Sezin ÖNEY

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Çipras'in hedefi Nobel mi?


24.2.2019 - Bu Yazı 691 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ve Makedonya, resmen “Kuzey Makedonya”ya oldu.

 
Tuhaf bir cümle olduğunun farkındayım: en azından dünyanın Balkanlar'dan uzak kalan kısmı için. Makedonya, bir ülke olarak zaten vardı ve adının “Kuzey Makedonya”ya değiştirilmesi de, ufak bir bürokratik değişiklikten başka bir şey gözükmüyor.
 
Oysa, Yunanistan için durum böyle değil. Ülkenin geneli için, Makedonya'nın adının değişmesi hayat memat meselesi.
 
Ve Türkiye'deki siyasi tartışmaları, farklı kesimlerin birbirlerine karşı politik görüşler üzerinden tavırlarını “yakıcı” ve “yıkıcı” buluyorsanız, bir de Yunanistan'dakilere; özellikle “Makedonya” odaklı tartışmalara buyrun… Başbakan Aleksis Çipras da, özellikle Makedonya İsim Krizi'ni çözümleme yolundaki adımlarıyla ülkesindeki milliyetçi ve muhafazakârların şimşeklerini üzerine çektiğinden beri, her zamankinden de fazla eleştiri oklarının hedefi. Öyle ki, geçtiğimiz haftalarda Çipras'ın Türkiye ziyareti esnasında Yunanistan'da yapılan yorumlar arasında, İstanbul'da Kartal'da çöken binayı bile onun “uğursuz ayağına” bağlayanlar vardı.
 
Çipras'ın yaklaşık çeyrek asırlık “Makedonya İsim Krizi” meselesinin çözümüne el atması sonucu nasıl politik badireler atlatmak zorunda kaldığını daha önce, “Bir isimde ne var ki” başlıklı yazıda tartışmıştım. Bu yazıda, Ocak ortasında milliyetçi ANEL partisinin, Çipras'ın partisi SYRIZA ile 2015'ten bu yana süren koalisyon ortaklığını, Makedonya İsim Krizi nedeniyle bozmasını ve hükümetin güven oylamasına gitmek zorunda kalması sürecini anlatmıştım.
 
12 Haziran 2018'de Yunanistan ve “Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti” (FYROM) vardığı Prespes Anlaşması şunu öngörüyordu: FYROM'un adını “Kuzey Makedonya”ya değiştirmesi karşılığında, Yunanistan'ın da FYROM'a karşı uluslararası kurumlarda koyduğu şerhleri/engelleri kaldırması söz konusu olacaktı. 25 Ocak 2019'da da, Yunanistan Parlamentosu, “kılpayı” biçimde Prespes Anlaşması'nı onaylayarak, “Kuzey Makedonya”nın NATO üyesi olmasının önünü açtı. 12 Şubat 2019'da da, taraflar karşılıklı olarak Prespes Anlaşması'nı yürürlüğe koydu. O gün, Yunanistan'ın kuzeybatı sınırındaki “Makedonya Cumhuriyeti” levhaları kaldırılarak, yerlerine “Kuzey Makedonya Cumhuriyeti” talebalaları yerleştirildi. Gerçi, bu “tabela” meselesi hala tam çözülmüş değil: Yunanistan'ın kuzeyinde yer alan Orta Makedonya Valisi Apostolos Tzitzikostas, bölge genelindeki levhaların değiştirilmeyeceğini ve “Kuzey Makedonya” olarak adlandırılan ülkeyi “Üsküp” olarak adlandırmaya devam edeceklerini açıkladı.
 
Aslında Prespes Anlaşması’na dışarıdan bakınca Yunanistan'ın “kazandığı” bir durum söz konusu. “FYROM”a zaten (Yunanistan dışındaki herkes) Makedonya diyordu; şimdi ise, “Kuzey Makedonya” diyecekler. Dahası, “Kuzey Makedonya”, anayasasında yer alan bütün “Antik Makedonya”, “Büyük İskender” atıflarını ayıklayacak. NATO üyesi ve Yunanistan'a borçlu bir komşu da, Atina açısından “güvenlik” hanesine pozitif biçimde yazılacak bir şey.
 
Ama tabii, coğrafyamızda “sarih düşünce” fazla eşine rastlanmayan bir zihinsel hâl; tutarlı ve rasyonel düşünmek yerine hezeyanlarla, tepkisel-dürtüsel-intikamcı motiflerle-duygusal hareket etmeyi tercih ediyoruz. Yunanistan'da bazı kesimlere, özellikle de ülkenin kuzeyinde yaşayanlar arasından önemli bir kesime göre, “Makedonya” addedilen ülkede yaşayanlar aslında “Bulgar”; gerçek Makedonlar da Yunanlı.
 
Prespes Anlaşması da, “vatanı satmak”, “Yunanistan'ı bölmek” anlamına geliyor; tüm bunlar tanıdık mı? Hiç şaşırmayın; birbirimize öyle çok benziyoruz ki...
 
Benzerliklerimiz de, ne yazık ki “ortaklık” duygusundan çok, bir “ayna etkisiyle” irkiltme ve ürkütme hissi yaşatıyor.
 
Karşı karşıya düşünce de, “aynada kendiyle karşılaşmış kediler” gibi tüyleri diken diken hale gelebiliyoruz.
 
Oysa, ortaklığa odaklanılsa, herkes için herşey daha kolay olacak; olabilmesi de çok mümkün...
 
Makedonya'dan sonra Kıbrıs?
 
P24'teki Makedonya İsim Krizi yazısında dikkat çektiğimiz bir nokta daha vardı:
 
“Hükümet krizi çıkmadan birkaç gün önce Çipras, katıldığı bir televizyon programı ve Twitter hesabı üzerinden, Şubat ayında Türkiye'yi ziyaret edeceğini ve Türkiye ile “pozitif diyalogda olmanın” sorunların çözümü için her zaman daha yararlı olduğunu dile getiriyordu.”
 
Çipras, Ocak'ta ortaya attığı bu düşüncenin peşini bırakmadı ve 5-6 Şubat'ta Ankara ile İstanbul'u kapsayan Türkiye ziyaretini gerçekleştirdi. Çipras açısından bakıldığında bir çizgi değişikliği söz konusu değil; Türkiye'ye karşı hiç negatif bir yaklaşımı, tepkisi veya çıkışı olmadı. Hatırlara getirilirse; Aralık 2017'de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan ziyareti, “biraz gergin” geçmişti.  Bu ziyaret esnasında, Cumhurbaşkanları arasında bir sözlü gerilim yaşanmıştı. Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında, “Lozan Anlaşması” odaklı bir münakaşa gerçekleşmişti. Bu konudaki yazımda belirttiğim gibi, iki Cumhurbaşkanı karşılıklı olarak kameraların önüne geçtiğinde Erdoğan'ın, Lozan Anlaşması'nın, Trakya'daki Müslüman azınlığın haklarının iyileştirilmesi için “modernleştirilmesi” gerektiğini söylemesi üzerine, Pavlopulos, sert bir tonlamayla, Anlaşma'nın müzakereye açık olmadığını, Yunanistan'ın ve Avrupa Birliği'nin “toprak bütünlüğünü” garanti aldığını ifade etmişti. Anlaşılabileceği gibi, “Lozan” sözcüğü geçtiğinde Yunanistan tarafından anlaşılan, kendisinden toprak isteneceği, savaşa gidileceği gibi bir durum. Ankara'nın bu çıkışla kasti ne olursa olsun, Atina'da algılanan çok daha sert ve vahim bir hâl oluyor.
 
Bu kriz yaşanırken Çipras, soğukkanlı davranıp fazla renk vermemeyi tercih etti; krizin üzerinden bir yıl kadar süre geçtikten sonra da, Türkiye ile köprü kurmak istediğini açıkladı. Diğer bir deyişle, Çipras renk vermedi ve kendi planını uygulamaya koymak için doğru zamanı kolladı.
 
Şubat 2019'a geldiğimizde de, aslında Türkiye, Çipras için iki önemli açılımın anahtarını elinde tutuyor. Gerçi, Ankara'da bu durumun farkında olan var mı bilemiyorum ama Çipras'ın ülkesinin politikasına “devrim” niteliğinde şekil vermesini sağlayabilecek iki anahtardan biri Kıbrıs meselesi, ötekisi ise Heybeliada Ruhban Okulu meselesi...
 
Kıbrıs meselesi, dünyanın “en uzatmalı çatışmalarından” biri olma namını kazanmış ve tarafların “çatışmalarıyla” yaşamaya alışmasından dolayı, kanıksanmış ve çözüm ümitlerinin artık neredeyse hiç kalmadığı bir “müzmin sorun”. Bu sorunu çözen lider(ler) de, Kral Arthur'un kılıcını kayadan söküp çıkarması efsanesinde olduğu gibi, “imkânsızı başararak” tarihe geçecek(ler).
 
Kolombiya'da, FARC ile barış masasına oturan dönemin Devlet Başkanı Juan Manuel Santos Calderón, 2016'da Nobel Barış Ödülü'nü almıştı. Bu mesele, “dünyanın en uzun süren çatışması” olarak anılıyordu; bu “ünvanı” Kolombiya meselesinden devralan Kıbrıs meselesini çözmeye cesaret eden (veya daha doğrusu zahmet eden) olursa, Nobel Barış Ödülü'nü almasına (daha doğrusu almalarına) kesin gözüyle bakabiliriz.
 
Çipras, şimdiden Makedonya meselesini çözmesi nedeniyle, Makedonyalı muadili Zoran Zaev ile beraber Nobel'e aday gösterildi bile… Aday gösteren de, Vided Bouchamaoui; 2015'te Nobel Barış Ödülü'nü alan “Tunus Ulusal Dörtlüsü”nün bir parçası olan Tunuslu iş kadını, sendika lideri. Öyle “rastgele” bir adaylıktan bahsetmiyoruz yani...
 
Zaev ve Çipras, Münih Güvenlik Konferansı'nda Ewald von Kleist Ödülü'nü aldılar bile: bu ödül, konferansın düzenleyicisinin adına veriliyor. Kendisini, Hitler'e suikast yapmak isteyenlerden biri olarak da anımsayabilirsiniz...
 
Kıbrıs meselesinin çözümüne dair ümitler, Nisan 2015'te Mustafa Akıncı'nın Cumhurbaşkanı seçilmesi sonrası başlayan 2015-2017 dönemi görüşmelerinin çökmesi sonucu tamamen kül olmuş bitmişti. O dönemki temaslar, o kadar yüksek ümitler yaratmış, “bu sefer çözüldü bu iş” kanaati yaratmıştı ki; bir kez temaslar duvara toslayınca, bu kez de, “artık bu sorun asla çözülmez” düşüncesi tüm Kıbrıs'a egemen oldu. Şimdi ancak, “dışarıdan” gelecek bir baskı ve “dürtme”, Kıbrıs Meselesi'nin çözüme doğru ilerletilmesi, itelenmesini sağlayabilir. Bu “dürtmeyi” yapabilecek iki taraf da, Türkiye ve Yunanistan'dan başkası değil. Belki “eskiden” olsaydı, Kıbrıs sorununun çözümü için Ankara ve Atina'nın ortak inisiyatif alması mümkün gözükebilirdi; şimdi ise çok çok uzak, hatta açıkçası imkansız ötesi gözüküyor.
 
Ruhban Okulu'nun açılması Yunanistan'a “ruhsal destek” olur mu?
 
 
Yunanistan, “normal şartlar” altında Ekim 2019'da; erken seçimlerin gerçekleşmesi halinde de, 2019 Baharı'nda-belki de, Mayıs 2019'da genel seçimlere gidecek. SYRIZA ve özellikle de Çipras'ın kuyusunu kazmak isteyen çok. Elbette, SYRIZA'nın yarattığı birçok hayal kırıklığı var: 2015'te düzeni tamamen değiştirmek, “eski siyaset seçkinlerinin sultasına” son vermek vaadiyle iktidara gelen SYRIZA, birçok açıdan “düzene” entegre oldu. Dahası SYRIZA'nın başlıca seçim sözü, Avrupa Birliği (özellikle de Almanya ile) ve uluslararası kurumlarla ekonomik anlaşmaya gitmemek; krizin “çözümü” için sunulan paketleri kabul etmemekti. Tersine SYRIZA, “Troyka” olarak anılan Avrupa Komisyonu-Avrupa Merkez Bankası-Uluslararası Para Fonu (IMF) üçlüsü ile anlaşma üzerine anlaşma imzaladı. Belki de, verilen ve tutulmayan sözlerin öfkesi söz konusu Yunanistan'da...
 
Gerçekten de, Yunanistan kadar öfkelilerin bu kadar öfkeli olduğu başka bir siyasi kültür örneği var mı bilemiyorum… Haksız da değil Yunanistan halkı bu öfkesinde; ekonomik krizin 10. yılına girildi. Kriz öncesi, 2005-2007 döneminde Yunanistan halkının yaklaşık yüzde 70'i hayatından memnunken, bu oran 2012'ye gelindiğinde yüzde 30'lara çakılmıştı. O günden bu yana da, “memnuniyet” oranlarında “iyiye” doğru değişiklik olduğunu söylemek mümkün değil...
 
Ekonomik kriz, “en iyi ihtimalle”, daha bir 10 yıl süreceğe benziyor; bunu öne süren de Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) başkası değil. IMF'in son öngörülerine göre, dünyada Yunanistan'ı etkileyecek herhangi bir ekonomik dalgalanma olmadığı ve ülke içinde de işlerin olabilecek “en iyi senaryolara” göre şekillenmesi halinde, 2007 yılındaki ekonomik seviyeye gelinmesi ancak 2029'da mümkün olabilecek.
 
2009'dan 2029'a “kayıp” geçen tam 20 yıl...
 
“Faili meçhul” hâle gelen bu yılların ilk 10 yıllık bilançosu ağır; ruhsal sorunlar yoğun ve intiharlar da hala yüksek seviyede seyrediyor. 2011'de Yunanistan Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan bir raporda, intihar oranlarının bir önceki seneye göre yüzde 40 oranında arttığından bahsediliyordu: Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyoneri Dunja Mitanoviç'in Kasım 2018'de açıkladığı bir rapora göreyse, intiharlarda “yüzde 40'lık” artış çok daha uzun bir döneme, 2010-2015 yılları arasının tümüne yayılmış durumda. Yani, ekonomik krizin ilk beş yılı, intihar oranının sürekli katlandığı bir dönem olmuş. Yunanistan'daki intihar oranları 2019 itibariyle de, kriz öncesi döneme göre hala çok yüksek seviyelerde; zaten, hayatına kastetmeyi düşünenlerin başvurduğu yardım hatlarını arayanların oranlarının artmakta olduğuna yönelik veriler söz konusu.
 
Yunanistan Sağlık Bakanlığı'nın 2017'de yayınladığı bir rapora göreyse, ülke halkının yarısı, ruhsal sorunlardan şikayetçi. Konuyla ilgili çalışmaları olan sivil toplum örgütleri ve uzmanlar da, bu raporun bulgularını doğruluyor. Depresyon başta olmak üzere ruhsal kaynaklı sağlık sorunlar artarken, ekonomik kriz kaynaklı kemer sıkma politikaları nedeniyle sağlık harcamaları da kısıldığından, hastanelerin durumu kötüleşiyor ve hastalara verilebilen hizmetin kalitesi de düşüyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre, 2009'dan bu yana sağlık harcamalarında üçte bir oranında (yaklaşık 5 milyar Euro) kesinti yapıldı.
 
Tüm bu “ruhsal bunalım” ortamında, Çipras'ın bazı köklü sosyal değişimlerin önünü açmaya çalıştığının da hakkını vermek lazım. Makedonya İsim Krizi'nin çözümü, ülkenin çoktan geride bırakmış olması gereken bir yükü boşaltması manasına geliyordu aslında...Keşke, Kıbrıs'ta en çok Kıbrıslıların kendisine hakkaniyetli bir çözümle “barışa” ulaşılabilse...
 
SYRIZA bugünlerde, Yunanistan'ı “laik” hâle getirmeye çalışıyor: Ülkeyi, resmen “Ortodoks” addeden ve Kilise'nin siyaset üzerindeki söz hakkını hukukî kılan Anayasa'nın 3. Maddesi'nin değiştirilmesinin önü açıldı. Dahası, ruhban sınıfının “bürokrat” olmaktan çıkarılması gibi cesur adımlar da atılıyor. Tabii, bütün bunlar muhafazakar kesimler ve özellikle de Kilise'nin şimşeklerini çekiyor. Ortodoks Kilisesi, Makedonya İsim Krizi'nde de kilit (ve bloke edici) rol oynamaya çalışmıştı. Dolayısı ile, Çipras'ın Kilise ile ters düştüğü ve milliyetçi-muhafazakar kesimlerin giderek ortaklaşmaya başladığı bir karşı ittifak oluşuyor. Hal böyle iken, Türkiye'den bir “zeytin dalı” gelse, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması gibi bir adım atılsa, Yunanistan için etkisi büyük olurdu. Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından da, çok büyük bir açılım sağlanırdı.
 
Ne var ki, biz bu coğrafyada beraber kazanmayı sevmiyoruz; karşımızdakinin bize de zarar verecek kaybı bizi daha çok mutlu ediyor beraber kazanmaktan...Yeter ki, hezeyan olsun, ortam köpürsün, mıyıl mıyıl şikâyet edelim, vıdı vıdı arkadan konuşup duralım; beraber çıkmak yerine beraber batalım. Yeter ki, kötücül olalım ki, kötülük kazansın. 

.

Facebook Yorumları

Kod8
24.2.2019
Çipras'in hedefi Nobel mi?
26.12.2018
Sınırlar ve sınırsızlık
13.12.2018
Geçmişin değil geleceğin davası
4.12.2018
Gelecek geldi bile
24.11.2018
AİHM, Türkiye'ye karşı: Ne anlama geliyor?
20.11.2018
Avrupa Birliği hakkında ne düşünüyoruz?
13.11.2018
Sıra gökkuşağı dalgada
1.11.2018
Popülizme
26.8.2018
Türkiye'de insan haklarının maratoncuları
16.8.2018
Yeni dünya düzensizliği
4.8.2018
Papazı bulmak
1.8.2018
Ateşin düştüğü yer
30.7.2018
Ne anlamı var?
25.2.2018
Bu takım hangi takım?
13.2.2018
Erken seçim şartları oluşurken
3.2.2018
Görünmez davalar: Lice Davası
31.1.2018
Boğazın suları çekildiğinde
3.1.2018
Ahmet Şık: Kusurlarımızı gördüğümüz bir ayna
18.12.2017
Türk-Amerikan ilişkilerinde 'ters etki'nin adı: Brett McGurk
7.12.2017
'Milli irade' artık temsil edilmezken
5.12.2017
Kendi gönlünün efendisi düzenbaz bir hedonist
23.11.2017
Ne eşek ne zebra
18.11.2017
Ahmet Kaya ve Tahir Elçi: Aynı kaderin iki sürgünü
11.11.2017
Tahir Elçi'den "terörist" çıkartan karanlık
9.10.2017
Hayatımda tanık olduğum en korkunç kare
3.10.2017
Katalonya'da "her şeye rağmen" referandum
27.9.2017
Türkiye'nin En Mutsuz İnsanları ve Sessiz Lorke
23.9.2017
Güzel Ana
21.9.2017
Almanya 'İçişleri' Olurken, Kürtler Oldu 'Dışişleri'
13.9.2017
'Son savaşın baş aktörleri' şimdi Türkiye'de
12.9.2017
İşte ‘’Düz Dünya Tezinin" ilham kaynağı
4.9.2017
Dünya bize bir komplo
30.8.2017
"Türkçe Kürt medyasını" bitirmek
22.8.2017
Büyük Amerikan tutulması
4.8.2017
Hürriyet, Uhuvvet, Müsavat'tan Harikalar Dünyasına
30.7.2017
"Abdullah örgütünden" "Kıymalı kaşarlı terör örgütüne"
15.7.2017
Darbe kabusunun bir yılı
9.7.2017
"Yürümek" gerçek oldu
24.6.2017
'Terörist' asker mi olacak?
5.6.2017
Kaçış psikolojisi
24.5.2017
Modern mübâdele
14.5.2017
Buruk bir anneler günü
7.5.2017
İki çocuk, iki Hoca
5.5.2017
Mahalle’de son nokta
27.4.2017
Barış’ı öldürmek
24.4.2017
Her 'devrim' kendi çocuklarını yer önce
19.4.2017
Türbülans
16.4.2017
Patlama noktası
15.4.2017
Sürpriz: Perde indiğinde…
13.4.2017
Budapeşte’de popülizm savaşları
9.4.2017
Sandıktaki pusucular
5.4.2017
Kürdistan kurulurken…
2.4.2017
Karmakarışık
31.3.2017
Aslında referandumun sonucu belli
26.3.2017
16 Nisan’ın Kara Kuğusu
21.3.2017
Sistem değişikliği için yüzde kaç destek gerekir?
20.3.2017
Buharlaşan Kürt Sorunu
15.3.2017
Referandum Geçici, Ya İzleri?
8.3.2017
16 Nisan “Tarihin Sonu” mu?
22.8.2015
Barışı olmayan savaşa doğru
20.8.2015
Savaş hukuku
15.8.2015
14 yaşında AKP
13.8.2015
Ankara nasıl işliyor
8.8.2015
Drone Savaşı başladı
6.8.2015
Asker- sivil koalisyonu
1.8.2015
Rasyonel aktör
30.7.2015
Sebep ve sonuç
23.7.2015
Büyük güven krizi
18.7.2015
Her şeyin kilidi
4.7.2015
Asker- sivil ilişkileri
2.7.2015
Türkiye’nin kilidi
27.6.2015
Üst akıl
20.6.2015
Mesleki sınıra çekilmek
18.6.2015
Ankara’da son durum
13.6.2015
Ankara bildiğiniz gibi
11.6.2015
Ankara’dan bakınca gözüken
8.6.2015
Asıl demokrasi sınavı şimdi başlıyor
6.6.2015
7 Haziran seçimleri
4.6.2015
Kutuplaşmanın askerleri
30.5.2015
TIR
28.5.2015
Yolsuzluğa karşı İspanya
23.5.2015
Sandık, güven, demokrasi
21.5.2015
Sıradan vatandaşın seçim izlenimi
16.5.2015
Ölümcül karışım
15.5.2015
Popülist sistemin zaferi
9.5.2015
400
7.5.2015
Genetiği ile oynanmış medya
2.5.2015
Seçimden sonra
30.4.2015
Kalimerhaba
25.4.2015
Yas
23.4.2015
Auschwitz’in ağaran saçları
19.4.2015
Sulukule’de bir öğle vakti
16.4.2015
Entelektüelin sonu
9.4.2015
Listelerin düşündürdüğü
04.04.2015
Tetik ve medya
02.04.2015
Karanlık döneme giriş
26.03.2015
Seni sevmeyen ölsün SYRIZA
21.03.2015
Cassandra veya değil
19.03.2015
Kumarın kazananı
15.03.2015
Gücün el değiştirmesi
12.03.2015
Hakan Fidan ve Türkiye manzaraları
07.03.2015
Toksik ortam
05.03.2015
Beş çocuk
28.02.2015
İfrat, hep ifrat
26.02.2015
Çocuk ya çocuk…
21.02.2015
Kurt Adam
19.02.2015
Karnaval
14.02.2015
Şehr-i yâr
12.02.2015
Kremlinoloji
07.02.2015
Sihirbaz
05.02.2015
Milletin temsilcisi
31.01.2015
Hipokrasi, ironi ve fail
30.01.2015
Saray’dan Saray’a fark
24.01.2015
Peynir ekmek gemileri: Rusya ve Türkiye
22.01.2015
Sembolik şiddet
17.01.2015
İslamcı popülizm
15.01.2015
Son faili meçhul: İnsan hakları
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
09.01.2015
Dönüm noktası
03.01.2015
Yeni Kürt Sorunu
01.01.2015
Tarihin deney sahasında
27.12.2014
Çocuklara/ Çocuklarla savaş
20.12.2014
‘Hükümet gibi adam’
18.12.2014
Paralel evren
13.12.2014
CIA Raporu ve Türkiye
11.12.2014
Süper lider gerçeğe karşı
06.12.2014
Polislerin askerleşmesi
04.12.2014
Rusya ve Türkiye
29.11.2014
IŞİD’in asıl tehdidi
27.11.2014
Sesi duyulmayanın dili
22.11.2014
Makas ayrılırken
20.11.2014
Rusya’da Yalan Dünya
15.11.2014
"Siyaset mühendisleri"
13.11.2014
Barışın engeli
08.11.2014
Tarihten kopuş
06.11.2014
2007’ye dönüş
01.11.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
30.10.2014
Faili olmayan suçlar
25.10.2014
Kassandra Sendromu
23.10.2014
İşimiz
18.10.2014
Ortak tehdidin böldükleri
16.10.2014
Savruluş
11.10.2014
Bosnalaşmak
09.10.2014
IŞİD darbesi
04.10.2014
Kaybetmek...
02.10.2014
Kobanê
27.09.2014
Medya çölü
25.09.2014
Gölgelerle savaş
20.09.2014
İskoçya sonrası
18.09.2014
Olmak veya olmamak...
13.09.2014
Drone savaşı kapıda
11.09.2014
Bağımsız İskoçya (?)
06.09.2014
'Popüler parazit'
04.09.2014
Bukalemun
30.08.2014
Bir avuç anı
28.08.2014
Bitmeyen 19. yüzyıl...
24.08.2014
IŞİD, Amberin, Ceyda...
21.08.2014
IŞİD Devleti
16.08.2014
Yeni Türkiye Partisi
14.08.2014
Seçimin galibi popülizm
09.08.2014
Beraber zaman
07.08.2014
Siyasetin sonu
02.08.2014
Stand up politika
31.07.2014
Viyana’yı aşmak
26.07.2014
EV...
24.07.2014
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
19.07.2014
Paradoks
17.07.2014
Yolsuzluğu yenen sır
12.07.2014
Azerbaycan 'modeli'...
10.07.2014
Yeni Avrupa Ukrayna
04.07.2014
İğneyle kuyu kazmak
03.07.2014
Eğer unutursak...
28.06.2014
Biraz da adalet konuşalım
26.06.2014
Tunus'tan Hong Kong'a demokrasi meseleleri
21.06.2014
Tapeler ve ülkeler
19.06.2014
İhsanoğlu...
14.06.2014
Türkiye’nin 11 Eylül’ü
12.06.2014
Onurlu barıştan kibirli savaşa
07.06.2014
Tiananmen
05.06.2014
Çarpıtan aynalar
31.05.2014
Podemos
29.05.2014
Avrupa’nın Truva atlar
24.05.2014
Kutuplaşmanın ‘karşılığı’
22.05.2014
İnsan saymayan kutuplaşma
17.05.2014
Zehrin çarkı
15.05.2014
Türkiye’nin Çernobil’i
10.05.2014
Onur
08.05.2014
Uzun demokrasi
04.05.2014
Faili meçhul geçmişin peşinde
02.05.2014
Halkın mı, devletin mi cumhurbaşkanı
24.04.2014
Karmaşık despot
19.04.2014
Sistem değişikliğine doğru
17.04.2014
Laclau’dan dersler
12.04.2014
Dalgakıran Mahkemesi
10.04.2014
Sandık mühendisliği
05.04.2014
‘AK-Erdoğanizm’
03.04.2014
Balkon cumhuriyeti
29.03.2014
Sandık
27.03.2014
31 Mart sabahı
22.03.2014
Gayet Açık
20.03.2014
Ses kayıtları ve seçimler
15.03.2014
Karanlıktan gelen kurşun
13.03.2014
‘Saatleri durdurun...’
08.03.2014
Bir varmış bir yokmuş...
06.03.2014
‘Sıcak denizler’
01.03.2014
Tarihin doğru yeri
27.02.2014
Gelecek
23.02.2014
Dip noktaya daha var
20.02.2014
Razgildyaistvo
15.02.2014
Gökkuşağı
13.02.2014
Zamansız hikâyeler
08.02.2014
Nefret çölünde, aşk
06.02.2014
Guernica, Roboski, Ali İsmail
01.02.2014
Caravaggio
30.01.2014
Hologram halk
25.01.2014
Yanlış soru yanlış cevap
23.01.2014
Türkiye’deki Suriye savaşı
18.01.2014
Gerçek altın
17.01.2014
Ne oldu
11.01.2014
Nereye
09.01.2014
Roboski ve askerleşen siviller
04.01.2014
‘Junk thought’ kumpas
02.01.2014
Tutarlılık meselesi
29.12.2013
Ayaz
26.12.2013
Komplonun İtalyancası
22.12.2013
Komploların ardındaki gerçek
19.12.2013
Gizli açık sır: Yolsuzluk
14.12.2013
Bir ülke, iki toplum
12.12.2013
Ak- Çay
07.12.2013
Son kahraman
05.12.2013
Avromeydan
30.11.2013
Baba...
28.11.2013
Normalleşmek
23.11.2013
Sebep değil, sonuç...
21.11.2013
Ayrı dünyaların insanları
16.11.2013
Popülika
14.11.2013
İstikamet popülizm
09.11.2013
İşlemeyen devlet
07.11.2013
İçimizdeki Finlandiya
02.11.2013
Gazetecinin gözleri
31.10.2013
Kader çarkı
26.10.2013
Statükocu reform
24.10.2013
Karagöz ile Hacivat
19.10.2013
Halkçı seçkinler
17.10.2013
Yeni Beyaz Türkler
12.10.2013
Türkiye’nin aşırı sağı
10.10.2013
Bir telefon...
05.10.2013
Politik dil
03.10.2013
Düşük yoğunluklu demokrasi
28.09.2013
Doğu-Batı aksında kırılma
26.09.2013
Birleşmiş Milletler ne yapar
21.09.2013
Utandırmak
19.09.2013
Faust
14.09.2013
Dikişsiz toplum
12.09.2013
Tahakküm
07.09.2013
Mağduriyet terörü
31.08.2013
İnce bir çizgi, bir uçurum
29.08.2013
Flódni ve 5774 yılı
24.08.2013
Geleceğe dönüş: Malazgirt-2071 vizyonu
17.08.2013
Rekabetçi otoriterlerin ‘adil oyun’ sorunu
15.08.2013
Rekabetçi otoriterlik
10.08.2013
Göçmen çiçekler ve çınarlar
08.08.2013
Jeanne d’Arc, Ergenekon, El Kaide
03.08.2013
Beyaz yalanlar
02.08.2013
Palavra ve Pravda
28.07.2013
Bugün ‘sözde’ kurşun
25.07.2013
Devlerin devleti
21.07.2013
Batı ve Doğu arasında ezilmek
19.07.2013
Kayıp giden ahlaki zemin
13.07.2013
Rayından çıkan dünya
11.07.2013
Adalet ve saygı
07.07.2013
Ceyda, Kürşat Bumin ve mesleğin ahlakı
04.07.2013
Medeni
02.07.2013
Hırvatistan: Avrupa Birliği üyesi olurken bardağın boş ve dolu tarafları
29.06.2013
‘Benim çünkü biziz’
27.06.2013
Özgür ve diğerleri
23.06.2013
Brezilya ve Türkiye; neden
20.06.2013
Rusyalaşmanın bedeli
15.06.2013
Rivolta! Gezi Ruhu
15.06.2013
Betonistan
13.06.2013
Gigantomani
08.06.2013
Dış mihraklar meselesi
06.06.2013
Siyasetin Marmara Depremi
04.06.2013
Devletin Kalbi Boştu- Şiddet Dışında
03.06.2013
Tarihe bir not: Gezi Vicdandır
02.06.2013
Bugünü tarih nasıl yazacak
02.06.2013
Gezi: Vicdan meselesi
31.05.2013
‘Biz karar verdik’
26.05.2013
Gökten üç kaya
23.05.2013
Avustralya: inadına ‘çokkültürlü’
20.05.2013
Türkiye’nin Suriyesi II: Bir Mülteci Krizi Olur Mu?
18.05.2013
Savaşın gizli yüzü
16.05.2013
Başımız sağolsun Reyhanlı
16.05.2013
Türkiye'nin Suriyesi –I
13.05.2013
Şeffaflık korkusu
11.05.2013
Kayıp bir gün
09.05.2013
Azad
05.05.2013
Basın Özgürlüğü Raporlarına göre Türkiye -1-
04.05.2013
Sansürsüz vicdan
02.05.2013
Taraf ve Adalet
27.04.2013
Türkiye’deki Suriye
25.04.2013
Şiddet ve manşet
20.04.2013
Moskova ve Boston
18.04.2013
Mayıs sınavı
13.04.2013
Roman Açılımı’ndaki barış süreci ipuçları
11.04.2013
Roman Açılımı: Nereden nereye
08.04.2013
‘Âkil âkil, söyle bana’
30.03.2013
Sınır tanıyan ‘gazeteciler’
28.03.2013
Can çekişen bir meslek: Gazetecilik
23.03.2013
Hasan Cemal’e teşekkür
21.03.2013
Gazetecilerin olmadığı bir dünya
16.03.2013
Aşk ve muhabbet zamanı
14.03.2013
Macaristan’dan Tunus’a adaletsizlik
09.03.2013
VAKAD’a kapatma davası: Barışın turnusol kâğıdı
07.03.2013
Kadınlar Günü’nün iki ‘şok’ haberi
02.03.2013
Neo-Gladio
28.02.2013
No Pasarán- ¡No pasarán!- On ne passe pas!- They shall not pass!
23.02.2013
Berfo Ana’yı ‘Işığa Hasret’ bıraktık
21.02.2013
Her şeye rağmen hayat
16.02.2013
İnsanlık zinciri
14.02.2013
Davalaştırılan insanlar
07.02.2013
Can damarları
02.02.2013
Acı Bal
31.01.2013
Bir adım ötesi Tuna
26.01.2013
24 Ocak 2013, Türkiye tarihi için kara bir gündü
24.01.2013
Damak tadının idaresi
19.01.2013
Güvercinka
17.01.2013
Parrhesia
12.01.2013
‘Derin’ devlet
10.01.2013
Sadece iyi haberler
05.01.2013
Barış mümkün mü
03.01.2013
Sevgili Hocam
29.12.2012
Öğrencilerin ‘Kış Gülü Devrimi’
27.12.2012
Faili meçhul korkular
22.12.2012
Oyun değil bu işler
20.12.2012
‘Aslolan hayattır’
15.12.2012
Yasemin’den taraf
13.12.2012
Tarihin akışını tersine çevirmek
08.12.2012
Yazmanın düştüğü yer
06.12.2012
Çakma Rusya modeli
29.11.2012
Geleceğin zamanı geldi
27.11.2012
Bak Canım...’
22.11.2012
2060’a bakarken
20.11.2012
Demir Kubbe
15.11.2012
‘İnsan’ın idamı
13.11.2012
‘Kanun Benim’
08.11.2012
Tepkisel modernizm
06.11.2012
İçtihat kapısını pas...
01.11.2012
‘Hem Batı’yım hem de Doğu’
30.10.2012
Ülkenin aynası
25.10.2012
Bir avuç Don Kişot
23.10.2012
Cadılar Bayramı
18.10.2012
Dikenli güller
16.10.2012
Tarih bizim yanımızda değil
11.10.2012
Yalan dünya
09.10.2012
Kabahat kimin
04.10.2012
Hak ettiği gibi yaşamak
03.10.2012
Geleneğin İcadı
27.09.2012
Gidişat gidemeyişata
25.09.2012
Demokrasiye eksik teşebbüs: Askerleşen siviller
20.09.2012
Şekerden azınlıklar
18.09.2012
Pandora’nın Kutusu
13.09.2012
Kafalardaki sınırlar
11.09.2012
Kayıp bilginin ülkesi
06.09.2012
Kışa doğru
04.09.2012
‘Kahramanın’ dönüşü...
30.08.2012
Duvara karşı
28.08.2012
Türkiye’de aşırı sağ: Zehirli çiçek açtı
23.08.2012
Kapı duvar
21.08.2012
Kristal geometri
16.08.2012
Bir çocukluk anısı olarak savaş
14.08.2012
Giden gelmiyor, acep nedendir
09.08.2012
Gelecek geldi
07.08.2012
‘Şirin’ anarşistler
02.08.2012
Solun kurtuluşu popülizm mi
31.07.2012
Memnû
26.07.2012
İtalya ve güç kültürü
24.07.2012
İtalya: Gladio-Hançer Kültürü
19.07.2012
Sicilya düştü
17.07.2012
Mare Nostrum’dan Cosa Nostra’ya
12.07.2012
Xewn/Rüya
10.07.2012
Bulmacanın eksik parçası
05.07.2012
Hanemize ay doğdu
03.07.2012
AKP ile tarihin sonu?
28.06.2012
Engel benim
26.06.2012
Balkanlaştık bile
21.06.2012
Türkiye’nin Rodney King’i
19.06.2012
Açıkhava hapishanesi Türkiye
14.06.2012
Küçük kâinat: İnsan
07.06.2012
Farklı ve birarada: Mümkün mü
05.06.2012
Sapere Aude ve Mahir bebek
31.05.2012
İnsan yerine konmak
25.05.2012
Kıvılcım
24.05.2012
Güle oynaya savaş
18.05.2012
Görmüyor musun yanıyorum
17.05.2012
Hayatı biraz kahramanca yaşamak
11.05.2012
Tarihin gri alanları
10.05.2012
Kızgın ve kırık bir yazı
04.05.2012
Bir ‘masumiyet’ müzesi
03.05.2012
Yanlış hayat doğru yaşanmaz
27.04.2012
Avrupa’nın Truva Atları (2)
26.04.2012
Avrupa’nın Truva Atları (1)
20.04.2012
Renkli insanlar
19.04.2012
Böyle buyurdu...
13.04.2012
Geçmişle gelecek arasında
12.04.2012
Yağmurdan kaçarken...
06.04.2012
Şimdiki zamanda geçmiş (2)
05.04.2012
Şimdiki zamanda geçmiş (1)
30.03.2012
Görmek...
29.03.2012
Taşralaşmak
23.03.2012
Bir insan hakkı olarak onur
22.03.2012
Rüya yerine ‘Riyâ’
16.03.2012
Ateş üzerinde bir “Novruz” II
15.03.2012
Ateş üzerinde bir ‘Novruz’ (1)
09.03.2012
Aşırı sağın ayak sesleri
08.03.2012
4+4+4’ün arkasındaki gerçek
02.03.2012
Avrupa’dan koparken (2)
01.03.2012
Avrupa’dan koparken (1)
24.02.2012
164 yıl sonra Manifesto
23.02.2012
Cesaret ne, kabadayılık ne
17.02.2012
Bir intikam aracı olarak yargı (2)
16.02.2012
Bir intikam aracı olarak yargı (1)
10.02.2012
Dîl yarası
09.02.2012
Görünmez saraylar
03.02.2012
Kanlı Pazar, 40 yıl sonra
02.02.2012
Mefisto
27.01.2012
Girdap (2)
26.01.2012
Girdap
20.01.2012
Yükselen dalga
19.01.2012
Ateş düştü
13.01.2012
Askerleşen siviller/ sivilleşen askerler (2)
12.01.2012
Askerleşen siviller/ sivilleşen askerler (1)
06.01.2012
İnsansız hava aracı siyaset (2)
05.01.2012
İnsansız siyaset aracı (1)
30.12.2011
Masallar ve gerçekler (2)
29.12.2011
Gerçekler ve masallar (1)
23.12.2011
Avrupa’nın vicdanı öldü
22.12.2011
Barış için savaşı konuşmak
16.12.2011
Yemin billâh
15.12.2011
Kafkas Düğümü
09.12.2011
Çocukluk ve büyüklük (2)
08.12.2011
Çocukluk ve büyüklük (1)
02.12.2011
Ayna gözler (2)
01.12.2011
Ayna gözler (1)
25.11.2011
Basit sebep sonuç ilişkileri
24.11.2011
Kırılgan şeytanlar: ‘Carmen’i okumanın yolları
17.11.2011
Medya ve dekadans
11.11.2011
Dünyayı değiştiren öpücük (2)
10.11.2011
Dünyayı değiştiren öpücük (1)
04.11.2011
Zaman doğruyu gösterecek
03.11.2011
KCK, Operasyon CHAOS ve hukuk devleti
28.10.2011
Kar
27.10.2011
Van Canê
21.10.2011
Onur ve adalet (2)
20.10.2011
Onur ve adalet (1)
14.10.2011
Sistem mi insanı, insan mı sistemi
13.10.2011
Kayıp gerçeğin peşinde
07.10.2011
Yedinci ok
06.10.2011
Komplo teorimiz
30.09.2011
Kara kara bulutların ardı
29.09.2011
İnandır beni
23.09.2011
Ok ve yay
22.09.2011
Uçuruma giden yol
16.09.2011
Bir kere daha imparatorluk
15.09.2011
Mutluluk denen hayalet
09.09.2011
İsrail-Türkiye ve yeni dünya düzeni (2)
08.09.2011
İsrail-Türkiye ve yeni dünya düzeni (1)
02.09.2011
Dünyanın hükümdarı (2)
01.09.2011
Dünyanın hükümdarı (1)
26.08.2011
Çünkü yanlış (2)
25.08.2011
Çünkü yanlış (1)
19.08.2011
Miranda ve savaş
18.08.2011
Bilinmeyen dil
12.08.2011
Hayal coğrafyası
11.08.2011
Dünyanın bildiğimiz haliyle sonu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net