Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Nabi YAĞCI / Taraf Yazıları



Bookmark and Share

Belirsizlikler zamanı ve ütopya zamanı


21.10.2012 - Bu Yazı 16875 Kez Okundu.
Yorum : 2 - Onay Bekleyenler : 0

 Modernizmin, pozitivist, deterministik ilerlemeci tasavvuru önce bilim dünyasında ve sonra adım adım reel yaşamın bütün alanlarında inandırıcılığını yitirdi bugün. Ve özellikle  mavi-yeşil gezegenimizin bizzat insan eliyle yokolmaya doğru gittiği gerçeğinin görülmesiyle bu afyonlu gelecek tasavvuru tuzla buz oldu.  Aksine Dünyamızın ve insanlığın geleceği konusunda büyük belirsizlikler zamanı içindeyiz.

Bu dediğimi kendi ülkemizden bakarak gözlemlemek de  mümkün.

2000'li yılların başlarında tarihten gelen birikmiş etnik, dinsel ve devletin sivilleşmesi gibi yapısal sorunların bir günde olmasa bile adım adım çözüleceğine ve bu güzergâh üstünde sivil ve demokratik yeni bir anayasa ile statükoya karşı demokratik mücadelenin taçlanacağına yani derin değişimlere dair bir inanç, belli belirsiz de olsa bir umut vardı. Ve bu yönde hiç de önemsiz olmayan belirli adımlar da atılmıştı.

Geleceğe dair böylesi  iyimser bir beklenti bugün yok maalesef.   

Asıl kaygı verici olansa, dün statükoya karşı duran demokrat aydın çevrelerin içinde bugün  savaş psikozunun girdabına kapılanların artıyor olmasıdır. Dün bu çevreler  küreselleşme süreçlerinin ulus-devlet tarihsel modelini artık sönümlendirme eğilimine soktuğunu statüko yanlısı milliyetçi/ulusal çevrelere  karşı hararetle savunurken çok doğru yapıyorlardı, ama dün bir eğilim olarak kendini duyuran bu gerçeğin bugün gelip bizim,  özellikle Güneydoğu  sınırlarımızda  kendini somut olarak duyurması karşısında bu çevre içindeki kimi liberal ve kendine solcu diyenler  dün yazdıklarını unutup yüz adım gerilediler. İkinci Dünya ve hatta Birinci Dünya savaşından başlayarak sömürgeci güçlerin Ortadoğu da çizdikleri yapay sınırların bugünkü sorunların yaratıcısı olduğu tarihsel gerçeğini de unutuverdiler ve yeniden, ulus-devlet mantığı içinde çözüm aramaya, kısır realizme döndüler.

Oysa bugün ulus-devlet paradigması  dışına çıkamayan bir bakış açısıyla,  PKK realitesinin belirlediği ve tüm yapısal sorunlarımızın çözümünde kilit hale gelen Kürt sorununun çözümü  artık mümkün değildir. Bu aydın, yazar, çizer çevresinden bu gerçeği cesaretle dillendirerek bu zor sorunun çözümüne ön açıcı fikirsel katkı vermeleri beklenirken aksine PKK şiddeti bahanesi arkasına gizlenerek güvenlikçi çözümlere, KCK adı altında yapılan tutuklamalara açık veya dolaylı destek verdiler, veriyorlar. Turgut Özal perspektif konusunda bu çevrelerden çok daha cesurdu.

Aydınlar içinde son zamanlarda ortaya çıkan bu gerilemenin temel nedeni PKK şiddeti falan değil, "ulus-devlet ötesi" süreçlerin bugün henüz belirsiz oluşudur. Arap devrimleri sonrasında gördüğümüz gibi… Belirsizlik üstüne cesaretle gidip yaratıcı çözümler üretmek yerine bildik eski sopalara, devlete sarılmayı daha sağlam zemin olarak görüyorlar;  Bilinmeyen ufuklara, belirsizliğe açılma entelektüel cesaretini gösteremiyorlar. Tarihte ulusal çapta savaş hallerinde gördüğümüz "vatan savunması" şovenizmi korkarım bizde de yayılacak. Yarın ölüm cezası ceza yasasına yeniden konsun teklifleriyle karşılaşırsak doğrusu hiç şaşırmam.  

Kısacası Dünyada ve Türkiye'de belirsizlikler zamanını yaşıyoruz, belirsizlikten korkmak, kaçmak, bildik eskimiş sopalara sarılmak değil, belirsizlikler üstüne cesaretle düşünüp, değişimi, yeniyi yakalayabilmek yapılması gerekendir kanımca.

Belirsizlik ilkesi:

Belirsizlik aslında toplumsal olayların doğasının karakteristiğidir. İnsan sonsuz ilişkilerin sonsuz toplamıdır. Ama nihayetinde bir toplamdır ki, bu toplam insanda "Ben"i (tikel varlığı) ortaya çıkarır. Bu toplam, insana dair olduğu her durumda basit aritmetik toplama işleminin değil ancak belirsizliklere ilişkin farklı, çelişik hareketlerin karşılıklı ilişkisinin hesabının, diferansiyel  hesaplamanın konusu olabilir.

İnsanın "Benliği" nin oluşumu ise bu sonsuz ilişkiler içinde kendini belirleme çabasının sonucudur. Bu nedenle insan ölümlü varlık olmaklığı nedeniyle "bitimli" bir varlıkken, kültürel bir varlık olmaklığıyla bitimsizdir. Bu nedenle "insanı  kâmil" dediğimiz benlik kertesi, artık olmuş, bitmiş, dalında olgunlaşarak yere düşmüş bir elma olmak demek değil, bitimsizliğinin, eksikliliğinin farkına varmış olmak demek. Eksiksiz olmaya çalışırken yine de hep eksikli kalacağının farkına varabilmektir.Ama yalnızca farkına varmakla kalmayıp bu farkındalığı yaşam tarzı haline getirebilmektir. Bunun en yalın belirtisi yaşama/insana karşı alçakgönüllülüktür ki, zor iştir bu.

Belirsizlik, insan-insan ya da  birey-toplum ilişkilerinin ve de  zamanın doğasını oluşturuyorsa, yazımın başlığına aldığım "belirsizlikler zamanı" diye ayrımlı bir ifade doğru olur mu?

Yaşamın kendisi belirsizlikler taşırken bunu olağan zamanlarda fark etmeyen insan öyle bir zaman gelir ki, tıpkı bir depremle maddenin enerjisini fark ettiği gibi belirsizliği fark ediverir. Belirsizlik, yaşanan zamanı belirler hale gelmiştir zira. Bu zamanlar iyi gelecek umudunun yitimi zamanlarıdır; Böylesi zamanlarda insan, içinde yaşadığı zamanın aşılamaz olduğunu düşünür ve yanısıra benlik duygusu da çözülmeye başlar. Yaşama karşı kendini pasif ve çaresiz hisseder,  yaratıcı enerjisini yitirir.

Umutsuzluk zamanlarında yine de bir umuda tutunmak ister insanoğlu ama bu umudu artık gelecekte değil geçmişte arar. Geçmiş deneylere, bildik tasavvurlara tutunur. Bu tür tasavvurlar insanın aklına başvurmasını, soru sormasını, eleştirel düşünmesini gerektirmeyen,  insanın bildik duygularına  seslenen, ucu açık olmayan tasavvurlar olarak kolay yutulabilir lokmalar, haplardır. Milliyetçilik, ırkçılık, faşizm gibi… İnanç temelli dinsel ya da o da yine inanç temelli sayılması gereken, eleştirici düşünceyi reddeden  laik Ortodoks ideolojik eğilimlerin de bu zamanlarda artığını görüyoruz.

Ütopya Zamanı:

Altüst'de çıkan geçen yazımda belirsizlik nosyonunu bir  "ilke" olarak nitelemiştim. Bu niteliğiyle birbirinden farklı ideolojiler için de yol gösterici olabilecek olan belirsizlik nosyonunun kendisi  ideolojik bir yüklem taşımaz.  Bu nedenle belirsizliği, bilinemezcilikten, nihilizmden v.s. ayırt etmek gerekliliğinin altını çizmeliyim.  

Önemli olmakla birlikte bu noktayı açmayı sonraya bırakarak belirsizlik ilkesini ya da tasavvurunu, "belirtik olan içinde henüz belirtik olmayanın" yani belirsiz duranın, varoluş halinde olup henüz varlık âleminde tezahür etmiş, görülür hale gelmiş olmayan sahici gerçeğin ya da hakikatin aranmasının yolu olarak ifade edebiliriz.

