Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Sezin ÖNEY

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Görünmez davalar: Lice Davası


3.2.2018 - Bu Yazı 684 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 "Lice Davası" İzmir'de görülmeye devam edildi

 Belli aralıklarla, akıp giden haberlerin arasında, bu haber de yakamoz gibi parlayıp kayboluyor.

30 Aralık 2018 günü, İzmir'de 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, "Lice Davası" görülmeye devam edildi

Aslında "görülmemeye devam edildi" desek daha doğru. Çünkü, artık bu davanın haberleri, çok kısıtlı bir çevre dışında gündem dahi olamıyor.

Bu davada ne oluyor; neden bugünümüz için bu kadar önemli bu dava?

"Lice Davası," 1990'larda "devlet" nüfuzu kullanılarak işlenen suçlara yönelik adalet arayışlarından bir tanesi. Eğer ki, bu gibi davalar sonuca kavuşsaydı, bugünkü "Olağanüstü Hâl buhranını" yaşıyor olur muyduk? "Kürt Sorunu", tekrar tekrar "kullanışlı bir siyaset aracı" olmaya âlet edilir miydi?

Elbette ki, hayır.

Bugün de, çok ağır hak ihlalleri yaşanırken, yargı hiç olmadığı kadar siyasallaşmışken, Lice Davası'nın kendisi bir "kayıp vaka" olarak görülebilir. "Evet; 1990'larda kötü şeyler olmuş olabilir ama bugün de öyle yeni korkunç vakalar yaşanıyor ki, giderek uzaklaşan bir geçmişin parçası olan bu dava ile neden ilgilenelim? Enerjimizi, zaten sürüncemede kalan bir davaya verelim" denebilir.

Ancak, geçmişte çözülmeyen sorunlar, çözümler ertelendikçe sürekli nüksediyor. Bir meselenin kökenine inmedikçe de, meselelerin ısrarla üzerine gidip onlarla yüzleşmedikçe de, tekrar tekrar ve büyüyerek üzerimize geliyorlar; hattâ üzerimize yıkılıyorlar.

Lice Davası, (meğerse "demokratik" olduğumuz günlerde), 21 Ekim 2013'te, dönemin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun’un hazırladığı iddianamenin Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle başlamıştı. 

Davaya konu olan vakayı çoğu kişi unutmuş gitmiştir. Dün olanı hatırlamakta zorlandığımız bir ortamda, 1993'te olan biteni hafızada tutabilmek gerçekten, ancak o dönemi bizzat yaşayanların ve insan hakları ya da Kürt Meselesi'ne kişisel ilgisi olanlar için mümkün olan bir durum. Tabii, yeni nesiller bir yana, Türkiye genelinde Lice'de 1993'te yaşananları bilmeyen çoktur.

Zaten, insan bilmediğini unutamaz da...

Lice Katliamı, Ekim 1993'te gerçekleşti. Türkiye'nin de insan hakları tarihinde gerçekten bir kara leke, büyük de bir insani trajedi.

22 Ekim 1993 günü, Lice için kapkaranlık bir gün oldu. Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu'nun yönettiği askerî operasyon sonucu Jandarma Bölge Komutanı Tuğgenaral Bahtiyar Aydın, Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Bayar ile 14 vatandaş yaşamını yitirdi. Kimi kayıtlarda, yaşanan can kaybı 16 değil, 30'a yakın olarak gösteriliyor. 60'a yakın kişinin de yaralandığı ifade ediliyor. Tam bir savaş ortamının yaşandığı o gün itibariyle, 242 iş yeri ve 401 konut yakılıp yıkıldı; yüzlerce kişi de göçe zorlandı.
 
Veysi Polat'ın 29 Mart 2015 tarihli, T24'te yayınlanan "Lice katliamında üç çocuğum öldü, biri kör oldu, 22 yıldır şarapnel parçalarıyla yaşıyorum!" başlıklı Lice'nin trajedisini bizzat yaşayan Zerife Cantürk'ün tanıklıklarını aktaran makaleden takip edelim.
 
"Davaya katılacaklardan biri de 51 yaşındaki Zerife Cantürk. İki ayrı tanktan atılan bombaların evine isabet etmesi sonucu Suna (5), Hüseyin (13) ve Dilbirin (2) isimli çocukları öldü, bir kızı kör oldu, kendisi de ağır yaralandı. 
 
T24’e konuşan Zerife Cantürk, şunları söyledi:
 
‘22 Ekim 1993 günü sabah saatleriydi… Her yerden silah sesleri geliyordu. Ben, eşim, çocuklarım Suna ve Dilbirin ile komşumuz Ali Canpolat ve ailesi bizim eve sığınmıştı. Çünkü diğer evler prefabrikti, bizimkisi ise tek betonarme evdi. Daha güvenli olduğu için bizim eve sığınmışlardı. Tepemizde 6 helikopter geziyordu ve evimize ateş açıyordu. Biz de yere uzanır vaziyetteydik. İki tankın Kelvan Camisi’nin köşesinden evi hedef alıp ateş açtığını gördüm. Sonrasını hatırlamıyorum. Çocuklarımın öldüğünü bile 4 ay sonra bana söylediler.
 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 20 gün komada kalmışım. Vücudumdaki şarapnel parçaları nedeniyle yıllardır acı çekiyorum. Her geçen gün daha kötüleşiyorum. Doktorlar şarapnel parçalarının ameliyatla alınması durumunda felç geçirme riskinin yüksek olduğunu söylediler. Ben de katliamın delili olan parçalarla 22 yıldır yaşıyorum. Şikâyetçiyim, bu olaya sebebiyet her kimse hesap vermelidir.'"
 
Zerife Cantürk olmak nasıl bir hâl?
 
Zaten, yokluklar içinde bir hayatla mücadele etmek... Dört çocuğunun üçünü bir anda kaybetmek ve bir tanesinin de kör kalması; bir günde hem bir anne için çok sarsıcı kayıpları yaşamak ve aynı zamanda en kendi sağlığını da kalıcı biçimde yitirmek. Üzerine de, adaletin yerini bulamaması, sorumluluların cezasız kalması.
 
Adaletin yerini bulamaması dedik: Lice dosyası, 1994'te, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önüne gitti. Başvurudan dört gün sonra dava, 15 Mayıs 1994'te "kabul edilebilir" bulunarak AİHM önündeki hukukî süreç başlatıldı.
 
2004'te Mahkeme, etkin soruşturma yapılmadığı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiği gerekçesiyle, Türkiye'nin başvuruculara maddî ve manevî tazminatla birlikte, yargılama gideri olarak 225 bin Euro ödemesini kararlaştırdı. Zerife Cantürk, başvuruculardan biri değildi.
 
İşin iç hukuk boyutuna, şu an İzmir'de "görülmemekte" olan davaya geri dönelim:
Lice Davası'nın yargıdaki dosyası, 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasına bir gün kala, 21 Ekim 2013'de açıldı demiştik. Ancak, açıldıktan sonra da bir türlü başlayamadı.

Diyarbakır'da, sadece bir tek duruşma yapılabildi: o da, dava açıldıktan yaklaşık beş ay sonra, 16 Ocak 2014'te.

Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan iki emekli asker sanık, Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ, duruşmaya katılmadılar.

Avukatların tutuklama talebi de, “suç şüphesi olguları yetersiz” gerekçesiyle reddedildi. Ve de, sanık avukatları davanın güvenlik gerekçesiyle naklini istediler. Savcının talebin reddi yönünde görüş bildirmesine  rağmen, Diyarbakır Valiliği'nin bildirdiği, "güvenlik zaafiyeti vardır" görüşü dikkate alındı. Dava dosyası da inceleme talebiyle Yargıtay 5. Ceza Dairesi'ne gönderildi.

Önüne gelen dosyayı, 28 Ocak 2014’te değerlendiren Yargıtay 5. Ceza Dairesi, Lice Davası'nın Eskişehir’de devam etmesine (daha doğrusu başlamasına) karar verdi; dosyayı da, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi.

Burada çok da trajik bir nokta var: Dava avukatlarından, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Eskişehir’de davanın nakledilmeye çalışıldığı Eskişehir'de davayı hukuken görebilecek türde mahkeme olmadığı için "davanın taşınmasının kanunsuz ve hukuksuz olduğunu" belirtmişti.
Çok da trajik diyorum; çünkü Tahir Elçi, bu itirazı yaptıktan 669 gün sonra öldürülecekti.
Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 11 Şubat 2014'te, kentte, tam da Tahir Elçi'nin belirttiği gibi, "Özel Yetkili Mahkeme olmadığı için yargılamanın yapılamayacağını belirterek, görevsizlik kararı verdi. Dosya, bu kez de, Diyarbakır 8.Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi.
Yargıtay, gene konuya müdahil oldu ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 24 Şubat 2014’te davanın İzmir’de ilgili ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verdi.

Özetle, yaklaşık üç aylık bir top çevirme sonucunda Diyarbakır’da başlaması beklenen dava, önce Eskişehir’e nakledildi; ardından Eskişehir’de, o dönemde özel yetkili mahkeme bulunmadığından, bu kez de İzmir’e "sürgün edildi."

Ancak, İzmir'de de dava bir türlü başlayamadı: 13 Haziran 2014'te, taraf avukatlarının taleplerini dinleyen mahkeme heyeti, sanık konumundaki 1993'te Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı olan emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile o dönem üsteğmen olan Tünay Yanardağ’ın, "en üst dereceli kolluk âmirleri" olmaları nedeniyle Adalet Bakanlığı’ndan kovuşturma izni istemek üzere yargılamayı durdurdu.

Bu durdurma kararına karşılık, Zerife Cantürk’ün avukatı Yunus Muratakan, itiraz dilekçesi verdi. Muratakan dilekçesinde, şuna dikkat çekti: Daha önce, JİTEM davası, Musa Çitil davası gibi en üst dereceli kolluk âmiri sıfatındaki kişinin yargılandığı dava dosyalarında, Adalet Bakanlığı'ndan izin istenmemişti.

Ancak İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, avukat Muratakan'ın itirazını değerlendirip, soruşturma iznine ihtiyaç olmadığını kabul etse de, bu sefer de, "sanık sayısının iki olduğunu ve örgütten söz edilmesi için en az üç kişi gerektiğini" öne sürerek itirazı reddetti. Gene bir ironi:
mahkeme heyetinden, tek bir kişi aksi yönde karar verdi-üye hâkim Vijdan Eren-adı "vicdan" olan biri yani.

Bu sefer de dava dosyası, gene Ankara'nın yolunu tuttu: HSYK 3. Dairesi davanın durdurulma kararını bozdu. Aslında, durdurulma kararı tam da "bozuldu" denemez: O dönemin HSYK 3. Dairesi, bir tür "bizi karıştırmayın" kararı verdi[1].

Ve sonunda, 1 Nisan 2015'te dava başladı.
 
Gazeteci Pınar Öğünç ise, daha önce İzmir'deki bu ilk duruşmaya yönelik, 2 Nisan 2015 tarihli "Adalet bir arpa boyu ilerlemedi" başlığıyla Cumhuriyet'te yayınlanan yazısında, şu izlenimleri aktarmıştı:
 
"O şarapneller aslında salonda... Kimlerle aynı salondayım? O gün kömürlüğe gizlenmiş öğrencilerden biri içeride, kendisi gibi öğretmen olan kocası yanında vurulup ölüsünü ancak ertesi gün alabilen bir kadın, onun o sırada 16 aylık olan kızıyla geçirdiği o gece bu salonda. Helikopterle ilçe merkezinin tarandığını, eldivenli askerler tarafından avuç avuç beyaz bir toz atılan evlerin nasıl tutuştuğunu görenler burada. Kürt bir askerin ‘Kaçın, ilçeyi yakacaklar, canınızı kurtarın’ dediğini duyanlar, ‘Ay baba ayağım’ diyen çocuğunu dibinde kan kaybından kaybeden babalar, mavi ilkokul önlüğüyle ölenlerin o günden beri en fazla yaşar gibi olan anneleri, korkudan yakınlarının cenazesine dahi gidemeyenler zar zor İzmir'e gelmişler duruşma için.

Zerife Cantürk gibi hâlâ bacağında, belinde o günün şarapnelleriyle yaşayanlar, gözleri en son o gün görenler, onların akrabaları, komşuları burada. Binlerce kilometreden gelemeyen varsa da buradalar.

Evinin içine roket, tank mermisi girenler, duvarlarında soba borusu kadar delikler açılanlar, panzerden taranan yedi koyunu ziyan olmasın diye keserken, tutuşan barakasını söndürmeye çalışırken ateş altında kalıp öleyazanlar, hepsinin o günkü korkusu, öfkesi burada.
Dosyada iddiayı kanıtlayacak delil, tanık bulunmamasına rağmen tüm bunların sorumlusunun PKK olduğunu söyleyen iki sanık peki? Tünay Yanardağ gribal enfeksiyon ve zatürre, Eşref Hatipoğlu da böbrek sorunu nedeniyle salonda değil."

Salonda olanlardan biri de, İzmir'de 2007 yılında polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Baran Tursun'un babası Mehmet Tursun idi. Tursun, olay sırasında Lice'deki evi yakıldığı için davaya müşteki olarak katılma talebinde bulunundu.

İşte, Lice Davası'nın başlayabilmesinin dahi hikâyesi bu kadar uzun, bu kadar karmaşık ve güç. Başka bir yazıda da, bu davanın duruşmalarında olan biteni ve davanın bugününü yazacağım.
Lice'de çeyrek asır önce yaşananlar, beş yıl önce açılabilen dava dosyası; bütün bunlar uzak geçmişimiz değil. İçimizde yaşayan ve bugünümüzü de boğan virüslerin yaptığıı tahribatın örnekleri aslında. Türkiye'nin bağışlıklık sistemi, bu (belki de hiç üstesinden gelemeyeceği) virüse karşı güçlü olabilse, güçlendirilseydi; bugünü de yaşamazdık.
 
Bugün, bu virüs tüm Türkiye'yi hasta edecek kadar güçlenmese, Türk Tabipler Birliği'nin Merkez Konseyi üyeleri olan doktorlar, gözaltında olmazlardı.
Eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Gençay Gürsoy'un da deyişiyle:

"Türk Tabipleri Birliği kurulduğundan beri dünyadaki benzer örgütlere paralel olarak yaşamı, barışı, demokrasiyi, insan haklarını savunan bir meslek örgütüdür. Bu son gözaltı kararıyla ilgili açıklama ise neredeyse 200 senelik uluslararası metindir. Bu meslekle ilgili Dünya Tabipler Birliği’nin de ajandasında olan, onun da metinlerinden biridir. İfade ettiği tek şey, savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğu meselesidir."[2]
 
Evet; Türkiye'de 15 Temmuz 2016 tarihinde, 21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirmeye ilerlerken bile bir askerî darbe girişimi olmasından, son iki yıldır yaşadıklarımıza kadar, bu virüsü yenemediğimiz için "bu hâldeyiz".  Biz, Türkiye olarak, Lice'de 1993'te yaşananlara yönelik yargı yönünde adaleti sağlayamadığımız için, bugünü yaşıyoruz. Ve sağlayamadıkça da, o virüs bizi; ayrımsız tüm Türkiye'yi, ama yavaş yavaş ama hızlı, yok edecek.
 
 
[1] Hafıza Merkezi'nin sitesinden doğrudan aktarırsak:"Daire, 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. Maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesi ile görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılmasına atıfta bulundu: “Kanunun 1. Maddesinin son fıkrasına göre, 'Bu kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. Maddesi kapsamına giren suçlarla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle açılmış davalarda sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatı dolayısıyla, hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınması gerektiğinden bahisle durma veya düşme kararı verilemez' hükmü uyarınca ilgililer hakkında kurulumuz tarafından yapılacak usuli bir işlemin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır".
 
[2]  TTB'nin yayınladığı metin şöyleydi: "Biz hekimler uyarıyoruz: Savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur. Her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir. Yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz. Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır. Savaşa hayır, barış hemen şimdi!" 
 
 

oneysezin@hotmail.com

.

Facebook Yorumları

Kod8
26.8.2018
Türkiye'de insan haklarının maratoncuları
16.8.2018
Yeni dünya düzensizliği
4.8.2018
Papazı bulmak
1.8.2018
Ateşin düştüğü yer
30.7.2018
Ne anlamı var?
25.2.2018
Bu takım hangi takım?
13.2.2018
Erken seçim şartları oluşurken
3.2.2018
Görünmez davalar: Lice Davası
31.1.2018
Boğazın suları çekildiğinde
3.1.2018
Ahmet Şık: Kusurlarımızı gördüğümüz bir ayna
18.12.2017
Türk-Amerikan ilişkilerinde 'ters etki'nin adı: Brett McGurk
7.12.2017
'Milli irade' artık temsil edilmezken
5.12.2017
Kendi gönlünün efendisi düzenbaz bir hedonist
23.11.2017
Ne eşek ne zebra
18.11.2017
Ahmet Kaya ve Tahir Elçi: Aynı kaderin iki sürgünü
11.11.2017
Tahir Elçi'den "terörist" çıkartan karanlık
9.10.2017
Hayatımda tanık olduğum en korkunç kare
3.10.2017
Katalonya'da "her şeye rağmen" referandum
27.9.2017
Türkiye'nin En Mutsuz İnsanları ve Sessiz Lorke
23.9.2017
Güzel Ana
21.9.2017
Almanya 'İçişleri' Olurken, Kürtler Oldu 'Dışişleri'
13.9.2017
'Son savaşın baş aktörleri' şimdi Türkiye'de
12.9.2017
İşte ‘’Düz Dünya Tezinin" ilham kaynağı
4.9.2017
Dünya bize bir komplo
30.8.2017
"Türkçe Kürt medyasını" bitirmek
22.8.2017
Büyük Amerikan tutulması
4.8.2017
Hürriyet, Uhuvvet, Müsavat'tan Harikalar Dünyasına
30.7.2017
"Abdullah örgütünden" "Kıymalı kaşarlı terör örgütüne"
15.7.2017
Darbe kabusunun bir yılı
9.7.2017
"Yürümek" gerçek oldu
24.6.2017
'Terörist' asker mi olacak?
5.6.2017
Kaçış psikolojisi
24.5.2017
Modern mübâdele
14.5.2017
Buruk bir anneler günü
7.5.2017
İki çocuk, iki Hoca
5.5.2017
Mahalle’de son nokta
27.4.2017
Barış’ı öldürmek
24.4.2017
Her 'devrim' kendi çocuklarını yer önce
19.4.2017
Türbülans
16.4.2017
Patlama noktası
15.4.2017
Sürpriz: Perde indiğinde…
13.4.2017
Budapeşte’de popülizm savaşları
9.4.2017
Sandıktaki pusucular
5.4.2017
Kürdistan kurulurken…
2.4.2017
Karmakarışık
31.3.2017
Aslında referandumun sonucu belli
26.3.2017
16 Nisan’ın Kara Kuğusu
21.3.2017
Sistem değişikliği için yüzde kaç destek gerekir?
20.3.2017
Buharlaşan Kürt Sorunu
15.3.2017
Referandum Geçici, Ya İzleri?
8.3.2017
16 Nisan “Tarihin Sonu” mu?
22.8.2015
Barışı olmayan savaşa doğru
20.8.2015
Savaş hukuku
15.8.2015
14 yaşında AKP
13.8.2015
Ankara nasıl işliyor
8.8.2015
Drone Savaşı başladı
6.8.2015
Asker- sivil koalisyonu
1.8.2015
Rasyonel aktör
30.7.2015
Sebep ve sonuç
23.7.2015
Büyük güven krizi
18.7.2015
Her şeyin kilidi
4.7.2015
Asker- sivil ilişkileri
2.7.2015
Türkiye’nin kilidi
27.6.2015
Üst akıl
20.6.2015
Mesleki sınıra çekilmek
18.6.2015
Ankara’da son durum
13.6.2015
Ankara bildiğiniz gibi
11.6.2015
Ankara’dan bakınca gözüken
8.6.2015
Asıl demokrasi sınavı şimdi başlıyor
6.6.2015
7 Haziran seçimleri
4.6.2015
Kutuplaşmanın askerleri
30.5.2015
TIR
28.5.2015
Yolsuzluğa karşı İspanya
23.5.2015
Sandık, güven, demokrasi
21.5.2015
Sıradan vatandaşın seçim izlenimi
16.5.2015
Ölümcül karışım
15.5.2015
Popülist sistemin zaferi
9.5.2015
400
7.5.2015
Genetiği ile oynanmış medya
2.5.2015
Seçimden sonra
30.4.2015
Kalimerhaba
25.4.2015
Yas
23.4.2015
Auschwitz’in ağaran saçları
19.4.2015
Sulukule’de bir öğle vakti
16.4.2015
Entelektüelin sonu
9.4.2015
Listelerin düşündürdüğü
04.04.2015
Tetik ve medya
02.04.2015
Karanlık döneme giriş
26.03.2015
Seni sevmeyen ölsün SYRIZA
21.03.2015
Cassandra veya değil
19.03.2015
Kumarın kazananı
15.03.2015
Gücün el değiştirmesi
12.03.2015
Hakan Fidan ve Türkiye manzaraları
07.03.2015
Toksik ortam
05.03.2015
Beş çocuk
28.02.2015
İfrat, hep ifrat
26.02.2015
Çocuk ya çocuk…
21.02.2015
Kurt Adam
19.02.2015
Karnaval
14.02.2015
Şehr-i yâr
12.02.2015
Kremlinoloji
07.02.2015
Sihirbaz
05.02.2015
Milletin temsilcisi
31.01.2015
Hipokrasi, ironi ve fail
30.01.2015
Saray’dan Saray’a fark
24.01.2015
Peynir ekmek gemileri: Rusya ve Türkiye
22.01.2015
Sembolik şiddet
17.01.2015
İslamcı popülizm
15.01.2015
Son faili meçhul: İnsan hakları
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
09.01.2015
Dönüm noktası
03.01.2015
Yeni Kürt Sorunu
01.01.2015
Tarihin deney sahasında
27.12.2014
Çocuklara/ Çocuklarla savaş
20.12.2014
‘Hükümet gibi adam’
18.12.2014
Paralel evren
13.12.2014
CIA Raporu ve Türkiye
11.12.2014
Süper lider gerçeğe karşı
06.12.2014
Polislerin askerleşmesi
04.12.2014
Rusya ve Türkiye
29.11.2014
IŞİD’in asıl tehdidi
27.11.2014
Sesi duyulmayanın dili
22.11.2014
Makas ayrılırken
20.11.2014
Rusya’da Yalan Dünya
15.11.2014
"Siyaset mühendisleri"
13.11.2014
Barışın engeli
08.11.2014
Tarihten kopuş
06.11.2014
2007’ye dönüş
01.11.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
30.10.2014
Faili olmayan suçlar
25.10.2014
Kassandra Sendromu
23.10.2014
İşimiz
18.10.2014
Ortak tehdidin böldükleri
16.10.2014
Savruluş
11.10.2014
Bosnalaşmak
09.10.2014
IŞİD darbesi
04.10.2014
Kaybetmek...
02.10.2014
Kobanê
27.09.2014
Medya çölü
25.09.2014
Gölgelerle savaş
20.09.2014
İskoçya sonrası
18.09.2014
Olmak veya olmamak...
13.09.2014
Drone savaşı kapıda
11.09.2014
Bağımsız İskoçya (?)
06.09.2014
'Popüler parazit'
04.09.2014
Bukalemun
30.08.2014
Bir avuç anı
28.08.2014
Bitmeyen 19. yüzyıl...
24.08.2014
IŞİD, Amberin, Ceyda...
21.08.2014
IŞİD Devleti
16.08.2014
Yeni Türkiye Partisi
14.08.2014
Seçimin galibi popülizm
09.08.2014
Beraber zaman
07.08.2014
Siyasetin sonu
02.08.2014
Stand up politika
31.07.2014
Viyana’yı aşmak
26.07.2014
EV...
24.07.2014
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
19.07.2014
Paradoks
17.07.2014
Yolsuzluğu yenen sır
12.07.2014
Azerbaycan 'modeli'...
10.07.2014
Yeni Avrupa Ukrayna
04.07.2014
İğneyle kuyu kazmak
03.07.2014
Eğer unutursak...
28.06.2014
Biraz da adalet konuşalım
26.06.2014
Tunus'tan Hong Kong'a demokrasi meseleleri
21.06.2014
Tapeler ve ülkeler
19.06.2014
İhsanoğlu...
14.06.2014
Türkiye’nin 11 Eylül’ü
12.06.2014
Onurlu barıştan kibirli savaşa
07.06.2014
Tiananmen
05.06.2014
Çarpıtan aynalar
31.05.2014
Podemos
29.05.2014
Avrupa’nın Truva atlar
24.05.2014
Kutuplaşmanın ‘karşılığı’
22.05.2014
İnsan saymayan kutuplaşma
17.05.2014
Zehrin çarkı
15.05.2014
Türkiye’nin Çernobil’i
10.05.2014
Onur
08.05.2014
Uzun demokrasi
04.05.2014
Faili meçhul geçmişin peşinde
02.05.2014
Halkın mı, devletin mi cumhurbaşkanı
24.04.2014
Karmaşık despot
19.04.2014
Sistem değişikliğine doğru
17.04.2014
Laclau’dan dersler
12.04.2014
Dalgakıran Mahkemesi
10.04.2014
Sandık mühendisliği
05.04.2014
‘AK-Erdoğanizm’
03.04.2014
Balkon cumhuriyeti
29.03.2014
Sandık
27.03.2014
31 Mart sabahı
22.03.2014
Gayet Açık
20.03.2014
Ses kayıtları ve seçimler
15.03.2014
Karanlıktan gelen kurşun
13.03.2014
‘Saatleri durdurun...’
08.03.2014
Bir varmış bir yokmuş...
06.03.2014
‘Sıcak denizler’
01.03.2014
Tarihin doğru yeri
27.02.2014
Gelecek
23.02.2014
Dip noktaya daha var
20.02.2014
Razgildyaistvo
15.02.2014
Gökkuşağı
13.02.2014
Zamansız hikâyeler
08.02.2014
Nefret çölünde, aşk
06.02.2014
Guernica, Roboski, Ali İsmail
01.02.2014
Caravaggio
30.01.2014
Hologram halk
25.01.2014
Yanlış soru yanlış cevap
23.01.2014
Türkiye’deki Suriye savaşı
18.01.2014
Gerçek altın
17.01.2014
Ne oldu
11.01.2014
Nereye
09.01.2014
Roboski ve askerleşen siviller
04.01.2014
‘Junk thought’ kumpas
02.01.2014
Tutarlılık meselesi
29.12.2013
Ayaz
26.12.2013
Komplonun İtalyancası
22.12.2013
Komploların ardındaki gerçek
19.12.2013
Gizli açık sır: Yolsuzluk
14.12.2013
Bir ülke, iki toplum
12.12.2013
Ak- Çay
07.12.2013
Son kahraman
05.12.2013
Avromeydan
30.11.2013
Baba...
28.11.2013
Normalleşmek
23.11.2013
Sebep değil, sonuç...
21.11.2013
Ayrı dünyaların insanları
16.11.2013
Popülika
14.11.2013
İstikamet popülizm
09.11.2013
İşlemeyen devlet
07.11.2013
İçimizdeki Finlandiya
02.11.2013
Gazetecinin gözleri
31.10.2013
Kader çarkı
26.10.2013
Statükocu reform
24.10.2013
Karagöz ile Hacivat
19.10.2013
Halkçı seçkinler
17.10.2013
Yeni Beyaz Türkler
12.10.2013
Türkiye’nin aşırı sağı
10.10.2013
Bir telefon...
05.10.2013
Politik dil
03.10.2013
Düşük yoğunluklu demokrasi
28.09.2013
Doğu-Batı aksında kırılma
26.09.2013
Birleşmiş Milletler ne yapar
21.09.2013
Utandırmak
19.09.2013
Faust
14.09.2013
Dikişsiz toplum
12.09.2013
Tahakküm
07.09.2013
Mağduriyet terörü
31.08.2013
İnce bir çizgi, bir uçurum
29.08.2013
Flódni ve 5774 yılı
24.08.2013
Geleceğe dönüş: Malazgirt-2071 vizyonu
17.08.2013
Rekabetçi otoriterlerin ‘adil oyun’ sorunu
15.08.2013
Rekabetçi otoriterlik
10.08.2013
Göçmen çiçekler ve çınarlar
08.08.2013
Jeanne d’Arc, Ergenekon, El Kaide
03.08.2013
Beyaz yalanlar
02.08.2013
Palavra ve Pravda
28.07.2013
Bugün ‘sözde’ kurşun
25.07.2013
Devlerin devleti
21.07.2013
Batı ve Doğu arasında ezilmek
19.07.2013
Kayıp giden ahlaki zemin
13.07.2013
Rayından çıkan dünya
11.07.2013
Adalet ve saygı
07.07.2013
Ceyda, Kürşat Bumin ve mesleğin ahlakı
04.07.2013
Medeni
02.07.2013
Hırvatistan: Avrupa Birliği üyesi olurken bardağın boş ve dolu tarafları
29.06.2013
‘Benim çünkü biziz’
27.06.2013
Özgür ve diğerleri
23.06.2013
Brezilya ve Türkiye; neden
20.06.2013
Rusyalaşmanın bedeli
15.06.2013
Rivolta! Gezi Ruhu
15.06.2013
Betonistan
13.06.2013
Gigantomani
08.06.2013
Dış mihraklar meselesi
06.06.2013
Siyasetin Marmara Depremi
04.06.2013
Devletin Kalbi Boştu- Şiddet Dışında
03.06.2013
Tarihe bir not: Gezi Vicdandır
02.06.2013
Bugünü tarih nasıl yazacak
02.06.2013
Gezi: Vicdan meselesi
31.05.2013
‘Biz karar verdik’
26.05.2013
Gökten üç kaya
23.05.2013
Avustralya: inadına ‘çokkültürlü’
20.05.2013
Türkiye’nin Suriyesi II: Bir Mülteci Krizi Olur Mu?
18.05.2013
Savaşın gizli yüzü
16.05.2013
Başımız sağolsun Reyhanlı
16.05.2013
Türkiye'nin Suriyesi –I
13.05.2013
Şeffaflık korkusu
11.05.2013
Kayıp bir gün
09.05.2013
Azad
05.05.2013
Basın Özgürlüğü Raporlarına göre Türkiye -1-
04.05.2013
Sansürsüz vicdan
02.05.2013
Taraf ve Adalet
27.04.2013
Türkiye’deki Suriye
25.04.2013
Şiddet ve manşet
20.04.2013
Moskova ve Boston
18.04.2013
Mayıs sınavı
13.04.2013
Roman Açılımı’ndaki barış süreci ipuçları
11.04.2013
Roman Açılımı: Nereden nereye
08.04.2013
‘Âkil âkil, söyle bana’
30.03.2013
Sınır tanıyan ‘gazeteciler’
28.03.2013
Can çekişen bir meslek: Gazetecilik
23.03.2013
Hasan Cemal’e teşekkür
21.03.2013
Gazetecilerin olmadığı bir dünya
16.03.2013
Aşk ve muhabbet zamanı
14.03.2013
Macaristan’dan Tunus’a adaletsizlik
09.03.2013
VAKAD’a kapatma davası: Barışın turnusol kâğıdı
07.03.2013
Kadınlar Günü’nün iki ‘şok’ haberi
02.03.2013
Neo-Gladio
28.02.2013
No Pasarán- ¡No pasarán!- On ne passe pas!- They shall not pass!
23.02.2013
Berfo Ana’yı ‘Işığa Hasret’ bıraktık
21.02.2013
Her şeye rağmen hayat
16.02.2013
İnsanlık zinciri
14.02.2013
Davalaştırılan insanlar
07.02.2013
Can damarları
02.02.2013
Acı Bal
31.01.2013
Bir adım ötesi Tuna
26.01.2013
24 Ocak 2013, Türkiye tarihi için kara bir gündü
24.01.2013
Damak tadının idaresi
19.01.2013
Güvercinka
17.01.2013
Parrhesia
12.01.2013
‘Derin’ devlet
10.01.2013
Sadece iyi haberler
05.01.2013
Barış mümkün mü
03.01.2013
Sevgili Hocam
29.12.2012
Öğrencilerin ‘Kış Gülü Devrimi’
27.12.2012
Faili meçhul korkular
22.12.2012
Oyun değil bu işler
20.12.2012
‘Aslolan hayattır’
15.12.2012
Yasemin’den taraf
13.12.2012
Tarihin akışını tersine çevirmek
08.12.2012
Yazmanın düştüğü yer
06.12.2012
Çakma Rusya modeli
29.11.2012
Geleceğin zamanı geldi
27.11.2012
Bak Canım...’
22.11.2012
2060’a bakarken
20.11.2012
Demir Kubbe
15.11.2012
‘İnsan’ın idamı
13.11.2012
‘Kanun Benim’
08.11.2012
Tepkisel modernizm
06.11.2012
İçtihat kapısını pas...
01.11.2012
‘Hem Batı’yım hem de Doğu’
30.10.2012
Ülkenin aynası
25.10.2012
Bir avuç Don Kişot
23.10.2012
Cadılar Bayramı
18.10.2012
Dikenli güller
16.10.2012
Tarih bizim yanımızda değil
11.10.2012
Yalan dünya
09.10.2012
Kabahat kimin
04.10.2012
Hak ettiği gibi yaşamak
03.10.2012
Geleneğin İcadı
27.09.2012
Gidişat gidemeyişata
25.09.2012
Demokrasiye eksik teşebbüs: Askerleşen siviller
20.09.2012
Şekerden azınlıklar
18.09.2012
Pandora’nın Kutusu
13.09.2012
Kafalardaki sınırlar
11.09.2012
Kayıp bilginin ülkesi
06.09.2012
Kışa doğru
04.09.2012
‘Kahramanın’ dönüşü...
30.08.2012
Duvara karşı
28.08.2012
Türkiye’de aşırı sağ: Zehirli çiçek açtı
23.08.2012
Kapı duvar
21.08.2012
Kristal geometri
16.08.2012
Bir çocukluk anısı olarak savaş
14.08.2012
Giden gelmiyor, acep nedendir
09.08.2012
Gelecek geldi
07.08.2012
‘Şirin’ anarşistler
02.08.2012
Solun kurtuluşu popülizm mi
31.07.2012
Memnû
26.07.2012
İtalya ve güç kültürü
24.07.2012
İtalya: Gladio-Hançer Kültürü
19.07.2012
Sicilya düştü
17.07.2012
Mare Nostrum’dan Cosa Nostra’ya
12.07.2012
Xewn/Rüya
10.07.2012
Bulmacanın eksik parçası
05.07.2012
Hanemize ay doğdu
03.07.2012
AKP ile tarihin sonu?
28.06.2012
Engel benim
26.06.2012
Balkanlaştık bile
21.06.2012
Türkiye’nin Rodney King’i
19.06.2012
Açıkhava hapishanesi Türkiye
14.06.2012
Küçük kâinat: İnsan
07.06.2012
Farklı ve birarada: Mümkün mü
05.06.2012
Sapere Aude ve Mahir bebek
31.05.2012
İnsan yerine konmak
25.05.2012
Kıvılcım
24.05.2012
Güle oynaya savaş
18.05.2012
Görmüyor musun yanıyorum
17.05.2012
Hayatı biraz kahramanca yaşamak
11.05.2012
Tarihin gri alanları
10.05.2012
Kızgın ve kırık bir yazı
04.05.2012
Bir ‘masumiyet’ müzesi
03.05.2012
Yanlış hayat doğru yaşanmaz
27.04.2012
Avrupa’nın Truva Atları (2)
26.04.2012
Avrupa’nın Truva Atları (1)
20.04.2012
Renkli insanlar
19.04.2012
Böyle buyurdu...
13.04.2012
Geçmişle gelecek arasında
12.04.2012
Yağmurdan kaçarken...
06.04.2012
Şimdiki zamanda geçmiş (2)
05.04.2012
Şimdiki zamanda geçmiş (1)
30.03.2012
Görmek...
29.03.2012
Taşralaşmak
23.03.2012
Bir insan hakkı olarak onur
22.03.2012
Rüya yerine ‘Riyâ’
16.03.2012
Ateş üzerinde bir “Novruz” II
15.03.2012
Ateş üzerinde bir ‘Novruz’ (1)
09.03.2012
Aşırı sağın ayak sesleri
08.03.2012
4+4+4’ün arkasındaki gerçek
02.03.2012
Avrupa’dan koparken (2)
01.03.2012
Avrupa’dan koparken (1)
24.02.2012
164 yıl sonra Manifesto
23.02.2012
Cesaret ne, kabadayılık ne
17.02.2012
Bir intikam aracı olarak yargı (2)
16.02.2012
Bir intikam aracı olarak yargı (1)
10.02.2012
Dîl yarası
09.02.2012
Görünmez saraylar
03.02.2012
Kanlı Pazar, 40 yıl sonra
02.02.2012
Mefisto
27.01.2012
Girdap (2)
26.01.2012
Girdap
20.01.2012
Yükselen dalga
19.01.2012
Ateş düştü
13.01.2012
Askerleşen siviller/ sivilleşen askerler (2)
12.01.2012
Askerleşen siviller/ sivilleşen askerler (1)
06.01.2012
İnsansız hava aracı siyaset (2)
05.01.2012
İnsansız siyaset aracı (1)
30.12.2011
Masallar ve gerçekler (2)
29.12.2011
Gerçekler ve masallar (1)
23.12.2011
Avrupa’nın vicdanı öldü
22.12.2011
Barış için savaşı konuşmak
16.12.2011
Yemin billâh
15.12.2011
Kafkas Düğümü
09.12.2011
Çocukluk ve büyüklük (2)
08.12.2011
Çocukluk ve büyüklük (1)
02.12.2011
Ayna gözler (2)
01.12.2011
Ayna gözler (1)
25.11.2011
Basit sebep sonuç ilişkileri
24.11.2011
Kırılgan şeytanlar: ‘Carmen’i okumanın yolları
17.11.2011
Medya ve dekadans
11.11.2011
Dünyayı değiştiren öpücük (2)
10.11.2011
Dünyayı değiştiren öpücük (1)
04.11.2011
Zaman doğruyu gösterecek
03.11.2011
KCK, Operasyon CHAOS ve hukuk devleti
28.10.2011
Kar
27.10.2011
Van Canê
21.10.2011
Onur ve adalet (2)
20.10.2011
Onur ve adalet (1)
14.10.2011
Sistem mi insanı, insan mı sistemi
13.10.2011
Kayıp gerçeğin peşinde
07.10.2011
Yedinci ok
06.10.2011
Komplo teorimiz
30.09.2011
Kara kara bulutların ardı
29.09.2011
İnandır beni
23.09.2011
Ok ve yay
22.09.2011
Uçuruma giden yol
16.09.2011
Bir kere daha imparatorluk
15.09.2011
Mutluluk denen hayalet
09.09.2011
İsrail-Türkiye ve yeni dünya düzeni (2)
08.09.2011
İsrail-Türkiye ve yeni dünya düzeni (1)
02.09.2011
Dünyanın hükümdarı (2)
01.09.2011
Dünyanın hükümdarı (1)
26.08.2011
Çünkü yanlış (2)
25.08.2011
Çünkü yanlış (1)
19.08.2011
Miranda ve savaş
18.08.2011
Bilinmeyen dil
12.08.2011
Hayal coğrafyası
11.08.2011
Dünyanın bildiğimiz haliyle sonu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8