinayetlerin sonuç vermediği gibi… 

Tüm bu objektif değerlendirmeler içinde BDP siyaset kurumu ve parlamento içinde kalarak yeni anayasa ve özgürlükçü demokrasi mücadelesine katkı vermelidir.

Yetmez KCK ve PKK’ya karşı silahsız,şiddetsiz siyasetin yanında olduğunu tavizsiz savunmalıdır.Hatta Kongre Partisi girişimi paydaşlarıyla birlikte bunu yapmalıdır diye düşünmekteyim.
Son olarak devlete her zaman karşı olmak lazım ve devlet her zaman yanlış yapar saplantısının yaratacağı siyasi körlüğün tedavide optik karşılığı yok diye düşünüyorum.

Olaylara birde üçüncü gözle bakmayı tavsiye ediyorum.
Dostça kalın

 

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.6.2015
CHP + MHP + HDP hükümeti bekleniyor
11.6.2015
Yeni dönemin siyaseti…
4.6.2015
Bu sefer HDP…
28.5.2015
Direnişten, değişime Renault deneyimi…
21.5.2015
HDP ve Reno işçileri
30.4.2015
HDP Meclis’te olmalı…
23.4.2015
Yüzyıllık acı: Ermeni Soykırımı…
16.4.2015
1 Mayıs siyaseti…
9.4.2015
İş cinayetleri önlenebilecek mi
02.04.2015
Meksika tipi başkan…
26.03.2015
Eğitimde tam çuvalladık
19.03.2015
Umutlar yine başka bahara kaldı…
12.03.2015
Ücretlerin sefaleti…
05.03.2015
On maddelik umut…
26.02.2015
Mevsimlik tarım işçileri…
19.02.2015
Bu ne hâl = OHAL !
12.02.2015
HDP’nin kumarı ve manifestom…
05.02.2015
Patrona kıyak, işçiye yasak…
29.01.2015
Sendikal istatistiklerin söyledikleri…
22.01.2015
İşsizlik sorununa bakış…
15.01.2015
Charlie Ebdo dersleri…
09.01.2015
Ekonomi ve reel ücretler…
01.01.2015
2014 kayıp yıl…
25.12.2014
Ekonomik hukuk devleti ve AB…
18.12.2014
‘Düşmanlık iklimi’
11.12.2014
‘Askerî ücret’
04.12.2014
Soma cehennemi...
27.11.2014
Küresel adaletsizlik artıyor
20.11.2014
Güvenli çalışma, güvenli yaşam istiyoruz...
13.11.2014
'Algı ekonomisi'
06.11.2014
Yeni(k) Türkiye...
30.10.2014
İşsizlik/ yoksulluk sarmalı...
23.10.2014
Sıkıyönetim devleti ve ekonomisi...
16.10.2014
Ekonominin gerçek önceliği ne
09.10.2014
AB ‘ileri değil geri gittiniz’ dedi
02.10.2014
Umut kapısı..
25.09.2014
U dönüşü...
18.09.2014
Sendikal ayrımcılık hukuki değil...
11.09.2014
Batsın böyle işçilik...
04.09.2014
Davutoğlu’na inanmak istiyorum..
28.08.2014
'Orta sınıf tuzağı' ve CHP
21.08.2014
Türkiye ekonomisi üçlü risk altında...
14.08.2014
Umutsuzluğu seçtik...
07.08.2014
Ekmel Bey neden desteklenmeli...
31.07.2014
Seçimin ekonomi-politiği...
24.07.2014
Erdoğan seçilemezse neler olabilir
17.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarına soruyorum...
03.07.2014
Taşeron işçilerinin umudu Meclis’te...
26.06.2014
Yeni sendikal alıştırmalar...
19.06.2014
Sendika (2)
13.06.2014
Sendika...
05.06.2014
#taşeronizm
29.05.2014
Sosyal çürüme ve taşeron işçileri
22.05.2014
Ucuz hayatlar ülkesi...
16.05.2014
Soma ölüm çukuru...
08.05.2014
Ekonominin demokrasiyle alışverişi...
10.04.2014
Ekonomide de soğuk savaş yıllarına dönüş...
06.03.2014
Mevsimsel zıtlıklar...
27.02.2014
AB müzakereleri duruyor gibi...
20.02.2014
Kırık ekonomi...
13.02.2014
Sağlam otorite...
06.02.2014
Gıda tüketiminde küresel adalet arayışı...
30.01.2014
Türkiye’nin ekonomik politiği...
16.01.2014
Kamu ihaleleri, yolsuzluk ve şeffaflık...
09.01.2014
Savaş ve seçim ekonomisi...
03.01.2014
Asimetrik devlet...
26.12.2013
Araştırma görevlileri YÖK kıskacında...
19.12.2013
Ev eksenli çalışma...
12.12.2013
Asgari ücret...
05.12.2013
KOBİ’ler ve sosyal inovasyon
28.11.2013
Çocuklar için...
21.11.2013
Özel dershaneler...
14.11.2013
Öğrenci evleri yahut KOBİ’lerin denetimi...
07.11.2013
KOBİ’ler sosyal sorun alanı...
31.10.2013
A-sosyal Türkiye...
24.10.2013
Ortadoğu siyaseti yeniden kuruluyor
17.10.2013
Dünya Gıda Günü ardından...
10.10.2013
Kıdem tazminatı
03.10.2013
Daha fazlası olmalıydı...
26.09.2013
Sosyal diyalog ve Çalışma Meclisi...
19.09.2013
İstihdamda ulusal strateji ne demek
12.09.2013
Değerli yalnızlıktan çıkış yolu...
05.09.2013
Velev ki, Amerikalı işçi de olsanız...
29.08.2013
Başbakan hâlen bir umut olabilir mi
22.08.2013
Düzgün ve yeşil işler yaratmak...
15.08.2013
İşçiler Aşk Gemisi’nde ölünce...
08.08.2013
Demokratik ekonomi yönetimi...
01.08.2013
Yeni olan ‘demokratik ekonomi’
25.07.2013
Ucuz emek ekonomisi
18.07.2013
#direnyenianayasa
11.07.2013
Camp David darbesi mi
04.07.2013
Acı söz...
27.06.2013
Avrupa’ya karşı oryantalist diklenme...
20.06.2013
Demokrasi ve Gezi dersleri...
13.06.2013
Gezinin ekonomi/politiği
05.06.2013
Başlarken
30.05.2013
İşçiler neden greve çık(a)madılar
10.05.2013
Hem barış ve hem de demokrasi birlikte anlamlı...
31.01.2013
Müzakerelerin üçüncü tarafı olmak…
09.01.2013
Artık barış istiyoruz çünkü bedelini ödedik
21.12.2012
Taraf yoluna devam ediyor hala...
10.12.2012
Solun demokrasi ile ilişkisi...
18.11.2012
Neo-liberalizme karşı neo-demokrasi
08.11.2012
Yönetim yöntemlerinde devrimci dönüşüm gerekli
29.09.2012
SENDİKAL HAKLARIN ANKARA KRİTERLERİ OLMAZ…
06.09.2012
Yeni umutlar ve yeni yollar...
01.06.2012
1 MAYIS 2077'de neler olacak!
05.04.2012
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK SEÇİMLERİ…
07.02.2012
Devrimcilikten demokratlığa uzun ince bir yol
06.01.2012
Kapitalizme soldan farklı müdahale olamaz mı? (1)
22.11.2011
OLAYLARA ÜÇÜNCÜ GÖZLE BAKMAK…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net