Nabi YAĞCI

yagnabi@gmail.com



Bookmark and Share

Ölüm oruçları, sorumluluklarımız ve utanç tabloları


03.11.2012 - Bu Yazı 20696 Kez Okundu.
Yorum : 7 - Onay Bekleyenler : 0

 Taş yerinde ağırdır. Açlık grevlerinde ölüm sınırı aşıldıktan sonra açlık grevleri üstüne analizler yapmak, güya meseleyi "çok yanlı " görme adına tarafların yanlışları üstüne konuşmak saçmalık derecesinde anlamsızdır. Bu analizler ve bol laflar ölümler önlenip, açlık grevi bittikten sonra da yapılabilirdi ve yapılabilir. Şimdi ise açlık grevleri değil ölüm oruçları var karşımızda ve her an kötü bir haberle karşılaşabiliriz. Yapılması gerekense bu acı sonun önüne geçmektir. Bunun için günler değil artık saniyeler önemlidir.

Eğer önlenemez de korkulan trajedi gerçekleşirse Türkiye'nin içinde bulunduğu bugünkü kötü siyasi konjonktürde nelerin olabileceğini düşünmek, adını koymak, yorumlamak bile istemiyorum. Felakete doğru dört nala gideriz.

Ölümlerle sonuçlanacak durum yalnız insani açıdan değil siyasi açıdan da bir kara delik olur. Ne kadar kaldıysa bütün iyi gelecek umutlarımızı yutacağı gibi bu ölümler, kefensiz ölü bedenler olarak her daim  bugünümüzün boynuna asılı kalır. Unutulmak istense de, gündelik yaşam içinde bir zaman sonra sözü edilmekten çıksa da bu kefensiz bedenler bu ülkenin kolektif  hafızasında, vicdanında, tarihinde kapanmayan ve her daim kanayacak bir açık yara olarak kalır. Ölümsüz biten bir açlık grevi zamanla unutulabilir, ama ölümle bitmesi halinde asla ve asla unutulmayacaktır.

Günler akıp gitti ne yazık ki şimdi önümüzde oyalanacak zaman kalmadı.  

Ölümle hayat arasındaki o ince çizgide "ama, fakat" olmaz. Ne yazık ki, açlık grevleri ölüm orucuna dönüştüğü günlerden beri basında, tv'de  bitip tükenmez "incelikli" derin yorumlar, amalar- fakatlar gördük. Bunların çoğu bilerek veya bilmeden devletin, AKP iktidarının bu olayda sorumluluğunun üstünü örtmek üzere yapılanlardı, hele bu örtme ve örtünme çabalarının edebiyatla sarılıp sarmalandığını görünce insan nereden nerelere geldik diye bir soru açmadan geçemiyor. Bunlar utanç tablolarıdır.

AKP'nin, PKK'nin, BDP'nin, muhalefetin, toplum olarak bizlerin doğrularını- yanlışlarını, açlık grevlerinin yöntem olarak sorgulanmasını ve diğer her şeyi  ölümleri önledikten sonra tartışabiliriz, şimdi ise anlamsız. Önlenemezse eğer kimse bu sorgulamada haklı çıkmaz.

Ölümleri önleyemeyen sözde haklılık hangi gerekçelere dayanıyor olursa olsun haklı görülemez.

Önlemeye çalışmak bir yana başbakan Erdoğan tam aksini yapıyor. Adalet Bakanı ve Sağlık Bakanı'nın verdiği rakamların aksine "ölüm orucunda yalnızca bir kişi var, bunlar şov yapıyor" türünden konuşmaları ,  BDP'liler için "Kuzu kebabı yiyorlar"  demagojisi , bu kavgacı ve provokatif söylem bir devlet adamına ve hele İslami duyanlılık geleneğinden gelmiş birine hiç yakışmadığı gibi içimizdeki adalet duygularını  rencide ediyor. Bu inatlaşma, bu kibir ölüm orucu nedeniyle zaten gergin olan sinirleri, sinir uçlarına dokunarak daha da geriyor.   

Başbakanın bu talihsiz, talihsiz olduğu kadar da çözümü güçleştiren tutumu ve sözleri olmasaydı; onda, çözüme biraz da olsa açık bir kapı görebilseydik ölüm sınırını aşmış bu büyük trajedi karşısında o ufak kapıdan geçmeyi önerir ve bugünlerde  bu konuda "asla AKP ve başbakan eleştirisi yapılmamalı, can kaybını önlemek, ölümleri durdurabilmek için, yalnızca bunun için çözüme odaklanmalı "derdim. Zira gelişmelerin başından itibaren sorunu çözecek esas merci hükümetti. Ama durum bu değil. Maalesef çözüm en başta başbakanı ve suskun kalan AKP yönetimini ve tabanını açık biçimde uyarmak ve eleştirmekten, kamuoyu baskısından geçiyor. "Yazıktır, günahtır ses verin, yanlışları doğruları sonra konuşuruz" demeliyiz. Allah aşkına düşünün, örneğin intihara teşebbüs halinde olan bir insanla karşılaşsanız ne yaparsınız? Bu intiharı önlemek için harekete geçmekten başka yapılacak ne vardır? Gelinen bu noktada durum bundan çok mu farklı?

Gösterilmesi gereken duyarlılık acıma duygularına dayanan insani tepkilerle de sınırlı olmamalıdır; ahlaki ve siyasi sorumluluğun harekete geçmesi gerekir. Cezaevlerinden ölümlerin çıkması halinde AKP'si, CHP'si, MHP'si yazarı, çizeri, düşünürü  ve bilmem neleriyle bu trajediyi önleyememiş bir toplum olmanın silinemeyecek utancı bu sorumluluğu davet etmelidir. Acıyacaksak, hâlâ en temel sorunlarını demokrasi yoluyla çözememiş bir toplum olarak kendi zavallılığımıza, kendimize  acımalıyız.

Ölümler olmadan da açlık grevlerinin bitirilebilmesinin yolları vardır.  Ölüm oruçlarını bitirmek için öne sürülen  talepleri geniş yorumlayarak bakmak çözüm getirebilir. Öyle bakılırsa küçük bir adım bile sonuç alıcı olabilir.  

Bu taleplerin gerisinde yatan şey, Kürtlerin, sorunlarının demokrasiyi geliştirerek çözüleceğine dair bir güvence göremeyişleridir. Haksız mıdırlar? Gerilere gidip örneklemeye gerek yok, binlerce insanın KCK tutuklusu olarak hapishanelere tıkılmış olduğu koşullarda ve bir kısım BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının Meclis gündemine kadar gelmiş olduğu bir durumda ve savaş ortamında böyle bir güven duygusunun tesisi nasıl mümkün olabilir?

Olamayacağı aşikâr, bu nedenle şu ana kadar yapılan, "yakında şu şu adımları atacağız" türünden vaatlerin ölümleri durdurmak için söz konusu güveni sağlamaya yardımcı olmadığını görebilmeliyiz.   

O halde ne yapılmalı?

Bu sorunun yanıtını geçmişte kendi deneyimimin içinde düşünüyorum ve belki bir esinlenme yaratarak çözüme bir katkı sağlar umuduyla kısaca hatırlatmak istiyorum.

Dr. Nihat Sargın ve ben kendi isteğimizle, komünist partisinin yasallığı ve demokrasi için 1987 yılının Kasım ayında Türkiye'ye dönmüş ve gözaltına alınıp tutuklanmış, iki buçuk yıl tutuklu olarak yargılanmıştık. Kendi ayağımızla gelmiş olduğumuz ve bu nedenle kaçma şüphesi olmadığı halde bu uzun tutukluluk hali hem iç hem uluslar arası kamuoyunda çok ciddi bir tepki , bizimle ise son derece geniş bir dayanışma doğurmuştu. DGM'de (Devlet Güvenlik Mahkemesi) yargılanmamızda her celsede DGM önü  büyük dayanışma gösterilerine sahne oluyor ve hükümeti protesto eylemlerine dönüşüyordu. İktidar zor durumdaydı  ama çözüm için de bir adım atmıyor, aksine zamanı uzatıp, bizi unutturma ve meseleyi sönümlendirme taktiği uyguluyordu. Bu  taktiği bozacak bir müdahale gerekliydi. Bu durumu cezaevinde Sargın ile birlikte değerlendirdik ve ölüm orucuna yatmaya karar verdik. Bu kararı yalnızca ikimiz aldık ve hatta dışarıdaki arkadaşlarımızı bizimle birlikte açlık grevlerine gitmemeleri konusunda uyardık. Buna rağmen sembolik destek grevleri yapılmıştı.

7 Nisan 1990 tarihinde amacımızı kamuoyuna bir bildiriyle duyurarak Ankara Merkez Kapalı Cezaevinde "Süresiz açlık grevi ve ölüm orucu"na   başladık.

Bu bildirimizde, siyasi gelişmelerdeki kötüye gidişe ve özellikle Kürtler üzerinde artan şiddete, sürmekte olan  ilan edilmemiş savaşa dikkat çekerek  özetle şöyle diyorduk: " Eylemimiz , demokratikleşmeye yönelik artan tehlikelere karşı  uyarı görevimizi yerine getirmeyi  amaçlıyor. Başladığımız ölüm orucu Türk Ceza  Kanunu'ndaki  141, 142 ve 163'üncü maddelere ilişkin düzenlemelerle, Komünist partisi üzerindeki yasak kalkıncaya  veya kalkacağının açık işaretleri ortaya çıkıncaya kadar, ya da daha uygun mücadele koşullarına  sahip olacağımız tahliyemize kadar kesintisiz sürecektir."  (Siyasi taleplerle açlık grevi olmaz diyenlerin kulakları çınlasın.)

Böyle başlayan ölüm orucumuz  yurt içinde ve uluslararası kamu oyunda  olağanüstü  yankı yaratmış ve iktidarı iyiden iyiye sıkıştırmıştı. Uluslararası insan hakları örgütleri, ünlü  müzisyen  Theodorakis gibi sanatçılar, yazarlar, gazeteciler v.s bir yandan bizimle açık dayanışma  gösteriyor öte taraftan çözüm için hükümete baskı yapıyorlardı. O tarihte Refah Partisi İzmir teşkilatı da destek açıklamasında bulunmuştu. Sokaklarda ise polis baskılarına, engellemelerine  direnerek ama  taşsız sopasız, silahsız, sazlı sözlü,  barışçı, ses getirici etkili kitlesel gösteriler de yapılıyordu. Bunlar olurken bir yandan bize yönelik tutuklamalar sürüyor ama öte yandan arkadaşlarımız buna rağmen Adalet Bakanıyla da görüşmeler yapıyorlardı, zaman içinde oralardan çözüme dair olumlu sinyaller de almışlardı.

Sonuç olarak kamuoyunun tam desteğini kazandığımızı ve aldığımız sinyallerden hükümetin de çözüme gerçekten niyetli olduğunu anladığımız bir noktada  -ki Cumhurbaşkanı Turgut Özal da düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü yok eden bu maddelerin kaldırılacağını kamuoyuna açıklamıştı, ölüm orucumuzun yirminci gününde açlık grevimizi kendi kararımızla bitirdik. Daha doğrusu açlık grevimize "ara verdiğimizi" açıkladık. Sonuç alamazsak yeniden başlayacaktık.  Bu gelişmeleri müteakip ilk celsede mahkeme tutuklu olmamıza neden gösterilen bu maddelerin kaldırılacağının açık emareleri görüldüğü gerekçesiyle tahliyemize karar verdi ve böylece ölüm orucundaki talebimizin bir kısmı karşılanmış ve özgürlüğümüzü kazanmıştık. Hatta iyi hatırlıyorum mahkemenin bu kararından sonra Adalet Bakanı Sungurlu "Mahkeme topu bize attı" demişti. Bu maddelerin kalkması ve komünist partisinin yasallığı -elbette demokrasi mücadelesinin sürmesiyle, çok daha sonra gerçekleşti. Ama gerçekleşti.

Kıssadan hisseye gelince; Bu son açlık grevleriyle istenen mesaj verilmiş, mümkün sınırlar içinde kamuoyu desteği kazanılmış ve kanımca bu anlamda eylem yarı yarıya amacına varmıştır. Geriye  taraflar arasında güven verici bir uzlaşmaya varmak kalmıştır. İlle de kamuoyuna açık biçimde yapılması gerekmeyen görüşmelerle bir uzlaşma formülü bulmak mümkündür. Bu formülün ne olacağı ancak hükümetle yapılacak, ölüm orucu sınırında olanların ve  BDP'nin de taraf olduğu görüşmelerle bulunabilir. Bu formülün dahi kamuoyuna açıklanması gerekmez.

Ama bir formül acilen bulunmalı ve güven verici bir uzlaşma zemini acilen sağlanmalıdır.

Grevdekilerin sağlıklarını koruyamadık ne yazık ki, ama hiç değilse ölümler önlenmeli.

 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
5.07.2019
Efelenmek yetmez…
26.06.2019
AYNALARINI KIRMAMALIYDILAR..
22.06.2019
Öcalan’ın mektubu üstüne…
20.06.2019
ZORUNLU OLMASA DA GEREKLİ BİR AÇIKLAMA: “TKP” ve TKP
20.05.2019
Neyi kutluyorsunuz siz orada?
17.05.2019
Açlık grevleri ve bir kritik uyarı
8.8.2018
Umuda tutunmak ve Hüseyin Çakır üstüne
12.5.2018
Marx’ı Anarken, “İdeoloji Sorunu” Üstüne Düşünceler (1)
3.4.2017
Muhalif Ruh ve Referandum
5.6.2015
HDP üstüne sakin düşünme zamanı
21.02.2015
HDP ve Radikal Demokratik Değişim İhtiyacı
14.06.2013
Kritik eşikteyiz, tutum alma zamanıdır.
24.04.2013
Tarihsel ittifaka doğru /mu?
03.11.2012
Ölüm oruçları, sorumluluklarımız ve utanç tabloları
7 0
Ad Soyad Giriniz... 06.11.2012 - 20:43:46
pardon bu açlık grevindeki arkadaşlar hapse girmeden elinde silah bulunan militan değilmi hani kreş yakan okul yakan masum arkadaşlar tamam devlet hapisteki adamın can güvenliğinden sorumlu ama bu adamları masum ana kuzuları gibide göstermeyin bu ülkede libaral geçinen insan ların bu örgüt sevdasını anlamak mümkün değil .adamların istediklerine bir bakın bunun adı zorbalık bide ileri demokrasi ülkesi ingiltere aynı durumda ne yapmış bi bakıver hoca
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%46,55
Mehmet Kırarslan 05.11.2012 - 13:25:52
"Ölümleri önleyemeyen sözde haklılık hangi gerekçelere dayanıyor olursa olsun haklı görülemez." (Bu yazıdan) "Aydınlar içinde son zamanlarda ortaya çıkan bu gerilemenin temel nedeni PKK şiddeti falan değil, "ulus-devlet ötesi" süreçlerin bugün henüz belirsiz oluşudur." (Belirsizlikler zamanı ve ütopya zamanı) İki anlatım arasındaki "şiddet"li çelişkiyi bilmem yalnız ben mi görüyorum? Yazarın öncelikle kendisini de ikna eden bir açıklaması olması gerekir, diye düşünüyorum.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%49,84
Ad Soyad Giriniz... 04.11.2012 - 12:40:04
Hep oyalama, hep kandirmaca. Eylem amacina ulasmis oyle mi? Neydi eylemin amaci, amaclarinin Turklerce asla kabul gormeyecegini gostermek mi? Nabinn devlete degil eylemi yapanlara ders vermeye kalkacagini gostermek mi? Ben anlamadm yani bu adamlar cezaevlerine doldurulurken ne guzel diye destekleyen taraf gazetesinin eski yeni yazarlari smdi ne oldu da bu insanlari bu kadar sever oldu? Simdiki sloganlari yetmez ama birakin! Sizden korkulur valla!
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,89
Gözde Kanber 04.11.2012 - 00:09:47
" ...Yazıktır, günahtır ses verin, yanlışları doğruları sonra konuşuruz demeliyiz. Allah aşkına düşünün, örneğin intihara teşebbüs halinde olan bir insanla karşılaşsanız ne yaparsınız? Bu intiharı önlemek için harekete geçmekten başka yapılacak ne vardır? Gelinen bu noktada durum bundan çok mu farklı?... " sayın Nabi Yağcı'nın bu sözlerine ben insanım diyen itiraz edebilir mi? her satırının altına imzamı atıyorum.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%53,13
sami 03.11.2012 - 19:06:35
Evet sekterim insanlıgın utancıdır ,insanlar cok yönlüdür kimi zaman ugruna ölünür -kimi zamanda nefret edilir.Hele gerceği bilip ugrunda her şeyini vermeye Hazır olamn insanlar kuraçakları yeni dünya düzeninde Nazım ustanın dediği ğibi ğöreçeğiz Çoçuklar güneşlş ğünleri ni bilimsel biliyorsa da sonradan ben yanlış yaptım sınıf iktidarı değil kapıtalizmin gelişmesi ve onun insancıl davraşını insanlığı kurtaraçak nakaratlarıyla töhbe edenler şimdi ölüm oruçları ayıbımızdır ned
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,99
hikmet 03.11.2012 - 18:16:28
omuzlarının üzerinde birer baş taşıyanlara insan olduklarını hatırlattığınız için ellerine sağlık sayın Nabi Yağcı
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,53
Cumali Eşsizoğlu 03.11.2012 - 11:31:10
Bu coğrafyada yaşayan bir insan olarak,ne dinlerden,ne dillerden,ne de vicdanlardan bir şey anlayamadım.Hayvan haklarını savunurlar,sıra insan haklarına gelince susarlar. Savaşı savunurlar,barış için atılan adımları kavururlar.Hem 'Allah verdiği canı ancak o alır' derler,hem o canları almak için Allah Allah sesleriyle saldırırlar.Gecelerinde de rahat yatarlar. Vicdan sahibi her kes insani haklara ve ölümlere seyirci kalmasın,yüzü hakka ve halka dönük olsun,vebala ortak olmasın.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%53,19
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive