RAGIP DURAN

Artı Gerçek



Bookmark and Share

AB ve NATO, Erdoğan’ı neden frenleyemiyor?


21.09.2020 - Bu Yazı 81 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 24-25 Eylül günleri Avrupa Birliği Konseyi (Merkezi Strasbourg’da olan Türkiye dahil 47 ülkenin üye olduğu Avrupa Konseyi ile karıştırmayalım), yani AB üyesi 27 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, Brüksel’de özel bir Zirve toplantısı yapacak. Zirvenin gündeminde 3 konu var: Tek Pazar, Sanayi Politikaları ve Dış Politika.

AB Konseyinin internet sitesinde, Zirve gündeminin Dış Politika maddesi konusunda, Konsey Başkanı Charles Michel’in şu açıklaması yer alıyor:

‘’AB konseyi bu toplantıda Türkiye hakkında stratejik bir tartışma gerçekleştirecek. AB liderlerinin 19 Ağustos tarihinde yaptıkları video konferansta, bazı üye ülkeler, Doğu Akdeniz’deki durum ve Türkiye ile ilişkiler konusunu gündeme getirmişlerdi. Liderler, artan gerginlikler konusunda kaygılarını ifade edip, gerginliklerin azaltılmasının acil bir ihtiyaç olduğunu belirtmişlerdi. AB Konseyinin üyeleri, Yunanistan ve Kıbrıs ile tam dayanışma içinde olduklarını açıklamış ve yasadışı sondaj faaliyetleri hakkında daha önce varılan sonuçları tekrar ederek bu kararları bir kez daha onaylamışlardı.

Eylül ayındaki toplantıda bu konuları yeniden ele almak hususunda görüş birliğine vardık. Tüm seçenekler masada olacaktır.’’ (Boldlar Michel’in)

Başta Fransa, Yunanistan ve Kıbrıs olmak üzere bazı ülkeler, Erdoğan rejiminin, diplomasi yani diyalog yerine askeri güç gösterilerinin yanısıra daha çok da ikide bir Navtext yayınlayarak şiddet ve tehdit söylemini benimsemesi karşısında Ankara’ya yaptırım uygulanmasını talep etti.

Zirve toplantısından önce Macron, AB’nin Akdenizli üyelerini Korsika’da topladı ve Ankara’ya karşı tutarlı, etkili bir tutum alınmasını talep etti. Yani ayrıntısı henüz bilinmeyen yaptırımlar uygulanmasını istedi. O günden bu yana Paris’in yaptığı açıklamalarda da yaptırım konusuna vurgu yapıldı.

Yunanistan hükümet sözcüsü Dendias, önceki günkü açıklamasında, ‘’Türkiye’ye yönelik yaptırımların taslağı belirlendi’’ dedi. Atina’daki Alman Büyükelçisi de ‘’Erdoğan yakında AB’nin sopasını görecek’’ diyerek diplomatik teamüllere pek uymayan bir açıklama yaptı.

Yaptırım yanlısı, birinci derecede mağdur bir ülke olan Kıbrıs da ‘’AB’nin Belarus’da Lukaşenko rejimine karşı uygulamayı tasarladığı yaptırımlara destek vaadini, Ankara’ya yaptırım yapılması koşuluna’’ bağladı.

AB’nin ekonomik, dolayısıyla siyasi lokomotifi konumundaki Almanya ise, tıpkı Charles Michel gibi, yaptırımlardan pek söz etmiyor. Diplomasi ve diyalogun gerekliliğini vurguluyor. Alman Dışişleri Bakanı Ankara ile Atina arasında, somut bir sonuç vermeyen mekik diplomasisi uyguladı ama Berlin açısından sorun hala diyalog ve müzakere.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un son olarak Türkçe yazdığı tweet mesajında da diyaloğa ağırlık vermesi, 24-25 Eylül Zirvesinin sonucu hakkında bir ipucu veriyor.

Tüm bu trafikte ABD Dışişleri Bakanının önce Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosunu büyük ölçüde kaldırması ardından Lefkoşe ziyareti, Washington’un tutumunu da açıklamış oldu.

Brüksel’deki NATO merkezinde Genel Sekreterin, teknik düzeyde bile olsa zoraki müzakere girişimleri, gerginliğin azaltılmasında herhangi bir ilerleme sağlamamasına rağmen, Batı blokunun askeri kanadının niyetini faş etti.

Tüm bu süreçte, Erdoğan rejiminin tutumu işleri iyice karıştırıyor. Çünkü Ankara, iç politikadaki sıkışıklığı nedeniyle, içeriye ve dışarıya farklı hatta zıt mesajlar veriyor. Milli ve yerli kamuoyuna yönelik olarak Mavi Vatan, Akdeniz’deki haklarımız, burnumuzun dibindeki adalar bizimdir bizimdir, 1453, Barbaros Libya’ya döndü türünden saçmalıklarını sürdürürken, dışarıya verdiği mesajlarda önkoşulsuz müzakereye hazırız dedi, bu yetmiyormuş gibi Oruç Reis gemisini tartışmalı bölgeden geri çekti (Karalar benim.RD). Ankara, aslında, kendi elleriyle ve aklıyla(?) kurduğu devasa Erdoğan aleyhtarı cephenin karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Bunu taviz olarak niteleyen Kılıçdaroğlu’nun, ‘’O zaman S-400’leri aktive edin’’ demesi, resmi muhalefetin Erdoğan’dan daha koyu bir savaş yanlısı olduğunu göstermiyor mu?  

Ankara, AB’den yaptırım beklemediğini de resmen açıkladı. Hoş, böylesine güç bir durumda, Erdoğan’ın, ‘’Hodri meydan, ne yaparsanız yapın, biz Akdeniz’deki haklarımızdan hiçbir şart altında vazgeçmeyeceğiz, yaptırım bizi yolumuzdan alıkoyamaz’’ diyecek hali yoktu. Çünkü, Brüksel’den gelebilecek ciddi bir dizi yaptırım, zaten büyük bir krize her gün adım adım yaklaşan Türkiye’yi tam olarak bir ekonomik felakete sürükler. AB, Türkiye’nin en büyük ekonomik ve ticari partneri.

Yine de özellikle Berlin’e yakın çevreler, Ankara’ya yönelik yaptırımların uygulanmasındaki teknik zorlukları da bahane ederek daha şimdiden 24-25 Eylül Zirvesinden sert yani Ankara’ya ciddi zarar verebilecek bir kararın çıkamayacağını öngörüyor. ( Bkz.)

Avrupa Birliği olsun NATO olsun, Erdoğan’a karşı neden ciddi, etkili, Ankara’nın saldırganlığını caydırabilecek bir karar almaktan imtina ediyor?

Bu sorunun birden fazla yanıtı var:

- Batı, Türkiye’nin Rusya ve Çin blokuna kaymasını önlemek istiyor

- Batı, Türkiye gibi amiyane tabirle yağlı bir pazar müşterisini tamamen kaybetmek istemiyor

- Özellikle AB, Erdoğan’ın mülteci tehdidinden hala çekiniyor

- Medeni dünya, diplomasi ve nezaket kuralları yerine kabadayılık taslayan bir muhatabı ile fazla haşır neşir olmaktan yana değil.

- AB, 30 Eylül 1938 günü imzalanmış olan Münih Anlaşmasının ruhundan henüz ve hala ayılmış görünmüyor. Radikal ve ilkeli bir tutum yerine saldırgana karşı yatıştırmacı politikaları tercih ediyor.

- Nihayet ABD’nin COVID-19 ve Başkanlık seçimleri, AB’nin de pandemi ve sanayiyi kurtarmak gibi çözülmesi güç sorunları varken, Erdoğan’ın yeni bir sorun yaratmasından memnun değil.

İşin yapısal cephesi de bence önemli. Şimdi sahnedeki iki aktöre baktığımızda, yani AB ve NATO’nun temsilciliğini üstlendiği Batı dünyası ile İslamcı ve saldırgan Erdoğan yönetiminin, her ikisinin, öz olarak, neo-liberal yani kapitalist zihniyette rakipler olduğunu görüyoruz. İki blokun, demokrasi, özgürlük, bağımsızlık, askeriye gibi temel alanlarda, aslında aynı rengin farklı tonlarını taşıdığını saptamak kolay. Bloklardan biri barışı, diğeri savaşı temsil etse, mesele daha kolay anlaşılabilir ve çözülebilir.

Brüksel Zirvesinden sert ve kararlı görünümlü bir kınama çıkması daha büyük bir ihtimal. Paris’in, Almanya’yı Erdoğan rejimine yaptırım uygulanması konusunda ikna etmesi zor görünüyor. Zaten AB, sadece tarz açısından değil, temel politikalar açısından da çok sağlam, çok sıkı bir birlik değil. AB’nin içinde Macaristan ya da Polonya gibi neredeyse aynı Erdoğan gibi düşünen ve davranan siyasi yönetimler olduğu gibi, kendi çıkarlarını savunurken Macron gibi tutarlı davranan liderler de var.

Bu ortama rağmen, Brüksel’den ciddi bir yaptırım kararı çıkarsa, - ki çok zayıf bir ihtimal- bu yeni durum, yukarıda saydığım engellerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Sadece bir sürpriz sayılır. 

Sonuç olarak, dış dinamikler, hiçbir zaman bir ülkenin orta ya da uzun vadedeki kaderinde tayin edici olamamıştır, olamaz. Dış dinamikler, olsa olsa, ülke içindeki ciddi, kararlı, akıllı bir muhalefetin destekçisi, yardımcısı olabilir. Türkiye’nin büyük talihsizliği, güçlü bir muhalefete sahip olmaması ve ana muhalefet liderinin Kılıçdaroğlu olması. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
21.09.2020
AB ve NATO, Erdoğan’ı neden frenleyemiyor?
14.09.2020
Muhalefet, iktidarın milli ve yerli koltuk değneği
11.09.2020
AİHM Başkanı Mardin’e çay toplamaya gitti
7.09.2020
Ελληνοτουρκικό καφέ (*)
24.08.2020
Yalan haber katildir!
20.08.2020
Batı, Erdoğan’ı yatıştırabilir mi?
17.08.2020
Dış haber yoktur, bütün haberler iç haberdir
4.08.2020
Galatasaray Lisesi sizin ‘İnancınızda, örfünüzde olmayan bir okul’dur
27.07.2020
Tek başına ama sıkı muhalefet üstelik de global
20.07.2020
Bizim Genel Yayın Yönetmeni siyasete transfer oldu
17.07.2020
Berlin yapmıştı, Reis yapamadı
13.07.2020
Resmi medya Ayasofya'da
9.07.2020
Z Kuşağı’nın Türkiye yansımaları
2.07.2020
Duran biri, yürüyenden hoşlanmaz
29.06.2020
Reis, futbol ve faşist vatandaşlar
15.06.2020
Vitrinlerle heykeller berhava olurken…
11.06.2020
Protestolar Medyaya da Ayar Veriyor
8.06.2020
Hepimiz George Floyd olduk ama…
4.06.2020
Yalnız ve çaresiz ama umutlu
1.06.2020
Kemal ile Ali İsmail’i Minneapolis’de bir daha öldürdüler!
29.05.2020
Sürü bağışıklığının İsveç yenilgisi
21.05.2020
Er Abuzittin’i Kurtarmak
18.05.2020
'Ben siyasetçinin ahlâklı, şeffaf ve halk için çalışanını severim' Yunan atasözü mü?
15.05.2020
Yeni Faşizm
12.05.2020
Goebbels de son ana kadar propagandaya çok güvenmişti
9.05.2020
Salgın, gerçekleri gizleyerek önlenemez
30.04.2020
Virüs Global, Mücadele Alaturka
26.04.2020
24 Nisan anması için
20.04.2020
Alaturka bir Sistem: 5 gün Sürü/2 gün Bağışıklık
14.04.2020
Virüs Yayma Cemiyeti
6.04.2020
Salgının öğrettikleri ve gelecek (*)
31.03.2020
Turuncu alarm
27.03.2020
Dünya nerede, Türkiye nerede?
19.03.2020
Mat rejime şeffaf Bakan, bozuk ekonomiye maske ve kolonya
10.03.2020
Moskova Bozgunu
3.03.2020
İdlib bozgunu
28.02.2020
COVID-19’a karşı dut pekmezi, kelle paça çorbası ve silah
24.02.2020
Kızıl Afiş’in Adıyamanlı Silahlı Şairi
21.02.2020
Diyalektik
17.02.2020
Tek adam rejimi insanları öldürüyor
13.02.2020
Deli Kral, Aptallar ve Salaklar
10.02.2020
Boykot, peki sonra?
6.02.2020
Cumhuriyet’in Diplo’su Türkçede
4.02.2020
TV tartışmalarındaki şiddet ve bayağılık normaldir
27.01.2020
Enkaz altında kalan devlet ve resmi gazetecilik
23.01.2020
Yeni sansür
20.01.2020
Sakallı Dedeyi ziyarete gittik
16.01.2020
Köln’de Gestapo Merkezi
14.01.2020
Charlie Hebdo Türkçeye nasıl çevrildi?
12.01.2020
Vedalaşma
9.01.2020
'Kaos Mühendisleri'
7.01.2020
Basında 78’liler
31.12.2019
Yurttaş Gazeteciliği
27.12.2019
Kalabalığa ve kabalığa karşı hakikat
20.12.2019
1 bakan, 1 provokatör, 1 futbolcu ve 1 devlet… Pöh pöh pöh!
16.12.2019
Ah Mahmut Vah Kemal Ah Kenan Vah Recep!
13.12.2019
Nobel’den bahisle…
2.12.2019
Yalanlar arşivi
29.11.2019
Çevre de aslında bir sınıf meselesi
25.11.2019
Kim daha önemli, değerli ve kalıcı?
22.11.2019
Hakiki gazetecilik
19.11.2019
Beyaz Saray’da sahte bir gazeteci yakalandı
11.11.2019
Jambon Müzesi, Prado, Sofia ve İnebahtı…
7.11.2019
İki yeni slogan
4.11.2019
İstibdat üzerine
2.11.2019
İlişkiler kanıtlanırsa eyvaaah!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive