Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Bek’a mı, ekonomi mi?


11.2.2019 - Bu Yazı 162 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 31 Mart târihinde yapılacak yerel seçimlerin odaklandığı soru bu…Ak Parti ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifâkı , “Bek’a” diyor. CHP, İYİ Parti ve SP’nin oluşturduğu Millet İttifâkının cevâbı ise “ekonomi”..İki tez üzerinden çetin tartışmalar yapılıyor.

Biz soruyu biraz değiştirerek meseleye yaklaşalım: Genel seçimlerin “genel”, yerel seçimlerin ise “yerel” kalabilmesi mümkün müdür? Biraz daha somutlaştırarak soralım: Eğer iktidarda olan; yâni bir evvelki genel seçimleri kazanmış olan bir parti, yerel seçimlerde kaybederse ne olur? Genel seçimler yenilenir mi? Bu sorunun kâğıt üzerindeki cevâbı, süreçlerin ayrı olduğu; yerel seçim ile genel seçimin farklı değerlendirilmesi gerektiğini söyler. Ama pratikte bunun böyle olmadığını görebiliriz. Bir defâ genel seçimleri kazanmış, ama yerel seçimleri kaybetmiş olan iktidar partisinin, hem moral motivasyonu gerilemiş hem de yönetsel etkinliği budanmış olur. Muhalefet de boş durmayacak, yereldeki başarısını genele taşımak için bastıracaktır.

Cumhûr İttifâkı, yerel seçimlere dâir açıklamalarında, 31 Mart târihinin Türkiye için kritik olduğunu, bir bek’a meselesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ısrarla söylüyor. Yâni daha baştan, yerel seçimleri sâdece yerel kalmadığını, ulusal meselelerle birlikte ele alınmasını ve vatandaşların bu hassasiyetle hareket etmesini savunuyor. Muhalefet Bloku, bunun doğru olmadığını; AK Parti’nin hızla zayıfladığını; bunu ört bas edebilmek için bek’a meselesini ön plâna çıkardığını iddia ediyor. Millet İttifâkı seçimin yerel bir seçim olduğunu, siyâsal bir trajediye taşınmaması gerektiğini ileri sürüyor. Onlara göre esasta ekonomik meseleler, vatandaşların geçim dertleri vardır.

Bu tartışmaların, seçmenlere, hangi sâikle oy vereceğini belirlemeye mâtuf olduğu âşikâr. Başat sâik olarak ekonomiyi ortaya koymanın, üzerinde çalışılarak söylenmiş olmadığını düşünüyorum. Burada îmâ edilen iktidârın ekonomi siyâsetlerinden duyulan hoşnutsuzluksa, bunun hesaplaşması yerel seçim olamaz. Farzedelim ki Millet İttifâkı yerel seçimleri ezici bir çoğunlukla kazandı. Belediyelerde kurduğu iktidâr Türkiye’nin ekonomi siyâsetlerini mi değiştirecek? Elbette ki hayır. Yerel ekonomilerde sınırlı bir etkisi olabilecek böyle bir başarı, ekonomik meseleleri hâlledecek değildir. Bu hususlarda muhalefet partilerinin adayları neyi, ne kadar vaad edebilir ki? Vatandaşlar, belediyelerden ekonomik meselelerini halledecek bir kapasiteyi bekleyecek kadar saf değildir herhâlde.

Muhalefet partileri, her ne kadar yerel seçimlerin yerel kalması, bek’a gibi trajik bir alana kaydırılmaması gerektiğini ifâde ediyorsa da; arzuladığı başarıyı gösterirse, 1 Nisan’dan başlayarak genel seçimlerin erkene alınması için bastırmakta tereddüt etmeyecektir.

Kanaatimce seçmenler açısından ne bek’a meselesi ne de ekonomik meseleler birincil derecede rol oynuyor. Seçmenlerin bir kaç dereceli düşündüğünü zannediyorum. İlki evet, ekonomik. Ama muhalefetin zannettiği manâda değil. Belediyelerin kontrol ettiği, ihâlelerden istihdama, rant alanlarının, belli kültürel ağlar üzerinden nasıl paylaşılacağıyla ilgilenen kesimler var. Belediye hizmetleri bu paylaşımın fonksiyonu. İsim isim aday tartışmaları ve kavgaları bu paylaşıma dâir hesapları düşündürüyor. Mevcut paylaşımlardan rahatsız olanlarla, bunun devâmından yana olanların çatışması bu. Bu çatışma parti tanımıyor. Partiler arası olduğu kadar; belki ondan daha fazla olarak parti içi kavgalara da sıçrıyor. İkinci sâik, daha tabana doğru, yaşadığı çevrede günlük hayât sıkıntılarını gözeten kesimler için geçerli. Onlar verilen hizmetlerin neyin fonksiyonu olduğundan ziyâde, pragmatik düzeyde kalitesiyle ilgileniyor. Üçüncü sâik ise büyük çoğunluklar için ideolojik bağlılık. Bu bağlılık, ne ekonomi ne de hizmet kalitesi ile alâkadar. Onlar için seçim yerelmiş, genelmiş fark etmiyor. Gözü kapalı oy veriyorlar.

31 Mart seçim neticelerinin bu üç sâik etrafında şekilleneceğini düşünüyorum. İlk sâikle yönlendirilen seçmenler uygun adayları bulursa seçime asılacaklar. Bulamadılarsa ya seçimleri asacak, veyâ adaylarını transfer eden başka partilere yanaşacaklardır. İkinci sâikle hareket edenler, eğer mevcutlardan rahatsız olsalar bile, bunu hemen tepkiye dönüştürmeyecek, alternatiflerin mâliyetini de ayrıca hesaplayacaklardır. Onların zihinlerinde bir yerlerde tercihlerinin genel istikrar üzerinde hangi tesirler doğuracağı da hesaplanacaktır.

Doğrusu, bu seçimlerin çok da sarsıcı - en azından muhafetin arzu ettiği kadar- neticeleri olacağını zannetmiyorum. Orta büyüklükteki bir şehirde, Belediye Başkanlığını A Partisi kaybedip, B Partisi kazanabilir. Meselâ AK Partili bir belediyeyi İYİ Parti veyâ CHP alabilir. Ama bunun tersinin de yaşanacağı yerler olacaktır. Bu irili ufaklı belediyelerde görülebilecek sıfır toplamlı bir oyundur. Ama bana göre, esas mühim olan İstanbul’dur. İstanbul’u bütün temâyülleri ile hesaplayabilen ve kazanan yoluna devâm eder…

.

Facebook Yorumları

Kod8
14.2.2019
Kent estetik’i
11.2.2019
Bek’a mı, ekonomi mi?
4.2.2019
Büyük Beyaz…
28.1.2019
“Hasta Kıt’a” Avrupa’nın entelektüelleri
24.1.2019
Fay hatları
31.12.2018
Türkiye’de Siyâsal Düşünce Târihi
24.12.2018
Sualler, cevaplar ve ihtimaller
20.12.2018
Avrasya ve Akdeniz…
6.12.2018
Bilgi obezitesi
3.12.2018
Fikirler ve eylemler…
29.11.2018
Deliler…
26.11.2018
Düşmanlık tesisi
15.11.2018
I.Dünya Savaşı bitti mi?
12.11.2018
Yaşama sevinci
8.11.2018
Siyaset, popülizm ve vasatlar
5.11.2018
Kadına şiddet
1.11.2018
Toprak…
11.10.2018
Kötülük yarışı
8.10.2018
Tecritçilik ve Türkiye’nin yolu
4.10.2018
Bağımlılığın serencâmı
1.10.2018
Öznenin nesnesi, nesnenin nesnesi
28.9.2018
Küreselleşmenin sonu…
24.9.2018
Endişeli düşünceler…
20.9.2018
Soçi sonrası
17.9.2018
Öz ve biçim üzerine…
13.9.2018
Rusya; Quo Vadis?
10.9.2018
Tahran Zirvesi’nden sonra
6.9.2018
Buharlaşma…
3.9.2018
Amerikan sosyalizmi mi?
30.8.2018
Kahramanlar ve körler
27.8.2018
Herkes oradaydı...
23.8.2018
Bir western hikâyesi
20.8.2018
ABD kötülüğü seçti(2)
16.8.2018
ABD kötülüğü seçti (1)
13.8.2018
Dünyânın düşündürdükleri..
9.8.2018
21. Asrın sonuna doğru…
2.8.2018
CHP dogmatizmi…
30.7.2018
Delilik
16.7.2018
15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…
12.7.2018
Dönüşüm
5.7.2018
Tarafsızlık
28.6.2018
Seçim ve sonrasına dair
18.6.2018
Siyasetten soğumak
14.6.2018
G7 ve ABD-Kuzey Kore anlaşması
4.6.2018
Siyasal kısırlık ve muhalefet
31.5.2018
Ahlaki isyan ve isyan ahlakı
28.5.2018
Para oyunları
24.5.2018
Demokrasi
17.5.2018
İşler karışıyor, tablo değişiyor
14.5.2018
İstanbul: Siluet ve muhit
10.5.2018
Post oryantalizm
7.5.2018
Siyasal hikâyeler
30.4.2018
Sistem değişiminin düşündürdükleri
26.4.2018
Parametreler
23.4.2018
Dünyadan savrulmak
16.4.2018
Adâletin bu mu dünyâ?
12.4.2018
Kimyasal…
9.4.2018
Acılar, sevinçler ve geçişler…
5.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (2)
2.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (1)
29.3.2018
Erken final yok
26.3.2018
Mare Nostrum
22.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri (2)
19.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri(1)
15.3.2018
Şahinler savaşı başlıyor…
12.3.2018
Evrenselcilik ve yercilik
8.3.2018
Bir entelektüel hesaplaşma
5.3.2018
Körlük
1.3.2018
Saçmalama ve aşırılaştırma
26.2.2018
Iskalama…
22.2.2018
Kirli savaş
19.2.2018
Kökler
12.2.2018
Kâhinler ve hikâye anlatıcılar
8.2.2018
ABD algısı
29.1.2018
İmzalar ve bildiriler
25.1.2018
Satılık fikirler…
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
4.9.2017
Sun’î sistem dışı hareketler
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
23.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
1.5.2017
Bir cân için…
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8