Taner AKÇAM

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi


22.10.2018 - Bu Yazı 612 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Soykırım, kitlesel katliamlar gibi konularda sıkça sorulan bir soru vardır: Her hak ihlalinde müdahale edilemeyeceğine göre, bu tür katliamlara hangi durumlarda müdahale edilmelidir? Bir sınır var mıdır, varsa nedir?

Konuya kesin cevap vermek pek mümkün değildir ama ünlü siyaset bilimci, filozof Michael Walzer’a atfedilen, fakat kökü çok eskilere giden bir deyiş tekrarlanır: Eğer ihlal, ‘insanlık vicdanını şoka uğratacak’ boyutlarda ise müdahale edilmelidir.

İnsanlığın vicdanını şoka uğratacak eylem nedir, sorusunun da kesin bir cevabı yok tabii ki...

Ama gene de bir sınıra işaret ediyor.

İddiam odur ki, Kaşıkçı cinayetinin böyle ‘şok edici’ bir boyutu var. ‘İnsanlık vicdanından”’ çok daha ötede, insanların toplu olarak bir arada yaşamaları konusunda yarattıkları tüm değer ve kurumları, özellikle devletin devlet olarak var olmasına ilişkin en temel kuralı yıkan, bu anlamda ‘şoka uğratan”’ bir cinayet bu…

Konu hakkında basında çıkan yazılarda bu ‘şok edici’ boyutun altı yeteri kadar çizilmiyor. Cinayet, devletlerin bilebildiğimiz benzeri cinayet ve usulsüz davranışlarından bir başkası olarak görülüyor ve onlarla kıyaslanıyor.

Örnek olarak verebileceğim bir yazı Sayın Oya Baydar tarafından kaleme alınmış. Baydar, tüm yazısını Kaşıkçı cinayeti ile Osman Kavala’nın tutuklanmasını üzerine kurmuş ve bu iki olayı kıyaslayarak aralarında büyük bir fark olmadığını iddia ediyor. Baydar’a göre ortada ‘nitel değil sadece nicel fark’ var.

Benim iddiam tam aksi yönde, bu iki olgu arasında ciddi bir nitelik farkı vardır. Kaşıkçı cinayetinin, bir tek Kavala olayı ile değil, devlet eliyle işlenmiş birçok başka cinayetten de nitelik olarak farklı tarafı vardır. ‘Şok’ kavramını kullanmam da bu nedenle...

Kavala olayında bir ‘ihlal”’ söz konusudur. ‘İhlal’ iddiası ise ancak bir ‘normalin’ varlığının kabulü üzerinden yapılabilir. Yani Kavala’nın tutuklanmasına itiraz edebilmemiz için bir ön varsayımımız olmak zorunda.

Bu ön varsayım da şudur: Hukuk sistemi dediğimiz bir sistem vardır, bu sistem bazı kurallara göre işler ve herkes de bunu kabul eder. Devlet denen yapı bu hukuk kurallarına dayanır ve devlet, eğer birilerini gözaltına alacak ve/veya tutuklayacaksa, bunu kabul edilmiş kurallara göre yapmak zorundadır.

Osman Kavala’nın bir yıldır içerde tutulmasına yaptığımız itiraz, bu temel ilkelere riayet edilmediği, bir ihlalin söz konusu olduğu itirazıdır. Aynı kurallara bağlı olmasını istediğimiz karşı tarafa, ‘kurallara uy’ uyarısı veya eleştirisinde bulunuyoruz.

Kaşıkçı olayında olmayan budur. Veya daha doğrusu, Kaşıkçı cinayeti, Kavala konusunda, varlığı tartışmasız kabul ettiğimiz ve eleştirimizin temelini oluşturan bir ilkenin dinamitlenmesidir. Bir devlet, normal olarak yapmasını beklediğimiz bir şeye uymamanın ötesinde, bu normali dinamitlemektedir.

Elbette, tek bir örnekten kalkarak böyle bir fark inşa etmek zordur. Kaşıkçı cinayetinin de üstü örtülebilseydi, bildiğimiz diğer sıradan cinayetlerden birisi olacağı iddia edilebilir. Fakat ben cinayetin bir konsoloslukta hem de fazlasıyla göstere göstere işlenmiş olmasında, bu cinayeti işleyenlerin, devletin devlet olarak nasıl davranması gerektiğine ilişkin normu dinamitlemeyi göze aldıklarını okuyorum.

Konuyu bir başka kavramla anlatayım: Güven.

Kavala’nın tutukluluk süresine yaptığımız itiraz, kurulmuş bir güven ilişkisini ön varsayar. Bu güven ilişkisinin tesis edilmiş olduğu var sayılmadan, bu itiraz yapılamaz. Söz konusu olan güven, bir toplumu oluşturan bireylerle devlet arasında kurulmuş sosyal-siyasal güvendir, antlaşmadır. Devlet, vatandaşlarıyla yaptığı bir güven sözleşmesi sayesinde onlar adına hareket eder.

Antik Yunan’dan günümüze devlet felsefesi üzerine yapılan tüm tartışmaların esası da budur. Belki, Aydınlanma dönemine kadar bu güven ilişkisi daha çok kişiler veya dinler etrafında veya tarafından kurulmuştu ve Aydınlanma ile birlikte bu güven kurum ve kurallara devredildi. Ama sonuçta her dönem için, farklı temellendirilse bile, devletin varlığını sürdürebilmesi için güven ilişkisi esastır.

Güveni, düşünmeye bile gerek görmeden kabul ettiğimiz alışkanlıklar olarak tanımlayabiliriz. Lokantaya yemek, bankaya para işleri için, devlet dairesine evrak almak için gidersiniz. İstediğiniz serviste eksik, hata veya yanlışlıklar varsa, beklenti ve alışkanlıklarınıza denk düşmediği için, itiraz edersiniz.

Yani topluluk olarak bir arada yaşamak ve günlük hayatımızı organize edebilmek için karşımızdaki kişi veya kurumun nasıl davranacağı konusunda herkes tarafından kabul edilen bir normalliğin yaratılmış olması gerekir.

Normallik bir itimada dayanır ve bu itimat sonucu karşınızdakinin nasıl davranacağını önceden kestirebilirsiniz. Normallik, itimat ve önceden kestirebilirlik olmadığı durumlarda ortak yaşam da mümkün değildir. Devlet dediğimiz yapının esası budur.

Kaşıkçı cinayeti ile ortadan kalkan işte bu yapıdır, iddiasındayım. Bu nedenle, benzerlerinden esasta farklıdır, diye düşünürüm. Konsolosa evrak almaya giden kişi parçalarına ayrılmaz. Devlet dairesine işlem yapmaya giden vatandaş öldürülmez.

Devletlerin, işledikleri cinayetlerde dahi bu güven ilişkisini bildikleri ve esas aldıklarını söyleyebiliriz. Kuralların varlığı ve onlara uyulması gerektiği bilinir. Riayet edilmediği durumlarda, saklama, gizleme ve inkâr etme yollarına başvurulur. Nitekim Suudiler da bu yola gitmeyi deneyeceklerdir ama bence artık çok geç.

Kitlesel imhalarda bile bu güven kuralının titizlikle korunmaya çalışıldığı kanaatindeyim. Güven ilişkisi esas alınarak, imha edilecek grubun güvenilmez olduğu önceden ilan edilir. Yani imha edilecek topluluk önceden bilinir hale getirilir ve niçin güvenilmez oldukları anlatılır.

Onlar vücuttaki kanserli hücre, zararlı unsur veya böcektirler vb. ve devlet ile vatandaşı arasında kurulan güven ilişkisi çemberi dışına çıkartılmaları gerekir.

Naziler, Yahudileri imha etmeden önce, Alman vatandaşı olanları vatandaşlıktan çıkarttılar. Doğu Avrupa Yahudileri ise zaten vatandaşları değil ‘düşman’ idiler. Benzeri uygulama Ermeni Soykırımı’nda da yapıldı. Ermeniler, toplu olarak devletin koruma garantisi altına alınan grup olmaktan çıkartıldı. Devletin ve onun sadık vatandaşlarının varlığı için tehdit telakki edildiler.

Yani devletler, bu tür cinayetleri işlerken bile, vatandaşı olarak tanımladığı insanlarla yarattığı ‘güven ilişkisini’ korumaya özen gösterirler. Naziler Alman ırkından vatandaşlarıyla, Osmanlı-Türk yöneticileri Müslümanlarıyla kurduğu güven ilişkisini esas aldılar. Kaşıkçı cinayetinde ise, soykırımlarda bile korunmaya dikkat edilen bu ilke imha edildi. Devletin kendi varlık gerekçesi sorgulandı.

Kavala örneğinde, “nasıl olur da bir insan sorgusuz sualsiz bu kadar tutuklu kalır”, derken, devlet denen kurumun, vatandaşlarıyla kurduğunu varsaydığımız güven ilişkisine dayanarak itirazımız yapıyoruz. Yani eleştirimiz, devletle yapmış olduğumuz sözleşmenin kendisine değildir; sadece devletin bu sözleşmenin gereğini yerine getirmediğinedir.

Kaşıkçı cinayetindeki fark buradadır. Suudiler, belki bilerek ve hesap ederek, belki pervasızlıkları nedeniyle, devlet denen kurumun temel varlık ilkesini dinamitlemişlerdir. ‘Öteki’ veya ‘hain’ olarak ilan etmedikleri bir vatandaşlarını, bir evrak vermek için konsolosluğa çağırmış ve parçalarına ayırmışlardır. Bundan sonra her vatandaş, kendi konsolosluğuna giderken, “öldürülüp parçalarıma ayrılabilirim” endişesine kapılma hakkına sahiptir.

Bu nedenle, ben devletlerin vatandaşları ile kurdukları güven ilişkisini sorgulayacak bu tür bir uygulamaya seyirci kalmayacaklarını tahmin ediyorum. Alınacak tavrı yeterli bulmayabiliriz ama hangi tavır alınırsa alınsın, bunun devlet-vatandaş güven ilişkisinin sarsılmasının engellenmesi için yapılacağı kesindir.

“Hiçbir şey olmaz unutulur gider” de denebilir. Doğrudur, belki de öyle olur ama bu cinayetin, eğer bir tavır alınmazsa, en azından modern toplumlarda devlet-toplum ilişkilerinde uzun dönemde doğması olası bir krizin en önemli habercilerinden birisi olacağını söyleyebilirim. İnsanlık, bir devlet etrafında güven ilişkisi yaratmazsa kendi geleceğini koruyamaz. Ve devletler, bu güven ilişkisi olmadan varlıklarını sürdüremezler. Kaşıkçı olayı bundan dolayı benzerlerinden ayrılıyor.

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet'i ve Atatürk’ün Birinci Cumhuriyet'i: Kuvvetler Birliği, Suriye Politikaları ve Tarihle Yüzleşme
22.10.2018
Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi
20.9.2018
Orta Doğu kördüğümü için alternatif çözüm: Türkiye İsrail ortaklığı
17.8.2018
“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri
2.8.2018
Birinci Cumhuriyet esas alınıp İkinci Cumhuriyet'e muhalefet yapılamaz
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
14.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
17.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8