Sezin ÖNEY

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Ahmet Şık: Kusurlarımızı gördüğümüz bir ayna


3.1.2018 - Bu Yazı 468 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ahmet Şık’ı yakından tanıyan tanımayan herkesin hakkında hemen söyleyeceği şu: açık sözlüdür ve olduğu gibidir.

Aklındakini olduğu gibi söyler. Tabii, böylesi “açık sözlülük” pek öyle kolay kaldırılan ve hele Türkiye gibi bir ülkede de “bedelsiz” bırakılan bir özellik değil.  

Farklı düşünenlerin daha bir sessizleştiği son dönemlerde, Ahmet’in konuşması daha da bir dikkat çekti. Ve 29 Aralık 2016’dan beri de tutuklu...

25 Aralık 2017’de, kapsamında yargılandığı Cumhuriyet Gazetesi’nin 17 çalışanı başta olmak üzere 19 sanıklı davada da, savunma yapmasına izin verilmedi.

Gazeteci Hilmi Hacaloğlu, 31 Ekim 2016’da, Cumhuriyet gazetesine ilk operasyon düzenlendiği dönemde, Ahmet ile yaptığı röportajı şöyle aktarıyor:

“Hikmet Çetinkaya’nın odasında röportaj yaptığımda ona ‘Korkmuyor musun?’ diye sordum. Açıkça “Her kim korkmuyorum derse yalan söyler” dedi ve ekledi: ‘Konuşması gerekenler sustuğu için benim söylediklerim sertmiş gibi algılanıyor.”

Ahmet Şık, dönemin özel yetkili mahkemelerinin bulunduğu Beşiktaş Adliyesi'ne getirilirken...

Ahmet’in de, şu an evinde eşi, kızı ve köpeği ile rahat oturmak isteyeceğinden eminim; ama susmadığı için şimdi gene Silivri Cezaevi’nde.

10 Ocak 2015’te, Ruşen Çakır’ın kendisiyle yaptığı röportajda Ahmet şöyle diyordu:

“Gidin hayatımdan, özür istemiyorum. Çok ahlaksız ve samimiyetsiz buluyorum. Yok, ‘kullanılmışım’, yok ‘aptalmışım’ sözlerini bıraksınlar. Aklımla alay etmesinler.”

O dönemde, hapisten çıkalı yaklaşık üç yıl olmuştu. Yani, 12 Mart 2012’de “zorunlu Silivri ikametinin” sona ermesinin üzerinden üç sene geçmişti.

3 Mart 2011 tarihinde, “Ergenekon Soruşturması” kapsamında, evinde ve ders verdiği İstanbul Bilgi Üniversitesi'ndeki odasında yapılan arama sonrasında gözaltına alınmıştı.

Gözaltında iki gün kaldıktan sonra tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. 6 Mart 2011'de de, tutuklanarak gazeteci Nedim Şener ile birlikte Metris Cezaevi'ne gönderildi; ardından da, o meşum Silivri’ye.

O dönemde, “İmamın Ordusu” adını vermeyi planladığı bir kitap yazıyordu Ahmet; gözaltına alınırken de, “Dokunan Yanar” diyerek bu kitaba ve kitabın konusu olan Gülen Cemaati’nin emniyet içindeki örgütlenmesine atıfta bulundu.

Sonradan, o zaman sadece taslak halinde olan bu kitap, 2011’de “Dokunan Yanar” ismiyle basılacaktı.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, “İmamın Ordusu” kitap taslağının doküman ve tüm nüshalarına “Ergenekon silahlı terör örgütünün amacına hizmet etmek ve adil yargılamayı etkileme” gerekçesiyle el konulması kararını aldı.

Kararı alan kişi, Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’dü.

23 Mart 2011’de de, kitabı basacağı öne sürülen İthaki Yayınevi’nin Kadıköy’deki merkezinde, polis ekipleri tarafından taslağın kopyası, yedi saat boyunca arandı.

Arama sırasında yayınevinde bulunan editör Ahmet Öz, daha önce de Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün emriyle arama yapan polislerin, “Şık’ın kendisine gönderdiği kitap taslağını zaten aldıklarını ve o kopyayı sildiklerini” belirtti.

24 Mart’ta, İthaki Kitaevi gene arandı; Radikal gazetesinde de, kitabın bir nüshasının Ertuğrul Mavioğlu’nda olduğu iddiasıyla arama yapıldı. Aramalarda bulunan tüm taslaklar silindi.

Ancak, aynı gün kitap, Twitter ve Facebook üzerinden yayınlanmıştı bile…

Ahmet’in “sakıncalı kitabı” sosyal medya üzerinden yayınlanırken şu mesaj da paylaşılmıştı:

“Ahmet Şık’ın yazdığı ve çalışma başlığı İmamın Ordusu olan kitabı şu anda Dokunan Yanar başlığıyla ekranlarımızda…

Kitabın sahte kopyalarının elektronik ortamlarda dolaştığı şu günlerde, okurların “kitabın aslı”nı okuma olanağının sağlanmasını demokratik bir görev, düşünce özgürlüğünün savunulması yönünde bir katkı olduğu inancındayız. Kitabı internet ortamında yaymamızın tek nedeni ve amacı bundan ibarettir”.

Yayınlanmamış kitabın suç vesilesi sayılması, gazetecilerin tutuklanması, saatler süren aramaların yarattığı korku ve tedirginlik ortamı; hatta “sübliminal mesaj” tarzı “algı kontrolü” iddialarının ilk nüveleri…

Zira kitap ile ilgili olarak tutulan tutanakta şu ifadeler kullanılmıştı:

“12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan genel seçimler öncesi yayınlanması planlanarak, genel seçimler öncesi ülke gündemini etkilemeyi ve yönlendirmeyi amaçladığı görüldüğü; bu kitap çalışması ile Ergenekon terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda propaganda yapıldığı, bu kapsamda özellikle devam etmekte olan dava sürecini etkileyerek ve yönlendirerek Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs edildiği, ayrıca suçu ve suçluyu övdüğü anlaşıldığı belirtilmiştir.”

Ahmet, Mart 2016’da tahliye edildikten sonraki ilk açıklamasında şöyle konuşmuştu:

Çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmeyecek. Sadece benim davamda 5 tutuklu var, 100 civarında gazeteci hala içeride. İfade özgürlüğü meselesi sadece gazetecilerin sorunu değil. 600 civarında öğrenci var.

Bunun mücadelesine devam edeceğiz. Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek. O cemaat bağlantılı, o çete bağlantılı adamlar buraya girecek. Bunlara sesini çıkarmadığı için siyaseten sorumlu AKP hükümetidir.

Ahmet’in dediği çıktı; ancak, adalet gelmedi.

Öncelikle, Ahmet’in kendisi gene hapiste; ama onun ötesinde de, adaletsizlikler, özellikle de gazetecilere yönelik ve ifade özgürlüğüne ilişkin olanlar, katlanarak arttı.

Bu arada, Ahmet’in kapsamında yargılandığı Oda TV Davası da, 2011’den Nisan 2017’ye kadar sürdü. Sonunda da, Ahmet’in de aralarında olduğu 13 sanık beraat etti.

Duruşmada Ahmet, mahkemeye hitaben şunları söyledi:

“Girişteki adalet heykelin terazisinde bir tarafında adalet şeref diğerinde adaletsizlik ve şerefsizlik var. Ve maalesef bu yargı mensupları için bu terazinin kefesindeki kötülük daha ağır oluyor. Aslında söyleyecek çok söz var. Ama aklımdan geçenleri söylersem yeni bir dava olacak. Hakkımızda yeni iddianame yazan iktidarın tetikçiliğini yapanları kastediyorum. Bu Adliye sarayı adaletin mezarı oldu.”

Karar sonrasında da, izleyicilere hitaben şu sözleri sarfetti:

“Bu karar Cumhuriyet iddianamesini yazan ve kabul eden savcılara ve hâkimlere ders olsun.”

Daha o noktada olmadığımız çok açık. Ahmet şimdi, hem PKK, hem DHKP-C, hem de FETÖ’ye destekten yargılandığı gibi, savunma hakkını dahi kullanamaz hale getiriliyor.

Ancak, daha önceki kitabı örneğinde olduğu gibi, Ahmet’in yaptırılmayan savunması, daha çok yayılıyor; sosyal medya ve kalabilen bağımsız yayın organlarınca paylaşılıyor.

İngilizce olarak da, uluslararası mecralarda yayınlanıyor.

Tutukluluğunun 250. gününde, çalıştığı Cumhuriyet gazetesinde Canan Coşkun imzalı, dostlarının onu anlattığı bir haber yayınlandı.

Haberde, Ahmet ile ilgili, Ertuğrul Mavioğlu şunu diyordu:

“Evet, haklısınız, bir Ahmet Şık kolay olunmuyor.”

Evet, Ahmet Şık kolay olunmuyor; çünkü aynı zamanda onun seçtiği muhabir hayatı, gazeteciliğin en meşakkatli ve en az maddi getirisi olan, koşulların hep zorlu olduğu bir yaşam.

Ahmet de aradan geçen yıllarda, köşe yazarlığı veya editörlüğü seçerek masa başına geçebilirdi; ancak, hep “sahada” olmayı tercih etti.

Geriye bakınca da, tutuklanana kadar hala adliye muhabiri gibi dava takip ettiğini; birçok farklı alan ve konuda, aktif biçimde haber peşinde koştuğunun izini sürebilirsiniz.

Kolay koşullardan da yetişmemişti; 1970’te Adana’da mütevazı bir ailenin çocuğu olarak doğdu.

2011’de tutuklandığında emekli memur olan annesi Fatma Albay Şık, Ahmet’in görme engelli babası Hüseyin Bey ile beraber, şöyle diyecekti:

"Ben anneyim. 1980 öncesi kardeşimi şehit verdim, şimdi de oğlumu veremem. Oğlumun suçlu olduğuna inanmıyorum. Oğluma bir şey olursa kendimi yakarım… Oğullarımı başkalarının paralarıyla Amerika’da okutmadım, başkalarının paralarıyla iş kurmadım. Hediye gemiler almadım. Ben çocuklarımı okutmak için yeri geldi nikâh yüzüğümü, yeri geldi çeyizimi sattım, ama onları Türkiye’ye dürüst, onurlu bir miras vererek yetiştirdim?”

En baştan, eğitim hayatından başlayarak gazeteciliği seçti; İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Mesleğe, üniversitenin birinci sınıfında Milliyet gazetesinde stajyer muhabir olarak başladı.

Burada kişisel bir parantez açayım; ben de aşağı yukarı bu yaştayken ve Milliyet’te stajyer muhabirken tanıştım-o zamanlar Ahmet, Radikal gazetesinde kıdemli bir muhabirdi.

Benim de ilk gözlemim, hep koruyucu ve kollayıcı bir yönü olduğu, kime ve nasıl olursa olsun haksızlığa hiç dayanamadığı idi.

Radikal dışında, Cumhuriyet, Evrensel ve Yeni Yüzyıl gazeteleri ile Nokta dergisinde muhabir, Reuters haber ajansında foto muhabiri olarak da çalıştı Ahmet; tehlikeyle de hep burun buruna yaşadı.

1996’da gözaltında öldürülen gazeteci, Evrensel muhabiri Metin Göktepe’nin en yakın dostu Ahmet Şık idi.

İkisi de, çok gözü kara şekilde, 1990’ların yoğun insan hakları ihlalleri ve hatta faili meçhul cinayetlerin haberlerinin peşinde beraber koşarlardı.

Hatta Ahmet, daha da sert ve iğneli biçimde lafını sakınmadan, sık sık polislerle de kavga edermiş o dönemde.
Nazım Alpman, ikisinin dostluğu ve Ahmet’in de o dönem nasıl “kıl payı” hayatta kaldığını bir BirGün gazetesindeki, 7 Ocak 2017 tarihli “Ahmet Şık -döverek öldüremedikleri- Metin Göktepe’dir!” yazısında şöyle aktarmıştı:

“O dönemde Ahmet Şık evine geldiğinde kapılarının açık dolaplarının karıştırılmış ama hiçbir şey alınmamış olduğunu görmeye başlamıştı. Bazen pencereler ve televizyon açık bırakılarak çıkılıp gidiliyordu. Ahmet’e “mesajlar” veriliyordu:
- Seninle ilgileniyoruz!
Ahmet Şık, bir eğitim bursunu kabul ederek yurt dışına çıktı.”

Nazım Alpman, gene aynı yazısında, yaklaşık 21 yıl sonra, bu sefer Gezi Protestolarında, Ahmet’in yine “direkten döndüğünü” şu ifadelerle dile getiriyordu:

“Ahmet Şık 2013 Haziran’ında Gezi Parkı Direnişi’nin ilk günü başına isabet eden bir gaz fişeğiyle vuruldu. Hastanede iki gün yattı. Taburcu olunca yeniden Gezi Parkı’na döndü.

Bu sefer başında gazeteciler için üretilmiş bir kask vardı, ensesine kadar inen bir koruma bölgesi bulunuyordu. Kaskın en alt koruma alanına yine bir fişek isabet etmişti. Eğer o kask olmasaydı, Ahmet en iyi ihtimalle felç olabilirdi!"

Ahmet Şık için en güzel tespiti onu yeniden tutukladıkları gün Barış Tahmaz yaptı:

Ahmet Şık döverek öldüremedikleri Metin Göktepe’dir!”

Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe de, oğlunun 2017’deki ölüm yıldönümünde mezarı başında, şöyle demişti:

Metinim 22 yıl önce öldürüldü o bir gazeteciydi. Benim için emekçiler kadınlar çocuklar birer Metin’dir. Fatih [Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat], Ahmet benim için bir Metin’dir. Onları Metin kadar seviyorum. Yani hepiniz birer Metin’siniz benim için…Ahmet Şık niye cezaevinde. Gerçeği yazdı. Metin’i de onun için katlettiler. Tüm gazeteciler benim için bir Metin. Ben katilleri biliyorum.

Daha çok şey yazılabilir Ahmet ile ilgili; burada bahsettiğimizden daha farklı kereler, hakkında soruşturmalar açıldı, haberleri nedeniyle defalarca davalık oldu, Diyarbakır Barosu’nun “Herkes için Adalet Projesi” kapsamında kara mayınlarıyla ilgili çalışmak gibi pek bilinmeyen başka riskli işler de yaptı, beş kitaba imza attı ve bir düzineye yakın ulusal çapta ve uluslararası ödül aldı.

Ahmet’i, bir gazetecinin olması gerektiği gibi, “kusurlarımızı gösteren bir ayna” olarak nitelemek herhalde yerinde olur.

Ahmet’in eşi Yonca Verdioğlu Şık, 2016’da Ahmet tutuklandığında, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Bu akılsızlığın Ahmet Şık'ı yıldırmayacağını biliyoruz. Giderken dediği gibi 'yarınlar bizimdir'” demişti.

Evet; 2018’de “yarınların” Şık ailesi ile beraber olması mümkün olursa, onlarla beraber Türkiye için de çok müspet bir gelişme olur.

Tüm tutuklu gazetecilerin tahliye olacağı ve gazeteciliğin “serbest” kalacağı, adaletli bir 2018 dileğiyle.

.

Facebook Yorumları

reklam
3.1.2018
Ahmet Şık: Kusurlarımızı gördüğümüz bir ayna
18.12.2017
Türk-Amerikan ilişkilerinde 'ters etki'nin adı: Brett McGurk
7.12.2017
'Milli irade' artık temsil edilmezken
5.12.2017
Kendi gönlünün efendisi düzenbaz bir hedonist
23.11.2017
Ne eşek ne zebra
18.11.2017
Ahmet Kaya ve Tahir Elçi: Aynı kaderin iki sürgünü
11.11.2017
Tahir Elçi'den "terörist" çıkartan karanlık
9.10.2017
Hayatımda tanık olduğum en korkunç kare
3.10.2017
Katalonya'da "her şeye rağmen" referandum
27.9.2017
Türkiye'nin En Mutsuz İnsanları ve Sessiz Lorke
23.9.2017
Güzel Ana
21.9.2017
Almanya 'İçişleri' Olurken, Kürtler Oldu 'Dışişleri'
13.9.2017
'Son savaşın baş aktörleri' şimdi Türkiye'de
12.9.2017
İşte ‘’Düz Dünya Tezinin" ilham kaynağı
4.9.2017
Dünya bize bir komplo
30.8.2017
"Türkçe Kürt medyasını" bitirmek
22.8.2017
Büyük Amerikan tutulması
4.8.2017
Hürriyet, Uhuvvet, Müsavat'tan Harikalar Dünyasına
30.7.2017
"Abdullah örgütünden" "Kıymalı kaşarlı terör örgütüne"
15.7.2017
Darbe kabusunun bir yılı
9.7.2017
"Yürümek" gerçek oldu
24.6.2017
'Terörist' asker mi olacak?
5.6.2017
Kaçış psikolojisi
24.5.2017
Modern mübâdele
14.5.2017
Buruk bir anneler günü
7.5.2017
İki çocuk, iki Hoca
5.5.2017
Mahalle’de son nokta
27.4.2017
Barış’ı öldürmek
24.4.2017
Her 'devrim' kendi çocuklarını yer önce
19.4.2017
Türbülans
16.4.2017
Patlama noktası
15.4.2017
Sürpriz: Perde indiğinde…
13.4.2017
Budapeşte’de popülizm savaşları
9.4.2017
Sandıktaki pusucular
5.4.2017
Kürdistan kurulurken…
2.4.2017
Karmakarışık
31.3.2017
Aslında referandumun sonucu belli
26.3.2017
16 Nisan’ın Kara Kuğusu
21.3.2017
Sistem değişikliği için yüzde kaç destek gerekir?
20.3.2017
Buharlaşan Kürt Sorunu
15.3.2017
Referandum Geçici, Ya İzleri?
8.3.2017
16 Nisan “Tarihin Sonu” mu?
22.8.2015
Barışı olmayan savaşa doğru
20.8.2015
Savaş hukuku
15.8.2015
14 yaşında AKP
13.8.2015
Ankara nasıl işliyor
8.8.2015
Drone Savaşı başladı
6.8.2015
Asker- sivil koalisyonu
1.8.2015
Rasyonel aktör
30.7.2015
Sebep ve sonuç
23.7.2015
Büyük güven krizi
18.7.2015
Her şeyin kilidi
4.7.2015
Asker- sivil ilişkileri
2.7.2015
Türkiye’nin kilidi
27.6.2015
Üst akıl
20.6.2015
Mesleki sınıra çekilmek
18.6.2015
Ankara’da son durum
13.6.2015
Ankara bildiğiniz gibi
11.6.2015
Ankara’dan bakınca gözüken
8.6.2015
Asıl demokrasi sınavı şimdi başlıyor
6.6.2015
7 Haziran seçimleri
4.6.2015
Kutuplaşmanın askerleri
30.5.2015
TIR
28.5.2015
Yolsuzluğa karşı İspanya
23.5.2015
Sandık, güven, demokrasi
21.5.2015
Sıradan vatandaşın seçim izlenimi
16.5.2015
Ölümcül karışım
15.5.2015
Popülist sistemin zaferi
9.5.2015
400
7.5.2015
Genetiği ile oynanmış medya
2.5.2015
Seçimden sonra
30.4.2015
Kalimerhaba
25.4.2015
Yas
23.4.2015
Auschwitz’in ağaran saçları
19.4.2015
Sulukule’de bir öğle vakti
16.4.2015
Entelektüelin sonu
9.4.2015
Listelerin düşündürdüğü
04.04.2015
Tetik ve medya
02.04.2015
Karanlık döneme giriş
26.03.2015
Seni sevmeyen ölsün SYRIZA
21.03.2015
Cassandra veya değil
19.03.2015
Kumarın kazananı
15.03.2015
Gücün el değiştirmesi
12.03.2015
Hakan Fidan ve Türkiye manzaraları
07.03.2015
Toksik ortam
05.03.2015
Beş çocuk
28.02.2015
İfrat, hep ifrat
26.02.2015
Çocuk ya çocuk…
21.02.2015
Kurt Adam
19.02.2015
Karnaval
14.02.2015
Şehr-i yâr
12.02.2015
Kremlinoloji
07.02.2015
Sihirbaz
05.02.2015
Milletin temsilcisi
31.01.2015
Hipokrasi, ironi ve fail
30.01.2015
Saray’dan Saray’a fark
24.01.2015
Peynir ekmek gemileri: Rusya ve Türkiye
22.01.2015
Sembolik şiddet
17.01.2015
İslamcı popülizm
15.01.2015
Son faili meçhul: İnsan hakları
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
09.01.2015
Dönüm noktası
03.01.2015
Yeni Kürt Sorunu
01.01.2015
Tarihin deney sahasında
27.12.2014
Çocuklara/ Çocuklarla savaş
20.12.2014
‘Hükümet gibi adam’
18.12.2014
Paralel evren
13.12.2014
CIA Raporu ve Türkiye
11.12.2014
Süper lider gerçeğe karşı
06.12.2014
Polislerin askerleşmesi
04.12.2014
Rusya ve Türkiye
29.11.2014
IŞİD’in asıl tehdidi
27.11.2014
Sesi duyulmayanın dili
22.11.2014
Makas ayrılırken
20.11.2014
Rusya’da Yalan Dünya
15.11.2014
"Siyaset mühendisleri"
13.11.2014
Barışın engeli
08.11.2014
Tarihten kopuş
06.11.2014
2007’ye dönüş
01.11.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
30.10.2014
Faili olmayan suçlar
25.10.2014
Kassandra Sendromu
23.10.2014
İşimiz
18.10.2014
Ortak tehdidin böldükleri
16.10.2014
Savruluş
11.10.2014
Bosnalaşmak
09.10.2014
IŞİD darbesi
04.10.2014
Kaybetmek...
02.10.2014
Kobanê
27.09.2014
Medya çölü
25.09.2014
Gölgelerle savaş
20.09.2014
İskoçya sonrası
18.09.2014
Olmak veya olmamak...
13.09.2014
Drone savaşı kapıda
11.09.2014
Bağımsız İskoçya (?)
06.09.2014
'Popüler parazit'
04.09.2014
Bukalemun
30.08.2014
Bir avuç anı
28.08.2014
Bitmeyen 19. yüzyıl...
24.08.2014
IŞİD, Amberin, Ceyda...
21.08.2014
IŞİD Devleti
16.08.2014
Yeni Türkiye Partisi
14.08.2014
Seçimin galibi popülizm
09.08.2014
Beraber zaman
07.08.2014
Siyasetin sonu
02.08.2014
Stand up politika
31.07.2014
Viyana’yı aşmak
26.07.2014
EV...
24.07.2014
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
19.07.2014
Paradoks
17.07.2014
Yolsuzluğu yenen sır
12.07.2014
Azerbaycan 'modeli'...
10.07.2014
Yeni Avrupa Ukrayna
04.07.2014
İğneyle kuyu kazmak
03.07.2014
Eğer unutursak...
28.06.2014
Biraz da adalet konuşalım
26.06.2014
Tunus'tan Hong Kong'a demokrasi meseleleri
21.06.2014
Tapeler ve ülkeler
19.06.2014
İhsanoğlu...
14.06.2014
Türkiye’nin 11 Eylül’ü
12.06.2014
Onurlu barıştan kibirli savaşa
07.06.2014
Tiananmen
05.06.2014
Çarpıtan aynalar
31.05.2014
Podemos
29.05.2014
Avrupa’nın Truva atlar
24.05.2014
Kutuplaşmanın ‘karşılığı’
22.05.2014
İnsan saymayan kutuplaşma
17.05.2014
Zehrin çarkı
15.05.2014
Türkiye’nin Çernobil’i
10.05.2014
Onur
08.05.2014
Uzun demokrasi
04.05.2014
Faili meçhul geçmişin peşinde
02.05.2014
Halkın mı, devletin mi cumhurbaşkanı
24.04.2014
Karmaşık despot
19.04.2014
Sistem değişikliğine doğru
17.04.2014
Laclau’dan dersler
12.04.2014
Dalgakıran Mahkemesi
10.04.2014
Sandık mühendisliği
05.04.2014
‘AK-Erdoğanizm’
03.04.2014
Balkon cumhuriyeti
29.03.2014
Sandık
27.03.2014
31 Mart sabahı
22.03.2014
Gayet Açık
20.03.2014
Ses kayıtları ve seçimler
15.03.2014
Karanlıktan gelen kurşun
13.03.2014
‘Saatleri durdurun...’
08.03.2014
Bir varmış bir yokmuş...
06.03.2014
‘Sıcak denizler’
01.03.2014
Tarihin doğru yeri
27.02.2014
Gelecek
23.02.2014
Dip noktaya daha var
20.02.2014
Razgildyaistvo
15.02.2014
Gökkuşağı
13.02.2014
Zamansız hikâyeler
08.02.2014
Nefret çölünde, aşk
06.02.2014
Guernica, Roboski, Ali İsmail
01.02.2014
Caravaggio
30.01.2014
Hologram halk
25.01.2014
Yanlış soru yanlış cevap
23.01.2014
Türkiye’deki Suriye savaşı
18.01.2014
Gerçek altın
17.01.2014
Ne oldu
11.01.2014
Nereye
09.01.2014
Roboski ve askerleşen siviller
04.01.2014
‘Junk thought’ kumpas
02.01.2014
Tutarlılık meselesi
29.12.2013
Ayaz
26.12.2013
Komplonun İtalyancası
22.12.2013
Komploların ardındaki gerçek
19.12.2013
Gizli açık sır: Yolsuzluk
14.12.2013
Bir ülke, iki toplum
12.12.2013
Ak- Çay
07.12.2013
Son kahraman
05.12.2013
Avromeydan
30.11.2013
Baba...
28.11.2013
Normalleşmek
23.11.2013
Sebep değil, sonuç...
21.11.2013
Ayrı dünyaların insanları
16.11.2013
Popülika
14.11.2013
İstikamet popülizm
09.11.2013
İşlemeyen devlet
07.11.2013
İçimizdeki Finlandiya
02.11.2013
Gazetecinin gözleri
31.10.2013
Kader çarkı
26.10.2013
Statükocu reform
24.10.2013
Karagöz ile Hacivat
19.10.2013
Halkçı seçkinler
17.10.2013
Yeni Beyaz Türkler
12.10.2013
Türkiye’nin aşırı sağı
10.10.2013
Bir telefon...
05.10.2013
Politik dil
03.10.2013
Düşük yoğunluklu demokrasi
28.09.2013
Doğu-Batı aksında kırılma
26.09.2013
Birleşmiş Milletler ne yapar
21.09.2013
Utandırmak
19.09.2013
Faust
14.09.2013
Dikişsiz toplum
12.09.2013
Tahakküm
07.09.2013
Mağduriyet terörü
31.08.2013
İnce bir çizgi, bir uçurum
29.08.2013
Flódni ve 5774 yılı
24.08.2013
Geleceğe dönüş: Malazgirt-2071 vizyonu
17.08.2013
Rekabetçi otoriterlerin ‘adil oyun’ sorunu
15.08.2013
Rekabetçi otoriterlik
10.08.2013
Göçmen çiçekler ve çınarlar
08.08.2013
Jeanne d’Arc, Ergenekon, El Kaide
03.08.2013
Beyaz yalanlar
02.08.2013
Palavra ve Pravda
28.07.2013
Bugün ‘sözde’ kurşun
25.07.2013
Devlerin devleti
21.07.2013
Batı ve Doğu arasında ezilmek
19.07.2013
Kayıp giden ahlaki zemin
13.07.2013
Rayından çıkan dünya
11.07.2013
Adalet ve saygı
07.07.2013
Ceyda, Kürşat Bumin ve mesleğin ahlakı
04.07.2013
Medeni
02.07.2013
Hırvatistan: Avrupa Birliği üyesi olurken bardağın boş ve dolu tarafları
29.06.2013
‘Benim çünkü biziz’
27.06.2013
Özgür ve diğerleri
23.06.2013
Brezilya ve Türkiye; neden
20.06.2013
Rusyalaşmanın bedeli
15.06.2013
Rivolta! Gezi Ruhu
15.06.2013
Betonistan
13.06.2013
Gigantomani
08.06.2013
Dış mihraklar meselesi
06.06.2013
Siyasetin Marmara Depremi
04.06.2013
Devletin Kalbi Boştu- Şiddet Dışında
03.06.2013
Tarihe bir not: Gezi Vicdandır
02.06.2013
Bugünü tarih nasıl yazacak
02.06.2013
Gezi: Vicdan meselesi
31.05.2013
‘Biz karar verdik’
26.05.2013
Gökten üç kaya
23.05.2013
Avustralya: inadına ‘çokkültürlü’
20.05.2013
Türkiye’nin Suriyesi II: Bir Mülteci Krizi Olur Mu?
18.05.2013
Savaşın gizli yüzü
16.05.2013
Başımız sağolsun Reyhanlı
16.05.2013
Türkiye'nin Suriyesi –I
13.05.2013
Şeffaflık korkusu
11.05.2013
Kayıp bir gün
09.05.2013
Azad
05.05.2013
Basın Özgürlüğü Raporlarına göre Türkiye -1-
04.05.2013
Sansürsüz vicdan
02.05.2013
Taraf ve Adalet
27.04.2013
Türkiye’deki Suriye
25.04.2013
Şiddet ve manşet
20.04.2013
Moskova ve Boston
18.04.2013
Mayıs sınavı
13.04.2013
Roman Açılımı’ndaki barış süreci ipuçları
11.04.2013
Roman Açılımı: Nereden nereye
08.04.2013
‘Âkil âkil, söyle bana’
30.03.2013
Sınır tanıyan ‘gazeteciler’
28.03.2013
Can çekişen bir meslek: Gazetecilik
23.03.2013
Hasan Cemal’e teşekkür
21.03.2013
Gazetecilerin olmadığı bir dünya
16.03.2013
Aşk ve muhabbet zamanı
14.03.2013
Macaristan’dan Tunus’a adaletsizlik
09.03.2013
VAKAD’a kapatma davası: Barışın turnusol kâğıdı
07.03.2013
Kadınlar Günü’nün iki ‘şok’ haberi
02.03.2013
Neo-Gladio
28.02.2013
No Pasarán- ¡No pasarán!- On ne passe pas!- They shall not pass!
23.02.2013
Berfo Ana’yı ‘Işığa Hasret’ bıraktık
21.02.2013
Her şeye rağmen hayat
16.02.2013
İnsanlık zinciri
14.02.2013
Davalaştırılan insanlar
07.02.2013
Can damarları
02.02.2013
Acı Bal
31.01.2013
Bir adım ötesi Tuna
26.01.2013
24 Ocak 2013, Türkiye tarihi için kara bir gündü
24.01.2013
Damak tadının idaresi
19.01.2013
Güvercinka
17.01.2013
Parrhesia
12.01.2013
‘Derin’ devlet
10.01.2013
Sadece iyi haberler
05.01.2013
Barış mümkün mü
03.01.2013
Sevgili Hocam
29.12.2012
Öğrencilerin ‘Kış Gülü Devrimi’
27.12.2012
Faili meçhul korkular
22.12.2012
Oyun değil bu işler
20.12.2012
‘Aslolan hayattır’
15.12.2012
Yasemin’den taraf
13.12.2012
Tarihin akışını tersine çevirmek
08.12.2012
Yazmanın düştüğü yer
06.12.2012
Çakma Rusya modeli
29.11.2012
Geleceğin zamanı geldi
27.11.2012
Bak Canım...’
22.11.2012
2060’a bakarken
20.11.2012
Demir Kubbe
15.11.2012
‘İnsan’ın idamı
13.11.2012
‘Kanun Benim’
08.11.2012
Tepkisel modernizm
06.11.2012
İçtihat kapısını pas...
01.11.2012
‘Hem Batı’yım hem de Doğu’
30.10.2012
Ülkenin aynası
25.10.2012
Bir avuç Don Kişot
23.10.2012
Cadılar Bayramı
18.10.2012
Dikenli güller
16.10.2012
Tarih bizim yanımızda değil
11.10.2012
Yalan dünya
09.10.2012
Kabahat kimin
04.10.2012
Hak ettiği gibi yaşamak
03.10.2012
Geleneğin İcadı
27.09.2012
Gidişat gidemeyişata
25.09.2012
Demokrasiye eksik teşebbüs: Askerleşen siviller
20.09.2012
Şekerden azınlıklar
18.09.2012
Pandora’nın Kutusu
13.09.2012
Kafalardaki sınırlar
11.09.2012
Kayıp bilginin ülkesi
06.09.2012
Kışa doğru
04.09.2012
‘Kahramanın’ dönüşü...
30.08.2012
Duvara karşı
28.08.2012
Türkiye’de aşırı sağ: Zehirli çiçek açtı
23.08.2012
Kapı duvar
21.08.2012
Kristal geometri
16.08.2012
Bir çocukluk anısı olarak savaş
14.08.2012
Giden gelmiyor, acep nedendir
09.08.2012
Gelecek geldi
07.08.2012
‘Şirin’ anarşistler
02.08.2012
Solun kurtuluşu popülizm mi
31.07.2012
Memnû
26.07.2012
İtalya ve güç kültürü
24.07.2012
İtalya: Gladio-Hançer Kültürü
19.07.2012
Sicilya düştü
17.07.2012
Mare Nostrum’dan Cosa Nostra’ya
12.07.2012
Xewn/Rüya
10.07.2012
Bulmacanın eksik parçası
05.07.2012
Hanemize ay doğdu
03.07.2012
AKP ile tarihin sonu?
28.06.2012
Engel benim
26.06.2012
Balkanlaştık bile
21.06.2012
Türkiye’nin Rodney King’i
19.06.2012
Açıkhava hapishanesi Türkiye
14.06.2012
Küçük kâinat: İnsan
07.06.2012
Farklı ve birarada: Mümkün mü
05.06.2012
Sapere Aude ve Mahir bebek
31.05.2012
İnsan yerine konmak
25.05.2012
Kıvılcım
24.05.2012
Güle oynaya savaş
18.05.2012
Görmüyor musun yanıyorum
17.05.2012
Hayatı biraz kahramanca yaşamak
11.05.2012
Tarihin gri alanları
10.05.2012
Kızgın ve kırık bir yazı
04.05.2012
Bir ‘masumiyet’ müzesi
03.05.2012
Yanlış hayat doğru yaşanmaz
27.04.2012
Avrupa’nın Truva Atları (2)
26.04.2012
Avrupa’nın Truva Atları (1)
20.04.2012
Renkli insanlar
19.04.2012
Böyle buyurdu...
13.04.2012
Geçmişle gelecek arasında
12.04.2012
Yağmurdan kaçarken...
06.04.2012
Şimdiki zamanda geçmiş (2)
05.04.2012
Şimdiki zamanda geçmiş (1)
30.03.2012
Görmek...
29.03.2012
Taşralaşmak
23.03.2012
Bir insan hakkı olarak onur
22.03.2012
Rüya yerine ‘Riyâ’
16.03.2012
Ateş üzerinde bir “Novruz” II
15.03.2012
Ateş üzerinde bir ‘Novruz’ (1)
09.03.2012
Aşırı sağın ayak sesleri
08.03.2012
4+4+4’ün arkasındaki gerçek
02.03.2012
Avrupa’dan koparken (2)
01.03.2012
Avrupa’dan koparken (1)
24.02.2012
164 yıl sonra Manifesto
23.02.2012
Cesaret ne, kabadayılık ne
17.02.2012
Bir intikam aracı olarak yargı (2)
16.02.2012
Bir intikam aracı olarak yargı (1)
10.02.2012
Dîl yarası
09.02.2012
Görünmez saraylar
03.02.2012
Kanlı Pazar, 40 yıl sonra
02.02.2012
Mefisto
27.01.2012
Girdap (2)
26.01.2012
Girdap
20.01.2012
Yükselen dalga
19.01.2012
Ateş düştü
13.01.2012
Askerleşen siviller/ sivilleşen askerler (2)
12.01.2012
Askerleşen siviller/ sivilleşen askerler (1)
06.01.2012
İnsansız hava aracı siyaset (2)
05.01.2012
İnsansız siyaset aracı (1)
30.12.2011
Masallar ve gerçekler (2)
29.12.2011
Gerçekler ve masallar (1)
23.12.2011
Avrupa’nın vicdanı öldü
22.12.2011
Barış için savaşı konuşmak
16.12.2011
Yemin billâh
15.12.2011
Kafkas Düğümü
09.12.2011
Çocukluk ve büyüklük (2)
08.12.2011
Çocukluk ve büyüklük (1)
02.12.2011
Ayna gözler (2)
01.12.2011
Ayna gözler (1)
25.11.2011
Basit sebep sonuç ilişkileri
24.11.2011
Kırılgan şeytanlar: ‘Carmen’i okumanın yolları
17.11.2011
Medya ve dekadans
11.11.2011
Dünyayı değiştiren öpücük (2)
10.11.2011
Dünyayı değiştiren öpücük (1)
04.11.2011
Zaman doğruyu gösterecek
03.11.2011
KCK, Operasyon CHAOS ve hukuk devleti
28.10.2011
Kar
27.10.2011
Van Canê
21.10.2011
Onur ve adalet (2)
20.10.2011
Onur ve adalet (1)
14.10.2011
Sistem mi insanı, insan mı sistemi
13.10.2011
Kayıp gerçeğin peşinde
07.10.2011
Yedinci ok
06.10.2011
Komplo teorimiz
30.09.2011
Kara kara bulutların ardı
29.09.2011
İnandır beni
23.09.2011
Ok ve yay
22.09.2011
Uçuruma giden yol
16.09.2011
Bir kere daha imparatorluk
15.09.2011
Mutluluk denen hayalet
09.09.2011
İsrail-Türkiye ve yeni dünya düzeni (2)
08.09.2011
İsrail-Türkiye ve yeni dünya düzeni (1)
02.09.2011
Dünyanın hükümdarı (2)
01.09.2011
Dünyanın hükümdarı (1)
26.08.2011
Çünkü yanlış (2)
25.08.2011
Çünkü yanlış (1)
19.08.2011
Miranda ve savaş
18.08.2011
Bilinmeyen dil
12.08.2011
Hayal coğrafyası
11.08.2011
Dünyanın bildiğimiz haliyle sonu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı