Osman CAN

Akşam Gazetesi



Bookmark and Share

Affet, Sevgili Adalet Ağaoğlu!


21.07.2020 - Bu Yazı 373 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Tanışmaktan, birlikte çalışmaktan ve uzunca iletişimden onur duyduğum, edebiyatımızın vicdanlı, sorumluluk sahibi, onurlu kalemini kaybettik. Acıyla ve hüzünle öğrendim vefat ettiğini. Son bir kez karşılaşmayı ve sohbet etmeyi çok isterdim, konuşacaklarımız vardı çünkü.

Adalet Ağaoğlu’nun 2016 yılında çeşitli mecralarda yayınlanan söyleşilerde benimle ilgili bazı değerlendirmeleri oldu. Mayıs 2020’de yayınlanan röportajında benzer ifadeleri kullanması üzerine ziyaret etmeyi düşünmüştüm. Karantina müsaade etmedi.

Yüreğim sıkışık, boğazım düğüm, yutkunmakta zorlanıyorum.

Aslında bu yazıyı Adalet Ağaoğlu’nun öldüğü gün yazdım, ama durdum. Yazmak ve cevap vermek için adeta ölümünü bekliyormuş gibi bir görüntü rahatsız etti. Yazacaklarım hakkında olumlu veya olumsuz bir dönüş yapamayacaktı çünkü. Bu arada Ayasofya meselesi patlak verdi, Danıştay’ımız çok tartışmalı bir kararla 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti ve aynı gün Kararname ile Ayasofya tekrar camiye çevrildi. Bunu yazabilirdim, hukuk, çoğulculuk vs adına yine birilerine parmak sallayabilirdim. Hukukçuyuz ya, sürekli hukuk adına etrafımıza hukuk ve ahlak dersi verebiliyoruz. Lakin hukukçu kimliğimden bağımsız bana ait ve beni ifade eden bir kimliğim de var ve bu kimliğim bence çok değerli, inanç ile perdelenen bir iktidar, ihtiras ve intikam savaşının konusundan çok daha değerli; kırılgan, üzülen, üzen, kıran, sinirlenen, başarıları ve başarısızlıkları olan, yanılabilen, bazen başarısına çocukça sevinen, çocuklaşan… İnsani, kısaca. Ve bu modda kalmayı yeğledim.

Evet yazmazsam hem kendime hem de onun anısına saygısızlık olacaktı. Zira Adalet Ağaoğlu’nun tepkisini bana karşı bir söylemin aracı kılmayı ne kadar yanlış gördüysem, umutlarının tükenişini ve elinden kayışını acıyla seyredişi üzerine bana yönelttiği eleştirisini bir haksızlık veya vefasızlık olarak nitelendirmem de o kadar yanlış olur, buna hakkım yok. Ölümden sonra yazmanın kolaylığına kaçma eleştirilerini ve suçlamalarını göğüsleyerek de olsa…

Osman Can’ın peşine takıldık, referandum sürecinde… Ben bir an bile onun asıl amacının AKP Milletvekili seçilmek olduğunu anlayamamışım” demişti. Gerçek şu ki bu sözler nedeniyle Adalet Ağaoğlu’na kırılmadım, duygularını anlamaya çalıştım. Bir yayında da söylediğim gibi, ben olsaydım daha çok tepki gösterirdim ve o yaşta, elle tutulabilir bir değişimin arifesinde iken büyük beklentilerin, umutların, tarihi bir fırsatın bu kadar kısa sürede, bu kadar hoyratça, bencilce ve sorumsuzca harcanmasını çaresizce seyrederken başka nasıl tepki verirdim bilemedim. Diğer yandan bu sözler elbette bir yönüyle de bana yönelik ve muhasebesini yapmam gereken çok şey olduğunu bana hatırlatıyor, haklı olarak.

İlk 4 Eylül 2010 tarihinde Taksim’deki “yetmez ama evet” toplantısında karşılaşmış ve yumurtalı saldırıya uğramıştık. O, kendi ifadesiyle, doğrudan “evetçi”, ben “yetmez ama evetçi”ydim. Hapishaneden çıkıyoruz, ama yeni bir ortak yaşam inşa edemezsek, hapishaneyi ararız düşüncesindeydim.

Bu olaydan sonra diyaloğumuz devam etti. Türkiye’nin yüz akı entelektüel, sivil toplum aktivisti, akademisyen, sendikacı ve yazarlarının katılımıyla hayata geçirdiğimiz Yeni Anayasa Platformuna dahil oldu ve aktif olarak toplantılarına katıldı. Heyecanlıydı. Uzun konuşmalar yapıyordu. Konuşmalar toplantı çerçevesini taşacak uzunlukta olsa da kıymetli konuşmalardı; tarihe tanıklık içeriyor, bir asırlık ömürde kazanılan deneyimlerden doğan heyecan ve umut hepimizi cesaretlendiriyordu. Çalışmaların ilerlediği bir safhada “Erdoğan’a söyleyin lütfen, demokratik anayasayı görmeden ölmek istemiyorum, söz versin” demiş ve ben de yeni anayasa çalışmaları çerçevesinde siyasetçileri ziyaretlerde bunu Erdoğan’a aktarmış, tebessümle “Merak etmesin, söz veriyorumyapacağız” (hala birinci çoğul şahıs zamiri kullandığı dönemlerdi) cevabını da yine Adalet Ağaoğlu’na aktarmıştım.

Yeni Anayasa Platformu aylar süren çalışmalarını Mayıs 2011 tarihinde tamamladı, hazırlanan rapor TBMM’ye sunuldu, sözlü sunumlarımızı da gerçekleştirdik.

Diyaloğumuz devam etti, derinleşti. Toplantılarda bulunmadığı zamanlarda da telefonla bilgi alır, soru sorar, heyecanını ve beklentilerini uzun uzun anlatırdı. Evinde ağırlıyor, konuşuyor, anılarını paylaşıyordu. Kabul etmem gerekir ki, 2012 yılından itibaren konuşmalarında heyecan yerini kaygıya bırakmıştı. Mektup yazmak istediğinden bahsediyordu. Uzun mektuplardan, Erdoğan’a, Cemil Çiçek’e, Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyelerine, muhalefet liderlerine yazmak istediği ve kimine de yazıp gönderdiği mektuplardan, içeriklerinden ve gelen cevaplardan konuşuyor, gittikçe artan oranda da şikayetlerini dile getiriyordu. Yine itiraf etmem gerekir ki, başta bana cesaret veren konuşmalar, zaman geçtikçe bende bir mahcubiyete ve baskıya yol açıyordu. Bir yandan eleştirilerimi gazetelerde yazıyor, diğer yandan da ümidimi kaybetmiyor, kaybetmek istemiyordum. Dolayısıyla gidişatın duygusal yükünü, kendi çevremde üzerime alıyordum.

Adalet Ağaoğlu’nun hayal kırıklığının sorumluluğu da omuzlarıma binmişti. 2010 yılında yolda rastlayan veya mikrofon uzatan herkesin, anayasa hazırlayacak ve yürürlüğe sokacak kişi gözüyle bakarak sorular soran kişilerin, 2011 ve sonrasında, bazen suçlayan, kimi zaman hesap soran, çoğu zaman ise endişe dile getiren ifadeleriyle karşılaşıyordum. Bunların muhatabı da bendim. Sanırım herkes benim bu ülkede Anayasa yapacak kudrette olduğumu düşünüyordu. Ne savaşlar vermiş, neler başarmıştım, kahramandım artık. İtiraf etmeliyim ki, bir yandan içimdeki bir ses, aldatıcı kamusal etkileşimlere karşı uyarılar verirken, bir tarafım bu şekilde görülmekten, alkışlanmaktan hoşlanıyordu. Sonraki nese anlatacağım hikayelerim olacaktı. Hangi akademisyen Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk demokratik, çoğulcu, kapsayıcı, ademi merkeziyetçi, dini ve etnik referanslardan uzak, asgari müştereklerden oluşan bir toplum sözleşmesi üzerine kurulu Anayasasında imzası olsun istemezdi. Kendi adıma konuşayım, ben isterdim, hem de çok. Anayasa hukukunda akademisyenlikte karar kıldığım günden beri bu ülkenin darbe Anayasaları ve darbe hukuk düzeniyle yönetilmemesi gerektiğine inandım. Türkiye’nin temel sorunların, dışlayıcı anayasal tercihlerden kaynaklandığını, bunun zehirleyici bir etkisinin olduğunu düşündüm ve anlattım, dilim döndüğünce. O kadar ki, Türkiye’yi bu kapandan kurtaracak her türlü girişim benim için çok kıymetliydi, halen de kıymetli. Belki de benim sorunum bu…

2011 başlarında 12 Haziran seçimlerine giderken, milletvekili aday adaylığı süreci başlamıştı. Ancak Yeni Anayasa Platformu çalışmaları devam ediyordu ve bu kapsamda çeşitli kesimlerden siyasilerle de görüşmelerim oluyordu. Bu dönemde AKP’li iki siyasetçi ile görüşme talep ettim. Hemen randevular ayarlandı, gittim ve Anayasa meselesi ile bazı hukuki sorunlar ve öneriler hakkında konuştum. Şaşkınlıkla birbirlerinin yüzlerine baktılar, “Hocam biz senin Milletvekilliği adaylığı için müracaat edeceğinizi düşünmüş ve heyecanlanmıştık” dediler. Hoşuma gitmedi değil. Ancak Türkiye’nin yeni bir anayasa yapım sürecini başlattığı bu dönemde bu ivmeyi milletvekilliği için kullanmayı ahlaki görmedim; teşekkür ettim, ayrıldım. Beri taraftan Yeni Anayasa Platformunda birlikte çalıştığımız pek çok kişinin Meclise girmesi gerektiği, bunun platformun düşüncelerinin hayata geçmesini destekleyeceği düşüncesiyle adaylığını destekledim.

Seçim sonrasında Anayasa Uzlaşma Komisyonu oluşturuldu ve çalışmalara başladı. Yeni Anayasa Platformu yöntemi esas alındı ve TBMM desteğinde TOBB/TEPAV koordinasyonunda tarama toplantıları yapıldı, ki bu süreçte TEPAV’a danışmanlık yaptım. Ancak Komisyonun çalışma yöntemi ortaya çıktıkça, endişelerim arttı, siyasilerle konuştum, kendimce öneriler dile getirdim, olmayınca gazetelerde bazen ağır eleştirilerde bulundum.

2012 Ağustos’unda Erdoğan’dan davet alarak Ankara’ya gittim. Anayasa konusunda tıkanma olduğunu ve desteğimin değerli olduğunu söyledi. Kendisine siyasetçi olmadığımı, ama Anayasa meselesinin hayati olduğunu, herhangi bir siyasi pozisyon için pazarlık yapmayacağımı, tek derdimin Anayasa konusunda inisiyatif almak olduğunu ve AKP’de pek kimseyi tanımadığımı, eğer bu konuda arkamda duracaksa siyasette bulunmamın anlam ifade edeceğini çok açık bir dille ifade ettim. Kendisi de destek sözü verdi ve yakın çalışacağız dedi. Son olarak da kendisini ve partisini eleştirdiğimi, bu tutumumu parti içinde de devam ettireceğimi bilmesi gerektiğini söyledim. “Biliyorum, tabii ki, sorun değil” cevabı üzerine, başkaca konuşacak bir şey yok diye izin istedim ve üyelik başvurusunu yapıp, aynı gün İstanbul’a döndüm. Üç yıl kaldım partide. 2012 Aralık son günlerinde Başbakanlık Resmi Konut’ta Erdoğan başkanlığında yapılan ve partinin ağır toplarının bulunduğu toplantıda, “biz 2010 referandumuyla alacağımızı aldık, Anayasa meselesini bundan sonra muhalefet dert etsin, yolumuz açık” ifadesi üzerine, 2010 referandumuyla açılan yolun, yokuş aşağı bir yol olduğunu ve bunun garantisini verebileceğimi, Türkiye’nin periyodik krizlere gireceği ve yönetilebilir olmaktan çıkacağı uyarısında bulundum, Anayasa masasından çekilmemeyi sağladığımı düşünüyorum. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yargı bağımsızlığı başlıklarında kriz çıkardığım zamanlardı.

Gezi olaylarının hemen ardında yapılan olağanüstü MKYK toplantısında uzunca ve güçlü eleştiriler içeren bir konuşma yaptım çantamda istifa dilekçemle, buraya kadar deyip çıkıp gidecektim. Ancak parti içinde demokratik potansiyel var, sabret sözünü esas aldım, inanmak istedim, kaldım. Anayasa süreci Gezi sonrası tıkanınca Erdoğan ile konuştum ve “Anayasa meselesi bittiyse, müsaadenizle ayrılmak istiyorum, bu haliyle siyasette bulunmamın bir anlamı yok, bir faydam da yok” dedim. Kabul etmeyince, krize yol açan 2012 taslağının sorunlarından, Türkiye’nin ihtiyacından vs uzunca söz ettim, metaforlarla anlattım. “İzin verirseniz başka bir yöntem deneyelim, hukukçuların azınlıkta olduğu siyaset bilimci, mühendis, sosyolog, ekonomistlerden oluşan dar bir heyet kuralım ve başkanlık ve parlamenter sistem temelli iki farklı anayasa taslağı hazırlayalım. Halka sunalım ve hangisi üzerinde uzlaşı gerçekleşirse onun anayasa olarak yürürlüğe girmesi için uğraşalım” dedim. Kabul etti, isimleri tespit ettik ve 2013 Kasım’ında İngiltere hükümet modeli ile ABD hükümet modelini esas alarak altı ay boyunca çalıştık. Nisan 2014 tarihinde kendisine saatler süren brifing ile taslakları tanıttık, çok beğendi ve “bizim taslağımız hazır” dedi. Sonraki MKYK’larda da “bizim çalışmalarımız tamam” dedi. Ne vardı peki o başkanlık sistemi taslağında? Tabii ki bugünkü başkanlık sisteminde olmayan her şey ve olmaması gereken hiçbir şey! Meclis iki kanatlı olacak ve Cumhuriyet Senatosu şeklinde özel bir yapı oluşturulacaktı. Başkanın üst düzey atamaları ile bakanlıkların atamaları Senatonun onayına tabi olacaktı, Senato temel yasaları bir daha görüşülmek üzere Meclise gönderebilecekti. Senato ve meclis yarısı iki yılda bir olmak üzere dört yıllığına seçilecek, başkan da dört yıllığına seçilecek, bu şekilde Başkan ve yasama çoğunluğu farklı siyasi eğilimlerden olabilecekti. Fesih veya eş zamanlı seçim olmayacaktı. Meclis komisyonlar aracılığıyla ABD’deki gibi yürütmeyi etkin bir şekilde denetleyecekti. Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısı başkan tarafından seçilecek, ancak Meclisçe 2/3 ile onaylandıktan sonra göreve başlayacaktı. Diğer yarısı da Meclisteki partiler kontenjanından 2/3 ile seçilecek, Başkan tarafından onaylandıktan sonra göreve başlayacaktı. En önemlisi de yerel yönetimlerin 1921 Anayasası örneğindeki gibi ciddi bir şekilde güçlendirilmiş olması, kamu hizmetlerinin yürütülmesinin esas itibariyle yerel yönetimlere bırakılmış olmasıydı. Yerel yönetimler ile merkezi hükümet arasındaki uyuşmazlıklara ise AYM bakacaktı. Ve bu metin çok beğenilmişti, benim de ağzım kulaklarımdaydı, dünya etrafımda dönüyordu. Parlamenter sistemi esas alan anayasa taslağı ise bugünün moda deyimiyle güçlendirilmiş parlamenter sistemi öngörüyordu, tabii ki yine 1921 Anayasası örneğindeki gibi güçlü yerel yönetimlerle birlikte. Sırf beni geçiştirmek ve idare etmek için anayasa taslağının hazır olduğunu MKYK’da açıklamazdı diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri geçsin dendi, sonra parti liderliği değişti, Davutoğlu’na da anlatmak gerekti. Sonra 2015 seçimlerine gidilirken, beyannamemize yazalım, seçim sonrasında gündeme alalım dendi, bekledim, ümitle, reel politikanın da işleyişini dikkate alarak. Adaylık için kararsız kaldım, son güne kadar bekledim. Hem Davutoğlu hem de Erdoğandan aday olmam yönünde çağrı gelince, evlenmek üzere olduğum yeni eşime, istemiyorsa bırakacağımı, ama özgürlükçü demokratik bir anayasa için bu kadar uzun mücadele vermişken ve bir noktaya getirmişken, şimdi bırakıp gitmenin de çok doğru olmayacağını, hep bu hayali kurduğumu söyledim. Eşim kerhen onay verdi. Müracaat ettim, listeye alındım.

Eleştirilerim mi, bitmedi, o dönemde de yazdım, bir partide bulunmanın zorunlu kıldığı üsluba riayet ederek… Röportajlar verdim, röportajlarda AKP için son şans olduğunu, bu fırsatı da değerlendirmezse geri dönülemez sorunlarla yüzleşeceğimizi söyledim, Kürt siyasal hareketinin TBMM’de temsil edilmesi gerektiğini de vurgulayarak.

Seçimler yapıldı, milletvekili seçildim, Adalet Ağaoğlu’un referandumda peşime takılmasından tam beş yıl sonra. Üstelik 2010 referandum sürecinde karşı tarafta bulunanlar 2011 seçimlerinde adalıklarını ilan edip Milletvekili seçilmişken, bunu yapmayıp, AKP’nin en zayıf olduğu 2015 seçimlerini bekleyerek. Gerçek amacım bu idiyse, oldukça akılsızca bir amaç olmalı.

Seçim sonrasında koalisyon yolu gözüktü. Son yazılarımdan birinde bunun tarihi bir fırsat olduğundan bahsettim ve kurucu meclise atfen “Kurucu Hükümet” ifadesini kullandım, CHP ile koalisyon gereğine işaret ederken. MKYK’da kararın CHP ile koalisyon yönünde çıkmasında sanırım etkim oldu, uzunca bir konuşma yapmıştım, her zamanki akademik ve analitik iştahla, belki de körlükle. Benden sonraki konuşmaların çoğu da görüşümü tekrarlamıştı.

Koalisyon heyetinde görevlendirildim. CHP ile sürdürülen görüşmelerde anayasa, hukuk, adalet ve yargı başlıklarından sorumluydum. Beni şaşırtacak derecede CHP olumlu ve yapıcı yaklaşmıştı. Davutoğlu’na verdiğimiz brifingde durumu aktardım ve tarihi fırsatı kaçırmamak gerektiğini savundum, “içimizdeki CHP’liler” sözlerine aldırmadan. Böyle ise aslında koalisyon kurulabilir demişti. Ancak mekanizma farklı çalıştı ve bildiğimiz gibi, Anayasal teamüllere de aykırı olarak Meclis feshedildi. Davutoğlu ile yapılan son toplantıda Türkiye için beka sorununun başlayacağı günlere gittiğimizi ve koalisyon meselesinin sadece bir hükümet kurma meselesi olmadığını, kararı verirken bunları göz ardı etmemesi gerektiğini söyledim. Sözümün ağırlığı sadece beni ezdi sanırım. Kaldı, kaldık ve siyaset defterini kapattık. Sonrasını ise anlatacak mürekkebim yok. Adalet Ağaoğlu hayal kırıklığı ve kızgınlığını benden hesap sorarak soğutmaya çalıştı, iyi de yaptı. Ben ise hesap soracak kimseyi bulamadım etrafımda, belki de bulamadığım, hesap sorma cesaretiydi…

Bir şey söyleyeyim, evet Adalet Ağaoğlu haklıydı, Osman Can’ın peşine takıldık, kandırıldık. Bir türlü ergenlikten kurtulamayan bir toplumda, küçük umutlardan kahramanlık hikayeleri ve destanlar, küçük başarılardan insanüstü destansı kişilikler ürettik, sonra abartılmış, karşılanması çok güç beklentiler karşılık bulmayınca da büyük hayal kırıklıkları yaşadık. Bana karşı duygusal anlamda en yoğun tepkiyi gösterenler, bu süreçte bana en fazla güvenen insanlar oldu, daha doğrusu kamusal kimliğimde epik/mistik/heroik bir yön vehmettikleri için taraftar olan veya tam da bu nedenle çaresizliklerinin şiddeti oranında kızgınlık duyanlar oldu. Bunda benim payım oldu mu? Evet, hem de çok, bu rüyanın cazibesinden kurtulamadım, rüyadan uyanmak için sinyaller güçlendiği halde, “enseyi karartmalayım” iyimserliği içinde inanmaya devam etmeyi seçerek, kabul. Sorumluluk bana ait ve kimseye kızmıyorum. Kendime zarar verdim mi bilemedim, ama en yakınımdakileri, en değer verdiklerimi, en nazımı çekenleri, kamusal kimliğimin dışında beni insan olarak sevenleri üzdüm, bu kesin.

Geriye dönüp baktığımda biraz bunları görüyorum, kızdıklarımda, üzüldüklerimde kendimi de görüyorum. Onlardan çok farklı olmadığımı, aslında onlar diye bir şeyin olmadığını, kolektif olarak iyi ve kötüyü çok da insani kaygı ve korkular nedeniyle içimizde beslediğimizi, dokunmayla, anlamayla, hissetmeyle ve şefkatle birbirimize baktığımızda, yokuşun başında savaşmaya gittiğimizin kendimiz olduğunu gördüğümüzde daha farklı bir yaşam biçimi üretebileceğimizi görüyorum. Evet yine ümidimi kaybetmiyorum, iflah olmam.

Muhtemelen daha görmediğim pek çok şey var. Bu süreçte beni sürekli eleştiren, bu yaşananların benim eserim olduğunu söyleyip yargılayan ve mahkûm eden yurdumun güzel insanları olduğuna göre, mutlaka vardır görmediğim bir şeyler, olmuştur da.

Sinikçe bir yaklaşım gibi gelebilir, belki kısmen de öyle, çünkü bir insan olarak canım acımadı değil. “Onun asıl amacının AKP milletvekili seçilmek olduğunu anlayamamışım” sözüyle canım acıdı mesela, çünkü bu doğru değildi, ihtiyacım da yoktu. Bunu kendisine de söyledim, saygıda kusur etmeden, mahcup, kederli, derinden iç çekerek ve anladığımı söyleyerek…

Bugün de saygıyla, hüzünle ve acıyla anısı önünde eğiliyorum. Bu yazıyı yazarken, cevap veremeyecek olmasının mahcubiyetiyle kıvranarak…

Bağışla sevgili Adalet Ağaoğlu!

.

Facebook Yorumları

Emlak8
21.07.2020
Affet, Sevgili Adalet Ağaoğlu!
13.07.2020
Avukatlık Kanunu Değişiklik Teklifi
24.06.2020
Almanya Anayasa Mahkemesi Kararı: Hükümet, kamu imkanlarını kullanırken tarafsız davranmalı!
21.06.2020
Berberoğlu, Güven ve Farisoğulları için çıkış yolu var mı?
19.06.2020
TBMM’nin Tükenişi-Berberoğlu Vakası
26.4.2019
31 Mart Seçimleri: Sorunun yapısal temelleri
13.6.2015
Restorasyon mu dediniz?
6.6.2015
Anayasa Mahkemesi kararı ve dini nikâh
3.6.2015
Sistem tartışmalarında yine usule dair
30.5.2015
Başkanlık ve yargı II
27.5.2015
Başkanlık sistemi ve yargı -1
23.5.2015
Yabancı düşmanlığında son perde
20.5.2015
Başkanlık sistemi ve kuvvetler ayrılığı
16.5.2015
Başkanlık tartışmasında usule dair
13.5.2015
Kötülüğün kaynağı Kenan Evren; öyle mi?
9.5.2015
Parlamenter sistemin krizi: İtalya örneği
6.5.2015
Başkanlık sistemi cumhuriyetçidir
29.4.2015
Anayasa Mahkemesi ve paradigma değişimi
25.4.2015
Yargının toplumsallaşması
22.4.2015
23 Nisan’a saygı ve CHP seçim beyannamesi
18.4.2015
Yeni sisteme zorlama mı?
15.4.2015
Mevcut sistem ile yola devam?
11.4.2015
Türk tipi başkanlık
8.4.2015
Aslolan adalettir, sistemin adı değil
01.04.2015
Başkanlık sistemi ve etkinlik
28.03.2015
Başkanlık sistemi ve bilinilirliği
18.03.2015
Parti kapatma ve anayasa değişikliği II
14.03.2015
Parti kapatma ve anayasa değişikliği
11.03.2015
Hakan Fidan geri dönebilir mi?
07.03.2015
CHP kapatılabilir mi?
04.03.2015
Anayasayı tanımıyorum...
25.02.2015
İç güvenlik: Tartışmanın doğru zemini
21.02.2015
Linç ve etkin hukuk sistemi
14.02.2015
Anayasayı askıya almak mı dediniz?
07.02.2015
Direnme hakkı?
04.02.2015
Hastalık normal değil, ilaç da III
31.01.2015
Hastalık normal değil,ilaç da...2
24.01.2015
Hastalık normal değil, ilaç da...
21.01.2015
TÜBİTAK ve TİB soruşturmaları
17.01.2015
İfade özgürlüğü ve karikatür meselesi
14.01.2015
Paris saldırıları-Analitik tutum ihtiyacı
10.01.2015
Paris saldırıları üzerine
07.01.2015
Anayasa Mahkemesi ve Başkan’ın gölgesi
31.12.2014
Yeni bir yıla, yeni bir geleceğe
27.12.2014
Meclis Araştırma Komisyonu ve Yüce Divan
24.12.2014
Şu Interpol ve Kırmızı Bülten meselesi
17.12.2014
17 Aralık süreci
13.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı - IV
10.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı III
06.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve Seçim Barajı –II-
03.12.2014
Anayasa Mahkemesi ve seçim barajı
26.11.2014
Hukuk Politikası-Yargıtay’ın Tepkisi
19.11.2014
Ahmet Kaya, koca bir imparatorluğun sığdığı bir yürek
15.11.2014
Tunus’tan alınacak dersler
12.11.2014
Balyoz Davası’nın gidişatı
08.11.2014
Ölümcül kimliklerden arınmaya ve hayata
05.11.2014
Parti devleti?
29.10.2014
PKK ve nihilizm
22.10.2014
Çözüm sürecinde iki farklı yaklaşım mı?
18.10.2014
Tarafsız yargı ve bir 27 Mayıs hatırlatması
15.10.2014
HSYK seçimlerinin ardından
11.10.2014
Amaç hak ve özgürlük olmayınca...
08.10.2014
AYM'nin saygınlığı ne ile sağlanı
04.10.2014
Anayasa Mahkemesi ve takdir sorunu
01.10.2014
HSYK: Zırhlar neyi korumalı?
27.09.2014
HSYK: Oyunun iki temel kuralı daha var
24.09.2014
Adli yılı açılış konuşması: Öktemgiller sahne alıyor
20.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Militanlaşma
17.09.2014
Gezi (Çarşı) ve darbe suçu
13.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Paradigma inşası
10.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: 27 Mayıs sonrası
06.09.2014
Adli yıl açılış konuşmaları: Devam
03.09.2014
Yargı yılı açılış konuşmaları
30.08.2014
Tarihsel süreç ve küçük bir hikaye
28.08.2014
Adli yıl açılışı ve normalleşme
23.08.2014
Davutoğlu’nu öne çıkaran etkenler
20.08.2014
Başbakanlık tartışması-Devam
16.08.2014
Başbakanlık düşer mi?
13.08.2014
Tespit, sorumluluk, onay ve uyarı
09.08.2014
AGİT Ön Raporu
06.08.2014
Millet egemenliğini yine kullanamıyor
02.08.2014
İrade hırsızlığı
30.07.2014
HSYK kararı (Devam)
26.07.2014
Anayasa Mahkemesi’nin HSYK kararı
23.07.2014
Filistin neyin faturasını ödüyor?
16.07.2014
Ortadoğu ve tarafsızlık
12.07.2014
Vizyon belgesi
09.07.2014
Samsun ve Erzurum’un anlamı
05.07.2014
Yeni bir başlangıç
28.06.2014
Kötü yargının yıkıcı sonuçları II
25.06.2014
Hatalı yargılamanın yıkıcı sonuçları –I-
21.06.2014
12 Eylül, Balyoz ve tarihi bir gün
18.06.2014
Zweig’lar ölmemeli
11.06.2014
Sisi’nin yemini ve Mısırlı yüksek yargıç
07.06.2014
1982 Anayasası’nın genel eğilimi
04.06.2014
Çözüm süreci: Yüz yıllık parantez kapanıyor
31.05.2014
AİHM Kararı, AYM ve bir anekdot
28.05.2014
Avrupa Parlamentosu seçimleri
24.05.2014
Soma’nın görünür kıldığı psikoloji
21.05.2014
Suç işleme ayrıcalığı
17.05.2014
‘Çizmemi çıkarayım mı sedye kirlenmesin!‘
14.05.2014
Yargı-siyaset ilişkisinde norm ve normal
10.05.2014
Meclis ve idari yargı
07.05.2014
Üç dönem kararının sonuçları
03.05.2014
Muhafazakâr devrimcilik
01.05.2014
Gauk’un isyanını önemsemek lazım
26.04.2014
Tarihi ıskalamış bir konuşma
23.04.2014
Yarı-Başkanlık mı?
19.04.2014
Savcılık kurumunu tartışma zamanı
16.04.2014
Yeni Anayasa Mahkemesi yeni vesayet?
12.04.2014
30 Mart ve AB süreci
09.04.2014
30 Mart seçimleri ve Ortadoğu
05.04.2014
Twitter kararı
02.04.2014
Demokrasi kazandı vesayetçilik ağır yaralı
29.03.2014
İhanetin başarı şansı yok
26.03.2014
Memleketin sahibi kim?
22.03.2014
Volia-Twitter
19.03.2014
Yerel olmayan yerel seçim
16.03.2014
Berkin‘ler ölmesin ama nasıl?
12.03.2014
Tahliyeler, ÖYM‘ler ve manzara
08.03.2014
Başbuğ kararı ne diyor?
05.03.2014
Yeni AYM eski oyunlar
01.03.2014
Toplum hafızası, topluma karşı tuzak
26.02.2014
Siyaseti resetleme hamlesi
23.02.2014
Yeniden MİT Yasası
19.02.2014
Rejimin adı ne?
15.02.2014
Güncellenen Behemoth
12.02.2014
Hakim kararı olmadan asla!
08.02.2014
İnternet mahremiyet ve denge
05.02.2014
Allah rızası için!
01.02.2014
ABD'de yargı: Hikmet 'Cüppe'de değil!
25.01.2014
Türkiye burjuvazisi ve demokrasi
22.01.2014
Dert başka
18.01.2014
Hapishaneler çemberi
15.01.2014
Mesele yargı değil ki?
12.01.2014
Demokrasi yoksa yargı yoktur
08.01.2014
Ahlak adına ahlaksızlık; kutsal adına kirlilik
25.12.2013
‘Kayıt dışı’ operasyonlar ve siyasetin sorumluluğu
18.12.2013
Bireysel başvuru ve tehlikeli meydan okumalar
04.12.2013
Darbe düzeninin iki kötülüğü
27.11.2013
Umarım bundan sonra anlarlar
20.11.2013
Aynalı odanın sihri bozulurken
13.11.2013
Cumhuriyet Cumhuriyetçi ideoloji
06.11.2013
Cumhuriyet demokratikleşirken etiketle uğraşmak
30.10.2013
90 yıl sonra laikleşen Cumhuriyet
23.10.2013
Molla Google kepenk kapatma ve Türkiye
09.10.2013
Zamane entelektüel
02.10.2013
Demokratikleşmeye hazırlık paketi
25.09.2013
Sorumsuz özgürlükçülük ve SİYASETİN SORUNU
18.09.2013
Darbelerin meşruiyet temeli olarak demokratik değerler
11.09.2013
Uluslararası düzen demokratikleştirilmeli
04.09.2013
Komediye tahammül gerek
28.08.2013
Küresel düzen demokratikleşmeli
21.08.2013
Jesse Jackson’ın gözyaşları boşuna mıydı?
14.08.2013
Anadilde eğitim yasak mı?
07.08.2013
Behemotlaşmadan Leviathan’ı yenmek
24.07.2013
Gezi Ruhunu Behemoth’a üflemek
17.07.2013
Baraj sorunu ve kaderin bir cilvesi
26.06.2013
Mesele piar meselesidir Melisçiğim, muhteva değil. Bilmem anlatabildim mi?
19.06.2013
İhtiyaç duyduğumuz ama duymak istemediğimiz şey DEMOKRATİKLEŞME
12.06.2013
Demokratikleşmede ilk test
29.05.2013
Başkanlık sistemine siyasal kültürümüz mü engel?
22.05.2013
Başkanlık Sistemi: Yeni bir başlangıç için meşru bir tercih
15.05.2013
Başkanlık sistemi: Daha fazla milli egemenlik!
01.05.2013
Başkanlık sistemi Devlet ne işe yarar?
03.04.2013
Millet Sözleşmesini keşfediyor!
27.03.2013
Demokratikleşmenin domino etkisi
20.03.2013
Anayasanın ilk üç maddesine dokunmak suç!
13.03.2013
4’ncü Yargı Paketi nihai çözüm olamaz
20.02.2013
Kurucu irade kimin iradesi?
13.02.2013
Yargı önerileri ve yeniden beyhude tartışmalar
30.01.2013
Çözüm sürecindeki iyimserliğin asıl nedeni
23.01.2013
Çözüm sürecindeki iyimserliğin nedeni
09.01.2013
Kuvvetler Ayrılığının Mantığı ve Geleceği
02.01.2013
Yeni yıl eski aktörler ve kuvvetler dengesi
27.12.2012
Kuvvetler ayrılığı tamam peki hangi kuvvetler?
19.12.2012
Yassıada Mahkemesi bir ‘çete’, kararı ‘suç aleti’dir!
12.12.2012
İdeolojik yargının hedefi demokratik siyasettir
05.12.2012
Ombudsman ve vicdan muhasebesi
21.11.2012
YÖK’te Gül’ün Adı değil fazlası değişmeli!
26.09.2012
Yeni mimari proje ve siyasal inşa
19.09.2012
Yapısal değişim Yeni Türkiye’nin anahtarı
12.09.2012
Ekonomik mucizeden yapısal değişime AK Parti
05.09.2012
Siyasal diyaloğun kurumsallaşması
29.08.2012
‘Orta’lar ve ‘vole’ler
22.08.2012
Terörün hedefi ya da Türklere de özgürlük
15.08.2012
Statüko değişiyor
08.08.2012
Özkök, Başbuğ ve yapısal bir sorun
01.08.2012
Kimlikler ‘Ölümcül Kimlikler’
25.07.2012
Yeni Anayasada kilit kavram Ademi merkeziyetçilik
18.07.2012
Basın özgürlüğü ve Yeni Anayasa
11.07.2012
Mısır’da Anayasa mücadelesi, kim kime gıpta edecek?
04.07.2012
ÖYM’ler üzerine birkaç not ve bir tehlike
27.06.2012
Yapısal dönüşüm olmadan işimiz zor
20.06.2012
Artık Yetki de Sorumluluk da siyasi aktörlerde
13.06.2012
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’ne ihtiyaç var mı?
06.06.2012
Gündelik siyaset neye işaret?
30.05.2012
27 MAYIS
23.05.2012
Darbe kardeşliğinden demokrasi kardeşliğine
16.05.2012
Bir Başkanlık sistemi örneği Güney Kore
09.05.2012
Avrupa’da dolaşan hayalet ve Fransa seçimleri
02.05.2012
Adalet Hanım’dan Mektup Var
25.04.2012
Darbeciler kadar anayasadan anlamak!
18.04.2012
28 ŞUBAT ve üniversite
11.04.2012
‘Yetmez ama evet’in ‘Yetmez’ ve ‘Evet’i
04.04.2012
12 Eylül davası
28.03.2012
‘Limit’ yerine ‘Kapasite’
21.03.2012
Demokratikleşmede limit aşıldı mı?
16.03.2012
Sivas davası kararı: Anayasal düzenin teşhisi!
14.03.2012
Şık, Şener ya da siyasal alanın genişlemesi?
07.03.2012
28 Şubat neyin ifadesi?
22.02.2012
MiT krizinden ne öğrendik?
15.02.2012
MİT krizinin yapısal ve hukuksal boyutu!
08.02.2012
Olympos tanrılarının dönemi kapanıyor ve insanoğlunun çağı başlıyor
01.02.2012
Hollandalı Türkiyeliler endişeli!
25.01.2012
Boykota Fransa’nın gurur duyduğu ‘Milliyetçilik’le başlasak!..
18.01.2012
Kadim Anayasa ve yol ayrımı
12.01.2012
Bir paradigma çöküyor
04.01.2012
Uludere felaketi ve tarihi bir fırsat
28.12.2011
2012 Demokratik İnşa Yılı Olsun!
21.12.2011
MİLİTAN YARGI: Yüzyıllık anayasal düzenin özeti
14.12.2011
YÖK’te yeni dönem zor ödevler
07.12.2011
Şike yasası ve veto gerekçeleri
30.11.2011
Dersim ve Kemalizm tartışması anayasa tartışmasıdır
23.11.2011
Kemalizm’e referans gülünç Gerçeğe dönelim!
16.11.2011
Atatürk Atatürkçülüğün/Kemalizmin dışında değil!
09.11.2011
Yeni Anayasa’ya doğru olası riskler
02.11.2011
KCK davası ve siyasette meşruiyet kaybı
26.10.2011
VAN DEPREMİ ve Türkiye’nin normal’i
19.10.2011
AB İlerleme Raporu neden heyecan yaratmadı
12.10.2011
Başkalarının hayatını yaşamak
10.10.2011
'Sessiz devrim'
05.10.2011
'Sessiz devrim'
28.09.2011
Zorunlu askerlik zorunlu mu?
21.09.2011
Bebekten katil üreten sistem değişirken, vicdan da rahatlatılmalı
14.09.2011
Otuz model araç ile uzay yolculuğuna çıkılamaz
07.09.2011
Kürt siyasal hareketi ve yıkıcı muhaliflik
31.08.2011
Yargı ve Kürt sorunu
24.08.2011
Anayasalar ve Kürt sorunu
20.08.2011
Egemenlik millete aittir ama ‘bekçiler’ tarafından kullanılır
10.08.2011
Askeri vesayete makyaj çabası
03.08.2011
Generaller gitti demokrasi bayramı geldi, öyle mi?
27.07.2011
Devlete meydan okuma mekanı olarak Meclİs!
20.07.2011
Aynur’u protesto masum değil!
13.07.2011
Yemin krizi
07.07.2011
Boykot: Siyasetin çocukluk hastalığı
29.06.2011
Yeni Meclis kurucu iktidar yetkisi kullanmalı!
22.06.2011
Stockholm değil Ankara Sendromu!
08.06.2011
Kenan Evren’e kızmayın!
01.06.2011
27 Mayıs karanlığı yeni Anayasa’nın anahtarıdır
25.05.2011
Bir subayın alternatif tarih serzenişi Darbe ve Eğitim
18.05.2011
İfade özgürlüğünün yolu vesayetin tasfiye edilmesi
11.05.2011
Vesayet sisteminde açılmış küçük bir gedik YÖK Kanunu’nda İptal!
04.05.2011
Kedi ile kedinin resminin farkı ya da Anayasa’nın ideolojisi neye hizmet eder?
27.04.2011
Türkiye toplumu artık aklını kullanma cesareti gösteriyor
13.04.2011
Yeni anayasa, bir sistem dönüşümünü esas almalı
06.04.2011
Değiştirilemez maddeler aslında güler yüzlü totaliterlik maskesi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive