Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Türkiye’de Siyâsal Düşünce Târihi


31.12.2018 - Bu Yazı 491 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kısa bir zaman evvel, emekli bir askerin açıklamalarıyla başlayan ve Türkiye’deki “sağ”ın, Soğuk Savaş devrinde NATO ile bağlantılı “karanlık” târihini gündeme getiren bir dizi tartışma doğdu. Türkiye’de “sol” bu bağlantıları eskiden beri dile getirir ve Türkiye’deki “sağ”ı topa tutardı. Ama son tartışmaların dikkât çeken tarafı, ilk defâ “içeriden” bâzı tepkileri de içermesiydi. Sâlih Tuna ve İbrahim Karagül’ün yazıları buna misâldir.

Doğrusu, Muhafazakârlık üzerine yaptığım çalışmalarda Türkiye’deki “sağ”ın, ılımlısından keskinine, bu bağ üzerine kurulu olduğunu başından beri dile getirmiş; Türkiye’de “sağ” kavramının kirli bir kavram olduğuna dâir yaklaşımımı korumuşumdur. “Muhafazakâr” olmak ile “sağda” olmak arasında bir sınır olmasının gerekliliği, dile getirdiğim diğer hususlardan birisidir. Bunu, “solda” veyâ “muhafazakâr” olduğum için savunmadım. Eleştirdiğim husus, insanların muhafazakâr olmakla sağcı olmayı kendiliğinden özdeşleştiren özensiz yaklaşımıydı .

Türkiye’de bir siyâsal düşünce birikimi veyâ târihi var mıdır? Bu suâlin en az bir kaç akademik sempozyumu dolduracak kadar tartışmaya gebe olduğunu söyleyebiliriz. Genel manâda, orijinâl sayılabilecek bir siyâsal-felsefî arkaplânı olmadığı hükmünden hareketle bu alanın küçümseme ile karşılandığı ve ihmâl gördüğü zamanların şâhidiyim. Bunun, mukayeseli bir bakışın ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Modern felsefesinin katkısıyla haşmetli bir mimâriye sâhip olan Batı Siyâsal Düşünce Târihi düşünüldüğünde ,insan hakikâten de; “Haydi canım, bizimki de düşünce târihi sayılır mı?” demekten kendisini alıkoyamıyor.

Bu küçümseyici ve yoksayıcı bakış hayli yerleşik bir mâhiyet arz ediyor. Buna mukâbil, başta Hilmi Ziyâ Ülken , Ahmed Hamdi Tanpınar, Sabri Ülgener ve Şerif Mardin gibi ustaların çalışmaları öncü bir rol oynadı. Bu öncü çalışmalar “şöyle böyle”, “eksiği gediğiyle” de olsa bizim de anlaşılmayı bekleyen ve bunu “hak eden” bir düşünce târihimiz olduğuna dâir hâneyi açık tuttu. Mete Tunçay, Orhan Okyay, Şükrü Hanioğlu, İsmâil Kara, Zafer Toprak, Taha Parla vd akademisyenler, “akım” ve “monografik” düzeyde yapılan bir çok çalışmaya imzâ attılar. En son olarak, İletişim Yayınlarından çıkan, Tanıl Bora’nın genel editörlüğünü yaptığı , bu alanda çalışmış kişilerin birikimlerini biraraya getiren ve 9 ciltten mürekkep Türkiye’de Siyâsal Düşünce başlıklı mühim bir derleme ortaya çıktı. Dahası, üniversitelerin bâzı kürüsülerinde Türkiye’de Siyâsal Düşünce Târihi Dersi okutulmaya başladı.

Evet, her ne kadar âhım şâhım felsefî derinlikler taşımasa da, en azından bir “ideolojik akımlar” târihi olarak nitelendirilebilecek bir müktesebât var. Elbette bâzı sıkıntılar devâm ediyor. Çalışılan alanlar, akademik ilgilerden çok ideolojik yakınlıklardan neşv-ü nemâ buluyor. Yâni, ağırlıklı olarak; sağcılar, muhafazakârlar , solcu veyâ sosyalistler kendilerine yakın alanları veyâ kişileri çalışıyorlar. Belki de “içeriden anlamak” bâbından bunun hayra yorulabilecek tarafları vardır. Buradaki sıkıntı, “tarafsızlık” dengesinin tutturulmasında karşılaşılabilecek zorluklardır. Bunun “dışarıdan anlama”yı esas alan çalışmalarla dengelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabiî ki, “dışarıdan anlamanın” da “yargılayıcı” olmak riskini unutmadan..

Diğer bir husus, bizâtihi ayrışmış akımlar veyâ monografik sınırlar içinde kalarak yapılan çalışmaların kaçınılmaz olarak Düşünce Târihini ansiklopedizme mahkûm etmesiyle alâkalı görünüyor. Hâlbuki, Türkiye’de Siyâsal Düşüncenin en hayâtî taraflarından birisinin de “kültürel geçişler”le bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Eğer akademik-entelektüel açıdan bir sıçrama olacaksa burada olacaktır. Kültürel geçişler ,yüzeydeki basit ayrımları aşan derin bağları görmeyi mümkün kılıyor. Bu da Merhûm Hocalarımız Sabri Ülgener ve Şerif Mardin’in başlattığı,ama arkası pek de gelmeyen “târihsel-kültürel” temelde “zihniyet târihi” çalışmalarını hem bir eksiklik olarak görmemizi hem de onlara özenmemizi sağlıyor. Hâsılı, zihniyet iklimlerinin târihi doyurucu bir şekilde çalışılmadan, “karşılıklar” ve “kültürel geçişler” anlaşılamadan Siyâsal Düşünce Târihi çalışmalarının yoğunlaşması ansiklopedik bir obezite doğurmaktan başka bir işe yaramayacağı anlaşılıyor.

İkinci bir husus ise, düşüncelerin ve akımların şekillenmesinde başat rolü oynayan, pek çoğu devşirilmiş hâkim ideolojik paradigmaların toplumsallaştırıcı etkisini ve aralarındaki kültürel süreklilikleri anlamakla alâkalı görünüyor. İnsanlar “solcu” veyâ “sağcı” olmayı nasıl ve nereden öğrendiler? Bu, bir vahiy veyâ ilham konusu değildi. “Gelenekten hareket etmek” veyâ tersine “gelenekten kopmakla” da sınırlı olmayan karmaşık süreçlerdir bunlar. Herkes solcu veyâ sağcı olmayı “birilerinden” ,”bir yerlerde” ve “bir şekilde” öğrendiler.. Bu “öğrenme” ve “olma” süreçlerinin sıkı bir şekilde anlaşılması gerekiyor.

Tek yanlı olarak Türkiye’de “sağcılığın”ın târihinin “kirli” bir târih olduğunu söylemek yetmiyor. Bu solcuları rahatlatmamalıdır. Eğer “kirli” bir târih varsa, bu sağcılar kadar solcuları da tedirgin etmelidir. Eğer “kirlenme” varsa bu kapsayıcı ve bulaşıcı bir süreçtir. Eğer NATO Türkiye’de sağcıları şekillendirip kullandıysa, solcuları da şekillendirip kullanmasının önünde bir engel de yok demektir. Bâb-ı Âli’nin, Cağaloğlu’nun kıraathaneleri ile Beyoğlu’nun kafe ve meyhaneleri üzerinde dolaşan bulutlar aynı bulutlar değil miydi? Ve, “bizim evde” ,aynı silâhla , aynı günün sabâhında bir “Ülkücü” genç, akşamında da “Devrimci” bir genç toprağa düşmüyor muydu?…

.

Facebook Yorumları

Kod8
31.12.2018
Türkiye’de Siyâsal Düşünce Târihi
24.12.2018
Sualler, cevaplar ve ihtimaller
20.12.2018
Avrasya ve Akdeniz…
6.12.2018
Bilgi obezitesi
3.12.2018
Fikirler ve eylemler…
29.11.2018
Deliler…
26.11.2018
Düşmanlık tesisi
15.11.2018
I.Dünya Savaşı bitti mi?
12.11.2018
Yaşama sevinci
8.11.2018
Siyaset, popülizm ve vasatlar
5.11.2018
Kadına şiddet
1.11.2018
Toprak…
11.10.2018
Kötülük yarışı
8.10.2018
Tecritçilik ve Türkiye’nin yolu
4.10.2018
Bağımlılığın serencâmı
1.10.2018
Öznenin nesnesi, nesnenin nesnesi
28.9.2018
Küreselleşmenin sonu…
24.9.2018
Endişeli düşünceler…
20.9.2018
Soçi sonrası
17.9.2018
Öz ve biçim üzerine…
13.9.2018
Rusya; Quo Vadis?
10.9.2018
Tahran Zirvesi’nden sonra
6.9.2018
Buharlaşma…
3.9.2018
Amerikan sosyalizmi mi?
30.8.2018
Kahramanlar ve körler
27.8.2018
Herkes oradaydı...
23.8.2018
Bir western hikâyesi
20.8.2018
ABD kötülüğü seçti(2)
16.8.2018
ABD kötülüğü seçti (1)
13.8.2018
Dünyânın düşündürdükleri..
9.8.2018
21. Asrın sonuna doğru…
2.8.2018
CHP dogmatizmi…
30.7.2018
Delilik
16.7.2018
15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…
12.7.2018
Dönüşüm
5.7.2018
Tarafsızlık
28.6.2018
Seçim ve sonrasına dair
18.6.2018
Siyasetten soğumak
14.6.2018
G7 ve ABD-Kuzey Kore anlaşması
4.6.2018
Siyasal kısırlık ve muhalefet
31.5.2018
Ahlaki isyan ve isyan ahlakı
28.5.2018
Para oyunları
24.5.2018
Demokrasi
17.5.2018
İşler karışıyor, tablo değişiyor
14.5.2018
İstanbul: Siluet ve muhit
10.5.2018
Post oryantalizm
7.5.2018
Siyasal hikâyeler
30.4.2018
Sistem değişiminin düşündürdükleri
26.4.2018
Parametreler
23.4.2018
Dünyadan savrulmak
16.4.2018
Adâletin bu mu dünyâ?
12.4.2018
Kimyasal…
9.4.2018
Acılar, sevinçler ve geçişler…
5.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (2)
2.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (1)
29.3.2018
Erken final yok
26.3.2018
Mare Nostrum
22.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri (2)
19.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri(1)
15.3.2018
Şahinler savaşı başlıyor…
12.3.2018
Evrenselcilik ve yercilik
8.3.2018
Bir entelektüel hesaplaşma
5.3.2018
Körlük
1.3.2018
Saçmalama ve aşırılaştırma
26.2.2018
Iskalama…
22.2.2018
Kirli savaş
19.2.2018
Kökler
12.2.2018
Kâhinler ve hikâye anlatıcılar
8.2.2018
ABD algısı
29.1.2018
İmzalar ve bildiriler
25.1.2018
Satılık fikirler…
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
4.9.2017
Sun’î sistem dışı hareketler
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
23.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
1.5.2017
Bir cân için…
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8