Böyle bir ifade açık ki bizi "ütopya" alanına, ütopya tasavvuruna götürür.  Zira ütopya tasavvuru bütünüyle bilinemezler üstünde hayal kurmak gibi mistik bir şey değildir. Gelecek ütopyasının da bir hayal tarafı vardır ama Merih gezegeninde insan yaşamı hayal etmek gibi gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmayan pür hayal değildir ütopya.  Bilinenler üstünden giderek, gerçeğin kendisi sanılan verili düzenin  yabancılaştırıcı mistik halesini eleştirerek, kırarak henüz belirsiz olan sahici bir gelecek tasavvuru yaratmaktır.

İnsanın insanı ve insanın doğayı sömürmediği, zorunluluklar dünyasını terk edip özgürlükler dünyasına kavuşması  demek olan sınıfsız sosyalist/komünist toplum tasavvuru bir ütopyadır. Eğer insanın insanı ve doğayı sömürdüğü tarihsel koşullar bir gerçeklik olmasaydı ve aynı zamanda tarih içinde geçmişte ve bugün sömürüye karşı bir dizi muhalif eylemler yani kurulu düzene muhalefet deneyimleri olmasaydı geleceğin sosyalist/komünist toplum tasavvuru gerçeklikle hiç ilgisi olmayan, Marx'ın, Engels'in kafasından, hayal gücünden türemiş salt hayal âleminin bir ürünü, düşü olarak görülebilirdi. Ve de artık bu düş bitti diyebilirdik.

Demek ki ütopyayı sıradan hayallerden ayırt eden şey nesnel gerçeklikle ilintili oluşudur. Ne var ki nesnel gerçekliği tarihsel bir zorunluluk, mutlak gerçek olarak anladığınız noktada da (bilimsel sosyalizm savı gibi) ütopya da bir zorunluluk olarak görülür ve böylece ütopya olmaktan çıkar.  

Şu da var ki, hayalini kurduğumuz, olmasını istediğimiz gelecek, kendini gerçekleştirmeye giriştiğinde ortaya çıkan tablo bizim hayalimizdekine muhtemelen pek de benzemeyecektir. Zira bu hayali gerçek kılacak insanlar kapitalizmin "şeyleştirdiği "insanlar değil, özgürlük dünyasının insanları olacaktır; o farklı dünyayı nasıl kuracakları tümüyle ancak onların bilebileceği bir şey olur. Bu nedenle ütopyayı ucu kapalı tarif etmeye, tanımlamaya kalkmak kendine sosyalist, komünist de dese bugünün şeyleşmiş insanlarının bu kez de geleceğin toplum mühendisliğine soyunması anlamına gelir. Oysa özgür toplum ancak özgür insanların kendi eseri olabilir.

O nedenle bugün gelecek sosyalist/komünist sınıfsız toplumu dünden farklı olarak programatik anlamda tarif edemiyor oluşumuz (benim gibi düşünenler için söylüyorum) bir eksiklik değil aksine dünkü yanlışımızın eleştirisinin sonucu olarak bugün yakaladığımız determinist olmayan sağlıklı bir düşünce tarzı demektir.  En fazla, bu hayalin belirtik, bitimli olmayan açık uçlu, uçuk bir resmini çizebiliriz ki, bu resim realist değil ancak empresyonist bir tabloya benzeyebilir. Bu nedenle kendini yepyeni sanarak , " "sosyalizm artık bitti, siz hâlâ sosyalist misiniz?"diyenlerin bizlere sordukları "sizin sosyalizminiz nasıl olacak?" sorusu, bana eski ve eskimiş toplum mühendisliği zihniyetini çağrıştırıyor.

Umut İlkesi:

Ütopya üstüne söylenmesi gerekenler yukarıda söylediklerimden ibaret değil kuşkusuz, bu yazımda yalnızca, belirsizlikler zamanının aynı zamanda ütopya zamanı olduğuna işaret etmek istedim.

Bu konulara epeydir kafa yoruyorum ama geçenlerde Tanıl Bora'nın çevirmiş olduğu, İletişim'den çıkan, eleştirel Marksist Erns Bloch’un başyapıtı sayılan Umut İlkesi ile tanıştım. Bu tanışmayı sağladığı için Tanıl'a çok teşekkür ederim. Kanımca böyle bir kitabın Türkçeye kazandırılmasının tam zamanıydı. Kalınca iki cilt oluşturan bu kitabın içine susuzlukla daldım ama henüz çıkabilmiş değilim. Çevriden dolayı değil ama Tanıl Bora'nın da girişte yazdığı gibi Bloch'un dili nedeniyle zorlu bir okuma beni bekliyor.  

Ütopya ve Marksizm üstüne düşüncelerimi yazmayı sürdüreceğim, umarım ki gelecek yazımda Umut İlkesi'ni okumayı bitirir, esinlenmelerimi de yazarım.  

 

 Kaynak:Altüst Dergisi Sayı 8

.

Facebook Yorumları

reklam
21.10.2012
Belirsizlikler zamanı ve ütopya zamanı
07.05.2012
Üzgünüm
03.05.2012
Gerçek muhalefetin ayak sesleri
30.04.2012
Hasan Tahsin gerçekte kimdi
28.04.2012
Sıcağı sıcağına...
26.04.2012
Tarihe doğru uzun yürüyüş
23.04.2012
Umudun gücü...
21.04.2012
Dürüstlük üstüne
19.04.2012
Ölüm sınırına gelindi
16.04.2012
‘Silahsız kuvvetler darbesi’
14.04.2012
Bir dokun bin ah işit...
12.04.2012
Savaşlar çaktırmadan gelir...
09.04.2012
Çocuklar müdahil olmalı asıl
07.04.2012
Paradokslar cenneti
05.04.2012
Aldatılmayla yüzleşme
02.04.2012
Değişimin iki evresi
31.03.2012
Yeni statüko
29.03.2012
Gerçekten de bu strateji yenidir
26.03.2012
Newroz sonrası duyarlılık
24.03.2012
Bir yumruğun düşündürdükleri
22.03.2012
Güçlü devlet paranoyası
19.03.2012
AB’ye gerçekçi bakış
17.03.2012
Ufuk çizgimizi yitirdik (2)
15.03.2012
Bu talep desteklenmeli
12.03.2012
Fare kapanındaki peynir
10.03.2012
Kıbrıs’ta ne oluyor
08.03.2012
Ufuk çizgimizi yitirdik (1)
05.03.2012
Şeytan ‘münferitte’ oturur
03.03.2012
Yüzleşme kaçınılmaz
01.03.2012
28 Şubat’ın yarım kalmış dersleri
27.02.2012
‘Jıneps’
25.02.2012
‘Ne olmalı’yı konuşalım biraz da
23.02.2012
Açlık grevlerine dikkat
20.02.2012
Cemaat meselesi üstüne
18.02.2012
Devlet kerterizi
16.02.2012
Devleti koruma kanunları
13.02.2012
Sorular ve demokrasi
11.02.2012
Cadı kazanı kaynıyor
09.02.2012
‘Medeniyet dili’
06.02.2012
Eğitmenleri kim eğitecek
04.02.2012
‘Hangi din, hangi dindar gençlik’
02.02.2012
‘Cahil adam’
30.01.2012
Tebrikler Murathan Mungan
28.01.2012
28-29 Ocak...
26.01.2012
Kaygılı bekleyiş
23.01.2012
Derinlik vurgunu
21.01.2012
Utanıyor muyuz?
19.01.2012
Türkiye’nin vicdanı kanıyor
16.01.2012
Zor bir sorun, sivilleşme
14.01.2012
Sivillerin askerleşmesi
12.01.2012
İçimdeki buruk sevinç
09.01.2012
Dokunulan, vatandaş-generaldir
07.01.2012
Tarihî karar/ tarihî tutuklama ve bir soru
05.01.2012
Günahlar örtüldükçe çoğalır
02.01.2012
Uzaklaştığımız bir duygu
31.12.2011
Barışa değil savaşa odaklanırsanız...
29.12.2011
Tesadüf değil bunlar
26.12.2011
Mahşerin troykası
24.12.2011
Bir kitap tanıtımı
22.12.2011
Yeni gözaltı dalgası
19.12.2011
Sessizlik yine de iyi
17.12.2011
Başladı bile
15.12.2011
‘...gibi’ olmak en kötüsü
12.12.2011
Sivil yok ki vesayeti olsun
10.12.2011
Fikre yasak, şikeye özgürlük
08.12.2011
Yeni siyaset anlayışı üstüne
05.12.2011
Demokrasiyi araçsallaştırmak
03.12.2011
Milliyetçi asimetri
01.12.2011
Kürtlere rağmen sorun
28.11.2011
Güven asimetrisi
26.11.2011
‘Kim demokrat kim steril’
24.11.2011
Neler oluyor?
21.11.2011
Yanıltıcı üç argüman
19.11.2011
Adil olmak zor zanaat
17.11.2011
Mesele bu mu?
14.11.2011
BDP’nin kapatılması cinayet olur
13.11.2011
Predatorlar da geldi
10.11.2011
Fikir özgürlüğüne sınır olmaz
07.11.2011
KCK ve statüko (2)
05.11.2011
KCK ve statüko (1)
03.11.2011
Yeni anayasayı tutuklular yapsın bari..
31.10.2011
Kötü gidişat
29.10.2011
Hâlâ düşünce ve siyaset suçu...
27.10.2011
‘Önce insan’ demedikçe
24.10.2011
Durmak çözüm getirebilir
22.10.2011
Askerî değil asgari çözüm
20.10.2011
Başarılı bir konferansın ardından
17.10.2011
Kültürel yakınlaşmalar
15.10.2011
Ekonomi ve siyaset
13.10.2011
Kaostan kosmos çıkarabilmek
10.10.2011
Bölgesel özerkliklerin artan önemi
08.10.2011
Problemin kaynağı
06.10.2011
BDP’nin dönüşü fark yaratmalı (2)
03.10.2011
Ne yaptık ki bu Kürtlere
01.10.2011
BDP’nin dönüşü fark yaratmalı (1)
29.09.2011
Yeni Türkiye’ye yeni dil gerek
26.09.2011
Yeni İpek Yolu, yeni Türkiye
24.09.2011
Yeni Türkiye ve sorunları
22.09.2011
Bıkkınlığa direnmek
19.09.2011
20. duruşma ve saygınlık
17.09.2011
Yeni paradigma ‘daha fazlası’
15.09.2011
İnce çizgi
12.09.2011
Geriye baktığımda
10.09.2011
Yıkmak ve kurmak üstüne
08.09.2011
Çatışmaya rağmen demokrasi
05.09.2011
Çoğulculaşamayan çoğulluk
03.09.2011
Çoğulculaşamayan çoğulluk
01.09.2011
Yeni Türkçülük
29.08.2011
Çoğulcu kamuoyları
27.08.2011
Barışı demokrasi getirir
25.08.2011
İşte bu adım önemli
22.08.2011
‘Niye çözülemiyor’a bir yanıt
20.08.2011
Amasız, fakatsız demokrasi
18.08.2011
BDP Meclis’e dönmeli
15.08.2011
Toplumdan topluluklara doğru
13.08.2011
Ne istiyorlar?
11.08.2011
Başka meselelerimiz de var
08.08.2011
Açık müzakere çağrısı
06.08.2011
Birlik ama nasıl birlik
04.08.2011
Muhalefet aranıyor
01.08.2011
Devrimsi normalleşme
30.07.2011
İki ayrı ‘birlik’ anlayışı
28.07.2011
Denklemdeki sır
25.07.2011
Üçüncü dinamik
23.07.2011
Demokratik Özerklik tartışılmalıdır
21.07.2011
Savaş mı birleştirecek, barış mı
18.07.2011
Neden Şimdi
16.07.2011
Herkes kaybedecek
14.07.2011
Barış Konseyi çözüm olabilir
14.07.2011
Küreselleşme ve yerel basının artan önemi
11.07.2011
Yeni bir sayfa açabiliriz
09.07.2011
Hamamın namusu ve demokrasi
07.07.2011
Ne kadar siyasi kültür, o kadar demokrasi
06.07.2011
Merhaba
04.07.2011
Diyarbakır çocuklarına ağlıyor
25.06.2011
Halkın oyu gasp edilemez
23.06.2011
İlk tavır alışlar önemli
20.06.2011
Demokratik muhalefet boşluğu
18.06.2011
Tarihin ters akıntıları
16.06.2011
Milletin devletine geçiş
11.06.2011
Partiye değil sürece oy vermek
09.06.2011
Demokrasiyi birlikte anlamlandırmak
06.06.2011
Soğuk Savaş devleti
04.06.2011
Seçim ittifakı ve tarihsel ittifak
02.06.2011
Zeytin dalı
30.05.2011
Yalan Müzesi
28.05.2011
Dikensiz gül bahçesi hayali
26.05.2011
Çerkesler de...
23.05.2011
“Nasıl Türk Olunur”
21.05.2011
İyi olan
19.05.2011
Mağluptur bu yoldaki galip
16.05.2011
Vaat ve taahhüt
14.05.2011
Siyaset yapma yolu üstüne Yazdır
12.05.2011
İkili iktidar ve ikili anayasa
09.05.2011
Tehlike çok ciddi
07.05.2011
Çok ‘özel’ günler
05.05.2011
Başarabilirler mi
02.05.2011
Daha insanca yaşama isteği
30.04.2011
Siyaset merkeze çekiliyor Yazdır
29.04.2011
Hegemonya krizi
25.04.2011
Güzel bir nikâh üstüne
23.04.2011
Halil’e kısa yanıt
21.04.2011
Yeni provokasyonların habercisi
18.04.2011
Büyük devlet romantizmi
16.04.2011
Sol’un zamanı geliyor mu? Yazdır
14.04.2011
Altüst
11.04.2011
Belkemiği ve beyin
09.04.2011
Anti-Kürdolojiden Kürdolojiye
07.04.2011
Sahici başlangıçlar
04.04.2011
Türk Tarih Tezi çökerken
02.04.2011
Meselenin 'öz'ü
31.03.2011
İşte bu nedenle sıfırdan
28.03.2011
Endişeli değişimciler
26.03.2011
Siyasi İslam’ın kitleselleşmesi
24.03.2011
Eskisinden kurtulmak
21.03.2011
Maksat hasıl olmuş mudur
19.03.2011
Öteki Türkiye’nin yükselişi
17.03.2011
Bugün için dünü bilmek
14.03.2011
Değişimin üç evresi
12.03.2011
En hızlı değişen sosyal çevre
10.03.2011
Yeni anayasa ne âlemde
07.03.2011
İslam’ı ve Müslüman’ı tanımak
05.03.2011
Yetmez
03.03.2011
Merhumu nasıl bilirdiniz
28.02.2011
Algı kapıları açık bir taban
26.02.2011
Nerede kalmıştık
24.02.2011
Bir hayalim var
21.02.2011
Güven ihtiyacı
19.02.2011
Ölümler kutsallaştırılmamalı
17.02.2011
Kutuplaşmayı normale çekmek
14.02.2011
Azıcık heyecan ayıp mıdır
13.02.2011
Yüzleşme zamanı
12.02.2011
Yüzleşme zamanı
10.02.2011
Militer zihniyet
07.02.2011
Adalet ve özgürlük isteği
07.01.2011
Makulü zorlayan makuller
15.11.2010
Genel seçimlere doğru
31.10.2010
SOL DİNE MESAFE KOYDU
28.10.2010
Seçebilirseniz sevebilirsiniz de
23.10.2010
Asıl kapışmaya doğru
21.10.2010
Hazmetme önemli
19.10.2010
Yargılananlarla dayanışma
14.10.2010
Emir-komuta cumhuriyeti biterken
13.10.2010
İşimiz kolay olmayacak
07.10.2010
Dil değişmek zorunda
2 0
Fevzi güneş 31.10.2012 - 00:46:39
İşte sorunlara böylesine geniş bir çerçevede yaklaşmak gerekir,insanın ufkunu genişletiyor.Kısır tartışmaların ötesine atlama zamanı geldi ve geçiyor.Yerküremizin devasal sorunları ortada duruken,kendi yerel sorunlarınımızı birtürlü çözemiyoruz.Aydınlatıcı ve farklı yaklaşımlara acil ihtiyacmız var.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%48,15
hasan iyi 21.10.2012 - 22:02:44
şimdiye kadar yazdıklarınız içinde zamanı ve değerlendirmelerinizin derinliği ve önüaçık olması beni çok sevindirdi.devamını ve belli sonuca varması dileği ile.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,27
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı