Sezin ÖNEY

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Mor gözlü bir seçim hikâyesi


15.4.2019 - Bu Yazı 242 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bu yerel seçimler, gerçekten de bir devrin kapanışı; ama eski devir de kapanmamakta ısrar ediyor. Bazen ve hattâ ekseriyetle böyle olur zaten; siz ilerlersiniz bazen de eski olan bir türlü geride kalmak bilmez-yapıştıkça yapışır.

Aşağı yukarı 25 yıllık, çeyrek asırlık bir sayfanın kapanışı yaşanıyor bugünlerde. Ancak, bir sayfanın kapanışı ve geride kalışı, bazen birden yepyeni bir sayfanın tüm hayal edildiği haliyle, bembeyaz ve pür-i pak açılışı anlamına da gelmiyor dediğim gibi. Eski sayfa açık kalmak için adeta bir İstanbul rezidansı gibi öyle havada dikili durup duruyor. Hayatın rüzgârları esecek tabii; öyle rezidanslar gibi, kendinin olduğu yere uyumsuzluğundan bihaber bir kaba özgüven ve kibirli kurumlanmalarla dik duran geçmişin sayfası da tarihe doğru devriliverecek. Ama sessiz sedasız, ama gümbürtüyle…

T.S. Eliot’un, “Hollow Men” (bana kalırsa adı “Kof Adamlar” diye çevrilmesi güzel denk düşecek) şiirinde yazdığı gibi;

İşte böyle kopar kıyamet

İşte böyle kopar kıyamet

İşte böyle kopar kıyamet

Gümbürtüyle değil iniltiyle

T.S. Eliot’ın 1925 tarihli bu şiiri, hep bu son dizeleriyle bilinir; sık sık da atıf yapılır bu dizelere özellikle siyasi analizlerde…

This is the way the world ends
This is the way the world ends
This is the way the world ends
Not with a bang but a whimper.

Çok sonraları, 1958’de Eliot, şiiri baştan kaleme alsa, o dizeleri öyle yazmayacağını söylemişti. Onun düşüncesi, dünyanın belki de ne bir patlama ne de iniltiyle sona ereceği idi: Eliot, bunu söylerken, Japonya’da atom bombasından sağ kurtulan mağdurların “hiçbir ses duymadıklarına” da dikkat çekiyordu.

Bizim dünyalarımız da insanlar olarak, toplumlar olarak defalarca kurulup çöküyor; kıyametler kopuyor ve sonra, hayat yeniden başlıyor.

Eliot, 1920’lere geri dönse, “Kof Adamlar”ı baştan yazsa, sonundaki dizeleri de bambaşka yazardı. Değişmeyen bir şey varsa gerçekten de değişimin kendisi aslında. Efesli filozof Heraklitos, Milattan Önce 400-500’lerde bunu söylüyordu. Şu sözleri, değişimin her an yaşanan bir gerçeklik olduğuna işaret ediyordu:

"Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar".

Yaşamın yasası değişim olsa da değişmemeye direnç, hatalarda yanlışlıklarda ısrar diye bir tavır da var. Seçim sabahı şu satırları yazmışım; şakalaşmamız gereken 1 Nisan’da oturup şu satırları yazdıran bir ruh hali içindeymişim:

“Sanırım bir süre şöyle bir dönemin yaşanmasına hazır olmak gerek. Eski sayfanın, önce sessiz sedasız arka plan oyunlarıyla; sonra da tüm hırsıyla şahlanıp yeni sayfanın gözünü oymaya, sayfayı geçtim tüm defteri yırtıp atacak kör bir harislikle geçmişi geri döndürmeye çalışmasına şahit olacağız. Maskelerin düştüğü, gerçek yüzlerin tüm çirkinliğinin ortaya çıktığı bir dönemi yaşayacağız. ‘Bu kadar da mı yapışılır’, ‘bu kadar da mı yüzsüzleşirler’, ‘bu kadarına da mı tenezzül edilir’; evet, bunları ve daha fazlasını hep söyleyeceğiz. Maalesef, tüm bunlara tanıklık etmek zorunda kalacağız; her şeyi yapabilecek kadar hırslı, içiyle dışı arasında 180 derece fark olan, herkesi kullanabilecek kadar gaddar ve kendi tutarsızlıklarının tekinin bilincinde olmayacak kadar şuursuz, tüm acımasızlığının üzerine bir de kendini mağdur zannedenlerin maskelerinin çatlaya çatlaya düştüğüne tanıklık etmek zorunda kalacağız.”

Kolay değil; hepimiz için çok dersler çıkarılması gereken bir dönem kapanıyor. Eliot’un “Waste Land/Çorak Ülke”sinin açılış dizelerindeki gibiyiz:

Nisan en zalim aydır, yeşertir

Leylakları ölü topraktan, birleştirir

Hafızayla tutkuyu, uyandırır

Fersiz kökleri bahar yağmuruyla.

 April is the cruelest month, breeding

Lilacs out of the dead land, mixing

Memory and desire, stirring

Dull roots with spring rain.

 

Gerçekten ağır bir devir kapanıyor; 31 Mart 2019 sabahına, ben de bu devrin ağırlığının bir nişânesi ile girdim: Mor bir göz. Seçimlerden birkaç gün önce, 28 Mart Perşembe günü, tesadüfen bir tartışmanın ortasında kaldım. Aslında bu kez, seçimlerle gerçekten hiç de ilgilenmediğim hâlde, bir ortamda konu açılınca, çenemi tutamadım. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere, gücün el değiştireceğini; dahası bazı beklenmedik kentlerde de (Antalya gibi), güç değişimi yaşayabileceğini söyledim. Türkiye'de durumun bir daha asla değişemeyecek derecede "kötü" olduğu algısının yarattığı gerilim içinde "naif bir hayalci" olduğumu düşünen birinin atıverdiği cam obje, tam da gözümde yerini buldu. Kızmıyorum, kızamıyorum; şiddet ve kötülük, kötücüllük o kadar günlük hayatın parçası olmuş ki, kontroller işte böyle kaybediliveriyor. Çaresizliğe mahkûmiyet hissi veya bazen tersine her şeye hükmetme hırsı, işte böyle olmadık sonuçlar doğurabiliyor.

Seçim sabahı, o zamana kadar iyice morarmış gözümü zorlukla açarken, kendi kendime "sonuçlara bile bakmayacağım" dedim. Sonra, sosyal medyaya göz gezdirirken, yarı açık gözümün önüne bir Ekrem İmamoğlu’nun bir görüntüsü düşüverdi: Oy vermeye gitmeden önce kahvaltıda veya ailesiyle oy verirken, tam hatırlamıyorum, öyle bir görüntü. O kayıtta, akşama ne olacağını bilemeyen, kazanma ümidinin hayal kırıklığına dönüşmesi, birden çok istediğini daha bir anladığı hedefin elinden kayıp gitmesi kaygısını yaşayan samimi bir çift göz gördüm ben. Eskisi nasıldı; geleceği nasıl olur bilmiyorum, sorgulamıyorum. Ama o kayıtta gördüğüm, gözlerinden okuduğum "akşama ne olacak ne sonuç çıkacak" endişesi idi. Kayda yarım gözle bakarken, kendi kendime söylendim: "Merak etme, akşama kazanacaksın. Bir süre bir katakulliler dönebilir ama son anda hep 'Tanrı'nın Eli' devreye girecek. Sonunda bir şekilde, ama biraz önce ama biraz sonra, sen kazanacaksın".

İmamoğlu, bambaşka bir ülkenin örneğin Yunanistan’ın “Papadopoulos” soyadlı biri de olabilirdi-ki o da “Papazoğlu” demek oluyor; içime doğan net bir öngörü, bir sezgi vardı sadece. Bilimsel gerçekliği hiçbir şekilde olmayan bir öngörü…Kim bilir, mor gözüm mü daha keskin görmeme sebep olmuştu gelecek olanı?

Hiç de futbol meraklısı bir insan değilim; nereden geldi aklıma o "Tanrı'nın Eli" nitelemesi bilmiyorum. Düşününce, Diego Maradona'nın 22 Haziran 1986'daki golü bile gözümün önüne gelmiyor açıkçası. Ancak, bu golün kaçınılmazlığı, engellenemezliği, az bir farkla sonucu değiştireceği imgesi zihnime kazınmış demek… Çok da ironik biçimde, Cumhurbaşkanı’nın kendisi 2017 referandumunda, “maçın kaç kaç bittiğini kimsenin anımsamayacağını” söylemiş ve eklemişti, “herkes, kazananı hatırlar”.

“Kazananın her şeye sahip olduğu, her şeyi aldığının” düşünüldüğü bir sistemde, elbette sadece kazanmak önemli ve herkes kazananı hatırlar, sever.

Ama hayat akıyor, devir değişiyor, kazananların da eğer varsa bir maskesi er geç düşüyor ve Efesli Heraklitos’un sularında biz yıkanamıyoruz; onun gözleriyle gördüğü, ayaklarıyla bastığı, yaşadığı topraklarda aynı satırların çevirilerini okurken, düşüncesinin rüzgarında bizler de yolculuk etmeye çalışıyoruz sadece…

Bir gün bir yerde bir son damla doluveriyor. Nedir o son damla, verilen son kurban, yaşanan son acı? Giresun’da Eynesil’de, 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan’ın şüpheli ölümü mü, bu ölümün karartılmaya çalışılması mı mesela… Hem de kendisi ölümün kıyısından geçmiş ve kanseri yenmiş bir siyasetçi tarafından karartılmaya çalışılması mı iktidar sarhoşluğu ile? Babası Şaban Vatan’ın akıl hastanesine kapatılmaya çalışılması mı mesela mahkeme kararıyla-üstelik de annesi Atika Hanım hamile olduğu ikizlerden birini tüm bu stres döneminde kaybetmişken…

Bir yerlerde bir son damla var; ama düştü ama düşecek değil, bir yerlerde bir an düşüvermiş bile.

T.S. Eliot’ın “Four Quartets/Dört Kuartet şiirinin dördüncüsünden alıntılarsak, şöyle bir dönemi yaratmaya ihtiyacımız var beyaz sayfa açılırken:

“Ve her şey iyi olacak ve
Her şeyin usulü iyi olacak”

Her şeyin iyi olması zaten biraz da ve belki de en çok da “usul meselesi”, üslup meselesi. Yoksa öyle mucizeler, kurtarıcılarla olacak iş değil “iyi olmak”. İyi olmak, beraber daha iyi olabilmeye doğru değişme çabası, emeği ve beraber değişir dönüşürken günlük hayatın mucizelerini beraber yaşanmak-işte böyle bir üslup, usul meselesi.

[1] Suphi Aytimur’un çevirisi böyle. O, “Hollow Men”i, “Oyuk Adamlar” olarak çevirmiş; bana kalırsa, “Kof Adamlar” daha bir uyuyor; ama tamamen şiiri okuduğunuz andaki ruh haline bağlı yorum aslında. Aytimur’un, Eliot şiiri çevirilerine büyük emek verdiğini de göz önünde bulundurursak, benim çevirime değil onunkine bakın derim. Ve çevirisinin pürüzsüzlüğüne, güncelliğine, akışkanlığına…30-40 yıl önce değil, daha dün çevrilmiş gibi değil mi?
 
“Bizler içi oyuk adamlarız
Bizler içi doluk adamlarız
Birlikte eğilen
Kafaları saman tıkılı. Yazık!
Kurutulmuş seslerimiz
Birlikte fısıldaşınca
Sessizdir, anlamsızdır
Yel nasılsa kuru otlarda
Ya da sıçan ayakları cam kırımlarında
Kuru kilerimizde
 
               Görünüş biçimsiz, gölge renksiz,
               Kötürüm güç, jest kımıltısız;”
 
YKY’dan alıntılarsak Aytimur’un özgeçmişini:
18 Mart 1922 tarihinde Fertek'te (Niğde) doğdu, 26 Haziran 1997 tarihinde İzmir'de akciğer kanserinden öldü. Lisede iki yıl okuduktan sonra öğrenimini bırakmak zorunda kalan Aytimur, 1940-1955 yılları arasında çeşitli kamu kuruluşlarıyla bir bankada çalıştı. 1956-1977 arası yerli ve yabancı çeşitli kuruluşlarda çevirmen olarak çalışıp emekliye ayrıldı. 1938 yılında hece ve aruzla başladığı şiir serüveninde 1943'ten sonra serbest şiire yöneldi. 1945 sonrası Ülkü ve Türk Dili dergilerinde yayımlanan şiirleriyle çıkış yaptıktan sonra çok uzun bir süre dergilerde görünmedi. 70'li yıllardan başlayarak Türk Dili, Yazı, Oluşum, Tan, Yusufçuk, Gergedan gibi dergilerde kimi şiirleri ve çevirileri yayımlandı. Hem kendi şiirlerinde hem de çeviride gösterdiği aşırı titizlik yüzünden şiirlerini ve çevirilerini çok uzun aralarla yayımlayan Aytimur, üzerinde yıllarca çalıştığı T.S. Eliot çevirileri dolayısıyla edebiyat çevrelerinde "Eliot Suphi" adıyla ünlendi. Yayımlanmış çevirileri: T.S. Eliot'tan Çorak Ülke, Dört Kuartet ve Başka Şiirler (1990), e.e. cummings'den Seçilmiş Şiirler (1993), Robert Frost'tan Ateş ile Buz (1994).

[2] Çeviri, haddimi aşarak, bana ait.

.

Facebook Yorumları

Kod8
15.4.2019
Mor gözlü bir seçim hikâyesi
6.4.2019
Bir kişi her şeyi değiştirebilir mi?
24.2.2019
Çipras'in hedefi Nobel mi?
26.12.2018
Sınırlar ve sınırsızlık
13.12.2018
Geçmişin değil geleceğin davası
4.12.2018
Gelecek geldi bile
24.11.2018
AİHM, Türkiye'ye karşı: Ne anlama geliyor?
20.11.2018
Avrupa Birliği hakkında ne düşünüyoruz?
13.11.2018
Sıra gökkuşağı dalgada
1.11.2018
Popülizme
26.8.2018
Türkiye'de insan haklarının maratoncuları
16.8.2018
Yeni dünya düzensizliği
4.8.2018
Papazı bulmak
1.8.2018
Ateşin düştüğü yer
30.7.2018
Ne anlamı var?
25.2.2018
Bu takım hangi takım?
13.2.2018
Erken seçim şartları oluşurken
3.2.2018
Görünmez davalar: Lice Davası
31.1.2018
Boğazın suları çekildiğinde
3.1.2018
Ahmet Şık: Kusurlarımızı gördüğümüz bir ayna
18.12.2017
Türk-Amerikan ilişkilerinde 'ters etki'nin adı: Brett McGurk
7.12.2017
'Milli irade' artık temsil edilmezken
5.12.2017
Kendi gönlünün efendisi düzenbaz bir hedonist
23.11.2017
Ne eşek ne zebra
18.11.2017
Ahmet Kaya ve Tahir Elçi: Aynı kaderin iki sürgünü
11.11.2017
Tahir Elçi'den "terörist" çıkartan karanlık
9.10.2017
Hayatımda tanık olduğum en korkunç kare
3.10.2017
Katalonya'da "her şeye rağmen" referandum
27.9.2017
Türkiye'nin En Mutsuz İnsanları ve Sessiz Lorke
23.9.2017
Güzel Ana
21.9.2017
Almanya 'İçişleri' Olurken, Kürtler Oldu 'Dışişleri'
13.9.2017
'Son savaşın baş aktörleri' şimdi Türkiye'de
12.9.2017
İşte ‘’Düz Dünya Tezinin" ilham kaynağı
4.9.2017
Dünya bize bir komplo
30.8.2017
"Türkçe Kürt medyasını" bitirmek
22.8.2017
Büyük Amerikan tutulması
4.8.2017
Hürriyet, Uhuvvet, Müsavat'tan Harikalar Dünyasına
30.7.2017
"Abdullah örgütünden" "Kıymalı kaşarlı terör örgütüne"
15.7.2017
Darbe kabusunun bir yılı
9.7.2017
"Yürümek" gerçek oldu
24.6.2017
'Terörist' asker mi olacak?
5.6.2017
Kaçış psikolojisi
24.5.2017
Modern mübâdele
14.5.2017
Buruk bir anneler günü
7.5.2017
İki çocuk, iki Hoca
5.5.2017
Mahalle’de son nokta
27.4.2017
Barış’ı öldürmek
24.4.2017
Her 'devrim' kendi çocuklarını yer önce
19.4.2017
Türbülans
16.4.2017
Patlama noktası
15.4.2017
Sürpriz: Perde indiğinde…
13.4.2017
Budapeşte’de popülizm savaşları
9.4.2017
Sandıktaki pusucular
5.4.2017
Kürdistan kurulurken…
2.4.2017
Karmakarışık
31.3.2017
Aslında referandumun sonucu belli
26.3.2017
16 Nisan’ın Kara Kuğusu
21.3.2017
Sistem değişikliği için yüzde kaç destek gerekir?
20.3.2017
Buharlaşan Kürt Sorunu
15.3.2017
Referandum Geçici, Ya İzleri?
8.3.2017
16 Nisan “Tarihin Sonu” mu?
22.8.2015
Barışı olmayan savaşa doğru
20.8.2015
Savaş hukuku
15.8.2015
14 yaşında AKP
13.8.2015
Ankara nasıl işliyor
8.8.2015
Drone Savaşı başladı
6.8.2015
Asker- sivil koalisyonu
1.8.2015
Rasyonel aktör
30.7.2015
Sebep ve sonuç
23.7.2015
Büyük güven krizi
18.7.2015
Her şeyin kilidi
4.7.2015
Asker- sivil ilişkileri
2.7.2015
Türkiye’nin kilidi
27.6.2015
Üst akıl
20.6.2015
Mesleki sınıra çekilmek
18.6.2015
Ankara’da son durum
13.6.2015
Ankara bildiğiniz gibi
11.6.2015
Ankara’dan bakınca gözüken
8.6.2015
Asıl demokrasi sınavı şimdi başlıyor
6.6.2015
7 Haziran seçimleri
4.6.2015
Kutuplaşmanın askerleri
30.5.2015
TIR
28.5.2015
Yolsuzluğa karşı İspanya
23.5.2015
Sandık, güven, demokrasi
21.5.2015
Sıradan vatandaşın seçim izlenimi
16.5.2015
Ölümcül karışım
15.5.2015
Popülist sistemin zaferi
9.5.2015
400
7.5.2015
Genetiği ile oynanmış medya
2.5.2015
Seçimden sonra
30.4.2015
Kalimerhaba
25.4.2015
Yas
23.4.2015
Auschwitz’in ağaran saçları
19.4.2015
Sulukule’de bir öğle vakti
16.4.2015
Entelektüelin sonu
9.4.2015
Listelerin düşündürdüğü
04.04.2015
Tetik ve medya
02.04.2015
Karanlık döneme giriş
26.03.2015
Seni sevmeyen ölsün SYRIZA
21.03.2015
Cassandra veya değil
19.03.2015
Kumarın kazananı
15.03.2015
Gücün el değiştirmesi
12.03.2015
Hakan Fidan ve Türkiye manzaraları
07.03.2015
Toksik ortam
05.03.2015
Beş çocuk
28.02.2015
İfrat, hep ifrat
26.02.2015
Çocuk ya çocuk…
21.02.2015
Kurt Adam
19.02.2015
Karnaval
14.02.2015
Şehr-i yâr
12.02.2015
Kremlinoloji
07.02.2015
Sihirbaz
05.02.2015
Milletin temsilcisi
31.01.2015
Hipokrasi, ironi ve fail
30.01.2015
Saray’dan Saray’a fark
24.01.2015
Peynir ekmek gemileri: Rusya ve Türkiye
22.01.2015
Sembolik şiddet
17.01.2015
İslamcı popülizm
15.01.2015
Son faili meçhul: İnsan hakları
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
09.01.2015
Dönüm noktası
03.01.2015
Yeni Kürt Sorunu
01.01.2015
Tarihin deney sahasında
27.12.2014
Çocuklara/ Çocuklarla savaş
20.12.2014
‘Hükümet gibi adam’
18.12.2014
Paralel evren
13.12.2014
CIA Raporu ve Türkiye
11.12.2014
Süper lider gerçeğe karşı
06.12.2014
Polislerin askerleşmesi
04.12.2014
Rusya ve Türkiye
29.11.2014
IŞİD’in asıl tehdidi
27.11.2014
Sesi duyulmayanın dili
22.11.2014
Makas ayrılırken
20.11.2014
Rusya’da Yalan Dünya
15.11.2014
"Siyaset mühendisleri"
13.11.2014
Barışın engeli
08.11.2014
Tarihten kopuş
06.11.2014
2007’ye dönüş
01.11.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
30.10.2014
Faili olmayan suçlar
25.10.2014
Kassandra Sendromu
23.10.2014
İşimiz
18.10.2014
Ortak tehdidin böldükleri
16.10.2014
Savruluş
11.10.2014
Bosnalaşmak
09.10.2014
IŞİD darbesi
04.10.2014
Kaybetmek...
02.10.2014
Kobanê
27.09.2014
Medya çölü
25.09.2014
Gölgelerle savaş
20.09.2014
İskoçya sonrası
18.09.2014
Olmak veya olmamak...
13.09.2014
Drone savaşı kapıda
11.09.2014
Bağımsız İskoçya (?)
06.09.2014
'Popüler parazit'
04.09.2014
Bukalemun
30.08.2014
Bir avuç anı
28.08.2014
Bitmeyen 19. yüzyıl...
24.08.2014
IŞİD, Amberin, Ceyda...
21.08.2014
IŞİD Devleti
16.08.2014
Yeni Türkiye Partisi
14.08.2014
Seçimin galibi popülizm
09.08.2014
Beraber zaman
07.08.2014
Siyasetin sonu
02.08.2014
Stand up politika
31.07.2014
Viyana’yı aşmak
26.07.2014
EV...
24.07.2014
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
19.07.2014
Paradoks
17.07.2014
Yolsuzluğu yenen sır
12.07.2014
Azerbaycan 'modeli'...
10.07.2014
Yeni Avrupa Ukrayna
04.07.2014
İğneyle kuyu kazmak
03.07.2014
Eğer unutursak...
28.06.2014
Biraz da adalet konuşalım
26.06.2014
Tunus'tan Hong Kong'a demokrasi meseleleri
21.06.2014
Tapeler ve ülkeler
19.06.2014
İhsanoğlu...
14.06.2014
Türkiye’nin 11 Eylül’ü
12.06.2014
Onurlu barıştan kibirli savaşa
07.06.2014
Tiananmen
05.06.2014
Çarpıtan aynalar
31.05.2014
Podemos
29.05.2014
Avrupa’nın Truva atlar
24.05.2014
Kutuplaşmanın ‘karşılığı’
22.05.2014
İnsan saymayan kutuplaşma
17.05.2014
Zehrin çarkı
15.05.2014
Türkiye’nin Çernobil’i
10.05.2014
Onur
08.05.2014
Uzun demokrasi
04.05.2014
Faili meçhul geçmişin peşinde
02.05.2014
Halkın mı, devletin mi cumhurbaşkanı
24.04.2014
Karmaşık despot
19.04.2014
Sistem değişikliğine doğru
17.04.2014
Laclau’dan dersler
12.04.2014
Dalgakıran Mahkemesi
10.04.2014
Sandık mühendisliği
05.04.2014
‘AK-Erdoğanizm’
03.04.2014
Balkon cumhuriyeti
29.03.2014
Sandık
27.03.2014
31 Mart sabahı
22.03.2014
Gayet Açık
20.03.2014
Ses kayıtları ve seçimler
15.03.2014
Karanlıktan gelen kurşun
13.03.2014
‘Saatleri durdurun...’
08.03.2014
Bir varmış bir yokmuş...
06.03.2014
‘Sıcak denizler’
01.03.2014
Tarihin doğru yeri
27.02.2014
Gelecek
23.02.2014
Dip noktaya daha var
20.02.2014
Razgildyaistvo
15.02.2014
Gökkuşağı
13.02.2014
Zamansız hikâyeler
08.02.2014
Nefret çölünde, aşk
06.02.2014
Guernica, Roboski, Ali İsmail
01.02.2014
Caravaggio
30.01.2014
Hologram halk
25.01.2014
Yanlış soru yanlış cevap
23.01.2014
Türkiye’deki Suriye savaşı
18.01.2014
Gerçek altın
17.01.2014
Ne oldu
11.01.2014
Nereye
09.01.2014
Roboski ve askerleşen siviller
04.01.2014
‘Junk thought’ kumpas
02.01.2014
Tutarlılık meselesi
29.12.2013
Ayaz
26.12.2013
Komplonun İtalyancası
22.12.2013
Komploların ardındaki gerçek
19.12.2013
Gizli açık sır: Yolsuzluk
14.12.2013
Bir ülke, iki toplum
12.12.2013
Ak- Çay
07.12.2013
Son kahraman
05.12.2013
Avromeydan
30.11.2013
Baba...
28.11.2013
Normalleşmek
23.11.2013
Sebep değil, sonuç...
21.11.2013
Ayrı dünyaların insanları
16.11.2013
Popülika
14.11.2013
İstikamet popülizm
09.11.2013
İşlemeyen devlet
07.11.2013
İçimizdeki Finlandiya
02.11.2013
Gazetecinin gözleri
31.10.2013
Kader çarkı
26.10.2013
Statükocu reform
24.10.2013
Karagöz ile Hacivat
19.10.2013
Halkçı seçkinler
17.10.2013
Yeni Beyaz Türkler
12.10.2013
Türkiye’nin aşırı sağı
10.10.2013
Bir telefon...
05.10.2013
Politik dil
03.10.2013
Düşük yoğunluklu demokrasi
28.09.2013
Doğu-Batı aksında kırılma
26.09.2013
Birleşmiş Milletler ne yapar
21.09.2013
Utandırmak
19.09.2013
Faust
14.09.2013
Dikişsiz toplum
12.09.2013
Tahakküm
07.09.2013
Mağduriyet terörü
31.08.2013
İnce bir çizgi, bir uçurum
29.08.2013
Flódni ve 5774 yılı
24.08.2013
Geleceğe dönüş: Malazgirt-2071 vizyonu
17.08.2013
Rekabetçi otoriterlerin ‘adil oyun’ sorunu
15.08.2013
Rekabetçi otoriterlik
10.08.2013
Göçmen çiçekler ve çınarlar
08.08.2013
Jeanne d’Arc, Ergenekon, El Kaide
03.08.2013
Beyaz yalanlar
02.08.2013
Palavra ve Pravda
28.07.2013
Bugün ‘sözde’ kurşun
25.07.2013
Devlerin devleti
21.07.2013
Batı ve Doğu arasında ezilmek
19.07.2013
Kayıp giden ahlaki zemin
13.07.2013
Rayından çıkan dünya
11.07.2013
Adalet ve saygı
07.07.2013
Ceyda, Kürşat Bumin ve mesleğin ahlakı
04.07.2013
Medeni
02.07.2013
Hırvatistan: Avrupa Birliği üyesi olurken bardağın boş ve dolu tarafları
29.06.2013
‘Benim çünkü biziz’
27.06.2013
Özgür ve diğerleri
23.06.2013
Brezilya ve Türkiye; neden
20.06.2013
Rusyalaşmanın bedeli
15.06.2013
Rivolta! Gezi Ruhu
15.06.2013
Betonistan
13.06.2013
Gigantomani
08.06.2013
Dış mihraklar meselesi
06.06.2013
Siyasetin Marmara Depremi
04.06.2013
Devletin Kalbi Boştu- Şiddet Dışında
03.06.2013
Tarihe bir not: Gezi Vicdandır
02.06.2013
Bugünü tarih nasıl yazacak
02.06.2013
Gezi: Vicdan meselesi
31.05.2013
‘Biz karar verdik’
26.05.2013
Gökten üç kaya
23.05.2013
Avustralya: inadına ‘çokkültürlü’
20.05.2013
Türkiye’nin Suriyesi II: Bir Mülteci Krizi Olur Mu?
18.05.2013
Savaşın gizli yüzü
16.05.2013
Başımız sağolsun Reyhanlı
16.05.2013
Türkiye'nin Suriyesi –I
13.05.2013
Şeffaflık korkusu
11.05.2013
Kayıp bir gün
09.05.2013
Azad
05.05.2013
Basın Özgürlüğü Raporlarına göre Türkiye -1-
04.05.2013
Sansürsüz vicdan
02.05.2013
Taraf ve Adalet
27.04.2013
Türkiye’deki Suriye
25.04.2013
Şiddet ve manşet
20.04.2013
Moskova ve Boston
18.04.2013
Mayıs sınavı
13.04.2013
Roman Açılımı’ndaki barış süreci ipuçları
11.04.2013
Roman Açılımı: Nereden nereye
08.04.2013
‘Âkil âkil, söyle bana’
30.03.2013
Sınır tanıyan ‘gazeteciler’
28.03.2013
Can çekişen bir meslek: Gazetecilik
23.03.2013
Hasan Cemal’e teşekkür
21.03.2013
Gazetecilerin olmadığı bir dünya
16.03.2013
Aşk ve muhabbet zamanı
14.03.2013
Macaristan’dan Tunus’a adaletsizlik
09.03.2013
VAKAD’a kapatma davası: Barışın turnusol kâğıdı
07.03.2013
Kadınlar Günü’nün iki ‘şok’ haberi
02.03.2013
Neo-Gladio
28.02.2013
No Pasarán- ¡No pasarán!- On ne passe pas!- They shall not pass!
23.02.2013
Berfo Ana’yı ‘Işığa Hasret’ bıraktık
21.02.2013
Her şeye rağmen hayat
16.02.2013
İnsanlık zinciri
14.02.2013
Davalaştırılan insanlar
07.02.2013
Can damarları
02.02.2013
Acı Bal
31.01.2013
Bir adım ötesi Tuna
26.01.2013
24 Ocak 2013, Türkiye tarihi için kara bir gündü
24.01.2013
Damak tadının idaresi
19.01.2013
Güvercinka
17.01.2013
Parrhesia
12.01.2013
‘Derin’ devlet
10.01.2013
Sadece iyi haberler
05.01.2013
Barış mümkün mü
03.01.2013
Sevgili Hocam
29.12.2012
Öğrencilerin ‘Kış Gülü Devrimi’
27.12.2012
Faili meçhul korkular
22.12.2012
Oyun değil bu işler
20.12.2012
‘Aslolan hayattır’
15.12.2012
Yasemin’den taraf
13.12.2012
Tarihin akışını tersine çevirmek
08.12.2012
Yazmanın düştüğü yer
06.12.2012
Çakma Rusya modeli
29.11.2012
Geleceğin zamanı geldi
27.11.2012
Bak Canım...’
22.11.2012
2060’a bakarken
20.11.2012
Demir Kubbe
15.11.2012
‘İnsan’ın idamı
13.11.2012
‘Kanun Benim’
08.11.2012
Tepkisel modernizm
06.11.2012
İçtihat kapısını pas...
01.11.2012
‘Hem Batı’yım hem de Doğu’
30.10.2012
Ülkenin aynası
25.10.2012
Bir avuç Don Kişot
23.10.2012
Cadılar Bayramı
18.10.2012
Dikenli güller
16.10.2012
Tarih bizim yanımızda değil
11.10.2012
Yalan dünya
09.10.2012
Kabahat kimin
04.10.2012
Hak ettiği gibi yaşamak
03.10.2012
Geleneğin İcadı
27.09.2012
Gidişat gidemeyişata
25.09.2012
Demokrasiye eksik teşebbüs: Askerleşen siviller
20.09.2012
Şekerden azınlıklar
18.09.2012
Pandora’nın Kutusu
13.09.2012
Kafalardaki sınırlar
11.09.2012
Kayıp bilginin ülkesi
06.09.2012
Kışa doğru
04.09.2012
‘Kahramanın’ dönüşü...
30.08.2012
Duvara karşı
28.08.2012
Türkiye’de aşırı sağ: Zehirli çiçek açtı
23.08.2012
Kapı duvar
21.08.2012
Kristal geometri
16.08.2012
Bir çocukluk anısı olarak savaş
14.08.2012
Giden gelmiyor, acep nedendir
09.08.2012
Gelecek geldi
07.08.2012
‘Şirin’ anarşistler
02.08.2012
Solun kurtuluşu popülizm mi
31.07.2012
Memnû
26.07.2012
İtalya ve güç kültürü
24.07.2012
İtalya: Gladio-Hançer Kültürü
19.07.2012
Sicilya düştü
17.07.2012
Mare Nostrum’dan Cosa Nostra’ya
12.07.2012
Xewn/Rüya
10.07.2012
Bulmacanın eksik parçası
05.07.2012
Hanemize ay doğdu
03.07.2012
AKP ile tarihin sonu?
28.06.2012
Engel benim
26.06.2012
Balkanlaştık bile
21.06.2012
Türkiye’nin Rodney King’i
19.06.2012
Açıkhava hapishanesi Türkiye
14.06.2012
Küçük kâinat: İnsan
07.06.2012
Farklı ve birarada: Mümkün mü
05.06.2012
Sapere Aude ve Mahir bebek
31.05.2012
İnsan yerine konmak
25.05.2012
Kıvılcım
24.05.2012
Güle oynaya savaş
18.05.2012
Görmüyor musun yanıyorum
17.05.2012
Hayatı biraz kahramanca yaşamak
11.05.2012
Tarihin gri alanları
10.05.2012
Kızgın ve kırık bir yazı
04.05.2012
Bir ‘masumiyet’ müzesi
03.05.2012
Yanlış hayat doğru yaşanmaz
27.04.2012
Avrupa’nın Truva Atları (2)
26.04.2012
Avrupa’nın Truva Atları (1)
20.04.2012
Renkli insanlar
19.04.2012
Böyle buyurdu...
13.04.2012
Geçmişle gelecek arasında
12.04.2012
Yağmurdan kaçarken...
06.04.2012
Şimdiki zamanda geçmiş (2)
05.04.2012
Şimdiki zamanda geçmiş (1)
30.03.2012
Görmek...
29.03.2012
Taşralaşmak
23.03.2012
Bir insan hakkı olarak onur
22.03.2012
Rüya yerine ‘Riyâ’
16.03.2012
Ateş üzerinde bir “Novruz” II
15.03.2012
Ateş üzerinde bir ‘Novruz’ (1)
09.03.2012
Aşırı sağın ayak sesleri
08.03.2012
4+4+4’ün arkasındaki gerçek
02.03.2012
Avrupa’dan koparken (2)
01.03.2012
Avrupa’dan koparken (1)
24.02.2012
164 yıl sonra Manifesto
23.02.2012
Cesaret ne, kabadayılık ne
17.02.2012
Bir intikam aracı olarak yargı (2)
16.02.2012
Bir intikam aracı olarak yargı (1)
10.02.2012
Dîl yarası
09.02.2012
Görünmez saraylar
03.02.2012
Kanlı Pazar, 40 yıl sonra
02.02.2012
Mefisto
27.01.2012
Girdap (2)
26.01.2012
Girdap
20.01.2012
Yükselen dalga
19.01.2012
Ateş düştü
13.01.2012
Askerleşen siviller/ sivilleşen askerler (2)
12.01.2012
Askerleşen siviller/ sivilleşen askerler (1)
06.01.2012
İnsansız hava aracı siyaset (2)
05.01.2012
İnsansız siyaset aracı (1)
30.12.2011
Masallar ve gerçekler (2)
29.12.2011
Gerçekler ve masallar (1)
23.12.2011
Avrupa’nın vicdanı öldü
22.12.2011
Barış için savaşı konuşmak
16.12.2011
Yemin billâh
15.12.2011
Kafkas Düğümü
09.12.2011
Çocukluk ve büyüklük (2)
08.12.2011
Çocukluk ve büyüklük (1)
02.12.2011
Ayna gözler (2)
01.12.2011
Ayna gözler (1)
25.11.2011
Basit sebep sonuç ilişkileri
24.11.2011
Kırılgan şeytanlar: ‘Carmen’i okumanın yolları
17.11.2011
Medya ve dekadans
11.11.2011
Dünyayı değiştiren öpücük (2)
10.11.2011
Dünyayı değiştiren öpücük (1)
04.11.2011
Zaman doğruyu gösterecek
03.11.2011
KCK, Operasyon CHAOS ve hukuk devleti
28.10.2011
Kar
27.10.2011
Van Canê
21.10.2011
Onur ve adalet (2)
20.10.2011
Onur ve adalet (1)
14.10.2011
Sistem mi insanı, insan mı sistemi
13.10.2011
Kayıp gerçeğin peşinde
07.10.2011
Yedinci ok
06.10.2011
Komplo teorimiz
30.09.2011
Kara kara bulutların ardı
29.09.2011
İnandır beni
23.09.2011
Ok ve yay
22.09.2011
Uçuruma giden yol
16.09.2011
Bir kere daha imparatorluk
15.09.2011
Mutluluk denen hayalet
09.09.2011
İsrail-Türkiye ve yeni dünya düzeni (2)
08.09.2011
İsrail-Türkiye ve yeni dünya düzeni (1)
02.09.2011
Dünyanın hükümdarı (2)
01.09.2011
Dünyanın hükümdarı (1)
26.08.2011
Çünkü yanlış (2)
25.08.2011
Çünkü yanlış (1)
19.08.2011
Miranda ve savaş
18.08.2011
Bilinmeyen dil
12.08.2011
Hayal coğrafyası
11.08.2011
Dünyanın bildiğimiz haliyle sonu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8
Emlak8.Net